{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/713 Esas<br>KARAR NO:2024/1825 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2019/992 Esas- 2021/746 Karar<br>TARİH:26/10/2021<br>DAVA:Tazminat<br>KARAR TARİHİ: 21/11/202<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirket bünyesinde ... işlemleri gerçekleştirdiğini, ... numarası ile 25/11/2016 tarihinden beri toplamda 66.616 USD'lik forex işlemi gerçekleştiren müvekkilinin davalı şirkete 5 adet talimat verdiğini, davalı şirketin müvekkilinin talimatlarının yerine getirmediğini, davalı aracı kurumun ayın gün aynı saatte aynı talimatı başka bir müşteri için gerçekleştirdiğini, bu şekilde müvekkilinin kar kaybına uğradığını, davalı tarafa mail göndererek bilgi istediğini, kendisine cevap verilmediğini,emirlerin gerçekleşmemesi nedeniyle teminatının düştüğünü, bu nedenle 7.500 USD daha teminat yatırmak zorunda kaldığını ancak teminatının açık kalan işlemler nedeniyle yine de %20'nin altına düştüğünü ve teminatını kaybettiğini beyanla  müvekkilinin mahrum kaldığı kar olarak 7.500 TL ve kaybettiği teminat olarak 7.500 TL'nin faizi ile davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 17/11/2020 tarihli dilekçesiyle 7.500 TL olan mahrum kalınan karını 16.658,90 TL olarak, 7.500 TL olarak talep ettiği zararını ise 210.943,50 TL olarak ıslah etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının ticari amaçla işlem yaptığını, tüketici olmadığını, bu nedenle tüketici mahkemesinin görevsiz olduğunu, belirsiz alacak davası açılmasında bir hukuki yararın bulunmadığını, davacının iddia ettiği fiyatın piyasada oluşmadığını, fiyat sağlayıcı firmanın elektronik ortamdaki anlık hatasından kaynaklandığını,  davacının kaldıraçlı işlemlere ilişkin yaşanan fiyat farklılıklarını bilmesine rağmen risk alarak hesabına daha çok teminat yatırdığını, kendi kusuruyla mevcut zararın, (mahrum kaldığı karın) daha da artmasına kendisinin sebebiyet verdiğini, müvekkili şirketin SPK'nın düzenlediği ve denetimine tabi olduğu yasal mevzuat çerçevesinde yatırımcılarına destek olduğunu, davacının aksi yöndeki tüm iddialarının asılsız olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 26/10/2021 tarih 2019/992 Esas- 2021/746 Karar sayılı kararında;\"Dava tazminat davasıdır. Uyuşmazlık davacı tarafın bildirdiği ayıplı hizmet iddiasından doğan zararın tespiti ve tazmini hususlarında toplanmaktır. ...Yapılan yargılama, toplanan deliller, tarafların dilekçe ve beyanları ile duruşma esnasındaki sözlü açıklamaları, aldırılan raporlar hep birlikte değerlendirildiğinde, öncelikli incelenmesi gereken hususun davalı sistemlerinde talimatların gerçekleşmemesi nedeniyle açık bulunup bulunmadığı böylece eğer gerçekleşmişse davacı zararı ile davalının eylemleri arasında bir illiyet bağı olup olmadığıdır. Ancak öncelikle mahkememizce neden karşı görevsizlik kararı verilmediği hususuna değinmek gerekecektir.Bu noktada HGK'nun 2017/11-2348 esas 2019/82 karar sayılı ilamındaki gerekçesine göre sözleşmede belirtilen amacın da gözetilmesi gerekir.Hukuk Genel Kurulu kararında belirtildiği üzere taraflar arasında yapılan kaldıraçlı alım satım işlemleri çerçeve sözleşmesinin 1. maddesinde sözleşmenin ticari amaçlı hizmet sunulacağı belirtildiğinden davacının ticari amaçla hareket ettiğinden tüketici olmadığının kabulü gerekir. (Ankara BAM 13. HD  2021/878  2021/854) Somut olayda davacının da  hesap özetlerindeki işlem sayıları, işlem hacmi ve soruşturma dosyasındak, beyanları dikkate alındığında, davacının dava konusu işlemi kar etme amacı ile yaptığı anlaşılmakla mahkememizin görevli olduğu anlaşılmıştır.Görev hususuna değinildikten sonra uyuşmazlığın kilit noktası olan davacının talimatlarının gerçekleşmemesi nedeniyle davalının kusurunun olup olmadığı, var ise davalının hangi zarardan sorumlu olduğu hususları incelenecektir. Bu hususun anlaşılması amacıyla davacının yaşadığı sürecin ortaya konulması gerekmektedir. Dava dilekçesinde değinildiği gibi davacı davalı şirket nezdinde bulunan hesabında toplam beş adet talimat vererek belli miktarlar altına düşmesi halinde mevduatındaki dövizin satılması talimatını verdiği, bu talimatlardan üç tanesinin  gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.Davalı kurum talimat işlemlerinin gerçekleşmemesinin kaldıraçlı alım satım işlemlerinin gerçekleştiği özel durumlarda tezgahüstü piyasalarda yaşanabilecek fiyat sapmaları veya işlemlerin karşılanması konusunda sorun yaşanmasının piyasa normları içerisinde kaldığını, bu durumun sözleşmenin 9. Maddesinde taraflar arasında kararlaştırıldığını, davacı tarafça iddia edilen fiyatlamanın anlık bir hatadan kaynaklandığını, piyasada bu yönde bir fiyatlamanın oluşmadığını savunmaktadır.Mahkememiz dosyasında iki kök iki de ek rapor olmak üzere toplam dört rapor ve bir uzman görüşü yer almakta, bu görüşler farklı mütalaalar içermektedir. İlk rapor ile uzman mütalaası arasında bulunan görüş ayrılıkları için aldırılan son heyet raporu mahkememizce hüküm kurmaya elverişli ve daha önceki raporlar arasındaki çelişkileri giderir nitelikte görülmüştür.Davacının talepleri zarar ve kar mahrumiyeti olmak üzere iki farklı kalemden oluşmaktadır. Öncelikle davacının kar mahrumiyetine dair talebine değinmek gerekecektir. Gerek davacı gerekse davalı davacının sistem üzerinden gerçekleştirdiği talimatın sistem tarafından şartları oluşmasına rağmen gerçekleşmediği konusunda hemfikirdir.Şöyle ki talimatların verildiği ve gerçekleşmediği taraflar arasında ihtilaf konusu değildir.Davalı anlık piyasa koşulları itibariyle talimatın gerçekleşmediğini savunmakta ise de bilirkişi raporunda haklı olarak belirtildiği üzere aracı kurum olan davacının müşteri ekranına yansıttığı emri gerçekleştirmesi gerekir. Bu nedenle davacının gerçekleşmeyen emir nedeniyle 16.658,90 TL kardan mahrum kaldığı hususunda bir şüphe yoktur. Kar mahrumiyetine böylece değinildikten sonra, davacının uğradığı zarara değinilmesi gerekir. Davacı kendisi ile dava dışı şahıslar arasında eşitlik ilkesine aykırı olarak işlemler gerçekleştirildiği iddiasındadır. Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davalı kurumun da aralarında bulunduğu aracı kurumların kendi müşterileri içinde farklı gruplandırma yapabildiği, müşteri gruplarına farklı fiyat tarifeleri uygulayabildiği açıktır. Bu durum eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmemektedir. Öte yandan davacının iddia ettiği zararın gerçekleşmeyen işleme dair olmadığı da ortadadır. Şöyle ki davacı talimatın gerçekleşmediğini bilmesine rağmen işlemini kapatmadığı, işlemi sürdürme niyetiyle teminatını tamamladığı, pozisyonu itibariyle daha az kar ve ya daha az zarara rağmen kapatma imkanı varken bunu tercih etmediği, ve hafta sonuna bu işlemlerle girdiği, böylece dava konusu riski aldığı görülmektedir. Davacının talimatın gerçekleşmemesi nedeniyle işlemini kapatması halinde pazartesi stopout işlemine muhatap olmayacağı raporda da açıkça belirtildiğinden davalıya kusur izafe edilmemiştir.Hal böyle iken meydana gelen bir zarar var ise bu zarar ile davalı arasında uygun illiyet bağı oluşmadığı, davacı zararının kendi tam kusurlu hareketine dayandığı, davalı şirket sistemine zarar yönünden izafe edilebilecek herhangi bir kusur tespit edilemediğinden davacının  zarar yönünden davasının haksız olduğu anlaşılmış ve davanın zarar yönünden reddine, ancak davacının talimatının gerçekleşmemesi yönünden davalının kusurunun bulunması sebebiyle kar mahrumiyeti yönünden davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir...\"gerekçesi ile ''1-Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, Davacının kar mahrumiyetine dair talebinin kabulü 16.658,90 TL tazminatın 01/10/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Davacının teminat tutarına dair 210.943,50 TL yönünden talebinin REDDİNE '' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı aracı kurum bünyesinde yaptığı Foreks işlemleri neticesinde mahrum kaldığı kar ve davalının haksız eylemi sebebiyle ödediği teminat tutarının iadesi talepli işbu davanın öncelikle Tüketici Mahkemelerinde ikame edildiğini, İstanbul 7. Tüketici Mahkemesi'nin 2018/599 E. ve 2019/609 K. sayılı ilamı ile verilen \"görevsizlik kararı\" üzerine, dosyanın İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görüldüğünü ve Yerel mahkemece \"kısmen kabul\" kararı verilerek mahrum kalınan kar talebinin kabulüne, zarar (teminatın yatırılmasının akabinde davalı tarafından yapılan otomatik kapama işlemi nedeniyle mahrum kalınan kar) talebinin reddine karar verildiğini ve teminatın iadesine ilişkin herhangi bir karar verilmediğini, söz konusu kararın hukuka aykırı olduğunu;İşbu davada tüketici mahkemelerinin görevli olduğunu, ticari davaların mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrıldığını, işbu davanın konusunun TTK'nın  4/1. maddesi bentlerinde sayılan mutlak ticari davaların konusuna girmediğini, aynı maddeye göre nispi ticari davaların, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları olduğunu, bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olmasının gerekli olduğunu, bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olmasının veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılmasının, davanın ticari dava olması için yeterli olmadığını; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılmasının, davanın niteliğini ticari hale getirmeyeceğini, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlediğini, davalı taraf için işin ticari nitelikte olmasının davayı ticari dava haline getirmeyeceğini, müvekkilin söz konusu ilişkide tüketici olarak kabul edilmesi gerektiğini; Sermaye piyasası kurulu başuzman hukukçusu, ...'in \"Yatırım Hizmet Ve Faaliyetlerinden Yararlanan Yatırımcıların Tüketici Sıfatının Belirlenmesi\" isimli doktora tezinde \"Sermaye piyasası araçlarına ister yatırım, ister korunma (hedging), isterse alım satım arasındaki marjdan kâr elde etme amaçlı olarak yatırım yapsın, bireysel yatırımcılar -hatta daha da genişleterek genel müşteriler ve bazı profesyonel müşteriler- bu amaçlarını yerine getirmek için bir sermaye piyasası kurumundan yatırım hizmet ve faaliyeti aldıkları noktada herhangi bir hizmetin tüketicisi gibi tüketici sıfatını haiz olurlar.\" şeklinde belirtildiği üzere; yatırım işlemlerini kar elde etme amacıyla yapmış olması halinde dahi yatırımcının tüketici olarak kabul edilmesi gerektiğini; Söz konusu doktora tezinin devamında ise, aracılık sözleşmelerinde olduğu üzere, sermaye piyasası kurumu ile kurulan hizmet ilişkisinin, yasal bir zorunluluktan ileri geldiği, yetkili sermaye piyasası kurumu ile sözleşme akdedilmeksizin sermaye piyasasında işlem yapabilmenin mümkün olmadığı, dolayısıyla kişinin, hizmet alımı için akdettiği sözleşmeyi yaptığı sırada amacı ticari veya mesleki olmaktan ziyade, yasal bir zorunluluğun gereğini yerine getirmek olduğunun belirtildiğini, bu nedenle anılan İstanbul 7. Tüketici Mahkemesi'nin 2018/599 E. Ve 2019/609 K. Sayılı kararın gerekçesinin kabul edilemez olduğunu; Aynı şekilde ticari olmayan bir işlem için sözleşmeye ticari amaçla yapıldığının yazılmasının, kanunda tüketici lehine getirilen hükümlerin uygulanmasına engel olacağından haksız şart olarak değerlendirilmesi gerektiğini, Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelikte yer alan; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarının haksız şart olduğunu (4/1-c), tüketiciyle kurulan sözleşmelerde yer alan haksız şartların kesin olarak hükümsüz olduğunu (7/1), düzenlemelerin de açıkça bu sonucu gerektirdiğini, kaldı ki bir kimsenin tacir olup olmadığı, faaliyetinin ticari olup olmadığının kişilerin sözleşmeye yansıttıkları iradeye göre değil, faaliyetlerinin yasalar karşısındaki nitelendirilmesine göre belirlenmesi gerektiğini, aksi takdirde tüketicinin korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerinin sözleşmelere konulacak gerçeğe uymayan ticari veya mesleki kelimeleriyle kolayca berteraf edilebilmesine zemin hazırlanmış olacağını;Bu bağlamda, sırf kar elde etme amacıyla yapılan işlemlerin ticari amaç içerdiğinin kabul edilmesinin yerinde olmadığını, özel kullanım amacıyla satın alınan bir otomobilin de ikinci el piyasasında mâl oluş fiyatının üzerinde satılabildiğini, bu satıştan dolayı hem bir kazanç elde edilmesi hem de mâl oluş değerinin tüketiciye geri gelmesinin söz konusu olabildiğini, bunun ticari amaç olarak kabul edilmesi halinde; otomobil satın alırken, ikinci el piyasasında daha fazla kazanç sağlayacağı marka ve model tercih eden ve nihayet bu satıştan dolayı mâl oluş değerini elde edebilen bir kişinin de tüketici sayılamaması gerektiğini, bunun da kabulünün mümkün olmadığını;Doktrinde de yatırımcının bir bankadan veya aracı kurumdan finansal hizmet alması durumunda, yatırımcının tüketici sıfatına sahip olduğu ve tüketici mahkemesinde dava açabileceğinin kabul edildiğini, Mahkemece gerekçe olarak kabul edilen Hukuk Genel Kurulu kararının, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2348 E., 2019/82 K.) İçtihadı Birleştirme Kararı olmadığından hukuken bağlayıcılığının bulunmadığını, söz konusu HGK kararından sonra; işbu dava ile aynı konuya ilişkin açılmış davalarda Tüketici Mahkemeleri tarafından verilen kararların Yargıtay tarafından onanmış olduğunu, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi  2019/638 E., 2020/3753 K.), açıklanan nedenlerle işbu davada görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi olup; görevsiz mahkeme tarafından verilen kararın kamu düzeni gereğince kaldırılması ve dosyanın görevli mahkeme olan Tüketici Mahkemelerine gönderilmesi gerektiğini; Yerel mahkemece, mahrum kalınan kar talebinin kabulüne karar verilmişse de, teminatın yatırılmasının akabinde davalı tarafından yapılan otomatik kapama işlemi nedeniyle mahrum kalınan kar (zarar) talebinin reddine karar verildiğini, teminatın iadesine ilişkin talep hakkında ise herhangi bir karar verilmediğini, müvekkilinin emrinin gerçekleşmemesine rağmen işlemi kapatmaması ve işlemi devam ettirmek için teminat yatırması halinin, davalının sorumluluğuna engel olamayacağını; Yerel Mahkemenin müvekkilinin bahse konu emrinin gerçekleşmediği halde işlemi kapatmadığı ve işlemi sürdürmek için aracı kuruma teminat yolladığı, bu nedenle pozisyonu daha az bir kar veya zararla kapatma imkanı varken kapatmaması sebebiyle Pazartesi günü Stop-Out işlemine tabi tutulduğunu, eğer ki işlemi kapatsa idi Stop-Out  işlemine tabi olmayacağı bu nedenle davalının zarardan sorumlu tutulamayacağı şeklindeki tespitinin yerinde olmadığını, uzman mütalaasına itiraz dilekçesinde belirtildiği gibi, müvekkilinin pozisyonları zarar etmeye başladığı noktada dahi pozisyonları açık tutmaya çalışmasının hatta açık tutmak için (Stop-out olmaması için ) 7.500 USD teminat yatırmasının müvekkilinin makul tedbirler almadığını değil aksine sistemde bir aksaklık yaşanması sebebiyle emrinin gerçekleştirilmediği düşüncesi ve bu aksaklığın davalı aracı kurumca giderileceği inancı ile hareket ettiğinin, dolayısıyla iyi niyetli olduğunun bir göstergesi olduğunu;Müvekkilinin talimatlarının davalı aracı kurum tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle zarara uğradığı süreçte davalı kuruma e-mailler gönderdiğini ve müşteri hizmetlerini de defalarca aradığını, bu durumun da müvekkilinin alabileceği her türlü tedbiri aldığının ancak davalı aracı kurumun gerekli özeni göstermediğinin bir kanıtı olduğunu, ayrıca; Yatırım Hizmetleri Ve Faaliyetleri İle Yan Hizmetlere İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ'in  \"Kaldıraçlı işlemlerde emir iptali\" başlıklı 29.maddesinin 1.fıkrasının (b) bendinde; \"İşlem platformunda meydana gelen teknik bir sorun nedeniyle ortaya çıkan müşteri mağduriyetinin giderilmesi amacıyla\" emirlerin iptal edilebileceği hükmüne yer verildiğini, ancak davalı aracı kurumun bu yöndeki müşteri emirlerini iptal etme ve değiştirme yetkisine sahipken herhangi bir işlem yapmadığını ve müvekkilinin zarara uğramasına göz yumduğunu, bu noktada asıl kusurlu olanın teknik sorun sebebiyle müşteri emirlerini iptal etme yetkisine sahip olan davalı aracı kurum olduğunu; Bunun yanında davalı aracı kurum kullandığı MT4 İşlem Platformundaki USD/TRY paritesi fiyatlarında 31.07.2018 tarihinde saat 14:15:11 - 14:15:18 aralığında piyasalarda olmayan gerçek dışı fiyatların ekrana yansıtıldığını iddia etmişse de Tebliğ'in 29/A maddesi uyarınca piyasada oluşan özel halleri raporlama yükümlülüğüne rağmen herhangi bir raporlama da yapmadığını, dolayısıyla böyle bir raporlama yapılmamasının, müvekkili tarafından sistemde USD/TRY Kotasyonlarının 4,82759/4,82835 seviyelerine indiğinin görülmesi ve müvekkilin bu aşamada haricen ... müşteri numarasıyla işlem yapan ...'in (Ayrıca bilirkişi raporunda başkaca müşterilerin de aynı seviyedeki emirlerinin yerine getirildiği tespiti yapılmıştır.) ... ve ... ..'li iki işleminin 4,82823 fiyatından karla T/P olduğu yani kapatıldığının öğrenmesi ve son olarak işlem platformunda meydana gelen teknik bir sorun nedeniyle ortaya çıkan müşteri mağduriyetinin giderilmesi amacıyla müşteri emirlerini iptal etme yetkisi bulunmasına rağmen müvekkilinin emrinin iptal edilmemesinin müvekkilinde sistemde oluşan aksaklık nedeniyle işleminin gerçekleştirilmediği ve bu aksaklığın giderileceği inancını oluşturduğunu, müvekkilinin zarara uğramasına rağmen işlemi kapatmamasının hatta emrin gerçekleştirileceği inancı ile teminat yatırmasının tamamen davalı kurumun kusurundan kaynaklandığını, müvekkilinin ise iyi niyetini ortaya koyduğunu;Davalı aracı kurumun özen ve sadakat borcu gereğince kusurlu olduğunun kabulü gerektiğini, aynı Tebliğin \"İşlem aracılığı faaliyetinin yürütülmesine ilişkin ilke ve esaslar\" başlıklı 19.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde yer alan \"Yatırım kuruluşları müşteri emirlerini, emir gerçekleştirme politikası, çerçeve sözleşmede belirtilen esaslar, müşteri emrini en iyi şekilde gerçekleştirme yükümlülüğü, özen ve sadakat borcu çerçevesinde kabul ederek yerine getirir.\" hükmü doğrultusunda işlem aracılığı faaliyetlerinde müşteri emirlerinin özen ve sadakat borcu çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerektiğinin belirtildiğini, bu nedenle özen ve sadakat borcu kapsamında davalı aracı kurumun kusurlu olduğunun kabulü ile sorumluluktan kurtulabilmesi için kusursuzluğunu ispat etmesi gerektiğini;Müvekkilinin söz konusu temimatı yatırmadan önce davalı aracı kuruma birçok kez e-mail gönderdiğini, kendisinin bilgilendirilmesini talep ettiğini ancak davalı tarafça herhangi bir geri dönüş yapılmadığını, dosyada mevcut yazışmalardan anlaşıldığı üzere; müvekkilinin hiçbir bilgi talebine geri dönüş sağlanmadığı ve özen ve sadakat yükümlülüğünün gereğinin yerine getirilmediğini, dolayısıyla davalının kusurlu olduğunu, müvekkilinin kusurlu olduğunun kabulü halinde dahi davalı aracı kurumun sorumluluktan kurtulamayacağını, 6098 sayılı TBK uyarınca zarar görenin kusurunun tazminat yükümlüsünün sorumluluktan kurtulmasına yol açmadığını, ancak hakim kararı ile bu tazminatın indirilebileceğini, dolayısıyla müvekkilinin kusurlu olduğunun kabulü halinde ancak tazminat miktarında indirim yapılmasının söz konusu olabileceğini; Bu nedenle Yerel Mahkemece müvekkilinin \"bahse konu emri gerçekleşmediği halde işlemi yine de kapatmadığı ve dahi sürdürmek için aracı kuruma teminat yolladığı, pozisyonu daha az bir kar ve zararla kapatma imkanı varken yapmadığı\" gerekçesi ile davalı aracı kurumun zarardan sorumlu tutulamayacağı yönündeki tespitinin hukuka aykırı olduğunu;Yerel mahkemece \"teminat iadesi\" talebine ilişkin karar verilmediğini, dava dilekçesi ile; mahrum kalınan kar bakımından 7.500 TL, teminat iadesi bakımından 7.500 TL talep edildiğini, dosya kapsamında alınan 15.06.2020 tarihli bilirkişi raporu ile gerçekleşmeyen talimatlar bakımından; 16.658,90 TL mahrum kalınan kar, 210.943,50 TL zarar (teminatın yatırılmasının akabinde davalı tarafından yapılan otomatik kapama işlemi nedeniyle mahrum kalınan kar) oluştuğunun belirtildiğini, kendileri tarafından yapılan bilirkişi raporuna itirazda, müvekkilinin uğradığı zarara yatırılan 7.500 USD 'nin de dahil edilmesi gerektiğinin belirtildiğini ancak alınan ek raporda bu yönde bir hesaplama yapılmadığını, bu nedenle teminat iadesine ilişkin talep artırımı yapılmadığını ve mahrum kalınan kar ve zararın söz konusu rapor doğrultusunda 01.07.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmak suretiyle talep edildiğini, ancak Yerel Mahkemece dava dilekçesi ile talep edilen 7.500 TL miktarlı teminatın iadesine yönelik herhangi bir karar verilmediğini, söz konusu eksikliğin tamamlanması gerektiğini; Davalı aracı kurumun mahrum kalınan kar ile oluşan zararların (teminatın yatırılmasının akabinde davalı tarafından yapılan otomatik kapama işlemi nedeniyle mahrum kalınan kar) giderilmesi ve  talep edilen teminatın iade edilmesi gerekmekte iken; Yerel mahkemece verilen kısmen kabul kısmen red kararı verilmesi ve teminatın iadesine ilişkin karar verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu beyanla görev itirazının kabulü ile, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, aksi takdirde; Yerel mahkeme tarafından verilen  26.10.2021 tarihli, 2019/992 E.  ve 2021/746 K. sayılı  ilamın reddolunan kısmının itirazları doğrultusunda kaldırılarak yeniden ve karar verilmeyen hususlarda esas hakkında karar verilmesine, davanın istinaf mahkemesinde yeniden görülmesi mümkün değil ise yeniden karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili katılma yolu ile istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi heyeti kök ve ek raporlarına vaki kısmi itirazlarında; davacının gerçekleşmeyen kar-al emirleri nedeniyle 16.658,90 TL kardan mahrum kalmasından müvekkilinin sorumlu olduğuna dair tespitlerine karşılık hem bilirkişilerin uzmanlık alanları kapsamında teknik gerekçelerle, hem de İDM'nin hukuk bilgisi kapsamında olan taraflar arasındaki sözleşmenin 6. ve 21. maddelerine istinaden hukuki gerekçelerle itiraz edildiğini; İDM karar gerekçesinde, sözleşmenin 6.ve 21. madde hükümlerinin varlığına rağmen, bu hükümlerin neden değerlendirmeye alınmadığına dair açıklama yapılmaksızın, sadece bilirkişilerin teknik gerekçelerine itibarla müvekkilinin bu zarardan sorumlu tutulmuş olması karşısında aleyhe kurulan bu hüküm fıkrası yönünden katılma yoluyla istinaf başvurusu gerektiğini, bu cümleden olarak, taraflar arasındaki KAS Sözleşmenin 6 ve 21. maddelerinde, MT4 işlem platformuna iletilen emirlerin müvekkili şirkete atfedilemeyecek sebeplerle kısmen veya tamamen gerçekleşmemiş olmasından dolayı, müvekkili aracı kuruma sorumluluk yüklenemeyeceğinin kararlaştırıldığını;Davacıya ait ihtilaf konusu 3 adet kar-al emrinin, işlem platformuna iletildiği konusunda bilirkişiler arasında bir ihtilaf olmadığını, hükme esas alınan heyet bilirkişi raporundan farklı olarak ..'nde, uyuşmazlık konusu olayda kar – al emirlerinin tetikleneceği sözleşmelerin tercihi veya seçilmesi konusunda aracı kurumun hiçbir takdiri, dolayısı ile de eleştirilebilecek bir kusuru olmadığının belirtildiğini; Bilirkişi Heyetinin belirttiği gibi bahse konu fiyat bir anlık sistemde görünmüş olsa da uzman görüşünde belirtildiği üzere, hangi müşterinin emrinin bu fiyattan tetiklenip-tetiklenmeyeceği konusunda, müvekkili aracı kurumun herhangi bir takdir hakkı bulunmadığı için sözleşmede sisteme iletilen emirlerin gerçekleşmemesinden müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını; İlk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan heyet bilirkişi raporunda ise müvekkilinin müdahale imkanı bulunmayan sistem tarafından gerçekleştirilmeyen emirlerden doğan kar mahrumiyetinden, sözleşmedeki sorumsuzluk hükmüne rağmen, hangi ağır kusurlu eylemiyle sorumlu tutulduğu açıklanmadan, sadece bir anlık da olsa fiyatın sistemde göründüğü gerekçesi ile müvekkilinin gerçekleşmeyen emirlerden kaynaklı mahrum kalınan kardan sorumlu olduğu kanaatinin açıklandığını, teknik izahatı olmayan bu kanaatin, taraflar arasındaki sözleşmenin 6.ve 21. maddelerine ve dolayısıyla hukuka aykırı olduğu gözetilmeden aleyhe tazminata hükmedilmiş olup, kararın bu aykırılık nedeniyle ortadan kaldırılmasını, haksız ve kötü niyete dayandığı sabit olan davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep ettiklerini beyanla davacının istinaf başvurusunun esastan reddine,  katılma yoluyla istinaf başvurusunun kabulü ile 26.10.2021 tarih. 2019/992 E.  2021/746 K. sayılı ve davanın kısmen kabulüne dair hüküm fıkrasına yönelik itirazları kapsamında ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, taraflar arasında imzalanan Kaldıraçlı Alım Satım İşlemleri Çerçeve Sözleşmesi uyarınca davacı tarafından gönderilen emirlerin davalı tarafından yerine getirilmediğinden bahisle uğranılan kar kaybı ile bu sebeple sistemdeki teminatın olması gereken oranın altına düşmemesi için yatırılan ve kaybedilen teminat bedelinin tahsili taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ile aralarındaki sözleşme uyarınca davalı bünyesinde forex işlemleri gerçekleştirdiğini, bu kapsamda davalıya dolar kurunun belirttiği miktarın altına düşmesi halinde satış yapılmasına dair beş adet emri sistem üzerinden gönderdiğini, emirde geçen dolar kurunun 31/07/2018 günü saat 14:15'de gerçekleştiğini ve 4,82823'e indiğini, davalının bu duruma rağmen üç adet kar-al emrini yerine getirmediğini, bu sebeple kar kaybına uğradığını, devamında aynı sebeple teminatının olması gereken oranın altına düştüğünü ve yeniden teminat yatırdığını, buna rağmen dolar kurunun yükselmesi sebebiyle  teminatının yeniden düştüğünü, davalı tarafından işlemlerin otomatik olarak kapatıldığını, bu şekilde teminatını kaybettiğini beyan ederek mahrum kaldığı kar ile kaybettiği teminatın davalıdan faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, davada ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu, davacının iddia ettiği dolar kurunun piyasalarda gerçekleşmediğini, fiyat sağlayıcının sistemindeki hatadan kaynaklı olarak anlık bir şekilde görüldüğünü, davacının söz konusu forex piyasasındaki riskleri, olağanüstü durumların yaşanması halinde emirlerin gerçekleşmeme ihtimalinin bulunduğunu bildiğini, davacının ülkenin siyasi ve ekonomik olarak olağanüstü bir süreçte olduğunu bilmesine rağmen risk alarak hesabına daha çok teminat yatırdığını ve zarara kendisinin sebep olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davada Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğu, Mahkemece yatırılan teminatın iadesi konusunda herhangi bir karar verilmediği, davacının emirlerinin gerçekleşmediğini görmesi üzerine davalı şirkete gerek mail atarak, gerekse müşteri hizmetlerinden ulaşmaya çalıştığı ancak dönüş alamadığı, bu nedenle sistemde hata olduğunu ve hatanın düzeltileceğini düşündüğü, teminatının olması gereken oranın altına düşmemesi için yeniden sisteme para yatırdığı, davalının sistemde bir hata var ise bunu raporlaması gerektiği, teminatını davalının kusuru nedeniyle kaybettiğine ilişkindir.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporuna gerek teknik gerekçelerle, gerekse bilirkişilerin uzmanlık alanı nedeniyle itiraz edildiği, Mahkemece itirazlarının değerlendirilmediği, gerekçeli kararda taraflar arasındaki sözleşmenin 6 ve 21. maddelerinin neden değerlendirmeye alınmadığı konusunun açıklanmadığı, bu maddeler uyarınca davalının iletilen emirleri kendisine kusur atfedilemeyecek bir sebeple gerçekleştirmemesi halinde zarardan sorumlu tutulamayacağının kabul edildiği, davacının 3 adet kar-al emrinin işlem platformuna iletildiği ancak emirlerin tetiklenmemesinde davalının herhangi bir müdahalesinin olmadığı, davacının emrinde geçen fiyat anlık olarak gözükse bile müşteri emrinin bu fiyattan tetiklenip tetiklenmeyeceği konusunda davalının herhangi bir takdir hakkının bulunmadığı, bu nedenle davacının kar kaybından davalının sorumlu tutulması gerektiğine ilişkindir. Dosya kapsamından taraflar arasında 24/11/2016 tarihli Kaldıraçlı Alım Satım İşlemleri Çerçeve Sözleşmesi'nin imzalandığı ve davacının bu sözleşme kapsamında davalı nezdinde forex işlemleri yaptığı, uyuşmazlığın davacının sistem üzerinden davalıya ilettiği üç adet kar-al emrinin gerçekleştirilmemesinden kaynaklandığı, davanın İstanbul 7.Tüketici Mahkemesinde açıldığı, Mahkemece verilen görevsizlik kararı ile dosyanın incelemeye konu kararı veren Mahkemeye geldiği anlaşılmıştır. Öncelikle davacının davada tüketici mahkemelerinin görevli olduğuna dair istinaf sebebinin incelenmesi gerekmektedir.6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK)’un 3’üncü maddesinde tüketici; “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi”, sağlayıcı; “Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişi”, tüketici işlemi ise \"Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi\" olarak tanımlanmıştır. Kanunun  diğer tüketici işlemlerinin başlıklı 5. bölüm 49. maddesinde finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşmeler düzenlenmiş olup, maddede finansal hizmetler; \"her türlü banka hizmeti, kredi, sigorta, bireysel emeklilik, yatırım ve ödeme ile ilgili hizmetleri ifade eder\" şeklinde, finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşme ise, \"finansal hizmetlerin uzaktan pazarlanmasına yönelik olarak oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde, sağlayıcı ile tüketici arasında uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle kurulan sözleşmelerdir\" şeklinde tanımlanmıştır. Aynı kanunun 83. maddesinde ise, taraflardan birinin tüketici olduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği açıklanmıştır.Öte yandan bir hukuki işlemin 6502 sayılı TKHK kapsamında kaldığının kabul edilmesi için, satıcı sağlayıcı tanımında da yer verildiği gibi satıcı ve sağlayıcının işlem yaparken ticari veya mesleki amaçlarla hareket etmesi, karşısında yer alan kişinin ise bunun tersine bir amaçla yani ticari veya mesleki olmayan amaçla hareket etmesi gerekmektedir.Somut olayda; her ne kadar 6502 sayılı TKHK’nın 49. maddesi ile finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşmeler kapsamında yatırım hizmetleri de tüketici işlemi olarak kabul edilmiş ise de, taraflar arasında imzalanan Kaldıraçlı Alım Satım İşlemleri Çerçeve Sözleşmesi'nin \"Konum ve Kapsam\" başlıklı maddesinde açıkça bu sözleşme çerçevesinde gerçekleştirilecek yatırım işlemlerinin \"ticari amaçlı\" olduğu belirtilmiş olup davacı tarafından yapılan işlemlerin hacmi de gözetildiğinde, işlemin tüketici işlemi sayılabilmesi için gerekli olan \"ticari veya mesleki amaçla hareket etmeme\" şartını davacı sağlamadığından uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemeleri değil ticaret mahkemeleri görevlidir. Davacının göreve ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacı taraf, dava dilekçesinde açıkça davalının üç adet emri yerine getirmemesi ve işlemleri kapatmaması neticesinde sistemdeki teminatının olması gereken %20 oranının altına düştüğünü, bu nedenle derhal sisteme 7.500 USD daha teminat yatırdığını ancak işlemler kapatılmadığı ve dolar kuru yükseldiği için teminatının yeniden düştüğünü ve sonuç olarak davalının işlemleri otomatik olarak kapattığını beyan ederek yatırmış olduğu 7.500 USD teminatın iadesini talep etmiştir. Dava dilekçesindeki ilk talep ise emirlerin yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan kar kaybıdır. Dilekçede işlemlerin yüksek kurdan otomatik olarak kapatılması nedeniyle uğranılan zarara yönelik bir talep bulunmamaktadır.Bununla birlikte Mahkemece alınan ilk bilirkişi raporunda bu yönde bir hesaplama yapılmış, davacı vekili raporda yapılan hesaplamaya 7.500 USD teminatın da ilave edilmesi gerektiğinden bahisle itiraz etmiş, bilirkişi tarafından düzenlenen ek raporda ise 15/06/2020 tarihli rapordaki hesaplamaların doğru olduğu belirtilmek suretiyle yine 210.943,50 TL zarar hesabı yapılmış, davacı vekili bu rapor doğrultusunda davasını ıslah etmiş, ıslah dilekçesinde açıkça dava dilekçesinde talep edilen 7.500 TL zarar talebinin 227.602,40 TL'ye çıkarıldığını beyan etmiştir. Yani dava dilekçesinde talep ettiği teminatın iadesi talebini bilirkişi tarafından belirlenen zarara ilave ederek ıslah etmiştir. Mahkemece bundan sonra alınan heyet bilirkişi kök ve ek raporu ile davalı tarafından sunulan uzman görüşünde de işlemlerin davalı tarafından yüksek kurdan ve otomatik olarak kapatılması nedeniyle oluşan zarar yönünden değerlendirmeler yapılmış, Mahkemece de gerekçeli kararda davacının teminatın iadesi talebi ayrı bir kalem olarak belirtilmeksizin zarar talebi içinde değerlendirilmiştir. Bu itibarla davacının 7.500 TL olarak talep ettiği teminatın iadesi talebi hakkında karar verilmediğine yönelik istinaf sebebi yerinde değildir. Davacının üç adet kar- al emri için belirdiği dolar kurunun 31/07/2018 tarihi saat 14:15:363 itibariyle gerçekleştiği, davalı tarafından bu anlarda davacının belirlediği fiyatın da altında olmak üzere bir çok yüksek lotlu işlemin gerçekleştirildiği, davacının emirlerinin ise yerine getirilmediği, davacı tarafından cevap dilekçesi ile, davacının iddia ettiği fiyatın gerçekleşmediği, fiyat sunucusunun anlık bir hatasından kaynaklandığı iddia edilmiş ise de, bu yönde herhangi bir delil sunulmadığı gibi bizzat davalı tarafın sunduğu uzman görüşünde, fiyatın doğrudan aracı kurum tarafından verildiği, aracı kurumların kendi risk yönetim politikaları çerçevesinde emirleri ya kendi bünyelerinde karşıladıkları, ya da doğrudan fiyat sağlayıcıya aktardıkları, ya da ikisinin arasında paylaştırma yaptıkları, likitide sağlayıcılardan aldıkları fiyatlardan kendi sistemlerinde kullandıkları algoritmalar ile en iyi ve ortalama fiyatı seçip üzerine \"mark-up\" denilen kendi kazançlarını eklemek suretiyle müşteriye verdiklerinin açıklandığı, buna göre davacının fiyat sunucucusundan kaynaklanan bir hatadan bahsedemeyeceği, kaldı ki davacı tarafından başka müşterilerinin emirlerinin gerçekleştirildiği, taraflar arasındaki sözleşmenin emirlerin iptali başlıklı 16/b maddesi ile elektronik işlem platformunda meydana gelen teknik bir sorun nedeniyle ortaya çıkan müşteri mağduriyetinin giderilmesi amacıyla emirlerin iptal edilebileceğinin düzenlendiği, davalı tarafından davacının emirlerinin iptal edilmediği, bu doğrultuda Sermaye Piyasası Kanunu'nun 37, 38, 39, 45 ve 128. maddelerine dayanılarak çıkarılan ve yatırım kuruluşlarının faaliyet izni almasına ilişkin esaslar, yatırım hizmet ve faaliyetleri ile yan hizmetler ve bunların sunumu sırasında uyulacak ilke ve esasları düzenleyen Yatırım Hizmetleri Ve Faaliyetleri İle Yan Hizmetlere İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ'in 29/A maddesi uyarınca, müşteri işlemlerinin yapılmasını engelleyecek düzeydeki aracı kurum elektronik işlem platformundan kaynaklanan teknik sorunların aracı kurum tarafından birliğe rapor edileceğinin kabul edildiği, davalı tarafından 31/07/2018 tarihli işlemler yönünden böyle bir raporlamanın da mevcut olmadığı, davalı tarafından cevap dilekçesinde emirleri gerçekleştirilen müşteriler ile davacının farklı bir kategoride bulunduğu, ya da emirlerin gerçekleştirilmesi noktasında sıraya yönelik olarak sistem içerisinde bir belirlemenin olduğuna dair herhangi bir savunma ileri sürülmediği gibi, buna ilişkin herhangi bir delilin de sunulmadığı, taraflar arasındaki sözleşmede de bu yönde bir düzenlemenin bulunmadığı, sonuç olarak davalının, davacının bekleyen kar-al emirleri için öngördüğü fiyattan daha düşük bir fiyat oluşmasına rağmen davacının emirlerini gerçekleştirmediği, bu nedenle davacının kar kaybına uğradığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 6 ve 21. maddesi uyarınca emirlerin gerçekleştirilmemesinin kendisine atfedilemeyecek bir kusurdan kaynakladığını ispat yükünün davalıda olduğu ve bu husus ispat edilemediğinden Mahkemece davacının kar kaybı talebinin kabul edilmesinin isabetli olduğu anlaşılmıştır. Davalı tarafın istinaf başvurusu haksız bulunmuştur.Davacının, davanın konusunu oluşturan kar-al emirlerinin gerçekleştirilmediği tarih 31/07/2018'dir. Her ne kadar dosya kapsamından davacının teminatının üç adet emrin yerine getirilmemesinin hemen sonrasında %20'nin altında düşüp düşmediği ve bu nedenle 7.500 USD teminat daha yatırmak zorunda kalıp kalmadığı anlaşılamamakta ise de, davacının işlemlerinin otomatik olarak kapatıldığı ilk tarihin 09/08/2018 olması sebebiyle bu tarihe kadar teminatın %20 oranının üstünde olduğu ve davacı tarafından işlem yapılabileceği, emirlerin kapatılabileceği ve bu şekilde yatırmış olduğu teminatı kaybetmeyeceği, bu noktada davalının açıklamasını beklediğine yönelik iddiasının, anlık olarak işlem yapılmakta olan forex piyasası hakkında bilgi sahibi olan davacı yönünden kabul edilebilir bir mazeret olmadığı, bu itibarla davacının teminatı davalıdan kaynaklı olarak yatırmak zorunda kaldığı kabul edilse dahi, devamında kendi işlemleri nedeniyle teminatın kaybına sebep olduğu, davalının eylemi ile zarar arasındaki illiyet bağının kesildiği anlaşıldığından Mahkemece davacının teminatın iadesi talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmüş, davacının istinaf başvurusu haksız bulunmuştur.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre,  tarafların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 1.137,97 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 284,49 TL harcın mahsubu ile bakiye 853,48 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa yatıran ilgili tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/11/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi ereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7881cab175f1715a","SID":"59856b7c961cda60"}}