{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/743 <br>KARAR NO: 2024/1524<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2023/329 <br>KARAR NO: 2024/32<br>KARAR TARİHİ: 24/01/2024 <br>TALEP: Yargılamanın İadesi<br>KARAR TARİHİ: 27/11/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Yargılamanın iadesini talep eden vekili dava dilekçesinde özetle; Mahkemenin 2009/263 E. sayılı dosyasında taraflar arasında imzalanan 01/09/2008 tarihli sözleşmenin süresinden önce ve haksız fesih nedeniyle müvekkilinin kar kaybına uğradığını 20.000,00 TL istihkak alacağının bu alacağın doğduğu tarihten itibaren, 20.000,00 TL yoksun kalınan kar tazminatının ise sözleşmenin feshi tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talebiyle açılan davanın yapılan yargılama sonucunda 2013/288 K. sayılı karar ile \"kar mahrumiyeti tazminatı talebinin reddine\" karar verildiğini, ilgili kararın Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2014/10085 E. 2015/6939 K. sayılı ve 27/10/2015 tarihli ilamı ile onandığını, karar düzeltme talebinin Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2016/3834 E. 2018/3906 K. sayılı ve 03/07/2018 tarihli ilamı ile reddedildiğini ancak yoksun kalınan kar mahrumiyeti tazminatı talebinin reddine neden olan hususun dava dosyasına atanan esasında bu alanda ehil ve gereken uzmanlığa sahip olmayan HMK 285. Maddeye göre 1 hafta içerisinde aldığı dosyayı görevlendirme yapan mahkemeye iade etmek yerine gerçeğe aykırı, kasıt ve ağır ihmal içerecek ve müvekkili firma aleyhine kar mahrumiyeti tazminatı talebinin reddine dair verilen hüküm ile zarara neden olan bilirkişi raporunu hazırlayan Bilirkişi Prof. Dr. ... olduğunu, mahkemenin 07/02/2013 tarihli celse kararıyla seçilen Yüksek İnşaat Mühendisi Prof. Dr. ...'nın \"...\" uzmanlığı olmadığını, İstanbul İli 2013 Yılı Hukuk Muhakemeleri Bilirkişi Listesinde \"Sıra No ..., Başvuru No ..., Meslek: İnşat Yüksek Mühendisi ve Uzmanlık Alanı: Betonarme Yapılar, Yapısal Yangın Güvenliği, İnşaat Sözleşmeleri, Taşkın Kontrolü Barajlar, Sulama, Kurutma\" olarak görüldüğünü, bu bilgilere göre Madenci Görüşü dahil olmak üzere Bilirkişi Prof. Dr. ...’nın dava dosyasında bilirkişilik yapabileceği herhangi bir uzmanlık alanı bulunmadığını, açıklanan nedenle bilirkişi raporu mahkemece müvekkili aleyhine kurulan hükme esas alındığından ve anılan bilirkişi kanunen geçersiz olan raporu nedeniyle müvekkili aleyhine hüküm kurulmasına sebebiyet verdiğinden kar mahrumiyeti tazminatı talebinin reddine ilişkin kararın kaldırılmasının yasal bir zorunluluk olduğunu, bilirkişinin HMK 275. maddeye göre \"yemin ederek\" aldığı işin uzmanlık alanına girmediğini öğrendiği andan itibaren 1 hafta içerisinde mahkemeye bildirmek ve dosyadan çekilmek zorunda olduğunu, oysa bilirkişi Prof. Dr. ... işi iade etmediği gibi işi alırken yaptığı yeminin ise \"yalan yemin\" haline geldiğini, bu nedenle HMK'nın m.375/1-f \"Bilirkişi veya Tercümanın, Hükme Esas Alınan Husus Hakkında Kasten Gerçeğe Aykırı Beyanda Bulunduğunun Sabit Olması (HMK m. 374, 375/1-f ve ilgili maddeleri)\" uyarınca yargılamanın yenilenmesi sebebinin oluştuğunu beyan ederek, yargılamanın yenilenmesi talepli davanın kabulü ile kısmi 20.000 TL kar kaybı yönünden açılan ve uzman bilirkişilerce tespiti yapılarak, ıslahla ileride artırılacak tüm dava değerinin, talep edilen kar mahrumiyeti tazminatı zararı ve diğer zarar alacağının fatura edilecek tutar, işlemiş olan yasal faizi ve tüm mahkeme ve vekalet ücreti ile birlikte hesap edilerek, davalıdan alınarak, davacı firmaya verilmesine ilişkin karar vermesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının bu aşamada itiraz ettiği bilirkişinin 07/03/2013 yılında seçildiğini ve 2018 yılında hüküm kesinleşmiş olup, yargılamanın yenilenmesi talebinin 17/05/2023 tarihinde yapıldığını, davacı iddialarına gerekçe olarak da 2013 yılı bilirkişi listesinin gösterildiğini, davacının beyanları esas alındığında dahi öğrenme tarihinin on yıl öncesi olması nedeniyle yargılamanın iadesini talep süresinin geçtiğini, davanın esasına veya bilirkişinin doğru alanda uzmanlığı olmadığına ilişkin itirazların yargılamanın iadesi gerekçeleri arasında bulunmadığını beyan ederek, yargılamanın iadesi talebinin reddini, hiçbir hakkı olmadığı halde kötüniyetli dava açan davacı hakkında HMK 329/2 uyarınca üst sınırdan disiplin para cezası uygulanmasını talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; ''Dava, HMK'nun 374 ve devamı maddelerine dayalı olarak ileri sürülen yargılamanın iadesi istemine ilişkindir. Mahkememizin 2009/263E sayılı dosyasının incelenmesi neticesinde 19/11/2013 tarih  2013/288K sayılı karar ile davacının İstihkak alacağına ilişkin istem yönünden davanın kabulüne, fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak koşuluyla 20.000,00.-TL istihkak alacağının dava tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, kâr mahrumiyetine ilişkin istem yönünden davanın reddine karar verildiği  kararın, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2014/10085E-2015/6939K sayılı ve 27.10.2015 tarihli ilamı ile onandığı., anılan bu ilama karşı karar düzeltme talebinde bulunulduğu  Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2016/3834E – 2018/3906K sayılı ve 03.07.2018 tarihli kararı ile karar düzeltme talebine ilişkin tüm taraf taleplerinin reddine karar verildiği, kararın 03.07.2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu anlamda anılan dosyada yargılamanın yenilenmesinin HMK 174 kapsamında dava edilebileceği anlaşılmıştır. HMK 375/1-f maddesine göre  \"Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması.\" halinde  yargılamanın yenilenmesinin istenilebileceği aynı maddenin 2. fıkrasında ise \"Birinci fıkranın (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde yargılamanın iadesinin istenebilmesi, bu sebeplerin kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyet kararı ile belirlenmiş olması şartına bağlıdır.denilmiştir.  375 inci maddenin birinci fıkrasının (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde, ceza mahkûmiyetine ilişkin hükmün kesinleştiği veya ceza kovuşturmasına başlanamadığı yahut soruşturmanın sonuçsuz kaldığı, tarihten itibaren üç ay ve her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır.  denilmiştir. HMK' nın 379. maddesinde ise yargılamanın iadesi talebi üzerine mahkemenin, tarafları davet edip dinledikten sonra; talebin kanuni süre içinde yapılıp yapılmadığını, yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılması istenen hükmün kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olup olmadığını,  ileri sürülen yargılamanın iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olup olmadığını, kendiliğinden inceleyeceği ve bu koşullardan birinin olması halinde hakimin davayı esasa girmeden reddedeceği belirtilmiştir. Mahkememizce 27.09.2023 tarihli celsede davacı vekiline \"Bilirkişinin gerçeğe aykırı bilirkişi raporu düzenlediği iddiasına yönelik davacı vekiline bilirkişinin kasıtlı hareket ettiğini gösterir varsa delillerini sunmak üzere\" süre verilmiş, davacı vekili 06.10.2023 tarihli yazılı beyan dilekçesi sunmuştur. Davacı vekili tarafından 24.01.2024 tarihli celsede bilirkişi Prof. ... ile ilgili yürütülen ceza soruşturması, kovuşturması bulunmadığından bahisle beyanda bulunulmuştur. Bilirkişinin Mahkememizin 2009/263E sayılı dosyasında hükme esas alınan bilirkişi raporu hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun her hangi bir ceza mahkumiyeti ile sabit olmadığı, bilirkişi hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığı gibi bu yönde soruşturma yapılmasına dair suç duyurusunda dahi bulunulmadığı anlaşılmakla HMK'nın 375. maddesinde sayılan yargılamanın iadesi sebeplerinin dosya kapsamında oluşmadığı değerlendirilerek HMK 379/2 maddesi uyarınca esasa girilmeden davanın usulden reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Yargılamanın iadesini talep eden davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; yargılamanın iadesi talepli dava dilekçesindeki açıklamalarını tekrar ederek, son celse mahkeme hakiminin ivedilikle huzurdaki davayı, sözlü yargılamaya geçmeden, bunun için süre isteyip istemediğini sormadan HMK'nın 184 ve 186. maddelerine aykırı olarak usulden reddettiğini, adil yargılanma hakkı ile hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, gerekçeli kararda \"...bilirkişi hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığı gibi bu yönde soruşturma yapılmasına dair suç duyurusunda dahi bulunulmadığı anlaşılmakla...\" denilmekte ise de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu 2020/179104 Sor. - 2021/11246 Karar ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, bu karara itiraz edilmesi üzerine İstanbul 11.Sulh Ceza Hakimliği 2012/1599 D.İş sayılı karar ile itirazın reddedildiğini, soruşturma dosyasında delil yokluğundan değil kanuni dayanak bulunmaması sebebiyle bilirkişi hakkında ceza kovuşturmasına başlanamadığını ve soruşturmaya devam edilemediğinden kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı verildiğini, yani gerek savcılık gerekse ceza hakimliğinin kararında sorumluluğun İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde olduğu, mahkemenin yerine geçerek karar verilemeyeceği gerekçesine dayandığını, bu durumda ise HMK'nın 375/2 maddesi gereğince ceza mahkemesi kararı aranmayarak, bilirkişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu iddiasının mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Dava, yargılamanın iadesi istemine ilişkindir. Yargılamanın iadesi, yargılama hataları ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan hukuki yoldur. 6100 sayılı HMK'nın 374. maddesine göre yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir.HMK'nın 375. maddesinde yargılamanın iadesi sebepleri sayılmış olup bunlar;\"a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hâkimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmî makam önünde ikrar edilmiş olması.e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması.g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması.ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması.i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması.\" halleridir.Yine aynı maddenin 2.fıkrasında ise 1. fıkranın (e), (f) ve (g) bentlerindeki hallerde yargılamanın iadesinin istenebilmesinin, bu sebeplerin kesinleşmiş bir ceza mahkumiyet kararı ile belirlenmiş olması şartına bağlamıştır. Ayrıca delil yokluğundan başka bir sebeple ceza kovuşturmasına başlanamamış veya mahkumiyet kararı verilememiş ise ceza mahkemesi kararı aranmayacağı ve bu takdirde dayanılan yargılamanın iadesi sebebinin, yargılamanın iadesi davasında öncelikle ispat edilmesi gerektiği açıklanmıştır. HMK'nın 377.maddesinde göre yargılamanın iadesi süresi; \"ç) 375 inci maddenin birinci fıkrasının (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde, ceza mahkûmiyetine ilişkin hükmün kesinleştiği veya ceza kovuşturmasına başlanamadığı yahut soruşturmanın sonuçsuz kaldığı\" tarihten itibaren üç ay ve her halde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır.Yasa'nın  379. maddesinde; \"(1) Yargılamanın iadesi talebi üzerine mahkeme, tarafları davet edip dinledikten sonra; a) Talebin kanuni süre içinde yapılmış olup olmadığını, b) Yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılması istenen hükmün kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olup olmadığını, c) İleri sürülen yargılamanın iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olup olmadığını, kendiliğinden inceler. (2) Bu koşullardan biri eksik ise hâkim davayı esasa girmeden reddeder\", Yasa'nın 380. maddesinde ise; \"İnceleme sonunda, dayanılan yargılamanın iadesi sebebi sabit görülürse, yeniden yargılama yapılarak ortaya çıkacak duruma göre verilmiş olan karar onanır veya kısmen yahut tamamen değiştirilir...\" hükmüne yer verilmiştir.Yasal düzenlemeler uyarınca mahkemece 379. madde uyarınca ön inceleme yapılması, eksiklik mevcut ise esasa girmeden davayı reddetmesi, aksi halde 380. madde uyarınca esasa dair inceleme yapması gerekmektedir. Yargılamanın iadesi, nihai bir kararın (nihai kararlar içinde de kesinleşmiş bir kararın) gözden geçirilmesini, denetlenmesini sağlaması bakımından geniş anlamda bir kanun yolu olmakla ve Kanun'da sistematik olarak kanun yolları arasında düzenlenmekle birlikte, aslında kesinleşen kararı yeniden ele almaya yarayan ve dava şeklinde görülen bir hukukî çaredir... Yargılamanın iadesi yolu, kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulan istisnai bir yoldur. Bu sebeple yargılamanın tekrarlanmasının mümkün olmadığı, o konuda yeniden mahkemeye başvurulamayacak, şeklen ve madden kesinleşmiş hükümlere karşı yargılamanın iadesi istenebilir. Eğer mahkeme kararı henüz şeklen kesinleşmemişse veya şeklen kesinleşmiş olsa dahi maddi anlamda kesin hüküm oluşturmuyorsa yeniden ele alınıp incelenmesi mümkünse yargılamanın iadesi yoluna gidilemez. Çünkü ya henüz kesinleşmiş bir karar yoktur, bu sebeple başvuru imkanları tüketilmemiştir veya kesinleşse dahi kararın başka şekilde yeniden ele alınıp incelenmesi mümkündür. (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.III, s.2324,2325) Yargılamanın iadesi bir dava olarak dilekçe ile iptali istenen hükmü veren mahkemeden istenir. Dava dilekçesinde aranan koşulların bu dilekçede de bulunması ve mahkemede yeni bir dava gibi esas numarası verilmesi gerekir. Hükmü veren (vermiş olan) mahkemenin idari veya kanuni bir tasarrufla kaldırılmış veya işin esası ile ilgili karar vermek görevinin değiştirilmesi durumunda bunun yerine geçen mahkemeye başvurmak gerekir (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Prof. Dr. Baki Kuru, Av. Burak Aydın, C.II, S.1551). Yargılamanın iadesi talebi, kendisine karşı bu yola başvurulan kararın verildiği mahkemeden talep edilecektir (m. 378/1). Yargılamanın iadesi talebi bir dava niteliğindedir. Bu sebeple yargılamanın iadesinin gerektirdiği özellikler dikkate alınarak bir davanın açılmasında verilmesi gereken dilekçe verilecektir. Yargılamanın iadesi bir dava açarak ileri sürülebileceğinden dava şartları ve davaya ilişkin genel hükümler geçerli olacak, yapılması gereken diğer işlemler yapılacaktır. Yargılamanın iadesi talebinin dava dilekçesi şeklinde düzenlenmesi gerekir. Bu dilekçede bulunması gereken unsurlara yer verilecektir. Ancak, içeriğinde talebin bir yargılamanın iadesi talebi olduğu belirtilmeli ve buna uygun açıklamalar yapılmalıdır. Dava açılmasına ilişkin kurallar uygulanarak, bu konudaki gerekli tüm işlemler yerine getirilmeli, gerekli harç ve giderler ödenmelidir. Mahkemece talep edilirse ayrıca bu konudaki teminat da yatırılmalıdır (m. 378/2). Yargılamanın iadesinde talepte bulunan, diğer tarafı karşı taraf olarak göstermeli, üçüncü kişilerin bu yola başvurması halinde ise ilk davanın tarafları karşı taraf olarak belirtilmelidir (Pekcanıtez Usul Cilt.III, s.2343,2344). Somut dosyada, istemin ayrı bir esasa kaydedildiği, harcın ikmal edildiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesindeki anlatımlara göre yargılamanın iadesini talep eden, işbu talebini HMK'nın 375/1.f bendinde yer alan \"Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması\" hükmüne dayandırmaktadır. Bilirkişinin veya tercümanın, kasıtlı olarak gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı ile belirlenmiş olması, yargılamanın iadesi sebebidir. Bunun için, ceza mahkemesinin bilirkişiyi veya tercümanı yargılamanın iadesi istenen hukuk davasındaki beyanının veya verdiği raporun gerçeğe aykırı olması nedeniyle cezaya mahkum etmiş olması ve bilirkişinin raporunun o hukuk davasında verilen hükme esas alınmış  olması gerekir. Yalan tanıklık yapan (veya yalan bilirkişilik veya tercümanlık yapan veya yalan yere yemin eden) kişi hakkında, delil yokluğundan başka bir sebeple (mesela, af, tanığın ceza ehliyetini yitirmesi, ölmesi veya gaip olması nedeniyle) ceza kovuşturmasına başlanamamış veya karar verilememiş (veya hükmün açıklanması geri bırakılmış) ise, yargılamanın iadesini isteyen taraf doğruca hukuk mahkemesinde yargılamanın iadesi davası açabilir. Bunun üzerine, hukuk mahkemesi, ilk önce (ön sorun olarak; m.l63 vd.) tanığın beyanının (veya bilirkişinin beyanının veya karşı tarafın ettiği yeminin) yalan olup olmadığını inceler; yalan olduğunu tespit ederse, o zaman yargılamanın iadesi davasının esasına girerek davayı esastan karara bağlar (m.375/2.c.2 ve 3) (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.II, S.1540). Bilirkişinin veya tercümanın kasten gerçeğe aykırı rapor vermiş veya beyanda bulunmuş olması gerekmektedir. Buna karşılık ihmal veya bilgisizlik nedeniyle rapor verilmiş olması, yargılamanın iadesi sebebi sayılmamıştır. Özellikle tarafların süresi içinde bilirkişi raporuna itiraz edebilmesinin mümkün olması bunu gerekli kılmaktadır (Pekcanıtez Usul Cilt.III, s.2333). Somut olayda, yargılamanın iadesini talep eden vekili, İstanbul C.Başsavcılığına, bilirkişi ... hakkında yargılamanın iadesi talebine konu İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/263 E. sayılı dosyasında ağır kasıt ve ihmali ile gerçeğe aykırı beyanda bulunarak mahkemeyi yanılttığı ve görevi kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılması için şikayette bulunmuştur. Mahkemece her ne kadar ilgili evraklar celp edilerek incelenmemiş ise de, yargılamanın iadesini talep eden vekili tarafından istinaf dilekçesi ekinde sunulan belgeler incelendiğinde; İstanbul C.Başsavcılığı (Memur Suçları Soruşturma Bürosu) tarafından yapılan yapılan soruşturma neticesinde 2020/179104 Sorş. 2021/11246 K. sayılı 27/01/2021 tarihli kararı ile; \"...Bilirkişi raporlarının kesin bir kanaat içermediğinin ve ilgili hakimin bu raporla sıkı sıkıya bağlı olmadığının bilinen bir gerçek olduğu, Bilirkişiler tarafından mahkemeye sunulan asıl rapor ve ek raporlara karşı davanın taraflarınca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 281. maddesi uyarınca süresinde itiraz edilip yeni bilirkişi atanması talebinde bulunulabileceği gibi, mahkeme hakiminin de aynı yasanın 282. Maddesi gereğince bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe (rapora sıkı sıkıya bağlı kalmaksızın) değerlendireceğinin açık olduğu,Bilirkişi raporlarının isabetli olup olmadığı konusunda Cumhuriyet Başsavcılığımızca bir değerlendirme yapılmasının yargılamaya müdahale etme anlamına da gelebileceği hususlarıyla birlikte, Mahkemece yapılan yargılama sırasındaki delillerin değerlendirilmesinin mahkemeye ait olduğu, bilirkişilerin raporlarında kasıt olmaksızın da hataya düşebilecekleri, bilirkişi raporuna tarafların itiraz edebileceği, ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılmakta olan bir yargılama ile olarak mahkemenin yerine geçilerek karar verilmesinin hukuken mümkün olmadığı, mahkemece yapılan yargılama sırasında veya sonrasında suç işlendiği düşüncesi hasıl olduğunda Cumhuriyet Başsavcılığımıza suç duyurusunda bulunulabileceği, bununla birlikte adı geçen şüphelinin görevini kötüye kullandığı ve gerçeğe aykırı rapor düzenlediğine dair soyut iddia dışında delil bulunmadığı gibi suçun yasal unsurlarının da oluşmadığı...\" gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilmesi üzerine İstanbul 11. Sulh Ceza Hakimliği 2021/1599 D.İş sayılı ve 16/03/2021 tarihli kararı ile; \"...Cumhuriyet savcılığı, soruşturma sonucunda elde edilen delilleri değerlendirerek kamu davası açmayı gerektirir nitelikte yeterli şüphe olup olmadığını toplanan delilleri değerlendirerek takdir etmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. İddiaya konu bilirkişilik görevinin kötüye kullanılması suçlaması açısından ise; dosya kapsamı itibariyle bilirkişi şüpheli TCK 6 anlamında kamu görevlisidir. Soruşturma konusu olayda alınan bilirkişi raporu takdiri delil olup, mahkemece serbest olarak değerlendirilecek bir delildir. Bilirkişinin hukuki yorumu ise hakimi bağlamamaktadır. Dosyaya sunulan bu takdiri delil ile \"mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat\" olan suçun unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği sabit olmakla, soruşturmanın genişletilmesine gerek görülmediği ve kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmadığı, bu haliyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu...\" gerekçesiyle itirazın reddine dair kesin olarak karar verilmiştir. 5271 sayılı CMK'nın 170.maddesinde; \"(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.  (2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler... \" CMK'nın 172.maddesinin 1.fıkrasında; \"(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir...\" CMK'nın 173.maddesininn 3.fıkrasında; \"Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir...\" hükümleri yer almaktadır. Yukarıda yer verildiği üzere İstanbul C.Başsavcılığı tarafından bilirkişinin görevini kötüye kullandığı ve gerçeğe aykırı rapor düzenlediğine dair soyut iddia dışında delil bulunmadığı gibi suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Yine bu karara itiraz üzerine İstanbul 11. Sulh Ceza Hakimliğince suçun unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği sabit görülerek itiraz reddedilmiştir. Davacının yargılamanın iadesi sebebi olarak ileri sürdüğü bilirkişinin kasten gerçeğe aykırı rapor düzenlediği iddiasının HMK 375/2 gereği kesinleşmiş bir ceza mahkumiyet kararı ile belirlenmemiş olduğu, ayrıca kararlarda açıkça soyut iddia dışında bir delil olmadığına, suçun yasal unsurlarının oluşmadığına işaret edildiği yani \"delil yokluğundan başka bir sebeple ceza kovuşturmasına başlanamamış veya mahkumiyet kararı verilememiş\" olması şartının da somut olay yönünden gerçekleşmediği, bu durumda yargılamanın iadesi koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, mahkemece verilen karar HMK'nın 374 vd hükümlerine uygundur. HMK'nın 379.maddesi uyarınca hakimin ileri sürülen yargılamanın iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olup olmadığını kendiliğinden inceleyeceği şayet kanunda yazılı sebeplerden biri değil ise davayı esasa girmeden reddedeceği düzenlenmiş olup yargılamanın iadesini talep eden davacı tarafından ileri sürülen yargılamanın iadesi sebebi HMK'nın 375/1.f bendinde yer alan \"Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması\" halidir. Ancak bilirkişi hakkında gerçeğe aykırı rapor düzenlediğine dair soyut iddia dışında delil bulunmadığı gibi suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararla \"kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması\" koşulunun somut olay yönünden gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece tahkikat aşamasına geçilmeden davanın usulden reddine karar verildiği hususu da dikkate alındığında, yazılı yargılama usulünde tahkikatın sonuçlanması halinde uygulanacak olan HMK'nın 184 ve 186.maddelerine aykırılık hali oluşmadığı gibi adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmediği, kararda kamu düzenine aykırılık bulunmadığı, istinaf sebeplerinin açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı kanaatine varıldığından yargılamanın iadesini talep eden vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Yargılamanın iadesini talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Yargılamanın iadesini talep eden tarafından yatırılan istinaf başvuru ve istinaf karar  harcının Hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin, yargılamanın iadesini talep eden üzerinde bırakılmasına, 4-Yatırılan gider avansından kalan kısmın yargılamanın iadesini talep edene ilk derece mahkemesince iade edilmesine, 5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 27/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cb422825ec004273","SID":"11e42184b96812c8"}}