{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1021 <br>KARAR NO:2024/1596<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:10/10/2019<br>NUMARASI:2019/97 E. -  2019/793 K. <br>DAVANIN KONUSU:Tazminat<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  davalı ...  ile birlikte toplam 34 davalının  ... AŞ'nin yönetim ve denetim kurulu üyeleri olarak görev yaptıkları sırada   kanunun ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği  görevi yerine getirmediklerini, gerçeğe aykırı bilanço, kar-zarar cetveli düzenleyerek kanuna ve bankacılık ilke ve teamüllerine aykırı davranışlarda bulunduklarını, suç teşkil eden fiillerle aldıkları kararlarla usulsüz kredi kullandırdıklarını,  kullandırdıkları bu kredilerle aktardıkları kaynaklar nedeniyle bankanın 09.07.2001 tarihli devir bilançosundaki 719.709.065,99 TL zararın doğmasına sebep olduklarını, ... AŞ'nin, 10.07.2001 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ... nolu BDDK kararı ile 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14/2 maddesi kapsamında alınması istenen tedbirleri almayan ve bu haliyle mevduat sahiplerinin haklarını ve mali sistemin güven ve istikrarını tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle temettü hariç ortaklık hakları ile denetim ve yönetiminin 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14/3-4 maddeleri uyarınca ...'ye devredilmesine karar verildiğini, hisselerin ve yönetimin Fona intikalinden sonra Fon yönetim kurulunun 10.07.2001 tarihli ve BDDK'nın kararı ile görevlendirilen yeni yönetim döneminde yapılan çalışmalar sonucunda teftiş kurulu raporları ve 17.01.2002 tarihli, 2002/1 sayılı Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen ''Mali Sorumluluk ve Tespit Raporu'' ile ilgililerin sorumluluklarının belirlendiğini ve bankada 1995-1996-1997-1998-1999-2000-2001 yıllarında görev yapan yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile ilgili olarak 25.12.2001 tarihli olağanüstü genel kurul yapılarak ile 1998 ile  2000 yıllarına ait ibraların kaldırılmadığı gibi  09.07.2001 tarihine kadar görev yapan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin de ibra edilmediğini, TTK'nın 341.maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu nedeniyle açılacak davalarda genel kurul kararı gerektiğini ve bu nedenle 25.12.2001 tarihli BDDK...'nin yönetim kurulu kararına istinaden olağanüstü genel kurul toplantısı yapıldığını, daha önceden bankaya mali durumun düzeltilmesi, gerekli tedbirlerin alınması ve risk doğurucu işlemlerden kaçınılarak zararın oluşması ve büyümesini engelleyici tedbirlerin alınması için BDDK tarafından gönderilen yazılarla defalarca uyarılarda bulunulduğunu, nihayetinde bankanın ...'ye devrine karar verildiğini, 719.709.065,99 TL'lik  devir zararına neden olan işlemlerin başlıklar altında dava dilekçesinde açıklanmasının ardından Banka zararının; ... Grubuna dahil olan 7 şirket ve ... Grubunun uzantısı olan ... Grubuna dahil 11 adet şirket, yani  toplam 18 adet ... Grubu şirketi ve diğer krediler başlığı altında 45 adet, Açık Apel kredileri - hisse senedi rehni karşılığı kredi 62 adet, rehinli hisse senetleri bankaca satın alınarak kapatılmış firma kredileri nedeniyle 15 adet, ... AŞ'ye kullandırılan bir  adet, ... Ltd.'e 1 adet olmak üzere ... Grubuna dahil ve grup dışı toplam 142 şirkete kullandırılan usulsüz kredilerin geri dönmemesi nedeniyle doğduğunu, davalının bu zarardan  TTK'nın 336 ve 341.ömaddeleri uyarınca sorumlu olduğunu, 719.709.065,99 TL zararın 382.631.000,83 TL (Eski TL: 382.631.000.000.000,83 TL) ile 60.480.769 USD kısmından davalı ...'un sorumlu olduğunu ileri sürerek,  bu miktarların 09.07.2001 tarihinden itibaren en yüksek banka kredi faizi üzerinden işleyecek faizi ile birlikte davalı ve diğer davalılardan müteselsilen tahsilini  talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin ... AŞ yönetim kurulunda 07.03.2000 ile 09.07.2001 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, ... AŞ'nin özelde ihracatçı firma ve iş adamlarına destek amaçlı kurulmuş bir kredi kuruluşu olduğunu, bankanın yönetim kurulunda görev yaptığı dönemde ihracatçılar birliği başkanı olup bu nedenle yönetim kurulunda aktif rol almadığını,... AŞ'nin BDDK'nın 09.07.2001 tarihli kararıyla Bankalar Kanununun 14/3-4 maddesi uyarınca ...'ye devredildiğini, daha sonra 26.12.2001 tarihli BDDK kararıyla tüm aktif ve pasifleriyle ... AŞ bünyesinde birleştirildiğini, anılan bankanın yeminli murakıplarının 09/10/2001 tarihli R-5 R-4 sayılı raporlarına dayalı olarak huzurdaki bu davanın açıldığını, davanın zamanaşımına uğradığını, zira TTK'nın 309. maddesinde 2 ve 5 yıllık sürenin öngörüldüğünü, bu sürenin davanın açıldığı tarih itibariyle dolduğunu, evvelki yıllara ilişkin Banka genel kurulunda alınan ibra kararlarının hükümsüz sayılmasının hukuka aykırı olduğunu, davanın hukuki dayanağının bulunmadığını, bankanın hüküm muhasebesiyle bilançosunun kar-zarar hesabı, yılsonu finansal tablolarının bağımsız denetim kuruluşları tarafından denetlendiğini, müvekkilinin kusurunun olmadığını, TTK'nın 336.maddesindeki şahsi sorumluluğa ilişkin koşulların bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.Yargılama sırasında davalının vefat etmesi ve tüm mirasçılarının mirası reddetmesi nedeniyle  terekenin tasfiyesini yürüten Urla Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/16 Tereke sayılı dosyasında terekeyi temsilen tereke tasfiye memuru olarak  ... atanmış, tereke tasfiye memuru ...'a usulüne uygun tebligat yapılmış,  tasfiye memurunca herhangi bir savunmada bulunulmamıştır. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Mahkememizce üçüncü bilirkişi heyetince düzenlenen 05/05/2015 tarihli rapordaki teknik inceleme ve tespitlere ancak ibra, temlik ve ...'nin aktif husumetiyle ilgili olarak ayrık görüşteki açıklamalara ve kök raporu teyit eder nitelikte bulunan ek raporda, zararın bulunmadığı yönündeki tespitlere itibar edilmiştir. Dava, 6762 sayılı TTK 336.maddesi ve devamı maddelerine göre açılan yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna ilişkindir. İş bu davada, BDDK kararıyla ...'ye devredilen ...A.Ş.'nin devir zararının sorumluluğuyla sınırlı olarak davalıdan tazmini istenmektedir.Davalı zamanaşımı definde bulunmuştur.Zarara neden olduğu iddia edilen yönetim kurulu karar tarihleri ve davanın açıldığı tarih dikkate alındığında, somut olayda 6762 sayılı TTK hükümlerine göre zamanaşımının değerlendirilmesi gerekmektedir. 6762 Sayılı TTK'nın 336 ve devamı maddelerinde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu düzenlenmiştir. TTK. 342. maddesinde de müdürlerin sorumluluğu başlığını taşıyıp devam eden maddelerde müdürlerin tayini, azli, vazife süresi, vazifenin devredilmemesine ilişkin düzenlemeler yapılmış ve TTK. 346. maddesinde de müdürlerin sorumluluğunun TTK. 336. maddesinde yer alan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin düzenlemeye tabi olduğu ifade edilmiştir.TTK. 341. maddesinde, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davalarda, dava açılmasına ilişkin genel kurul kararının bulunması gerektiği belirtilmiştir.Yönetim kurulu üyelerinin ve müdürlerin sorumluluğuna ilişkin açılacak tazminat davalarının tabi olduğu zamanaşımı süresi TTK. 309. maddesinde hüküm altına alınmıştır. TTK. 309/4. maddesinde, ''mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde zararı doğuran fiilin vukundan itibaren 5 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki fiil cezai müstelzim olup, ceza kanununa göre müddeti daha uzun zamanaşımına tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o zamanaşımı uygulanır.'' denilmiştir. Bu düzenleme çerçevesinde bankanın zararı ve sorumluları öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her hal ve durumda zararı doğuran fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde bu davayı açması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/132 E sayılı dosyasında ve bu dosyayla birleşen davalarda ... A.Ş.'nin zararı nedeniyle ceza davasının görüldüğü, dolayısıyla iş bu davadaki zaman aşımı süresinin anılan ceza davasında uygulanacak zamanaşımı süresi olması gerektiği, zira isnat edilen suçların niteliği gözetildiğinde daha uzun bir zamanaşımının öngörüldüğü açık olduğu bir yana, esasında huzurdaki bu davanın, TTK 309.maddesinde belirtilen 2 yıllık süre aşılmadan açıldığı tespit edilmiştir. Nitekim ...'nin 10/07/2001 tarihli kararına dayalı olarak bu davanın açıldığı ve 25/12/2001 tarihli kararı ve ayrıca aynı tarihte yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında, 09/07/2001 tarihine kadar görev yapan yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında zararın tazmini için dava açılması yönünde karar alındığı, buna göre TTK 341.maddesinde ifadesini bulan, ''sorumluluk davası açılması için genel kurul kararı olması gerektiği'' şartının oluştuğu ve banka zararının devirden sonra yapılan denetleme ve incelemeler sonucunda tespit edildiği ve Banka Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen 17/01/2002 tarihli raporla zararın öğrenildiğinin kabulü gerektiği ve davanın 25/01/2002 tarihinde, süresi içinde açıldığı anlaşıldığından zamanaşımı definin yerinde olmadığı kabul edilmiştir.Davalı tarafından 2000 yıllındaki faaliyet dönemlerinde görevleri nedeniyle gerçekleştirdiği  eylem ve işlemden ibra edildiğini, başka bir deyişle bu yıla ilişkin olarak yapılan banka genel kurullarında açık ibranın bulunduğunu, bu nedenle huzurdaki bu davanın dinlenemeyeceğini  savunulmuştur. Dava TTK 336. ve devamı maddelerine dayalı olarak açılmış ise de; ... A.Ş.'nin BDDK kararıyla ...'ye devri nedeniyle oluşan zarar dava konusu edildiğinden, Bankalar Kanunun bu konuya ilişkin hükümlerinin ele alınması gerekmektedir.4389 sayılı Bankalar Kanunun 14/7-3 maddesinde ve  2005 yılında yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 133.maddesinde TMSF'nin ibraları tek taraflı iptal etme yetkisine ilişkin düzenleme bulunmaktadır. 4389 sayılı Bankalar Kanunun 4743 sayılı yasa ile değişik 14/7-3 bendinde \" Hisseleri kısmen veya tamamen fona ait olan bir bankanın hisselerinin 3. kişilere devir veya intikali halinde banka tarafından bankanın eski ortakları, yöneticileri ve denetçileri hakkında açılmış olan dava ve takiplere Fon tarafından kanuni halef sıfatıyla kaldığı yerden devam olunur. Bu davalar ve takipler sonucunda hüküm olunan tutarlar fona ait olur. Bu bankaların başka bir bankaya devredilmesi veya başka bir bankayla birleşmesi, hisselerinin üçüncü kişilere devredilmesi veya tasfiyelerine karar verilmesi halinde, bu işlemlerin tamamlanmasının takip edin 2 yıl içinde, bankanın sorumlulukları tespit edilen yönetim kurulu eski üyeleri ile eski denetçileri aleyhine, varsa ibralarının iptali ve işlemleri nedeniyle verdikleri zararın Fon adına tazmini istemiyle Fon tarafından tazmini istemiyle, Fon tarafından 6762 sayılı TTK hükümlerine istinaden dava açılabilir.\" denilmiş, 2005 yılında yürürlüğe giren 5411 sayılı Yasanın 133/1.maddesinde de \" ... bankanın sorumlulukları tespit edilen ortakları, yönetim kurulu eski üyeleri ve denetçileri aleyhine varsa ibralarının iptali ve işlemlerdi nedeniyle verdikleri zararın tazmini için tasfiyenin tamamlanmasını müteakip 5 yıl içinde Fon tarafından dava açılabilir. \" şeklinde düzenleme yapılmış, aynı maddenin 2. fıkrasında da, 43989 sayılı yasanın 14/7-3 maddesindeki düzenlenme tekrar edilerek, 2 yıllık süre 5 yıl olarak belirtilmiş ve ek olarak, varsa ibraların iptali ve işlemleri nedeniyle verilen zararın Fon adına tazmini istemiyle dava açıldığında, dava açılmasına dair Fon kurulu kararının dava şartı olarak aranan genel kurulu kararı yerine geçeceği ifade edilmiştir. Bu düzenlemelere göre Fona devredilen bir bankanın yönetici ve denetçilerinin zararlandırıcı işlemlerinin tespit edilmesi halinde zarara neden olan eylemleriyle ilgili ibra kararları olmasına rağmen zararın tazmini içeren sorumluluk davası açılmasına cevaz verildiği, ibra kararlarının bu davanın açılmasına engel teşkil etmediği kabul edilmelidir. Nitekim bu husus Yargıtay'ın yerleşik olan kararlarında da açıkça ifade edilmiştir. 4389 sayılı yasanın 14/7-3 maddesi ve 5411 sayılı Yasanın 133. maddesi dikkate alındığında davalıların bu yöndeki savunmalarına itibar edilmesi mümkün görülmemiş ve bu konuda dosyada mevcut bulunan ve mahkememizce itibar edilen 05/05/2015 tarihli rapordaki ayrık görüş benimsenmiştir. Zarara neden olduğu iddia edilen bir kısım kredilerin varlık yönetim şirketlerine temlik edilmesinin, temlik eden TMSF'nin davacılık sıfatını ortadan kaldırmasının mümkün bulunmadığı, ancak bu temlik nedeniyle elde edilen bedelin varsa zarardan tenzili ile gerçek zararın tespitinde dikkate alınabileceği kabul edilmiş ve bilirkişi raporunda aksi yöndeki çoğunluk görüşü yerinde görülmemiştir.Davacı ... tarafından huzurdaki bu davada, ... A.Ş.'nin Fona devrine esas ... Grubu ve grup dışı 142 adet firmaya kullandırılan krediden doğan zarar istenmiştir. Mahkememizin 2003/1163 E. sayılı dosyasında, yine esas davaya konu ... Grubuna dahil firmalara kullandırılan kredilerden sonra akdedilen protokollerden kaynaklanan zarar nedeniyle şahsi iflas isteminin ileri sürüldüğü, 2016/791 K. sayılı 10/11/2016 tarihli kararla, davalılar..., ... ve ... hakkındaki davanın durdurulmasına, davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve .... hakkındaki davanın reddine, davalı ... hakkındaki davanın kısmen kabulü ile 14.684,341,72 TL miktarındaki zarar yönünden adı geçenin şahsen iflasına karar verildiği ve kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır. Mahkememizin 2008/670 Esasında kayıtlı olan şahsi sorumluluk davasında da, ıslah dilekçesiyle, yine huzurdaki bu davaya konu edilmiş olan  ... A,Ş.'ye kullandırılan usulsüz krediden kaynaklanan zararın istendiği, anılan davada ıslaha konu edilen miktarın huzurdaki bu davanın konusunu oluşturduğu, 2016/742 K sayılı 20/10/2016 tarihli kararla, davanın reddedildiği ve ıslaha konu zarar yönünden de talebin usulden reddine karar verildiği ve bu kararında henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır. Mahkememizin 2009/851 Esas (Eski Esası 2003/1136) sayılı dava dosyasında da yine esas davaya konu edilen  dört ayrı firmaya verilen kredi nedeniyle uğranılan zarar yönünden açılan şahsi iflas davası olduğu, mahkememizce yapılan yargılama sonunda 2017/1032 K sayılı 30/11/2017 tarihli kararla davanın reddedildiği ve kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz istemi reddedilerek kararın onandığı, ancak henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.Mahkememizin 2002/93 E sayılı dosyasında da ... Grubu firmalarıyla ve bir kısım grup dışı firmalara kullandırılan kredilerden kaynaklanan zararlar nedeniyle şahsi iflas istemine ilişkin olduğu, yapılan yargılama sonunda 21/02/2019 tarih ve 2019/143 K sayılı kararla davanın reddine karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır. Mahkememizin 2003/800 E sayılı dosyasında da yine esas davaya konu olan 18 firmaya kullandırılan Apel kredilerinden kaynaklanan zarar nedeniyle dava açıldığı, davalıların şahsi iflasının istendiği, yapılan yargılama sonucunda 2019/144 K. sayılı, 21/02/2019 tarihinde davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.... A.Ş.'nin BDDK'nın 09/07/2001 tarihli kararıyla 4389 sayılı Bankalar Kanunun 14/2 maddesi uyarınca alınması gereken tedbirlerin alınmayıp, bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek derecede banka hissedarlarının oluşturduğu sermaye gruplarına bankanın kaynaklarının aktarılması, zararın öz kaynakları aşması ve mevduat sahiplerinin mali haklarının ve mali sistemin istikrarını tehlikeye düşürmesi nedeniyle aynı yasanın 14/3-4.maddeleri uyarınca ...'ye devrine karar verilmiştir. Bankanın ...'ye devrinden önce Hazine Müsteşarlığı ve sonrasında BDDK tarafından mali durumun düzeltilmesi ve gerekli tedbirlerin alınarak risk doğuracak işlemlerden kaçınılması, zararın oluşmasının ve büyümesini önleyici tedbirlerin alınması konularında bankaya muhtelif yazıların gönderildiği anlaşılmıştır. BDDK'nın 13/06/2000 tarihli yazısıyla, ''kredi tahsislerinde tekstil sektörü başta olmak üzere sektörel bazda yoğunlaşmaların önlenmesi .... donuklaşan kredilerin tahsili için gerekli girişimlerde bulunulması, ... Grubuna dahil firmalara kesinlikle kredi kullandırılmaması, mevcut risklerin tasfiye edilmesi ....., ... Ltd'ye yapılan depoların ivedilikle tasfiye edilmesi, .... yeni şube açılmaması hususlarında, 31/12/2000 tarihine kadar gerekli önlemlerin alınmasını'' istediği, banka tarafından 25/09/2000 tarihli yazıyla bu talimata cevap verildiği ve BDDK'nın talimatları doğrultusunda alınacak ve alınması planlanan önlemlerin açıklandığı anlaşılmıştır.Bu uyarı yazılarına rağmen bankaca talimata aykırı işlemlere devam edilmesi nedeniyle bu kez BDDK tarafından 28/11/2000 tarihli yazının gönderilerek, ''13/06/2000 tarihli talimatta belirtilen talimatların tekrarlanması nedeniyle Bankalar Kanunundaki diğer tedbirlerin uygulanmasına mahal bırakılmasızın mali bünyenin iyileştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması gerektiği hususu belirtilerek yeniden 15 günlük süre verildiği'' anlaşılmıştır.BDDK tarafından, bankaya, 13/06/2000 ve 28/11/2000 tarihli tedbirlerin alınması konusunda yazılar gönderilip talimat verilmesine rağmen, banka yönetiminin 30/11/2000, 06/02/2001, 15/02/2001 ve 28/06/2001 tarihli yönetim kurulu kararlarını almak suretiyle bankalar yasası kapsamında BDDK tarafından gönderilen talimatlara aykırı davrandığı tespit edilmiştir. BDDK talimatından sonra alınan 30/11/2000 tarihli Yönetim Kurulu kararında, ... (... A.Ş.) ile yapılan mutabakat çerçevesinde, şirketin mülkiyetinde bulunan gayrimenkulün bir kısmının bankaya birinci derecede 80.000.000 TL'lik ipotek verilmesi ve ipoteğin, .... A.Ş., ...,  ...A.Ş, ... A.ş., ... A.Ş., ... A.Ş,  ... A.Ş, ... A.Ş., ... A.Ş, ... A.Ş. , .... A.Ş., .... A.Ş., ... A.Ş., 'nin bankadan kullandığı ve kullanacağı tüm krediler olan 155.000.000 USD, ayrıca doğmuş ve doğacak borçlarının asaleten ve kefaletten kaynaklanan borçlarının teminatını oluşturacağı ve ... A.Ş.nin bu boçlara müteselsil kefil olacağı kararlaştırılmış ve bu Yönetim Kurulu kararı kapsamında da ... Grubu firmalarıyla 01/12/2000 tarihinde protokol yapılmıştır. Bu protokolde, ipotek tesisine karar verilen taşınmazın ayrıca üzerinde ipotek tesis edilecek ya da edilmeyecek tüm taşınmazların üçüncü şahıslara satışı veya kiralanması durumunda, söz konusu bedellerin 4.000.000 USD'ye ulaşıncaya kadar %65'lik kısmının ... A.Ş.'ye, geri kalan %35'lik kısmının da bankaya ödeneceği, 4.000.000 USD'nin ... A.Ş. tarafından tahsil edilmesinden sonra %5'lik kısmının ... A.Ş.'ye ve geri kalan %95'lik kısmının da protokoldeki borçlara mahsuben bankaya ödenmesine karar verildiği, bankayla kredi borçlusu ...Grubu firmaları ile 05/02/2001 tarihinde ... A.Ş.'nin de kefil olduğu yeni bir sözleşmenin yapıldığı ve bunun 06/02/2001 tarihli Yönetim Kurulu kararıyla onaylandığı anlaşılmıştır. Bu karar kapsamında, ... Grubu firmalarıyla akdedilen 01/12/2000 tarihli protokol hükümlerini de içerdiği, ayrıca kredi borçlarına ilave olarak ... A.Ş.'ye 30/11/2000 tarihli kararla kullandırılan kredilerin ve diğer firmalara tahsis edilip kullandırılan kredilerin faiziyle birlikte toplam borca ilavesine, ayrıca İstanbul İli, Kartal İlçesinde kayıtlı gayrimenkuller üzerinde 5.000.000,00 TL, ... A.Ş.'nin maliki olduğu gayrimenkul üzerinde 5.000.000,00 TL'lik ipotek kurulmasına ve 9.600.000,00 TL bedelli ... A.Ş. B-Tipi hisse senetleri üzerine serbest dereceden istifade kaydıyla ikinci dereceden 3.000.000,00 TL ve 215.556,00 TL nominal değerli .... A.Ş. hisseleri üzerinde rehin tesis edilmesinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Banka Yönetim Kurulunun 15/02/2001 tarihli Yönetim Kurulu kararıyla, ... A.Ş.'nin maliki olduğu ve bankaya ipotek edilen gayrimenkul üzerindeki ipoteğin fek edilerek, protokolde belirtilen firmaların kredilerinin teminatı olarak, ... A.Ş. iştiraki olan ve ... A.Ş. tarafından yaptırılan ve proje değeri en olumsuz koşullarda 81.000.000 USD, en iyi koşullarda 282.000.000 USD olan ... A.Ş.'nin %35 hissesi üzerine, birinci derecede rehin tesis edilmesi ve ... A.Ş.'nin hesaplarında ... A.Ş. firmalarının kredilerinin teminatı ya da banka sermaye artırımında kullanılmak üzere blokoja alınan 3.945.000 TL içinde 3.000.000 TL'nin ... holding A.Ş. talimatlarına istinaden en geç 30 gün içinde tekrar blokeye alınması şartıyla serbest bırakılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. 28/06/2001 tarihli Yönetim Kurulu kararıyla, ... A.Ş, ... A.Ş., ... A.Ş., ... Şirketlerine toplam 59.269.094 USD ve 5.870.894 DEM kredi tahsis edilerek kullandırıldığı, bu kararla, kredi borçlularının kredi limitlerinin yeniden belirlenerek ek teminat olarak da ... A.Ş.'nin sahip olduğu gayrimenkul üzerine ikinci derece ipotek tesis edilerek ve 2.216.000,00 TL nominal bedelli ... A.Ş. hisse senetlerinin rehnedilmesinin kararlaştırıldığı saptanmıştır.Bu dört ayrı yönetim kurulu kararları ile, daha önceden ... Grubu firmalarına/ tahsis edilen kredilerin tarafları, vadeleri, tutarları, para birimi, faiz oranı ve teminatlarının değiştirildiği, ayrıca ek teminatlar alınarak yeni kefaletler öngörüldüğü ve yeni firmalara kredi tahsisi yapılarak, dolayısıyla bu kredilerin yeni kredi niteliğinde bulunup BDDK'nın talimatı öncesinde ... Grubu firmalarına kullandırılan krediler arasındaki illiyet bağının ortadan kalktığı, talimata aykırı bir şekilde kredi tahsis ve işlemlerinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Banka yönetim kurulunun 30/11/2000, 06/02/2001, 15/02/2001 ve 28//06/2001 tarihli kararları ile ... Grubu firmalarından olan ... A.Ş., .... A.Ş., ... A.Ş., ... A.Ş, ... A.Ş., ... A.Ş, ... A.Ş.  ... A.Ş, .... , ... A.Ş,. ... A.Ş, ... A.Ş, ... AŞ. ... A.Ş. . A.Ş. ..., ... A.Ş.,.... Şti.'den oluşan 19 ayrı grup firmasına kullandırılan kredilerin yasaya aykırı olduğu tespit edilmiştir.Davalı ... ile dava dışı ( 2002/171 E. sayılı dosyasındaki davalılar ..., ..., ...) ve dava dışı (..., ..., ..., ..., (haklarındaki dava tefrik edilerek durdurma kararı verilen) yukarıda belirtilen 4 ayrı yönetim kurulu kararında imzalarının bulunduğu anlaşılmıştır. BDDK talimatlarına aykırı şekilde kredilerin kullandırılmasına esas Yönetim Kurulu kararlarında davalı ...'un ve 2002/171 E. sayılı dosyasında davalı olan ... ve ...'ın imzaları olsa da, BDDK talimatlarıyla ilgili bilgilerinin olmadığı, bu konuda bilgilendirilmedikleri, BDDK talimatlarına muhatap olan banka yönetim kurulu başkanı, genel müdürü veya murahhas azaların konunun görüşülmesine ilişkin gerçekleştirdikleri münferit bir yönetim kurulu toplantısı veya aldıkları bir kararın bulunmadığı,  BDDK'nın talimatından sonra bankanın olağanüstü genel kurul toplantısına çağrı yapılması suretiyle ortaklarca görüşülerek alınacak tedbirler konusunda bir karar verilmesinin gerektiği, ancak bu gereğin yerine getirilmemiş olduğu, ayrıca bu hususun görüşülmesine ilişkin yönetim kurulu tarafından yapılan münferit bir toplantının da olmadığı, nitekim hizmet veya vekalet akdi kapsamında görev yapan ücretli yönetim kurulu üyelerinin banka sermaye artırımı konusunda ya da grup kredilerinin tasfiyesi konusunda BDDK'ya doğrudan görüş bildirmiş olmalarının beklenemeyeceği, bu tür kararların bankacılık mevzuatı ve teamülleri çerçevesinde sadece banka hakim ortakları, dolaylı ortakları veya imtiyazlı pay sahibi ortakları veya sadece ortaklar tarafından alınabilecek ve BDDK'ya görüş bildirilecek hususlardan olduğunun mahkememizce itibar edilen bilirkişi raporunda açıkça ifade edildiği, bu durumda davalı ...'un BDDK talimatlarından haberdar olmaması, bu konuda bilgisinin  bulunmaması nedeniyle sorumluluğunun olmadığı kabul edilmiştir. Aksi durumda başka bir deyişle, banka yönetim kurulu üyelerinin ağırlaştırılmış özen yükümlülüğü olduğu,bilgilendirici herhangi bir toplantı yapılmamış olması kanuna aykırı zararlandırıcı işlemlerinden sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağı kabul edildiğinde dahi aşağıda açıklanacağı üzere zarar unsurunun ortadan kalkması nedeniyle sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dava konusu usulsüz krediler, ... Grubu firmaları dışında diğer firmalar ya da üçüncü şahıs firmalarına verilen kredileri de kapsamaktadır.Dosyada mevcut bulunan raporda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere, ... Grubuna dahil olmayan üçüncü şahıs firmalarına verilen kredilerin kanuna aykırı olanlarının.... Ltd., ... Grubu, ... Ltd. Şti., ....Şti, .. Ltd. Şti,  ... A.Ş.,  ... Ltd. Şti- ... Ltd, Şti, ... Şti., ... A.Ş. ... A.Ş., .... A.Ş., ... A.Ş. , ... Ltd. Şti., ... A.Ş. , ... A.Ş., ... A.Ş.'ye verilen krediler olduğu anlaşılmıştır.Bu kredilerden .... A.Ş. , ... A.Ş. ... Ltd. Şti., .... A.Ş., ... A.Ş, ... Ltd. Şti., ...A.Ş,  ... .A.Ş,  ... A.Ş.'ye tahsis edilen kredi ve kredinin teminatı olarak  ... A.Ş. hisse senetlerinin rehnedilmesi ile kredi tahsisi risk ve teminat dengesinin kurulduğu, bu anlamda yasaya aykırı bir işlemin olmadığı, kanuna aykırılığın, bu kararların icrası sırasında kredinin ek teminatı olan rehinli hisse senetlerinin borsa rayici üzerinde bir bedelle satın alınarak borca mahsup edilmesi nedeniyle gerçekleştiği nitekim zararın da bu işlemden kaynaklandığı saptanmıştır.... A.Ş.'ye kredi tahsisine ilişkin yönetim kurulu kararının bulunmadığı, bu kredinin dava dışı ... tarafından verilen onayla kullandırıldığı, kaldı ki anılan tarih itibariyle davalının banka yönetim kurulu üyesi olmadığı,... A.Ş.'ye 21/09/1999 tarihli kararla kredi tahsis edildiği, bu kararın alındığı tarih itibariyle davalı ...'un banka yönetim kurulu üyesi olmadığı, yönetim kurulunun 07/07/2000 tarihli kararıyla teminata alınan hisse senetlerinin borsaya ipotek edilmeyen A tipi hisse senetleriyle değiştirilmesi nedeniyle bu yönetim kurulu kararına istinaden zararın doğduğu ve anılan kararda davalının imzasının bulunmadığı, ... A.Ş.'ye, 1997 tarihli, ... A.Ş.'ye 1999 tarihli,  ... A.Ş.'ye 1999 tarihli,  .. Ltd. Şti'ye de 1999 tarihli Yönetim Kurulu kararlarıyla kredi kullandırıldığı, bu tarihler itibariyle davalının yönetim kurulu üyesi olmadığı, anılan kararlarda imzasının bulunmadığı, davalı ...'un imzasının da bulunduğu 29/08/2000 tarihli yönetim kurulu kararında,  ... Ltd. Şti'ye kullandırılan kredinin teminata alınan hisse senetlerinin banka tarafından satın alınarak borca mahsubuna denildiği, ... A.Ş., ... A.Ş., ... A.Ş.'ye kullandırılan kredilerin tasfiyesine yönelik 13/10/2000 tarihli Yönetim Kurulu kararlarının bulunduğu ve kararlarında teminattaki hisse senetlerinin satın alınıp firmaların borcuna mahsup edilmesine ilişkin olduğu ve 13/10/2000 tarihli kararda davalı ...'un imzasının bulunduğu,... Ltd. Şti'ye 1999 tarihli Yönetim Kurulu kararıyla kredi tahsisi yapıldığı tarih itibariyle davalı ...'in banka yönetim kurulu üyesi olmadığı, ancak 23/10/2000 tarihli Yönetim Kurulu kararında imzasının bulunup, hisse senetlerinin satın alınarak firmanın borcundan mahsup edilmesi yönünde karar alındığı, ... A.Ş.'ye ve  ... A.Ş.'ye 1999 tarihli Yönetim Kurulu kararlarıyla kredi kullandırıldığı, bu  tarih itibariyle davalının yönetim kurulu üyesi olmadığı, kredi karşılığı teminata alınan hisse senetlerinin satın alınarak borca mahsup edilmesi yönünde 27/10/2000 tarihli Yönetim Kurulu kararların da ise imzasının olduğu, Bu firmalara kredi tahsis edilmesine ilişkin Yönetim Kurulu kararlarında hukuka aykırılığın olmadığı gibi zaten kredi tahsisine ilişkin işlemlerde davalının bir dahlinin bulunmadığı, zira anılan tarih itibariyle banka yönetim kurulu üyesi olmayıp, 07/03/2000 ile 22/06/2001 tarihleri arasında banka yönetim kurulu üyeliği görevini ifa ettiği, hisse senetlerinin satın alınarak borca mahsup edilmesine ilişkin alınan 13/10/2000, 23/10/2010 tarihli ve 27/10/2000 tarihli Yönetim Kurulu kararlarında da hukuka aykırılığın bulunmadığı, 27/10/2000 tarihli Yönetim Kurulu kararında davalı ...'un imzası bulunsa da, hisse senetlerinin banka tarafından satın alınarak borca mahsup edilmesi yönündeki bu yönetim kurulu kararlarında da, bankacılık mevzuatına veya yasa aykırılığın olmadığı, ancak satın alma işlemi icra edilirken hukuka aykırılığın gündeme geldiği, nitekim hisse senetlerinin borsa rayici üzerindeki bir değerle satın alınması sonucunda bankanın zarara uğratıldığı, anılan kararların icrasını gerçekleştiren ve o dönemde banka Genel Müdürü olan dava dışı ...'in sorumluluğunun bulunduğu, ... A.Ş.'ye verilen kredi karşılığı alınan hisse senetlerinin banka tarafından satın alınarak firmanın borcuna mahsup edilmesine ilişkin Yönetim Kurulu kararının 27/10/2000 tarihli olmasına rağmen hisse senetlerinin paraya çevrilme işleminin bu karardan önce 18/10/2000 tarihinde satın alındığı, bu hususun dahi Yönetim Kurulu kararlarını uygulayan banka Genel müdürü, yönetim kurulu üyesi ...'in eylem ve işlemi nedeniyle banka zararının doğduğunun kabulü gerektiği, davalı ...'un zararlandırıcı bir eylem ya da işlemlerinin olmadığı, dolayısıyla sorumluluğunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Bunların dışında grup dışı firmalardan olan ... Grubuna kullandırılan kredilerden sonra akdedilen protokoller nedeniyle uğranılan zararın mahkememizin 2003/1163 E sayılı dosyasında şahsi iflas dosyasına konu edildiği anlaşılmıştır. Huzurdaki bu dava da ise, ... Grubuna verilen usulsüz krediden kaynaklanan zararın tazmini istenmektedir. Bu gruba kullandırılan kredi tahsislerine ilişkin yönetim kurulu kararlarının 1997-1998 tarihli olduğu ve davalının banka yönetim kurulu üyesi olmadığı, dolayısıyla anılan kararlarda imzasının bulunmadığı, aynı şekilde grup dışı  ... Dış Tic. Ltd. Şti.,  ... Ltd. Şti.,... Ltd. Şti., ... Grubuna kredilerin kullandırıldığı tarih itibariyle davalının görevde olmadığı, ... A.Ş.'ye kullandırılan kredilere dayanak 1997-1998 ve 2000 tarihli yönetim kurulu kararları olduğu, verilen kredilerin ve alınan teminatların dengeli bulunduğu, risk ve kredi dengesinin kredi açıldığı tarihte sağlandığı, davalının hukuka aykırı olan somut bir fiillerinin bulunmadığı, 27/07/2000 tarihli Yönetim Kurulu kararında dava dışı ... ve ... ile davalı ...'un imzasının bulunduğu, bu karar çerçevesinde 03/08/2000 tarihinde protokol akdedildiği, bu protokole göre ... A.Ş.'ye borcunun kapatılması ve ipotek ruhsat işlemlerinin tamamlanması için ek kredi kullandırıldığı, ayrıca bir kısım faiz alacaklarının iptal edildiği, zararın protokolün icrasını gerçekleştiren ve protokolü akdeden banka genel müdürünün ve kredi pazarlamadan sorumlu üye banka genel müdürünün yasaya aykırı işlemlerinden kaynaklandığı, ancak kredi zararının varlık yönetim şirketine temlik edildiği, temlikten elde edilen gelirin tenzili ile bakiye 4.126.797 USD zarardan davalının sorumlu tutulmasına neden olacak herhangi bir eyleminin olmadığı,...-  ... Ltd. Şti'ye kredi kullandırılmasına ilişkin kararlarda hukuka aykırılığın bulunmadığı, sadece 29/08/2000 tarihli Yönetim Kurulu kararı kapsamında akdedilen 03/08/2000 tarihli protokolle şirketin toplam borcun içinde yer alan faiz reeskontlarının iptal edilerek kredi borcunun daha aza indirildiği, bu kararda dava dışı... ve ... ile davalı...'un imzalarının bulunduğu, ancak ...ma arasında akdedilen protokol çerçevesinde kredi borçlarının tamamen ödenerek tasfiye edildiği, bu nedenle kararda imzası bulunan davalının sorumlu tutulmasını gerektiren bir zarar olmadığı, ayrıca iptal edilen faiz reeskontları nedeniyle oluşan zararlarında iş bu davaya konu edilmediği, ... Ltd. Şti'ye 21/09/1999 tarihli kararla kredi tahsis edildiği ve bu tarih itibariyle davalının banka yönetim kurulu üyesi olmadığı, bu kredinin ... A.Ş.'nin sermaye artırımında kullanıldığı, ancak bankanın ayrıca....A.Ş.nin yönetiminde bulunan dava dışı... ve...'ın bilgisi dahilinde yapıldığı, adı geçenlerin bu eylemden sorumluluğunun bulunduğu, davalının sorumluluğuna neden olacak herhangi bir işlem ve eyleminin olmadığı kabul edilmiştir. <br>Yapılan bu açıklamalara göre özetle, ... Grubu firmaları olan ... A.Ş, ... A.Ş, ....  A.Ş, . A.Ş, ... A.Ş, ... A.Ş, ... A.Ş, ... A.Ş...A.Ş, ... A.Ş, ... A.Ş, ... A.Ş, ... A.Ş, ... A.Ş, ... A.Ş, ..., ... A.Ş, ... Ltd.'ye BDDK talimatından sonra alınan kararlar doğrultusunda yapılan işlemlerin yasaya aykırı olduğu,Grup dışı başka bir deyişle üçüncü şahıs firmaları olan  ... Grubu, .... Ltd. Şti., ... Grubu, ... A.Ş, ... Grubu,  ... A.Ş,  ve ... Ltd. Şti'ne kullandırılan kredilerden kaynaklı zararın bulunduğu, ancak bu kredi tahsis kararları alındığı dönemde davalının banka yönetim kurulu üyesi olmadığı, ... A.Ş,  ... Ltd.Şti, ... Ltd. Şti'ye kullandırılan kredilerde imzasının olduğu,Bunun dışında davaya konu edilen diğer kredi tahsislerinde bankacılık yasasına ve mevzuatına aykırı bir yönün olmadığı tespit edilmiştir. ... Ltd. Şti.,  ... A.Ş,  ... A.Ş, .... A.Ş, ... A.Ş, ... A.Ş, ... A.Ş, . A.Ş ve ... A.Ş'ye kredi tahsis işlemlerinde yasaya aykırı bir yön olmadığı gibi bu kredilerin kullandırıldığı tarih itibariyle davalının banka yönetim kurulu üyesi olmadığı, zararın kaynağının ise, kredi tahsisi ile birlikte kredi karşılığı rehnedilen... A.Ş hisselerinin borsa rayici üzerindeki bir bedelle satın alınarak kredi borcuna mahsup edilmesi işlemi olduğu anlaşılmıştır.BDDK'nın bankaya gönderdiği talimatlardan sonra alınan Yönetim Kurulu kararlarıyla ... Grubu firmalara kredi tahsis edilmesi nedeniyle mahkememizce itibar edilen bilirkişi raporunda açıklandığı üzere,TTK. 336. maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenen yönetici ve denetçilerin sorumluluğu eski BK. 41. maddesindeki haksız fiil sorumluluğunun bir türü olarak kabul edilmektedir. 818 Sayılı BK. 41. maddesi (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 49. maddesi) gereğince haksız fiili sorumluluğunun doğabilmesi için hukuka aykırı bir eylemin, kusurun ve zararın olması gerektiği gibi meydana gelen zarar ile kusurlu olarak gerçekleştirilen hukuka aykırı eylem arasında doğrudan illiyet bağının bulunması zorunludur. Hukuka aykırı eylemle kusur olmakla birlikte eğer zarar yoksa veya ortadan kalkmış ise artık sorumluluktan bahsedilmesi mümkün olmayacaktır.Zarar, sorumluluğun temel ve esaslı unsurudur. Zararın olmadığı veya oluşmakla birlikte ortadan kalktığı tespit edildiğinde artık sorumluluk olamaz. Zarardan sorumlu olanların birden fazla olması halinde dahi zararın tekliği ilkesi geçerli olduğundan sorumlulardan birinden tahsil edilmesi veya biri tarafından tazmin edilmesi halinde artık diğerlerinin de sorumluluğunun ortadan kalktığı veya kalkacağı kabul edilmelidir.... ile ... Grubu firmaları arasında 31.03.2002 tarihli ön mutabakat yapılmış ve bu mutabakata ... firmaları ve ... dışında alacaklı bankalarında dahil olduğu anlaşılmıştır. 25.01.2008 ve 08.06.2011 tarihli protokolleri ise ... Grubu ile ... arasında akdedilen borç tasfiyesine ilişkin oldukları tespit edilmiştir. Her iki protokolde de banka yönetim kurulu üyesi ve denetçisi olanların bir kısmının imzasının bulunduğu, bir kısmının ise imzalarının olmadığı görülmüştür. Borç tasfiyesine ilişkin bu protokollerde ... Grubuna bağlı şirketlerin değer tespitlerinin yaptırılarak fonun belirleyeceği koşullar çerçevesinde dilediği şirketlerin hisselerinin kısmen ya da tamamen grubun borcuna karşılık devir alınabileceği, ya da 3. kişilere satılabileceği kararlaştırılmış ve bu çerçevede ... A.Ş'nin %50 hissesine sahip olduğu ... Merkezinin, ... Grubunun %100 hissesine sahip olduğu Sakarya-İpekyolu vadisi Serbest Bölgesinin ve Denser Denizli Serbest Bölgesinin satışı ve pazarlanması konusunda çalışmalar yapılacağı konusunda anlaşma sağlanmıştır. Protokolün 9.3. maddesinde fon tarafından açılan mali sorumluluk davalarının yer aldığı huzurdaki bu dava dosyası ile birlikte birleşen 2004/36 E. ve Mahkememizde görülen ve hali hazırda neticelenen diğer mali sorumluluk dosyalarının esas numaralarının belirtildiği ve protokol yürürlükte bulunduğu sürece protokolü imzalayan davalılar hakkında protokoldeki alacak kalemleri bakımından ihtiyati tedbirler baki kalmak kaydıyla davanın durdurulması için fon adına mahkemelerden talepte bulunulacağı, protokole konu alacakları kalemleri yönünden ve protokolde imzası bulunmayan davalılar hakkında ise tüm dava tutarı üzerinden mali sorumluluk davalarına devam edileceğinin belirtildiği, 9.4. maddesinde de fon tarafından açılan şahsi iflas davalarına ilişkin dosya numaralarının yer aldığı ve protokolde imzası bulunmayan kişiler yönünden davalara devam edileceği açıklanmış ve huzurdaki bu davada davalı olanlarca protokoller imzalanmamış olduğundan TMSF tarafından adı geçenler aleyhine açılan davalara devam edilmiştir. ... grubu ile Fon arasında akdedilen protokollere göre davacı ... tarafından bir kısım davalılar hakkındaki davaların durdurulmasının istendiği ve borç tasfiyesine ilişkin bu protokollere göre tahsilatların devam ettiği, davanın açılmasından önce ve  dava tarihten bugüne kadar tahsilat yapıldığı anlaşıldığından hali hazırda Fonun bir zararının bulunup bulunmadığının tespiti yönünden son bilirkişi raporunu düzenleyen heyetten ek rapor alınmıştır. 10.02.2018 tarihli bu raporda tahsilatlara ilişkin olarak ...'den gelen yazı cevabı, ...'nin 2016 yılı faaliyet raporu ve tüm kayıtlar değerlendirilerek neticeye ulaşılmıştır. ...'nin 07.02.2018 tarihli cevabi müzekkeresinde, ... Bütünlüğü 19.01.2016 tarihinde 80.000.000,00 USD tutarla ihale edilerek 10.000.000,00 USD peşinatın tahsil edildiği, ancak ihale sürecinin devam etmesi, vadeli satışlar olması ve henüz sıra cetvelinin kesinleşmemiş olması nedeniyle tahsilat tutarları içinde yer almadığı, ... A.Ş'ye ait olan 46 adet taşınmaz üzerinde de Fon hacizlerinin olmasından dolayı satışlarının yapılmadığı, ... Grubu firmalarından ... A.Ş'nin fona devredildiği tarihten davanın açıldığı 11.01.2002 tarihine kadar 12.632,73 USD (16.786,37 TL) ve dava tarihinden sonra 51.406.380,23 USD (96.430.640,29 TL) olmak üzere toplam 51.419.012,96 USD (96.447.426,66 TL) tahsilat sağlandığı,... Grubu firmaları dışındaki 3. şahıs firmalarından ise ... A.Ş'nin fona devredildiği tarihten davanın açıldığı tarihe kadar 173.557,96 USD (271.302,19 TL) ve dava tarihinden sonra da 15.148.392 USD (22.376.399,95 TL) ki toplam 15.321.949,96 USD (22.647.702,15 TL) tahsilat sağlandığı, ayrıca bu firmalardan birinci alacak satış ihalesi ile ... A.Ş'ye satılan firmalara ait satış sonrası tahsilatların adı geçen varlık yönetim şirketinden talep edildiği belirtilmiştir. ... tarafından dosyaya ibraz edilen belgelere ve ... nezdindeki kayıtlara göre... ve ... firmalarında halen tahsilatların devam ettiği en son 13.02.2018 tarihinde tahsilatın yapıldığı ve toplam tahsilatların 15.448.766,91 USD karşılığı 237.075.457,16 TL olduğu, ... grubu dışındaki firmalardan ise davadan önce ve sonraki süreçte toplamda 64.636.423,15 TL tahsilatın yapıldığı anlaşılmıştır.Davacı ile... grubu arasında akdedilen 2008 tarihli  protokolde 206.870.91 USD olan riskin, 2011 tarihli protokolde revize edilerek 274.002.495 USD olarak tespit edildiği ve %35 oranında indirim uygulanması ile neticede yaklaşık 180.000.000 USD olarak belirlendiği, 31.01.2011 tarihinden libor +0,5 üzerinden hesaplanacak faiziyle birlikte 24 ay içinde ödenmesi, 24 ay içinde ödenmediği takdirde indirim oranının %30 uygulanarak aynı faiz oranıyla birlikte 36 ay içinde ödenmesi ve protokolün imzasını takip eden 60 gün içinde 250.000 USD'nin nakit olarak ödeneceği kararlaştırılmıştır. Buna göre... Grubunun protokole konu borç miktarının 180.000.000,00 USD olduğu anlaşılmaktadır. ... grubundan sağlanan nakit tahsilatların ...'nin 2017 yılı Nisan-Haziran 2. üç aylık faaliyet raporunda 115.51 milyon USD olduğu ifade edilmiştir.Davacı ...'nin  2016 yılı faaliyet raporunda ve 2016 yılı Temmuz-Eylül üç aylık faaliyet raporunda ... Dünya Ticaret Merkezi-... Projesinin 80.000.000 USD bedelle .... A.Ş'ye satıldığı ve ihale bedelinin tahsil edildiği,... yararına ipotek tesis edilerek devir ve teslim anlaşmasının imzalandığı açıklanmıştır. Protokole göre bu satışın %50'sinin ... grubuna ait olduğu gözönüne alındığında grubun borcuna mahsup edilecek tutarın 40.000.000 USD'ye tekabül ettiği tespit edilmektedir. ... tarafından 5411 Sayılı Bankacılık yasası gereğince düzenlenen bu faaliyet raporlarında 30.06.2018 tarihi itibariyle fonun daha önceden yapılan 115.51 milyon USD nakit tahsilatı ve ... projesinin satışından ... grubuna düşecek olan 40 milyon USD olmak üzere toplam 155.51 milyon USD olduğu görülmektedir. ... kayıtlarında, bankalardan devralınan Binalar Hesabında ... A.Ş'nin İzmir Dikilide sahip olduğu arsanın yer aldığı ve bu arsanın 03.04.2004 tarihinde ... aktiflerine girdiği anlaşılmıştır. Bunun dışında ... A.Ş ve... A.Ş gayrimenkullerinin de protokol çerçevesinde teminata alındığı ve henüz paraya çevrilmediği anlaşılmıştır. Satışı yapılmayan bu taşınmazların rayiç değerinin tespitine ilişkin olarak ... tarafından dosyaya ibraz edilen 03.12.2010 tarihli ekspertiz raporunda, Denizli Serbest Bölgede bulunan ... ilçesinde bulunan taşınmazların değerlerinin 11.185.729,00 TL olduğu anlaşılmış ve bu miktarın 7.592.295,53 USD'ye tekabül ettiği tespit edilmiştir. ... A.Ş'ye ait taşınmazlara ilişkin herhangi bir değer tespiti yaptırılmadığı ve halen satışının gerçekleştirilmediği anlaşılmıştır. Buna göre ... A.Ş'ye ait taşınmazlar dışında değer tespiti yapılan ... ilçesinde bulunan yaklaşık 7.500.000,00 USD değerinde bulunan gayrimenkullerden oluşan teminatlarının olduğu görülmektedir. Ayrıca protokole kefil olanlardan tahsil edilecek yaklaşık 19 milyon USD senetli alacağın olduğu tespit edilmiştir. Mahkememizce itibar edilen bilirkişi raporunda, zararın tespiti için ... Grubu ile fon arasında akdedilen protokollere konu taşınmazların satışının veya paraya çevrilmesinin beklenmesi gerektiğine işaret edilmiş ve mahkememizce daha önceki aşamalarda tasfiye protokolünün neticesinin beklenmesi yönünde karar alınmış ise de, 10.12.2018 tarihli ek raporda yapılan tespitler ve buna göre gerçekleştirilen tahsilat ve halen teminatta bulunan veya bankaya ait olup da fona intikal eden taşınmazlar ve senetli alacakların olduğu, zarar unsurunun ortadan kalktığı ve davanın 25/01/2002 tarihinde açıldığı gözetildiğinde artık protokole göre tahsilatların yapılmasının beklenmesine gerek olmadığı kanaatine varılmıştır. Davacı tarafça, banka zararının, davalı  382.631.000,83 TL ve 60.480.769 USD'den davalı ...'un sorumlu olduğu ileri sürülmüştür. Yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere, ...bu firmalarıyla Fon arasında akdedilen protokol kapsamında yapılan 155,51 milyon USD tahsilat ve halen Fon adına kayıtlı olan arsa ve Fon'un teminatında bulunan ve değeri yaklaşık 7,5 milyon USD olarak tespit edilen, henüz değer tespiti yapılmamış olan gayrimenkuller ile 19 milyon USD senet teminatları gözetildiğinde zarar unsurunun ortadan kalktığı kabul edilmiştir. BDDK talimatlarına aykırı şekilde alınan 30/11/2000, 06/02/2001, 15/02/2001 ve 28/06/2001 tarihli kararlar doğrultusunda ... Grubu firmalarına kredilerin kullandırıldığı, bu kararlarda davalı ...'un imzasının bulunduğu anlaşılsa da, BDDK talimatlarından bilgilendirildiğine ilişkin herhangi bir delilin ibraz edilmediği, dolayısıyla bu talimatlardan haber olduğunun kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Banka yönetim kurulu üyelerinin ağırlaştırılmış özen yükümlülüğünün olduğu, dolayısıyla BDDK talimatlarından haberdar olunmadığı yönündeki tespitin kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varılması... arasında tasfiye protokollerinin yapıldığı, bu kapsamda yapılan tahsilatlar ile birlikte halen paraya çevrilmemiş gayrimenkullerin bulunduğu, buna göre artık zarar unsurunun ortadan kalktığı ve zarar olmaması halinde sorumluluğunda olamayacağı açık olduğundan davalı ... terekesi hakkındaki davanın reddi gerektiği kabul edilmiştir. ... Grubu dışında firmalara kullandırılan kredilerden kaynaklanan zararın tazmini istemi yönünden de; adı geçen şirketlere 1997-1998-1999 yıllarında alınan yönetim kurulu kararlarıyla kredi tahsisi yapıldığı, anılan kararlarda davalının imzasının bulunmadığı, nitekim bankadaki görevine 07/03/2000 tarihinde başladığı, zaten zararın, kredi tahsisine ilişkin yönetim kurulu kararlarından kaynaklanmayıp, kredilerin teminatı olarak hisse senetlerinin borca mahsubuna ilişkin yönetim kurulu kararlarının icrası sırasında hisse senetlerinin borsa rayiç değerinin üzerinde satın alınarak borca mahsup edilmesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir. 29/08/2000, 13/10/2000, 23/10/2000 ve 27/10/2000 tarihli yönetim kurulu kararlarının teminatta bulunan hisse senetlerinin paraya çevrilip borca mahsup edilmesine ilişkin olduğu belirlenmiştir. Bu kararlarda davalı...'un imzasının da bulunduğu görülmektedir. Ancak alınan bu yönetim kurulu kararlarının Bankacılık Yasasına ve Banka İç Mevzuatına aykırılık teşkil etmediği, zira teminatta bulunan hisse senetlerinin paraya çevrilerek borca mahsup edilmesinin yasaya aykırı olduğunun kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Zarar, hisse senetlerinin paraya çevrilerek borca mahsup edilmesine ilişkin yönetim kurulu kararlarından değil, bu kararın icrası sırasında rayiç değerin üzerinde satın alınması işleminden kaynaklandığı, anılan kararların icrasının dava dışı banka genel müdürü tarafından gerçekleştirildiği, dolayısıyla hukuka aykırı ve zararlandırıcı işlemin genel müdürün aldığı karar ve eylem nedeniyle ortaya çıktığı, davalı ...'a herhangi bir sorumluluk atfedilemeyeceği, tüm bunların dışında genel müdürün bu eylemiyle ortaya çıkan zararında ortadan kalktığı sonucuna varıldığı, yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere ...'nin faaliyet raporlarında da belirtildiği şekilde yapılan tahsilatlar ve halen Fon nezdinde bulunan gayrimenkuller dikkate alındığında zararın bulunmadığı kanaatine varılarak davanın reddine ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\"  gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 30.04.2009 tarihli dilekçe ile davanın durdurulması talep edilmiş olan davalıların tefrik edilen dosyalarında, bir kısmı hakkında davanın durdurulması verilmişken ... hakkında ise davanın reddi kararı verilmesinin  yasal düzenlemeye aykırı olduğunu, mahkemece yapılan yargılama sonucu itiraz ettikleri  bilirkişi heyetince düzenlenen 05.05.2015 tarihli kök ve 10.12.2018 tarihli ikinci ek rapordaki tespitlere itibar edilerek bu raporların hükme esas alındığını,  hatalı ve yanlı tespitleri havi, tarafsızlık ilkesi ile  çelişen bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğunu, itirazlarının dikkate alınmadığını,  teminatlara ilişkin, zaten yargı tarafından verilmiş ve kesinleşmiş karar/kararlar varken bilirkişilerin bunu kritik ederek kamu zararını tahsile uğraşan Fon'u itham edercesine ifadeler kullanmasının tarafsızlık ilkesi ile çeliştiğini, bilirkişilerin  raporlarda kendilerine verilen görevi aşarak, davaya ilişkin olmayan ve/veya hakkında kesinleşmiş yargı kararları olan konularda bile aleyhte görüş bildirdiğini, kök raporda,  dacvalının eylemlerinin hukuka aykırı olduğu belirtildikten sonra beş kişilik bu heyetten sadece üç kişi tarafından düzenlenen ve ... Grubu protokollerine ilişkin tahsilatları mükerrer düşen, tahsil edilmemiş ihale bedelini mahsup eden, iptal edilen ve mahkeme kararı ile ortada olmayan teminatları mahsup eden hatalı bilirkişi ek raporunun hükme esas alınmasının usule aykırı olduğunu,  davanın ... AŞ Teftiş Kurulunun 17.01.2002 tarihli ve (1) sayılı \"09.07.2001 tarihli devir bilançosunda oluşan ... AŞ zararının sorumlularının TTK'ya göre tespiti konulu mali  sorumluluk tespit raporu esas alınarak açılmış mali sorumluluk davası olduğunu,  yönetim kurulu üyelerinin TTK   gereği genel olarak görevlerini kurul halinde yerine getirdiğini, gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği vazifelerin kasten yeya ihmal neticesi olarak yapılmamasından sorumlu olduklarını, yönetim kurulu üyelerinin, şirket yönetimini ve işlerin gidişini, bunların kanun ve esas mukavele hükümlerine ve şirket yararına uygunluğunu gözetmekle yükümlü olduklarını, bu yükümlülüklerini yerine getirirken bilgi alma haklarını kullandıklarını, rastladıkları yolsuzlukları murakıplara bildirmedikleri takdirde sorumluluğa katılacaklarını, üyelerin gözetme yükümlülüğü, idare ve temsil yetkisinin tüm olarak murahhaslara bırakılsa dahi ortadan kalkmayacağını, görevlerini gereği gibi yerine getirmemeleri veya ihlali nedeniyle oluşan tüm zararlardan dolayı müteselsilen sorumlu olduklarını,  üyelerin  haklı bir sebep olmadığı takdirde, toplantıya katılmakla yükümlü olduğunu, bu sebeplerle  sorumluluğun birkaç yönelim kurulu üyesine yöneltilmek sureti ile yönetim kurulu üyesi olan ve verilen krediler için imza alan diğer davalıların bu hususta bilgi sahibi olmadıkları bu yüzden sorumlu tutulamayacakları tespitinin yasal dayanağı bulunmadığını,...  Bank AŞ'nin sermayesine hâkim ... grubuna dahil 23 şirketin fona olan borçlarına ilişkin imzalanan 25.01.2008 ve 08.06.2011 tarihli protokol borçlarının ödenmediğini,  ilk protokolün ... Bank AŞ'nin sermayesine hâkim ... Grubunun ve Grup ile birlikte değerlendirilen 23 şirketin Fona intikal eden bankalardan kullanmış oldukları kredilerden ve Protokolde belirtilen sair sorumluluklardan kaynaklanan ve Fona temlik edilen/edilecek alacaklar ve diğer alacakların ödenmesi hususunda 25.01.2008 tarihinde imzalanarak yürürlüğe girdiğini, ödeme planına göre 2009 yılı sonunda ödenmesi gereken taksidin ödenmemesi üzerine, 02.03.2010 tarihi itibariyle temerrüt durumu oluştuğunu, ardından Fon ile borçlu ... Grubu arasında 08.06.2011 tarihinde yeni bir Protokol imzalandığını, ... Grubu ile yapılan 08.06.2011 tarihli protokol borcunun ödenme süresinin 08.06.2014 tarihinde sona erdiğini  ve Protokol ile ödenmesi öngörülen borç ödenmediği için temerrüt durumu oluştuğunu bu nedenle protokolde borçlular tarafından 31.01.2011 tarihi itibariyle 4.977.757.612.-TL olarak kayıtsız şartsız kabul edilen borçlara ilişkin, Protokolle mutabık kalınan 31.01.2011 tarihi itibariyle 274.002.495.- USD olarak hesaplanması ve bunu 24 ay içerisinde ödenirse  %35 oranında, 24 ay içerisinde ödenmemesi durumunda ise indirim oranının 7-30 olarak uygulanmasını ve bu tutara 31.01.2011 tarihinden itibaren Libor  + 0,5 faiz oranı üzerinden faiz hesaplanacağını içeren hükmün geçerli olmadığı ve Protokolde temerrüt durumu oluştuğundan; Protokole göre borçlular tarafından 31.01.2011 tarihi itibariyle 4.977.757.612.-TL olarak kayıtsız şartsız kabul edilen borç ile ilgili yasal takiplere kaldığı yerden devam edileceğini, mahkemece olmayan teminatlara ve tahsilatlara ilişkin hatalı tespitler ve gerçeği yansıtmayan rakamlar içeren bilirkişi raporu esas alınarak hatalı, mesnetsiz ve yasal dayanaktan yoksun hüküm kurulduğunu, ... isimli şirketin teminat vasfına haiz bir değerinin bulunmadığını, şirketin faaliyet gösterdiği arazi mülkiyetinin Maliye  Hazinesine ait olduğunu, arazi tahsisi konusunda  çıkarılan Bakanlar Kurulu kararı hakkında açılan davada  Bakanlar Kurulu kararının Danıştay tarafından iptal edildiğini, bu durumda bu şirketin teminat olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, ... DÜNYA TİB iktisadi bütünlüğünün  40.000,00 USD borçtan mahsup edilmesine rağmen iktisadi bütünlüğün 80.000.000,00 USD bedelle ihale edildiği, ancak ihalenin Fon kurulu kararı ile iptal edildiğini, alınan 10.000.000,00 USD peşinatın  da ihale alıcısına iade edildiğini, bu sebeple borçtan 40.000.000,00 USD mahsup edilmesinin  hukuka uygun olmadığını,Denizli serbest bölge kurucu ve işleticisi  şirkete ait taşınmazlar üzerinde Fon ipotek ve hacizleri bulunduğunu, taşınmazlara  2013 tarihli değerleme raporuna göre biçilen 15.104.00,18 TL değerin ... grubunun tüm borcunun yanında düşük değeri ile bir teminat vasfının olmadığını, serbest bölgede bulunan taşınmazların özel kanun ile belirlendiğini, mahkemece ekspertiz raporu ile belirlenen raporun TL yerine USD karşılığı olarak 7.592.295,53 USD alınmasının kabul edilemeyeceğini, Dikilide bulunan taşınmazın eldeki dava ile alakası olmadığını, protokol tarihine kadar yapılan tahsilatların protokol borcunun hesaplanmasından zaten borçtan düşüldüğünü, ... grubunun borcuna karşılık 15/02/2019 tarihine kadar toplam 115.314.082,32 USD tahsilat sağlandığını, bu tutarın 37.392.954,75 USD sinin 08/06/2011 tarihli protokol öncesi 77.351.127,57 USD sinin protokol sonrası tahsilat olduğunu, protokol borç rakamı hesaplanırken 08/06/2011 tarihine kadar olan tahsilatlar düşülerek protokol borç rakamı hesaplandığını buna rağmen mahkemece hükme esas alınan raporda bilirkişilerce tahsilatların mükerrer düşülmekte ısrar edildiğini,...  grubu protokollerine ilişkin hatalı olarak tahsilatları mükerrer düşen, tahsil edilmemiş ihale bedelini mahsup eden, iptal edilen ve mahkeme kararı ile ortada olmayan teminatları mahsup eden bilirkişi raporuna dayanarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın  bozulmasına  karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE: Dava,  6762 sayılı  TTK'nın 336 ve bankacılık mevzuatı uyarınca banka yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu sebebiyle tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekilince davanın ilk olarak davalı ... ile birlikte 34 davalıya yöneltildiği, mahkemece 2002/171 Esas sayılı dosyası ile davanın görülmeye başlandığı,  davalı ...'un  yargılama  sırasında vefat etmesi,  tüm mirasçılarının mirası reddetmeleri  ve   davacının davasını terekeye yöneltmek istemesi  üzerine davacı tarafça terekenin tespitinin ve  temsilci atanmasının talep edildiği,  Urla  Sulh Hukuk Mahkemesinin  2016/16-2018/3 Karar sayılı  kararı ile 25.02.2019 tarihinde terekeye ...'un temsilci olarak atandığı, belirtilen bu sürecin uzun sürmesi sebebiyle  mahkemece davalı ... hakkındaki davanın   21.02.2019 tarihli duruşmada, dava tefrik edilerek eldeki dosyaya kaydının yapıldığı ve  istinafa konu kararın  verildiği  anlaşılmaktadır. Mahkemenin 2002/171 Esas sayılı dosyasında, 21.02.2019 tarihli ve 2019/145 Karar sayılı karar ile diğer davalılar hakkındaki davaların reddine karar verildiği, kararın davacı vekili  tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 43.Hukuk Dairesinin 17.11.2022 tarihli ve 2020/1059 Esas, 2022/1270 Karar sayılı kararı ile  eksik incelemeyle  karar verildiği belirtilerek kararın kaldırılmasına karar verildiği, mahkemece bu karar üzerine 2023/85 Esas (2002/171 Eski Esas)  sayılı dava dosyası ile yeniden yargılamaya başlandığı, davanın derdest olduğu, duruşmasının  10.07.2025 tarihine ertelendiği anlaşılmıştır. Davacı vekili gerek eldeki davada gerekse 2002/171 Esas sayılı ana davada; davalı ... ile birlikte davalı olan  diğer  34 kişinin  ... AŞ'nin yönetim ve denetim kurulu üyeleri olarak görev yaptıkları sırada   kanunun ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği  görevi yerine getirmediklerini, gerçeğe aykırı bilanço, kar-zarar cetveli düzenleyerek kanuna ve bankacılık ilke ve teamüllerine aykırı davranışlarda bulunduklarını, suç teşkil eden fiillerle aldıkları kararlarla usulsüz kredi kullandırdıklarını,  kullandırdıkları bu kredilerle aktardıkları kaynaklar nedeniyle bankanın 09.07.2001 tarihli devir bilançosundaki 719.709.065,99 TL zararın doğmasına sebep olduklarını, Banka zararının;  ... Grubuna dahil olan 7 şirket ve... Grubunun uzantısı olan ... Grubuna dahil 11 adet şirket, yani  toplam 18 adet ... Grubu şirketi ve diğer krediler başlığı altında 45 adet, Açık Apel kredileri - hisse senedi rehni karşılığı kredi 62 adet, rehinli hisse senetleri bankaca satın alınarak kapatılmış firma kredileri nedeniyle 15 adet, ... AŞ'ye kullandırılan bir  adet, ... Ltd.'e 1 adet olmak üzere ... Grubuna dahil ve grup dışı toplam 142 şirkete kullandırılan usulsüz kredilerin geri dönmemesi nedeniyle doğduğunu, davalının ve diğer davalıların  bu zarardan  TTK'nın 336 ve 341.maddeleri uyarınca sorumlu olduğunu,  719.709.065,99 TL zararın 382.631.000,83 TL (Eski TL: 382.631.000.000.000,83 TL) ile 60.480.769 USD kısmından ise  davalı ...'un sorumlu olduğunu, davalıların müteselsilen sorumlu olduklarını  ileri sürerek,  banka zararının 09.07.2001 tarihinden itibaren en yüksek banka kredi faizi üzerinden işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini  talep ve dava etmiştir. Öncelikle belirtilmeli ki; HMK'nın ''Davaların ayrılması\" başlıklı 167. maddesine göre, mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder. HMK'nın 166/4. maddesine göre ise davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır. Aralarında bağlantı bulunan davaların birlikte görülmesi ise hem usul ekonomisinin bir gereği hem de çelişkili kararların çıkması ihtimaline karşı bir gerekliliktir. Bu bilgilere göre somut olayda, mahkemece 21.02.2019 tarihi itibariyle ...'un terekesinin tespiti ve temsilci atanmasının beklenmesi  sebebiyle tefrik kararı vermesinde bir isabetsizlik bulunmasa da gelinen noktada, dosyanın tefrik edildiği ana dosyada verilen kararın BAM tarafından kaldırılması üzerine yeniden yargılamaya başlanması ve davanın derdest  olması,  eldeki davanın ve ana davanın sıkı bir şekilde bağlantılı olması, usul ekonomisinin sağlanması ve çelişkili kararların çıkmasının önlenmesi  için  eldeki davanın da ana dava ile birleştirilerek görülmesi yerinde olacaktır.Kaldı ki,  ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş ise de mahkemece eksik inceleme ile karar verildiği, davacı vekilinin istinaf sebeplerinde ileri sürdüğü hususlarda eksik inceleme yapıldığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki; Davacı tarafça,  Fona devrine karar verilen ... AŞ'nin  yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyelerinin ve dolayısıyla davalının kanun ve ana sözleşmede  belirlenen görev ve yetkilerini kötüye kullanarak ... grubu şirketleri ile ...  grubu dışındaki bir kısım şirketlere  usulsüz  şekilde kredi kullandırması nedeniyle banka zararının oluştuğu  iddia edilmiş ve  devir bilançosunda bulunan zararların davalı ve  ana davadaki davalılardan sorumlulukları oranında müteselsilen tahsili talep edilmiş; davalı tarafça, talebin zamanaşımına uğradığı,  sorumluluğu bulunmadığını savunulmuştur.İlk derece mahkemesince, 05.05.2015 tarihli kök rapordaki teknik inceleme ve tespitler esas alınarak, ibra, temlik ve ...'nin aktif husumetiyle ilgili olarak ayrık görüşteki açıklamalara ve kök raporu teyit eder nitelikte bulunan 10.12.2018 tarihli ek rapordaki zararın bulunmadığı yönündeki tespitlere göre  hüküm kurulduğu görülmektedir.  İstinaf incelemesi bakımından uyuşmazlık, davacının doğduğunu iddia ettiği banka zararına ilişkin olarak davalının somuluğunun bulunup bulunmadığı, davalıdan talep edilebilecek bir zararın bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır. ... AŞ'nin, 10.07.2001 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 384 nolu BDDK kararı ile 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14/2 maddesi kapsamında alınması istenen tedbirleri almaması ve mevduat sahiplerinin haklarını, mali sistemin güven ve istikrarını tehlikeye düşürmesi gerekçeleri ile temettü hariç ortaklık hakları, denetim ve yönetiminin 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14/3-4 maddeleri uyarınca...'ye devredilmesine karar verildiği, bu karardan önce BDDK'nın Bankaya yazılı uyarılarda bulunduğu anlaşılmaktadır.Yukarıda da belirtildiği gibi davacı, bankanın zararlarının ... Grubu şirketler ile ... Grubu dışındaki şirketlere kullandırılan usulsüz kredilerden kaynaklandığını ileri sürmüştür. BDDK'nın 13.06.2000 ve 28.11.2000 tarihli uyarı yazılarına rağmen banka yönetiminin 30.11.2000, 06.02.2001, 15.02.2001 ve 28.06.2001 tarihli yönetim kurulu kararlarını alarak Bankalar Yasası uyarınca gönderilen talimatlara aykırı davranıldığı, ... Grubu firmaları olan ... AŞ, .... AŞ, ....  AŞ, ...AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ...., ... AŞ, ... AŞ, .... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ..., ... AŞ, ... Ltd.'e  usulsüz kredi kullandırıldığı, bu yönetim kurulu kararları doğrultusunda yapılan işlemlerin yasaya aykırı olduğu tespit edilmiştir.  Yönetim kurulu  kararlarında davalı ...'un imzasının bulunduğu da tespit edilmiştir. 6762 sayılı TTK'nın 336.maddesinde belirtilen hallerde yönetim kurulu üyeleri ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı tüm zarardan müteselsilen sorumlu olurlar.  TTK'nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu, yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. Ancak aynı Kanun'un 336/2 maddesi uyarınca, aynı maddenin 1. fıkrasında 5 bent olarak belirtilen vazifelerin yerine getirilmesi münhasıran yönetim kurulu üyelerinden birine tevdi edilmişse de zarardan dolayı ancak o üyenin sorumluluğuna gidilebilir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 02.10.2020 tarihli ve 2019/5173  Esas, 2020/4609 Karar sayılı kararı). Mahkemece, yukarıda belirtilen ve zarara sebebiyet veren yönetim kurulu kararlarında imzası bulunan  davalının,  BDDK'nın 13.06.2000 ve 28.11.2000 tarihli uyarı yazıları  hakkında bilgisinin  olmadığı  gerekçesi ile sorumluluğunun  bulunmadığı belirtilerek davanın reddine  karar verilmiştir. Ancak raporda  sorumlu  olduğu belirtilen diğer yönetim kurulu üyelerine bir bildirim yapıldığı veya  BDDK yazıları hakkında bir toplantı yapıldığına dair dosyada herhangi bir  bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bu sebeple davalının sorumluluğunun bulunmadığına dair mahkeme tespiti yerinde  görülmemiştir.Alınan bilirkişi raporları uyarınca, ... Grubu firmaları olan ... AŞ, .... AŞ, ...A.S ... AŞ, ... AŞ,... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ...., ... AŞ, ... AŞ, .... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ..., ... AŞ, ... Ltd.'e BDDK talimatından sonra alınan 30.11.2000, 06.02.2001,15.02.2001 ve 28.06.2001 tarihli yönetim kurulu kararları doğrultusunda yapılan işlemlerin yasaya aykırı bulunduğu görülmektedir. Yine ... Grubuna dahil olmayan  grup dışı ... Grubu, .... Ltd., ... Grubu, ... Ltd. Şti., ... Ltd.Şti., Saniteks ... Ltd. Şti.,  ... AŞ,, ... Ltd. Şti-... Ltd.Şti., ... Ltd. Şti., ...  AŞ, ... AŞ, .... AŞ, ... AŞ,  ... Ltd. Şti., ... AŞ,  ... AŞ ,  ... AŞ'ye verilen kredilerin  de  yasaya aykırı  olduğu, bu firmalara kullandırılan kredilerden kaynaklı zararın bulunduğu,  bunun dışında davaya konu edilen diğer kredi tahsislerinde  mevzuatına aykırı bir yönün olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, ... ile...Grubu firmaları arasında 31.03.2002 tarihli ön mutabakat yapıldığı,  bu mutabakata ... firmaları ve ... dışında alacaklı bankaların da dahil olduğu, 25.01.2008 ve 08.06.2011 tarihli protokolleri ise... Grubu ile ... arasında akdedilen borç tasfiyesine ilişkin oldukları,  davanın açılmasından önce ve  dava tarihten bugüne kadar tahsilat yapıldığı, buna göre Fon'un  zararının bulunup bulunmadığının tespiti için düzenlenen ek rapor uyarınca  ... şirketleri ile yapılan protokollerdeki indirimler sonucu grubun  toplam borcunun 180.000.0000 USD olduğu, 115,51 USD  nakit tahsilat+ 40.000.000 USD  ... projesinden gelecek pay, protokole imza atanlardan alınan senetler bulunduğu, yapılan tahsilat ve alınan teminatlar sebebiyle  zararın bulunmadığı belirtilmiştir. Ancak bu tespit aşağıdaki eksikliklerden dolayı yerinde olmamıştır.... grubu ile Fon arasında yapılan mutabakatlar sonucu 08.06.2011 tarihli protokol düzenlenmiş olup karşı taraflarca borçlar kabul edilerek bir kısım vadelerle ve faiz oranları ile ödeme şartları ve geri ödeme planı belirlenmiştir. Protokolün 10.maddesinde, ise mutabık kalınan miktarın ödemelerinin geri ödeme planında belirtilen ödeme vadelerinde herhangi bir ihtar ve ihbara gerek olmaksızın muaccel olacağı, aksi halde borçlular ve kefillerin temerrüte düşmüş olacaklarının kararlaştırıldığı görülmektedir. Davacı vekilince ... Grubunun protokol şartlarını yerine getirmediği iddia edilmekte olup bu durumda protokolde belirtildiği üzere  temerrütün oluştuğu anlaşılmaktadır. Nitekim davacı tarafça protokol şartlarının ... grubunca yerine getirilmediği, bu nedenle protokolün hükümsüz olduğu, protokol şartları  yerine getirilmediğinden temerrüt oluştuğu, dolayısıyla protokoldeki  ödeme süresine göre öngörülen %35 veya %30'luk indirimlere ilişkin hükmün geçerli olmadığı,  temerrüt oluştuğundan yasal takiplere devam edildiğine  yönelik iddiaları konusunda  mahkemece bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Ayrıca, her ne kadar ... grubu firmalarıyla Fon arasında akdedilen protokol kapsamında  155.51 milyon USD tahsilat yapıldığı kabul edilmiş ise de, davacı vekilince yapılan tahsilatın 115.314.082,32  USD olduğunun belirtildiği, Fon alacağının teminatı kabul edilip tahsil edildiği varsayılan  Ege Dünya Ticari ve İktisadi bütünlüğünün 80.000.000 USD'ye  ihale edildiği,  bunun 40.000.000  USD'sinin  Fona aktarılacağının belirlendiği, fakat bunun için yapılan ihalenin feshedildiği, buna rağmen mahkemece bu konuda araştırma yapılıp teminatın değerinin belirlenmesi gerekirken bu  konuda  da bir araştırma ve değerledirme yapılmaması da doğru olmamıştır. Öte yandan, protokol gereği alınan senetlerin de  davalının borcundan düşülerek zararın kalmadığı belirtilmiş ise de, bu senetlerin ödendiğine dair dosyada bir  bilgi ve belge bulunmadığından, bu husus araştırılmadan  bu miktarın mahsubu ile zarar kalmadığının kabulü doğru olmamıştır.Diğer yandan,  davacı vekilinin ...'ın ( Sakarya İpekyolu Serbest Bölge Kurucu ve işleticisi) proje değeri olmadığı, Dikli'deki taşınmazın dava konusu ile ilgisi olmadığı, ...'e ait  taşınmazların değerinin USD alınması, özel satış usulü gereği belirlenen değerinin düşük olup teminat değeri olmadığı yönündeki itirazlarının  değerlendirilmemesi de hatalı olmuştur.Bu durumda mahkemece,  öncelikle; tefrik kararı verildiği tarihte usule uygun olmakla birlikte gelinen noktada, dosyanın tefrik edildiği ana dosyada verilen kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.Hukuk Dairesince  kaldırılması üzerine yeniden yargılamaya başlanması ve davanın derdest  olması,  eldeki davanın ve ana davanın sıkı bir şekilde bağlantılı olması, aynı  yönetim kurulu kararları sebebiyle zararın doğduğunun iddia edilmesi, davalılardan  zararın müteselsilen tahsilinin talep edilmesi karşısında, usul ekonomisinin sağlanması ve çelişkili kararların çıkması ihtimalinin bertaraf edilmesi için eldeki davanın da ana dava ile birleştirilerek görülmesi yerinde olacağı gibi  yukarıda belirtilen hususlarda mahkemece  eksik inceleme ile, davacı tarafın itirazları dikkate alınmadan karar verilmiş olduğundan; protokol şartlarının yerine gelip gelmediği, temerrüt durumunda yapılacak  indirimin bulunup bulunmadığı, temerrüt durumuna göre borç miktarının ne olduğu,  bono senetlerinin ödenip ödenmediği hususları belirlenip,  taşınmazların   teminat değerinin belirlenmesi, protokol öncesi yapılan ödemelerin protokoldeki borç belirlenirken dikkate alınıp alınmadığı tespit edilerek  zararın bulunup bulunmadığı araştırılıp,  zararın varlığı tespit edilirse   her bir davalının sorumlu olduğu dönemin ve miktarın belirlenerek hüküm kurulması için  ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacının esasa ilişkin delillerinin tam olarak toplanmaması nedeniyle, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 14.11.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"15a901536a8b1b50","SID":"fe76e2acc13af1c3"}}