{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2022/1521 - 2024/1759<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2022/1521 <br>KARAR NO\t: 2024/1759                                                        T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A                                                                                                                        K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 09/07/2020<br>NUMARASI\t\t: 2019/115 E.  -  2020/174 K.<br><br>DAVACI\t:  <br>VEKİLİ\t: <br>DAVALI\t<br><br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Kararının İptali ile Tescil<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 09/07/2020 tarih ve 2019/115 Esas - 2020/174 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2018/08873 sayılı ve \"...\" ibaresinin 41. sınıf hizmetlerde tescili için davalı Kuruma başvuruda bulunduğunu, başvurunun yayımı sonra davalı şirketin itirazı üzerine marka başvurularının reddedildiğini, başvurularını nihai olarak reddeden diğer davalı ... YİDK kararının hatalı olduğunu, davalı kurumun taraflarınca yapılan itirazlarda \"...\" ve \"...\" ibarelerini daha önce benzer bulmamışken, bu kez aynı ibareleri benzer bulduğunu,  \"...\" ibaresinin gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davalı şirketin unvan, marka tecavüzü ve haksız rekabet yaptığını, kötü niyetli olarak \"...\" ve \"... ...\" ibareli markaları 1998 yılında tescil ettirdiğini, müvekkilinin açtığı hükümsüzlük davasının kabulüne karar verildiğini, müvekkilince açılan davaların büyük çoğunluğunun derdest olduğunu, ilk açtıkları hükümsüzlük davasının 16 yıl sürdüğünü, müvekkilinin açtığı davalar sonrası davalının da \"...\" ibareli marka tescillerine devam ettiğini, çekişme konusu markanın müvekkili tarafından fiilen ve esaslı unsurlarıyla kullanıldığını, bu ibare üzerinde gerçek hak sahipliğinin müvekkili ve kardeş şirketlere ait olduğunu, yine müvekkilinin 38 ve 41. sınıf hizmetlerde \"...\" ibareli birçok seri markasının bulunduğunu, müvekkilinin \"...\" ibareli birçok marka tescili varken seri marka konumunda olan \"...\" markasının tescilinin hukuki zorunluluk olduğunu, bu kapsamda ...\" ibareli 2006/26798, 2006/27297, 2008/29317,  2011/42113, 2022/42106, 2012/36867, 2014/78620, 2012/53981, 2014/78627, 2016/15458, 2014/72666, 2008/05431, 2010/27250 sayılı 41. sınıfta tescilli markalarının bulunduğunu, başvurunun da tescilli bu markalar yanında seri marka konumunda bulunduğunu, Yargıtay içtihatları uyarınca da seri marka başvurularının önceki marka tescilleri mevcudiyetini koruduğu sürece engellenemeyeceğini ileri sürerek, YİDK'nın 2019-M-38 sayılı ret kararının iptali ile müvekkili markasının tescil işlemlerinin devamına karar verilmesini istemiştir. <br>\tDavalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>Diğer davalı şirket vekili, davacı şirketin kendi adına olmayan markaları kendi adına tescilliymiş gibi mahkemeye sunduğunu, ... ...'nin 1979 yılında eğitim hayatına başladığını, harcadığı emek ve koyduğu sermaye ile markalarına ayırt edicilik kazandırdığını, müvekkilinin \"...\" ibareli tescilli çok sayıda markasının bulunduğunu, öncelik ve üstün hak sahipliğinin müvekkiline ait olduğunu, dava konusu başvurunun müvekkiline ait markalara iltibasa sebebiyet verecek derecede benzediğini, aynı hizmetleri kapsadığını, başvurunun kötü niyetle yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, dava konusu başvurunun “...” ve “TV” ibarelerinden oluştuğu, davalıya ait itiraza mesnet markalarının tamamında ihtilaflı “...” ibaresinin açık şekilde ve ana unsur olarak yer aldığı, başvurudaki “tv” ibaresinin tanımlayıcı nitelikte olduğu, bu hali ile davalıya ait 2001/19865 ve 2009/15748 sayılı iki markanın, davacı markasında bütün olarak yer alması sebebiyle, görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayniyet/benzerlik bulunduğu, markaların hitap ettiği ortalama özen ve dikkate haiz alıcı kitlesi nezdinde yaratacağı bütünsel genel izlenim yönünden; davacı ve davalı yan markalarının arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, davalı markası kapsamındaki 41. sınıf hizmetlerin başvuru kapsamındaki diğer hizmetler ile benzer / ilişkili / aynı oldukları, marka işaretleri arasında bütünsel benzerlik bulunması nedeniyle somut uyuşmazlık kapsamında taraf markaları arasında ilgili tüketici kitlesi açısından karıştırılma ihtimali bulunduğu, kötü niyetin varlığı yönünde kanaat oluşmadığı, davacının dilekçe eklerinde sunduğu “...” şeklinde internet bazlı televizyon yayınlarına ilişkin görsellerden, dava konusu marka ile ilgili kullanımlarının olduğu anlaşılmış olup bu kullanımların, marka tescil şartını doğurmadığı, davacının marka kullanımları ve dava konusu başvurunun “...” şeklinde olmayıp sadece “...” ibarelerini içermesinin müktesep hak iddialarını da geçersiz kıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, YİDK ve ilk derece mahkemesi kararında müvekkilinin başvurusunun davalı şirketin hangi markası ile benzer bulunduğunun ifade edilmediğini, davalının marka başvuruları dikkate alınmışken, müvekkilinin “...” ibareli çok sayıda markasının dikkate alınmadığını, iyiniyetle oluşturulan seri marka başvurularının önceki marka tescilleri mevcudiyetini koruduğu sürece engellenemeyeceği konusunda içtihatlar bulunduğunu, müvekkili ve kardeş şirketlerinin 1996 yılından bu yana “...” esas unsurlu markalarının dikkate alınmadığını; müvekkili ve kardeş şirketleri ile davalı şirket arasında görülen davalarda gerçek hak sahibinin müvekkili ve kardeş şirketleri olduğunun hüküm altına alınıp kesinleştiğini, itiraza dayanak yapılan markaların tamamının hükümsüz kılınıp bu kararların çoğunun da kesinleştiğini, İstanbul 1. FSHHM’nin 2002/351 2007/109 K. sayılı dosyasının HGK denetiminden dahi geçtiğini, davalı şirketin kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin “...” ibareli seri markalarının bir çok yargı kararında kabul edildiğini, “...” ibaresinin halihazırda müvekkili ve kardeş işletmeler tarafından kullanıldığını, 38 ve 41. sınıflar bakımından “... ...” ile “...” markası arasında fark bulunmadığını ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br><br>GEREKÇE\t: 1-Dava, YİDK kararının iptali ile tescil istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının marka tescil başvurusunun asıl unsurunun \"...\" ibaresinden oluştuğu, \"TV\" ibaresinin kimsenin tekeline bırakılamayacak bir sözcük olduğundan, asıl unsur olarak nitelendirilemeyeceği, tarafların markalarının kapsamlarındaki hizmetlerin de aynı olduğu, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında benzerlik ve iltibas tehlikesinin bulunduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizliğin bulunmadığı, nitekim, Yargıtay 11. H.D.'nin 24.06.2019 tarih ve 2018/3363 E.- 2019/4729 K. ve 17.10.2022 tarih ve 2021/2081 E.- 2022/7069 K. sayılı kararlarının da bu yönde olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br>\t2-Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, davacı vekili, eski tarihli markalarının dava konusu başvuru yönünden kazanılmış hak oluşturacağını ileri sürerek, YİDK kararının iptalini talep etmiş, mahkemece yazılı gerekçeyle bu talep yönünden de davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davacının bu iddiasının doğru olması halinde, redde mesnet markalarının davacının marka tesciline engel olmayacağı açıktır. <br>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.09.2008 tarih ve 2007/7547 E. - 2008/10251 K. sayılı “...” kararında da ifade edildiği üzere, bir işletme tarafından uzunca süredir kullanılan markanın asli unsuru muhafaza edilerek ve markanın bu işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle, önceki markanın kapsadığı ürünlerin veya bir ürün çeşidinin tüketiciye yenilenmiş bir marka imajı ile sunulması ve bu yolla marka sahibi işletmenin piyasaya arz ettiği ürünlerinin de işletmesel köken olarak öncekilerle bağlantılı olduğu mesajını veren yeni markalar yaratmak amacıyla önceki markada yer alan asıl unsurun yanına başkaca asli ve/veya tali unsurlar ekleyerek oluşturduğu markaların seri marka olarak kabulü olanaklıdır. Bu durum kazanılmış haklar ilkesinin bir gereği olmakla birlikte, seri marka yaratılırken 3. kişilerin önceden tescilli markalarına yanaşarak yakınlaştırma veya benzeştirme yoluyla iltibas tehlikesine ve haksız yarar sağlamaya yol açmamak gerekir. Buna göre, kazanılmış haklar ilkesi gereğince yeni bir marka oluşturabilmek için salt önceki markanın asli unsurlarının muhafaza edilmesi yeterli olmayıp, önceki marka kapsamında bulunan mal veya hizmetlerin de muhafaza edilmesi gerekmektedir. Zira sonraki marka ancak önceki marka kapsamında bulunan mal ve hizmetler bakımından kazanılmış haklar ilkesinden yararlanabilecektir.  <br>Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, dava konusu başvuru \"...\" ibaresinden oluşmakta olup, \"TV\" ibaresi tanımlayıcı nitelikte olduğundan, başvuru \"...\" esas unsurludur. Davacının 2006/26798 sayılı markası ise \"... ...\" ibareli olup, \"...\" kelimesi markanın kapsamında hizmetler yönünden tanımlayıcı olması nedeniyle, söz konusu markada da \"...\" ibaresi esas unsur konumundadır. Dolayısıyla, başvuruda, davacının eski tarihli markasındaki esas unsur korunmuştur. Markanın kapsamında 41. sınıf hizmetler de başvuruda aynen yer almaktadır. Bu hali ile davacının bu eski markasının kazınılmış hak oluşturması mümkün olup, dava konusu başvuru da davalının itiraza mesnet markalarına yanaşma halinde olmayıp, davacının kendi markalarına  benzemektedir. Yapılan bu değerlendirmeler karşısında, Dairemizce, müktesep hak koşullarının oluştuğu sonucuna ulaşılmış, aksi yöndeki ilk derece mahkemesi kararı isabetli bulunmamıştır.   <br>Her ne kadar davacı vekilince, dava konusu başvurunun uyuşmazlık konusu hizmetler bakımından tescil edilmesi de talep edilmiş ise de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunın 22.03.2017 tarih ve 2017/11-78 E. - 2017/521 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere mahkemelere tescil isteminin kabulü ya da reddi yönünde tanınmış bir yetki bulunmadığından ve tescil işlemi idari nitelikte bir işlem olup Kurul kararının kabulüne bağlı doğal bir sonuç olduğundan davacının bu talebi yerinde görülmemiş, anılan talep ayrı bir dava olarak nitelendirilemeyeceğinden, bu talebin reddi nedeniyle davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmemiştir. <br>  Bu itibarla, dava konusu başvuru yönünden davacının kazanılmış hakkının bulunması nedeniyle, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun  kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br><br>\t<br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>\t2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 09/07/2020 gün ve 2019/115 Esas - 2020/174 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davanın KABULÜ ile; YİDK'nın 2019-M-38 sayılı kararının İPTALİNE,<br>\t4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcının davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,<br>\t6-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 1.800,00 TL bilirkişi ücreti, 244,00 TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 112,50 TL tebligat masrafı, 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 2.377,20 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t7-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, <br>\t8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),<br>   9-Davacıdan peşin olarak alınan 80,70 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,<br>10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 01/11/2024 tarihinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 30/11/2024\t\t<br><br>Başkan<br><br><br>Üye<br> <br><br>Üye<br><br><br>Katip<br><br> <br>                Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7ead2c409f25ab81","SID":"e3bc2f630cb566e6"}}