{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2024/1582 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1675<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 08/01/2018 (Dava) - 31/05/2024 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2018/30 Esas - 2024/423 Karar<br>DAVA             \t: Alacak (Hisse Devri Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 20/11/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 20/11/2024<br><br>\tİstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 31/05/2024 tarih ve 2018/30 Esas - 2024/423 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA:<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalılar ile birlikte ... Şti. ile ... Ltd. Şti.'nin kurduklarını, kuruluş aşamasında her iki şirkette % 50 hissenin davacıya, % 25'er hissenin davalılara ait olduğunu, şirket kurulurken davalıların münferiden imzaya yetkili şirket müdürü olarak tayin edildiklerini, davacının şirket temsilcisi olmadığını, davacının ortaklığı sırasında hesaplaşma talebinin kabul görmediğini, kendisine kar payı ödenmediğini, davacının hesap sorma talebine karşılık davalıların şirketlerin zarar ettiğini, borç batağında olduğunu, kredilerin ödenmediği şeklinde cevap verdiklerini, daha sonra davalıların şirketlerin paraya ihtiyacı olduğunu, borç para bulmak gerektiğini ifade ettiklerini, davacının para bulamayacağını bildirmesi üzerine hisselerinin bir kısmını satmayı önerdiklerini, davacının bunu da kabul etmediğini, bunun üzerine davalıların borç para bulacaklarını ancak teminat olarak borç veren kişinin şirket hisselerinin 2/3'ünü borç geri ödeninceye kadar yedi emin olarak bize devrini istiyor demek suretiyle davacıyı ikna ettiklerini, bu nedenle davacının sahip olduğu şirket hisselerinin 2/3'ünü davalılara güvendiği ve kendisinin para bulamayacağı ve şirket batarsa borç altına gireceği korkusuyla başta kabul etmese de sonradan bu teklifi kabul ettiğini, hisselerinin 2/3'ünü 10/10/2013 tarihli noter sözleşmesi ile karşılıksız olarak davalılara devrettiğini, buna rağmen kısır döngünün sona ermediğini, davalıların şirket hesapları hakkında bilgi vermediğini, davacıya her seferinde \"Borç çok, borçları ödüyoruz\" dediklerini,  davacının şüphelenmeye başlayarak davalılara baskı yapması üzerine davalıların \"Senin emeğin çok, şirketin çok borcu var. Kalan hisseni de devret. Zaten şirket batak. Biz de hisseleri borç aldığımız kişilere devredeceğiz\" dediklerini, davacının bu şartlar altında teklifi kabul ettiğini, davalıların helvacı karı bir hesap çıkarttıklarını, bu hesaba göre piyasa değeri 30.000,00-TL olan ... plakalı 2011 model ... marka aracın 52.500,00-TL'ye sayarak piyasa değeri 150.000,00-TL olan ... plakalı aracın 176.827,00-TL'ye sayarak ve 50.000,00-TL nakit ödenerek davacının kalan % 17 olan hissesinin de 24/07/2014 tarihli noter sözleşmesi ile davalılara devredildiğini, böylece milyon dolarlık şirketin % 50 hissesinin 230.000,00-TL karşılığında davalılara devrinin sağlandığını, davacının hisselerini devretmesine rağmen davalıların halen çalıştığını, hisselerini kimseye devretmediklerini görünce şüphelenip yaptığı araştırma neticesinde davalıların ilk günden beri şirketin hesap ve kayıtları üzerinde oynadıklarını, davacıyı yanılttıklarını tespit ettiğini, böylelikle davalıların TBK 77.maddesinde tanımlandığı şekilde haksız olarak zenginleştiğini ileri sürerek davacının sahip olduğu % 50 hissesinin gerçek değerinin tespiti ile sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalılardan tahsili bakımından, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00-TL'nin dava tarihinden itibaren ticari faizi ile davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP:<br>\tDavalılar vekili sunduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacının iki kardeşinin şirketlerde gizli ortak olup, şirketlerdeki onların payının da davacı adına kayıtlı olduğunu, davacı adına kayıtlı %50 orandaki hissenin 2/3 oranındaki kısmı 10/10/2013 tarihindeki diğer kardeşlerin şirketten ayrılmak istemesi üzerine, 250.000,00-TL bedelle davalılar tarafından satın alındığını, bu nedenle 10/10/2013 tarihli hisse devrinin gerçekleştiğini, yaklaşık bir yıl sonra davacının da hisselerini devretmek istemesi üzerine 24/07/2014 tarihli hisse devrinin gerçekleştiğini, davacının iddia ettiği gibi aldatma halinin söz konusu olmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>İlk derece mahkemesince; \"...davacının ve davalıların ... Ltd. Şti. İle ... Ltd. Şti.'nin ortakları olduğu, davacının her iki şirkette % 50 şer oranda ortak iken hissesinin 2/3'Lük kısmının 10.10.2013 tarihinde geriye kalan kısmını ise 24.07.2014 tarihinde davalılara devrettiği ve bu devir karşısında alınan bedelin gerçek bedelden oldukça uzak olduğu ve bu nedenle zararının bulunduğu ileri sürülerek, açılı iş bu davada mahkememizce davanın reddine karar verilmiş ise de, yukarıda da belirtildiği gibi istinaf ilamına göre satış değeri ile gerçek değer arasındaki açık nisbetsizliği  TBK 31 ve 27. Maddeleri ile aynı yasanın 28. Maddesi kapsamında değerlendirilmek üzere dosyanın incelenmesi neticesinde,  .... Ltd. Şti. Yönünden 10.10.2013 tarihli 660 adet hisse devri hesaplamasının rayiç değer karşılığı bakımından yapılan değerlendirilmesinde devredilen 660 adet hisse değerinin 966,84-TL olarak, 27.04.2014 tarihli 340 adet hisse devri hesaplamasının yine rayiç değer karşılığı bakımından yapılan değerlendirilmesinde, devredilen 340 adet hisse değerinin 491.535,41-TL olarak hesaplandığı ve dolayısı ile toplam adı geçen şirket yönünden rayiç değer hisse devir bedelinin 492.502,25-TL olduğu, bu tutardan davacının adı geçen şirkete olan borçlarının düşümü neticesinde davacıya ödenmesi gereken tutarın 51.632,95-TL olduğu, davacı tarafça yapılan 2013 ve 2014 tarihli hisse devirleri neticesinde M. ...nın şirketin % 32'lik ...nın ise % 68'lik oranda hissesinin bulunduğu, ... Ltd. Şti. Yönünden, 10.10.2013 tarihli 660 adet hisse devri hesaplamasının rayiç değer karşılığı bakımından yapılan değerlendirilmesinde, devredilen 660 adet hisse değerinin 931.943,30-TL olarak, 27.04.2014 tarihli 340 adet hisse devri hesaplamasının yine rayiç değer karşılığı bakımından yapılan değerlendirilmesinde, devredilen 340 adet hisse bedelinin 346.189,24-TL olarak hesaplandığı ve dolayısı ile toplam adı geçen şirket yönünden rayiç değer hisse devir bedelinin 1.288.132,55-TL olduğu, bu tutardan davacının adı geçen şirkete olan borçlarının düşümü neticesinde, davacıya ödenmesi gereken tutarın 1.266.400,26-TL olduğu, davacı tarafça yapılan 2013 ve 2014 tarihli hisse devirleri neticesinde, ...nın şirketin % 32'lik, ...nın ise % 68'lik oranda hissesinin bulunduğu göz önüne alındığında, her iki davacının sorumluluğunun olması halinde hisse oran karşılığı sorumluluklarının bulunacağı göz önüne alındığında davacının borçları yanında davacıya hisse devir sebebi ile yapılan ödemelerin de tespit edilen rayiç değerlerden düşümü neticesi, davacıya yapılan ödemenin istinaf ilamında belirtilen maddeler kapsamında değerlendirilmesi gerekeceğinden gerek, ... gerekse ... plakalı araçların davacıya devri ve gerekse, 50.000,00-TL tutarda nakit devir bedel toplamının dosyaya kazandırılan otomotiv bilirkişisi raporu göz önüne alındığında, toplam hisse devir karşılığı 277.000,00-TL davacıya ödemede bulunulduğu anlaşılmakla, her iki şirket yönünden davacıya yapılması gereken toplam ödemenin 1.318.033,21-TL 'sinden yapılan ödeme toplam 277.000,00-TL nin düşülmesi ile davacı tarafa yapılan eksik bedel ödeme tutarının 1.041.033,21-TL olduğu tespit edilmekle, bu kapsamda 6098 Sayılı Yasanın 31/5 maddesi ile 28. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi neticesinde, davacıya yapılan ödeme ile davacının alması gereken hisse bedeli karşılığı arasında açık nisbetsizlik bulunduğu konusunda bir tereddüt olmamakla birlikte, istinaf kaldırma ilamı öncesi dinlenen tanık beyanları ve istinaf ilam içeriği göz önüne alındığında bahse konu yasanın 27. Maddesi karşısında taraflar arası sözleşmesel ilişkinin geçerli olduğu ve ancak edimler arası açık oransızlık ile devirden önce şirketin mali durumu hakkında davacıya yanıltıcı bilgi verilmesi ve bu bilgi kullanılmak sureti ile söz konusu devrin gerçekleştiği kanaatine varılmakla somut dosya kapsamındaki davacı talebinin esasen 6098 Sayılı TBK'nun 31/5 hükmüne girmediği ancak aynı yasanın 28. Madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, dolayısı ile davalıların gerçek bedel ile ödenen tutar arasındaki fark kadar davacıya halen borçlu oldukları ve sorumluluklarının da yukarıda belirtilen hisse oranı karşılığı olduğu...\" gerekçesiyle Davanın kısmen kabulü ile, 333.130,63-TL nin davalı ...'dan, 707.902,58-TL nin ise davalı ...'dan dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, Davalı ... aleyhine fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davalılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın belirsiz alacak davası değil, kısmi dava olarak açıldığını, dava kısmi alacak davası olmamakla, 20/12/2021 tarihli ıslah ile talep edilen alacak miktarının zaman aşımına uğradığını, mahkemece bu yöndeki itirazlarının görmezden gelindiğini, dava konusu olayda gabin/aşırı yararlanma şartlarının oluşmadığını, davacının davasını ispat edemediğini belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.\t\t<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br> Dava, davalıların hile ve aldatması sonucu iradesi sakatlanan davacının,limited şirketteki hisselerini gerçek değerlerinin altında şirketin ortakları olan davalılara satarak devir edildiği iddiasına dayalı,satılan hisselerin gerçek değerinin tespiti ile sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin<br>Mahkemece; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm davalılar vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>İstinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.<br>Mahkemenin, davanın reddine ilişkin önceki 06/12/2016 tarihli ve 2015/611 esas - 2016/1010 karar sayılı ilamının istinaf incelemesi sonucu İzmir BAM 11. Hukuk Dairesi' nin 29/12/2017 tarihli ve 2017/453 esas - 2017/1405 karar sayılı ilamı ile; \"...Somut olayda, davacının ortaklığı döneminde defalarca şirketle ilgili hesaplaşma talep etmişse de bu taleplerinin karşılık bulmadığı,hesap sorma talebine karşı davalıların şirketlerin zarar ettiği, borç batağında olduğu ve kredilerin ödenemediği gibi gerekçelerle yanıt verilmediğini, davalıların belirtilen yaklaşımları nedeniyle hesaplarla ilgisi olmayan davacı ortağın şirketin durumu hakkında bilgisi bulunmadığı, davalıların borç para bulacaklarını ancak teminat olarak borç veren kişinin şirket hisselerinin 2/3'ünü borç geri ödeninceye kadar yediemin olarak bize devrini istiyor demek suretiyle davacıyı ikna ettiklerini, bu nedenle davacının sahip olduğu şirket hisselerinin 2/3'ünün devir teklifini davalılara güvendiği ve kendisinin para bulamayacağı ve şirket batarsa borç altına gireceği korkusuyla sonradan kabul ettiğini ve 10.10.2013 tarihinde hisselerinin 2/3'ünü noter sözleşmesi ile karşılıksız olarak davalılara devredildiği, ancak buna rağmen kar ödemesi yapılmadığı gibi şirketin hesaplarıyla ilgili de bilgi verilmediği, davacının şüphe ve ısrarı üzerine davalıların şirketin batak olduğunu söyleyerek senin emeğin çok kalan hisseleri devret teklifinde bulunduklarını şirketin borca batık olduğunun söylenmesi nedeniyle davacının kalan % 17 hissesini de 24.07.2014 tarihinde devrettiği ve davalıların yapmış olduğu hisse değeri hesabına göre  şirketin zarar ettiği düşüncesiyle milyon dolarlık şirketin % 50 hissesinin 230.000,00 TL karşılığında davalılara devrinin yapıldığı, davacı hisselerini devrettiği halde davalıların halen çalıştığını ve hisselerini kimseye devretmediklerini gören davacının şüphelenerek yapmış olduğu araştırma neticesinde davalıların ilk günden beri şirketin hesap ve kayıtları üzerinde oynayarak davacıyı yanıltmış olduklarının tespit edildiği ve böylelikle davalıların haksız olarak zenginleştiği ileri sürülmektedir. Mahkemece tarafların tanıkları dinlenerek, delil olarak dayanılan bir kısım banka kayıtları celp edilmiş ise de davacı tarafın delil olarak dayandığı diğer belgelerin celp edilerek şirket defter ve kayıtlarında inceleme yapılmasına ilişkin  talepleri reddedilmiş ve mahkemece tanık delilleriyle hilenin varlığının ispatlanamadığı ve sözleşme serbestliği ilkesi mevcut olup davada hakimin sözleşmeye müdahale şartlarının gerçekleşmediği, eldeki davada da ancak hile halinin mevcudiyeti halinde bedel konusunda inceleme yapılabileceği, oysa hilenin sübuta ermediği, bu nedenle hissenin devir tarihindeki gerçek bedelinin tespiti konusunda bir araştırma yapmaya gerek olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı taraf, şirketin kayıt ve belgeleri incelendiğinde, hisse devrinin yapıldığı tarihte hisselerin gerçek değerinin çok altında satıldığının ortaya çıkacağını iddia ederek şirket kayıtları,vergi kayıtları ile banka kayıtları celp edilerek şirketin ticari defterlerlerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına ilişkin delil listesini sunarak mahkemeden delillerinin toplanmasını talep etmiş olup,bu durumda davacının delilleri toplandıkan sonra konusunda uzman bilirkişiye şirket defterlerinde inceleme yaptırılarak devir edilen hisselerin devredildiği tarihlerdeki gerçek değerleri ile  kar ve zarar durumu saptanarak bu delillerin dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmek suretiyle  esasasa ilişkin karar verilmesi gerektiği halde delillerin toplanmaması ve satış değeri ile gerçek değer arasında açık nispetsizlik bulunduğunun ileri sürülmesi karşısında TBK.nun 31.madde hükmüyle birlikte ayrıca TBK'nın 27 (BK 20).maddesi ile TBK.28 maddesinde düzenlenen gabine göre de değerlendirilme yapılarak belirtilen bu kanun hükümlerinin gerekçede tartışılmaması hukuka uygun bulunmamakla davacı tarafın delillerinin toplanmadığına  ve eksik değerlendirme yapıldığına yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmüştür....\" gerekçesiyle kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.<br>İlk Derece Mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulü ile, 333.130,63-TL nin davalı ...'dan, 707.902,58-TL nin ise davalı ...'dan dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, davalı ... aleyhine fazlaya ilişkin talebin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.<br>1-Dosyanın incelenmesinde davacı vekilinin ilk bedel arttırım dilekçesini 20/12/2021 tarihinde sunduğu, talebini 10.000,00 TL' den 1.031.033,21 TL' ye yükselttiği, bu miktarın 426.823,62 TL' sini davalı davalı ...' dan, kalan 614.209,59 TL' sini ise davalı ...' dan talep ettiği, bedel arttırım dilekçesinin davalılar vekiline 25/12/2021 tarihinde tebliğ edildiği, davalılar vekilinin 20/12/2021 tarihli dilekçesi ile bedel arttırım dilekçesine itiraz ettiği ve zamanaşımı defisi ileri sürdüğü görülmektedir.<br>Davacı vekilinin davalı ... yönünden ıslah dilekçesini 07/03/2024 tarihinde sunduğu, talebini ıslah ile davalı ... açısından 707.902,58 TL' ye yükselttiği, davalılar vekilinin 20/03/2024 tarihinde ıslaha karşı itiraz dilekçesi verdiği ve zamanaşımı defisi ileri sürdüğü anlaşılmaktadır.<br>2-Bu durumda, öncelikle davanın türünün tespit edilmesi gerekmektedir. Mahkemece, davalıların beyan ve itirazlarına rağmen davanın türünün tartışılmadığı, davanın belirsiz alacak davası olarak mı, yoksa kısmi dava olarak mı açıldığı hususunda herhangi bir tespit ve değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. <br>01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun'un 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve  dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır. Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir. Buna karşılık alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya ise kısmî dava denir. Bir davanın kısmî dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Başka bir anlatımla  bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen alacağın bir kesimi için açılan dava \"kısmi dava\" olarak adlandırılır. Kısmî  dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmî dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde \"fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise bu husus, davanın kısmî dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır. (Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ve 2021/9-660 E., 2022/1574 K.;  07.07.2021 tarihli ve 2021/(22)9-485 E., 2021/971 K.;  02.03.2016 tarihli ve 2014/15-439 E., 2016/207 K. sayılı ilamları).<br> Tüm bu açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilinin dava dilekçesinde, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Görüldüğü üzere davacı vekilince davanın belirsiz alacak davası olarak ya da 6100 sayılı Kanun'un 107 nci maddesine göre açıldığına dair herhangi bir beyanda bulunulmaksızın fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 10.000,00 TL üzerinden 6100 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinde düzenlenen kısmi dava olarak açıldığı anlaşılmıştır.  (bkz. aynı yönde Yargıtay 11. H.D.' nin 19/02/2024 tarihli 2022/4555 esas - 2024/1207 karar sayılı ve 03/06/2024 tarihli  2023/1236 esas - 2024/4586 karar sayılı ilamları).<br>Mahkemece, davacı vekiline 21/10/2022 tarihli celsede sorulması üzerine, davacı vekili tarafından \" davayı belirsiz alacak davası olarak açtık \" şeklinde beyanda bulunulmuş ise de, davanın türünün bu şekilde değiştirilmesine olanak bulunmamaktadır. (bkz aynı yönde Yargıtay HGK' nın 14/12/2021 tarihli ve 2018/(13) 3-847 esas - 2021/1674 karar sayılı ilamı).<br>Bu açıklamalara göre; davanın kısmi dava olması nedeniyle davacı tarafın sadece bir kez ıslah yapma hakkının bulunduğu, ayrıca bedel arttırım dilekçesi sunulmasının mümkün olmadığı, bu nedenle zamanaşımının sadece dava dilekçesiyle talep edilen tutar bakımından kesileceği, dava dilekçesinde talep edilmeyen alacak bakımından ise işlemeye devam edeceği açıktır. Davalılar vekilinin hem ilk bedel arttırım dilekçesine karşı, hem de ikinci kez sunulan ıslah dilekçesine karşı yasal süresi içerisinde zamanaşımı defisinde bulunulmasına rağmen, zamanaşımı defi hakkında olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu durumda, davalının zamanaşımı def’i değerlendirilmeden olumlu/olumsuz bir karar verilmeden, esasa girilerek artırılan miktarlar yönünden de karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle  kaldırılması gerekmiştir.<br>Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davalılar vekilinin istinaf başvurularının esastan kabulüne; kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına, davalılar vekilinin diğer istinaf itirazlarının kararın kaldırılması sebep ve şekline göre bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davalılar vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/30 Esas - 2024/423 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Davalılar vekilinin diğer istinaf itirazlarının kararın kaldırılması sebep ve şekline göre bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, <br>3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İSTİNAF AŞAMASINDA;  davalılar arafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalılara iadesine,<br>5-İstinaf aşamasında davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına, <br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>7-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, <br>Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.  20/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e1331548b300464c","SID":"42e43c348ca3d63c"}}