{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2022/530 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1456<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 18/02/2021 (Dava) -  07/09/2021 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2021/118 Esas - 2021/664 Karar <br>DAVA\t\t: Maddi-Manevi Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 10/10/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 10/10/2024<br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/09/2021 tarihli 2021/118 Esas ve 2021/664 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının yapılan her şirket genel kurulu sonrası müvekkili şirkete karşı dava açmayı alışkanlık haline getirdiğini, açılan haksız ve mesnetsiz davalar nedeniyle dosya davacısı aleyhine TTK madde 451 delaletiyle tazminat davası açılması zarureti hasıl olduğunu, hali hazırda davalı tarafça müvekkil şirket aleyhine açılan ve derdest durumda olan beş ADET dava dosyası bulunduğunu, açılan bu davaların hepsinin davacının şirket müdürü sıfatının sona erdiği 2016 yılından itibaren şirketin yapmış olduğu her genel kurul toplantısında alınan kararların butlan ve / veya yoklukla malul olduğuna ilişkin olduğunu, davalının müvekkili şirkete karşı açmış olduğu davaların, özellikle işbu davanın “dava hakkının kullanılması” niteliğini aşıp açıkça bir hakkın kötüye kullanılması halini aldığını, hukuk düzeni tarafından tanınmış bir hakkın diğer bir ifade ile devletçe korunan bir yetkinin söz konusu olmadığı durumlarda onun kullanılması ve dolayısı ile kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığını, hukuksal öğretide bu durum şartlarının incelenerek ya “Haksız Fiil” ya da “Vekaletsiz İş Görme” olarak nitelendirildiğini, yasanın emredici hükmü gereği herkesin haklarını dürüstçe kullanması gerektiğini ve somut olayda hâkim hakkın içeriğini, kapsamını ve sınırlarını dikkate alarak, orta zekalı ve orta ahlakta biri gibi kullanılıp kullanılmadığının tespit etmesi gerektiğini, bir hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığını tespit etmek için kullanılacak temel ölçütün \"Dürüstlük Kuralı\" olduğunu, bir hakkın kullanımının bir başkasının zarar görmesine veya en azından zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasına neden olmaması gerektiğini, Medeni Kanun’da yer verilen ve Borçlar Kanunu ile teyit edilen düzenleme ile tüzel kişinin dış dünyadaki mevkiini koruması gerektiğini, bütün dış, sosyal şahsi varlıkları ona da tanımak gerektiğini ifade edildiğini, Medeni Kanunu’nun ve Borçlar Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca manevi tazminat isteme hakkı gerçek veya tüzel kişi ayrımı yapılmaksızın kişilik hakkına tecavüz edilen hem gerçek hem de tüzel kişilere sağlandığını, tüzel kişilerin yaradılış gereği insana has olan kişisel değerler dışında gerçek kişiler gibi kişilik hakkına sahip olduğunu, bir tüzel kişiliğin sosyal değerinin doğrudan ekonomik şöhreti ile de ilgili olduğunu, hukuken korunan kişinin kişisel yargısı değil; toplumun kişi hakkındaki objektif değer yargısı olduğunu, hukuki korumanın asıl amacının bu olduğunu, tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlığın onun kişisel değerleri içerisinde yer aldığını, ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesinin, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabileceğini, hiçbir hukuki menfaati ve gerekçesi olmadığı halde açılmış bulunan işbu dava ile davalı tarafın dürüstlük kuralını açıkça ihlal ettiğini, dava açma hakkını kötüye kullandığını; müvekkili şirket yönünden “ticari sır” niteliğinde olan şirket içi faaliyetlerinin finans kuruluşlarına ifşa edilmek zorunda kalınması, şirketin tüzel kişiliği yönünden manen onarılması güç zararların doğmasına yol açtığını, müvekkili şirketin mesnetsiz iddialarla açılan davalar yüzünden, özellikle İzmir Mahkemeleri nezdinde de ticari itibarının zarar gördüğünü, özellikle İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/716 E. Sayılı dosyası ile müvekkili şirket hakkında açılan iptal davasında,davalı taraf TTK madde 445 ve 446 hilafına Genel Kurulda alınan kararların değil genel kurulun iptali için dava açtığını, yine açılan bu davanın konusunu teşkil eden 05/11/2020 tarihli genel kurulda kararların oybirliği ile alındığını ve davalı tarafın alınan kararlara karşı muhalefetinin söz konusu olmadığını belirterek açılan kötü niyetli iptal ve butlan davası sebebiyle ödenmek zorunda kalınan avukatlık ücretleri için 70.000,00.- TL maddi ve 50.000.- TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıdan alınarak müvekkili şirkete verilmesini, davanın kötü niyetle açıldığını belirten ve mahkemece verilecek olan kınama kararınızın masrafı davacı tarafa teşmil edilmek suretiyle; ..., ... ve ... gazetelerinde bir hafta ara ile iki defa yayımlanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP :<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin 150.000.000 TL toplam itibari değeri olan ... Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi'nin 33.000.000 TL İtibari değeri olan 33.000 hissesinin maliki olan kurucu ortağı olduğunu, şirketin uğrayacağı her türden zararın müvekkiline de son derece ciddi bir şekilde yansıyacağını, marka değeri, bankalar nezdindeki kredibilite, devlet ihalelerine iştirak, Türkiye'de oldukça dar bir  çevrenin uğraştığı denizcilik çevresinde kötü bir konuma düşmek gibi daha bir çok hususta şirketin uğrayacağı zararın müvekkilini direkt olarak olumsuz bir biçimde etkileyeceğini, davacının davalarına mesnet yaptıkları dosyaların ikisini İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin bozduğunu, diğer üçünün ise henüz İstinaf aşamasında olduğunu,  açtıkları davalarda karşı tarafa zarar verme amacı bulunmadığını, yönetiminden haksız ve hukuksuz bir şekilde uzaklaştırıldıkları için, şirketin kötü yönetilmesinden kaynaklanacak, kişisel zararlarının hiç değilse azaltılması arzusundan fazlası bulunmadığını, açtıkları hiç bir davanın bu kurala ters düşecek hiç bir mahiyet taşımadığını, hepsi karşı tarafın bilakis tamamen kötü niyetli tutum ve davranışlarına yasal yoldan yapılabilecek tek reaksiyon olarak taraflarınca gerçekleştirildiğini, davacı şirketin 12.07.2016 tarihinde yapmış olduğu genel kurulda, ortaklardan ...’un hissesinden bir miktarını diğer ortak ...’a devretmesi hususunu önce İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2016/1286 E numaralı dosyada dava konusu ettiklerini, burada hukuk dışı bir talep olmadığı gibi hukuka uygun olmayan davranışın şu anki mevcut şirket yönetiminin fiilleri olduğunu, 2016/1286 E numaralı dosya, 2018/640 K ile karara çıkmış olup aleyhe olan bu karara karşı İstinaf başvurusu yaptıklarını ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nde 2018/1689 E 2020/604 K numaralı kararı ile bozulduğunu,  bu dosyanın yeniden 2020/336 Esasını aldığını ve 2021/133 K ile kısmen kabul ve kısmen red edilerek kararın iki tarafça İstinaf Yargı Yoluna taşındığını, bu davada karşı tarafın bütün iddialarını çürüten ve daha önce  gerçekleşmiş olan 2018/285 E sayılı dosyayı da çok ilgilendiren bir durumun ortaya çıktığını, bu haliyle 2. ATM  2016/1286 E ve 4. ATM 2018/285E sayılı dosyanın istinaf incelemesinden sonra lehe sonuçlanma ihtimalinin çok yüksek olduğunu, bu dosya için TTK.451.Md ve MK.2.'ni uygulama alanı olmadığını, bunun yanında davalı şirketin 19.04.2018 tarihli genel kurulunda, 12.07.2016 tarihli genel kurulda alınmış olan haksız ve hukuksuz kararlarla önü açılmış olan bir pay devri daha yapıldığını, bu devir ile o zamanki toplam itibari değeri 75.000.000 TL olan şirketin 1.500.000 TL’lik kısmına tekabül eden 1500 adedi ...’dan ...’a devredildiğini, bu miktarın şirketin toplam değerinin %2’sine karşılık geldiğini, bu dava da İzmir 2. ATM’ye tevzi olmuş, 2018/856 E numarasını almış, ilk davayı reddeden mahkemenin bu davayı da 2018/1609 K ile reddettiğini, bu karara karşı istinaf kanun yoluna gidildiğini, konu İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nde 2019/1174 E  2019/1136 K sayılı ilamı ile bu kararın da bozulduğunu, hazirun cetvelindeki pay dağılımı durumunun doğru olmadığını, davayı mahkemenin karşı tarafın cevap dilekçesini tebliğ dahi etmeden büyük bir hız ve hışımla red etmiş olmasının, bu davanın şirketi zarara uğratmak için kasıtlı ve dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde açıldığını iddia etmek sonucunu doğurmayacağını, aksine bu türden bir iddianın kişilerin hak arama özgürlüklerine karşı yapılacak en kötü niyetli davranış olacağını, hiç bir şekilde hatalı bir dava açtıklarını kabul etmeseler de, bir an için bir hata nedeniyle yanlış dava açtıkları düşünülse bile bu iddianın içine kötü niyeti ve dürüstlük kuralına riayetsizliğin sığdırılamayacağını, bunların dışında, müvekkilinin şirket aleyhine beş kez dava açmış olmasından bahisle kötü niyetli olduğu iddia ediliyorsa, bu türden davranışları sürekli olarak tekrar eden bir kişi olduğunun da iddia ediliyor olması gerektiğini, dürüst olmayan bir kişinin eğer hayatını idame ettiremeyecek kadar akıl ve bilinçten uzak değilse, kuzeniyle birlikte hareket ederek bu fırsatı büyük bir zevkle kullanacağını, ancak kötü niyetli ve/veya dürüst olmayan bir kişinin asla davranmayacağı gibi davrandığını, sadece bu tutum ve davranışın bile, işbu davanın, ne kadar gerçeklikten uzak ve ciddiye alınamayacak bir dava olduğunu gösterdiğini belirterek davanın reddini, dava masrafları ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :<br>Mahkemece, ''...Davalının her ne kadar davacı hakkında, şirket genel kurul sonrası kararları nedeniyle dava açmış ise de, davalının bu eylemi, hak arama özgürlüğü kapsamında değerlendirilmiş, T.C Anayasa'sının 36. Maddesi uyarınca, herkes yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır, gerçekten kişilerin, hak arama hürriyetleri Anayasamızın 36. Maddesinde düzenlenmiş olup, kişilerin yasal yoldan, yararlanmak suretiyle, yargı önünde haklarını arama özgürlüğüne sahip oldukları belirlenmiştir, davalının, Anayasal hakkı olan, hak arama özgürlüğünün en yaygın hali olan dava açma hakkını, kullanması, bu hakkının kısıtlanması anlamına gelir, bu hususta Anayasa'ya aykırıdır. Davacının, bu davaların açılması nedeniyle, şirketin maddi bir zarara uğradığı da ispatlanmamıştır, davalının hak arama özgürlüğüne yönelik, bu özgürlüğün en yaygın kullanım şekli olan dava açma hakkını kullanmış olması, kötü niyetli olduğunu göstermez, TTK 452. madde de kötü niyetin ispatlanması gerekmektedir, sadece dava açılması, davalının kötü niyetli olduğunu göstermez ve ispatlamaz, bu hususta ispatlanamamış olup, her ne kadar davacı şirket, davalı aleyhine, davalı tarafın TTK 451 ve devamı maddeleri uyarınca, kötü niyetli olduğundan bahisle, maddi manevi tazminat talepli, dava açmış ise de, kötü niyet, ispatlanamadığından ve davalı hak arama özgürlüğünü ve Anaysa da ki dava açma özgürlüğünü kullandığından...'' gerekçesiyle; ''...Davanın REDDİNE...'' şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ  :<br>Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının yapılan her şirket genel kurulu sonrası müvekkili şirkete karşı dava açmayı alışkanlık haline getirdiğini, hali hazırda davacı tarafça müvekkili şirket aleyhine açılan ve derdest durumda olan beş adet dava dosyası bulunduğunu, açılan bu davaların hepsinin davacının şirket müdürü sıfatının sona erdiği 2016 yılından itibaren şirketin yapmış olduğu her genel kurul toplantısında alınan kararların butlan ve / veya yoklukla malul olduğuna ilişkin olduğunu, davacı tarafın müvekkili şirkete karşı açmış olduğu davalar özellikle işbu davanın, “dava hakkının kullanılması” niteliğini aştığını açıkça bir hakkın kötüye kullanılması halini aldığını, Medeni Kanun Madde 2'de \"Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı\" düzenlenmiş olup Hakkın Kötüye Kullanılmasında; bir hakkın dürüstlük kurallarına açıkça aykırı şekilde ve özellikle amacı dışında kullanılmış ve bundan da başkalarının zarar görmüş veya zarar görme tehlikesiyle karşılaşmış olması gerektiğini, hukuk düzeni tarafından tanınmış bir hakkın diğer bir ifade ile devletçe korunan bir yetkinin söz konusu olmadığı durumlarda onun kullanılması ve dolayısı ile kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığını, hukuksal öğretide bu durumun şartları incelenerek ya “Haksız Fiil” ya da “Vekaletsiz İş Görme” olarak nitelendirildiğini, somut olayda hâkimin hakkın içeriğini, kapsamını ve sınırlarını dikkate alınarak, orta zekalı ve orta ahlakta biri gibi kullanılıp kullanılmadığını tespit etmesi gerektiğini, bir hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığını tespit etmek için kullanılacak temel ölçütün \"Dürüstlük Kuralı\" olduğunu, davacının açmış olduğu mesnetsiz davaların içeriklerinden de netlikle anlaşılacağı gibi, davacı tarafın asıl maksadının kendisinin imza yetkileri alındığı için tabiri caizse şirket yönetimini kilitleyip şirketin işleyişi ile ilgili karar verilmesine, şirketin idamesi ve gelişimine engel olmak olduğunu, hiçbir hukuki menfaati ve gerekçesi olmadığı halde açılmış bulunan işbu dava ile davacı tarafın dürüstlük kuralını açıkça ihlal ettiğini, dava açma hakkını kötüye kullandığını; müvekkili şirketin maddi ve manevi menfaatlerini ihlal ettiğini, açılan mesnetsiz dava nedeniyle, müvekkilinin hukuki haklarını korumak için vekille temsil edilmek zarureti altında kaldığını, avukatlık ücreti ödemesi yapmak suretiyle maddi zarara uğradığını, oybirliği ile alınan kararlar aleyhine TK m. 445, 446 ve 447 maddeleri uyarınca dava açılamamasına rağmen davacının olağan genel kurul gibi, yapılması gerekli bir genel kurula (Türk hukukunda genel kurula karşı iptal ve butlan davası açılamaz) ağır davalar açılmasının ... Ltd.Şti.’nin itibarını zedelediğini, davacı ister olağan ister olağanüstü olsun ... Ltd. Şti.’ne karşı dava açarak hem mahkemeler hem de şirketi tanıyan kişiler ve müşteriler nezdinde bu şirkette kanuna aykırılıklar yapıldığı ve ortaklarının menfaatlerinin ihlal edildiği intibaı ve algısı yarattığını, öte yandan, faaliyet gösterdiği iş alanında son derece başarılı ve karlı olan müvekkili şirketin, banka kredisi kullanmak durumunda kaldığı hallerde, aleyhine açılan işbu davalar nedeniyle kredi almakta güçlük çekebildiğini ve açılan davaların nitelik ve içeriğini bankacılara açıklamak zorunda kaldığını, müvekkili şirket yönünden “ticari sır” niteliğinde olan şirket içi faaliyetlerinin finans kuruluşlarına ifşa edilmek zorunda kalınması, şirketin tüzel kişiliği yönünden manen onarılmasının güç zararların doğmasına yol açtığını, müvekkili şirketin mesnetsiz iddialarla açılan davalar yüzünden, özellikle İzmir Mahkemeleri nezdinde de ticari itibarının zarar gördüğünü, özellikle, İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/716 E. Sayılı dosyası ile müvekkili şirket hakkında açılan iptal davasında,davalı taraf TTK madde 445 ve 446 hilafına Genel Kurulda alınan kararların değil genel kurulun iptali için dava açtığını, yine açılan bu davanın konusunu teşkil eden 05/11/2020 tarihli genel kurulda kararların oybirliği ile alındığını ve davalı tarafın alınan kararlara karşı muhalefetinin söz konusu olmadığını, tek başına açılan bu davanın dahi, davalı tarafın TTK’nun 451. Maddesi uyarınca kötü niyetle hareket ettiğinin açık göstergesi olduğunu, Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve TTK madde 451 düzenlemesi gereği ; maddi tazminat talep etme yanında manevi tazminat talep etmenin koşullarının da gerçekleştiğini belirterek eksik ve hatalı değerlendirme ile verilen usul ve yasal düzenlemelere aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN  DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava, aleyhinde açılan birçok dava nedeniyle uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zararların tahsiline ilişkin  tazminat istemine ilişkindir. <br>İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. <br>Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı; dava dilekçesinin içeriğine ve dosyada sureti bulunan İzmir 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.12.2018 tarih 2018/856 E. - 2018/1609 K. sayılı kararının; İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.05.2018 gün ve 2016/1286 E.- 2018/640 K. sayılı kararının; İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/716 E. sayılı kararının; İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/285 E.- 2019/1130 K. sayılı kararının; İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/237 E. -2020/587 K. sayılı dosyasında verilen karar ile davacı tarafından sunulan İzmir BAM 11. HD'nin kararları incelenmiş, davalının davacı şirkete karşı açmış olduğu davaların, hak arama özgürlüğü kapsamında kaldığı, T.C. Anayasa'sının 36. Maddesi uyarınca, herkesin yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olduğu, Anayasal hak olan dava açma hakkının kısıtlanamayacağı;<br> davalı tarafından sırf dava açılmasının davalının kötü niyetli olduğunu göstermeyeceği, dosya kapsamında davalı tarafından açılan davalara ilişkin karar suretleri  dışında davalının söz konusu davaları kötü niyetle açtığını gösterir başkaca bilgi ve belge  bulunmadığı; Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu  anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/09/2021 tarihli, 2021/118 Esas ve 2021/664 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>\t2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 346,90 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine),<br>\t3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,<br>\t4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından  kalan bakiyenin yerel  mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,<br> 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 10/10/2024<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"31a2e6892f75f5a6","SID":"a95125c89c439d82"}}