{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2022/746 <br>KARAR NO\t\t: 2024/2014<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 09.02.2022<br>NUMARASI\t\t: 2020/242 Esas 2022/102 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: Kooperatif Üyeliğinden İhraç Kararının İptali<br>KARAR TARİHİ\t: 27.11.2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 27.11.2024<br><br>\tİzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.02.2022 tarih 2020/242 Esas 2022/102 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA :Davacı vekili, davacının uzun yıllar önce davalı kooperatife ortak olduğunu, inşaatlara 2003 yılında başlandığını, katılım paylarının tamamının ödendiğini ve bu hususun yönetim kurulu kararı ile tespit edildiğini, yapı kullanma izinlerinin 2001 yılında alındığını ve 2005 yılından itibaren konutlarda oturulmaya başlandığını ancak konutların mülkiyetinin ortaklara devredilmediğini, davacı adına tesis edilen ortaklığın, 09.10.2009 tarihinde, Uluborlu Noterliğinde düzenlenen ... yevmiye nolu devir sözleşmesi ile babası ...'a devredildiğini, evde uzun süredir davacının annesi ile babasının oturduğunu, tüm abonelik işlemlerinin onlar adına yapıldığını, apartman aidatlarının düzenli olarak ödendiğini, belirtilen hususların gerek kooperatif yönetimi ve gerekse tüm sakinler tarafından bilindiğini, davacının birikmiş aidat borçlarını ödemediği gerekçesiyle ve 22.07.2016 / 12 sayılı yönetim kurulu kararı ile ortaklıktan ihraç edildiğini, aşağıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunu, Yönetim Kurulunun önerisi ile Genel Kurulca alınması gereken çıkarma kararının, doğrudan Yönetim Kurulu tarafından alındığını, oysa Yönetim Kurulunun böyle bir yetkisinin bulunmadığını, davacının peşin ödemeli ortak olarak davalı kooperatife borcunun bulunmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.06.2003 tarih, 2003/1111 Esas 2003/6676 sayılı kararında belirtildiği üzere davacının aidat ödemek zorunda olmadığını, 26.12.2010 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında, üyelerin daire bedellerini peşin olarak ödedikleri davalı kooperatifin amacının gerçekleştiğini ve inşaatın fiilen tamamlanmış olmasına rağmen daire tapularının halen verilmediği hususlarının karar altına alındığını, davacıdan fazla para tahsil etmek amacıyla ortaklıktan çıkarma işlemi uygulandığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, aidat borçlarının 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve talep edilen kooperatif alacağının zamanaşımına uğradığını, ortaklardan tahsil edilecek aidat miktarını belirleme yetkisinin Genel Kurula ait olduğunu, bu nedenle genel kurul kararına dayanmayan aidatların davacıdan talep edilemeyeceğini, esasen kooperatif ortaklarının, kooperatifin amacına ulaşıncaya kadar gerçekleşen genel yönetim giderleri ile altyapı giderlerinden sorumlu olduklarını, davalı kooperatifin ise yıllar önce amacına ulaştığını, gelinen aşamada kooperatif ortaklarının aidat ödeme yükümlülüğünden ve bu yükümlülüğün ihlalinden bahsedilemeyeceğini, davacıya ortak olduğu tarihten itibaren 2016 yılına kadar hiçbir ihtar, haciz veya uyarı yapılmadığını, keza ortaklığı devir alan ve evde oturan annesi ile babasına da herhangi bir uyarı yapılmadığını, bir an için aidat borcunun bulunduğu kabul edilse dahi, borcun ödenmesi için gönderilen ihtarnamelerin de usulsüz olduğunu zira talep edilen alacağın neye ilişkin olduğu açıklanmadığı gibi hangi aya ve yıla ait olduğunun, faizin nasıl hesaplandığının da belirsiz olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 03.07.2003 tarih, 2003/593 Esas 2003/7259 sayılı kararında da belirtildiği üzere, talep edilen alacağın açık ve kesin olması gerektiğini, aksi takdirde yasal ihtardan söz edilemeyeceğini, yasal ihtarnameler olmadan uygulanan çıkarma kararının yok hükmünde olduğunu, 2005 yılında inşaat imalatlarını tamamlayıp, evleri teslim eden davalı kooperatifin, bu tarihten sonrakı aidat taleplerinin yasal dayanağının bulunmadığını, kaldı ki davacının ortaklığı devrettiği 2009 yılından itibaren kooperatifle hiçbir bağının kalmadığını, bu tarihten itibaren ortaklığı devir alan ...'ın muhatap alınması gerektiğini, nitekim uygulamanın da bu şekilde geliştiğini, buna rağmen davacıya aidat borcu bulunduğu gerekçesiyle ihtarname gönderilmesinin ve borçlarını ödemediği gerekçesiyle ortaklıktan çıkarılmasının usulsüz olduğunu, ortaklığın ...'a devredilmiş olmasına rağmen davacıyı ortaklıktan ihraç eden davalı kooperatifin her nedense alacağı için icra takibi yapmaktan kaçındığını, davacı ile babasına karşı ecri misil ve müdahalenin meni davası açıldığını, ayrıca davacının babasına ait olan taşınmazın tapusunu üçüncü kişilere devrettiğini, davacının ortaklıktan çıkarılmasının, yönetim kurulu üyelerinin şahsi çıkarları ile ilişkili olduğunu, kötü niyetli ve hukuksuz bir kararın hukuken korunamayacağını belirterek, davanın kabulü ile 22.07.2016 tarih ve 2016/12 sayılı yönetim kurulu kararının yokluğunun tespit edilmesini talep  ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP : Davalı vekili, ortaklıktan doğan parasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen davacıya iki ihtarname keşide edildiğini, buna rağmen ortaklık borcunun ödenmemesi üzerine ortaklıktan çıkarma kararı alınıp, usulüne uygun şekilde tebliğ edildiğini, 3 ay içinde itiraz edilmeyen ve iptali için dava açılmadığı için kararın kesinleştiğini, öte yandan gerek davacının ve gerekse babasının, 2017 yılında İzmir 14. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan müdahalenin meni davasıyla, kooperatifteki durumları hakkında bilgi edindiklerini, davacı tarafın tüm iddialarının, müdahalenin meni davasında tartışıldığını ve davanın sonuçlandığını, kesinleşen ihraç kararının dava konusu yapılmasının mümkün olmadığını, üyelikten ihraç kararının iptali için hak düşürücü sürelerin çoktan geçtiğini, iddia edilenin aksine, Ana Sözleşmenin 14. maddesinin 2. fikrasına göre, ortaklıktan çıkarma konusunda yönetim kurulunun yetkili olduğunu, davalı kooperatif tarafından inşa edilen ... Bloktakı ... nolu bağımsız bölümün, sırasıyla, 14 08.2000 tarihinde çekilen kurada ...'e isabet ettiğini, ...'in, kurada kendisine çıkan daireyi, 14.03.2001 tarihinde, ... ile takas ettiğini, ...'ın, 14.03.2001 tarihli kararla ...'a devrettiğini, ...'ın, 17.09 2001 / 70 sayılı kararla ...”e devrettiğini, bu dairenin ... tarafından davacıya devredildiğine dair hiçbir kayıt ve belge bulunmadığını ancak 25.06.2006 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına ait hazırun cetvelinde ...'ın, sözü edilen dairenin ortağı olarak göründüğünü, daireyi de kullanmakta olduğu dikkate alınarak, kooperatif ortağı olarak kabul edildiğini, ortaklıktan çıkarıldığı tarihe kadar kendisine, hazırun cetvellerinde ortak olarak yer verildiğini, kooperatife özel statüde ortak kaydedilmediğini, davacının da peşin ödemeli ortak olmadığını, genel kurul tutanakları incelendiğinde, aidatların Genel Kurulca belirlendiğinin görüleceğini, Genel Kurulca belirlenen aidatların, diğer ortaklar gibi davacı için de geçerli olduğunu, davacının kooperatife üye olduğu tarihte, inşaatın bir kısmının tamamlanıp, kura ile ortaklara tahsis edildiğini, ancak arsa sahiplerine daire teslimi yapılamadığını, kooperatife ve arsa sahiplerine ait olan daireler net bir şekilde belirlenmediğinden, ortaklardan bazılarının, arsa sahiplerine ait dairelerde oturduklarının ortaya çıktığını, bu yüzden İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 15 yıldır devam etmekte olan davaların açıldığını, iddia edildiği gibi inşaat imalatlarının 2006 yılında tamamlanmasının söz konusu olmadığını, yarım kalmış blokların, 2013 yılı ile sonraki yıllarda kararlaştırılmış aidatlarda tamamlandığını ve yapı kullanma izinlerinin yeni alındığını, ayrıca arsa sahiplerine verilmesi gerekirken, kooperatif ortakları tarafından kullanılan daireler için de ödeme yapılacağını, arsa sahipleri ile yaşanılan sorunların halen devam ettiğini, arsa sahiplerinin, borçlarını ödeyen ortakların tapu devirlerini verdiklerini, davacı ile babası ... arasında imzalandığı iddia edilen devir sözleşmesinin kooperatife bildirilmediğini, ortaklık devrinin kötü niyetli olarak kooperatiften gizlendiğini, ortaklıktan çıkarıldığı tarihe kadar davacının ortak olduğunu, bu nedenle ortaklıktan çıkarma işlemlerinde davacı ...'ın muhatap alındığını, parasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi ile ilgili olarak, 10 gün süreli ilk ihtarnamenin, 21.04.2016 tarihinde, İzmir 3. Noterliği (yev. No:...) kanalı ile gönderildiğini, 1 ay süreli ikinci ihtarnamenin, 24.05.2016 tarihinde, İzmir 3. Noterliği (yev. No:...) kanalı ile gönderildiğini, keşide edilen iki ihtara rağmen herhangi bir ödeme yapılmaması üzerine davacının, 22.07.2016 tarih ve 2016/12 sayılı yönetim kurulu kararı ile ortaklıktan ihraç edildiğini, ortaklıktan çıkarıldığının, İzmir 3. Noterliği kanalı ile gönderilen 29.07.2016 / ... yev. nolu ihtarname ile davacıya bildirildiğini, ortaklıktan çıkarma kararına itiraz edilmediğini ve iptali için dava açılmadığını, ortaklıktan çıkarma kararının kesinleşmesinden sonra taşınmazın boşaltılması ve boşaltıldığı tarihe kadar ecri misil ödenmesi için ihtarname keşide edildiğini; İzmir 3. Noterliği kanalı ile keşide edilen 21.11.2016 / ... yev. nolu ihtarnamenin, aynı adreste oturan annesi ...'a tebliğ edildiğini, davacının, annesi ve babası ile birlikte oturduğunu öğrenen kooperatif yönetiminin, taşınmazın tahliyesi ile ilgili olarak babası ...'a da ihtarname keşide ettiğini ( İzmir 3. Noterliği, 12.12.2016 / 16087 yev.),08.02.2015 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına, o tarihte kooperatif ortağı olarak görünen ...'ın davet edildiğini ve toplantıya bizzat katıldığını, 2016 yılında yapılan genel kurul toplantısına ise, babası ...'ın, davacı ...'ın vekili olarak katıldığını, kooperatif üyeliğini devrettiğini iddia eden davacının, kooperatifin ...'taki hesabına 05.08.2016 tarihinde 3 ayrı işlemle toplan 9.955,00 TL para yatırdığını, ortaklığın sona ermesiyle birlikte daireyi boşaltıp, kooperatife teslim etmesi gereken davacının, daireyi kullanmaya devam etmesi üzerine İzmir 14. Asliye Hukuk Mahkemesinde tahliye, ecri misil ve meni müdahale davası açıldığını, davalının ... ile babası ... arasındaki ortaklık devrinden, bu dava sırasında haberdar olduğunu, yapılan yargılama sonunda, taşınmazın tahliyesine karar verildiğini (13.06.2017 tarih, E.2017/273-K.2019/09), kooperatif ortağı olarak konut tahsisinin davacıya yapıldığını, davacının kendisine tahsis edilen konutu, bir başkasının kullanımına vermesinin, kooperatif ortaklığı ile bir ilgisinin bulunmadığını, davacının babasının, kooperatifin muhatabı olmadığını, keza kullanan adına abonelik alınmasının da, kooperatif ortaklığını etkilemediğini, konutların yapımının 2005 yılında tamamlanmasıyla kooperatifin amacına ulaşmasının söz konusu olmadığını, anılan yılda kooperatif ortaklarının, yapımı tamamlanan konutları paylaştıklarını, bu arada arsa sahiplerine verilecek daireleri de ortakların kullanmaya başladığını, henüz yapılmayan veya yarım kalan dairelerin, 2013 ile sonraki yıllarda toplanan aidatlarla tamamlanabildiğini, kaldı ki ihraç kararı kesinleştiğinden, bu iddiaların dinlenebilirliğinin kalmadığını, davacı ile babası ... arasındaki ortaklık devrinin kooperatife bildirilmediğini, devir sözleşmesinin, 2017 yılında meni müdahale davası açıldıktan sonra dava dosyasına sunulduğunu, meni müdahale davası sonuçlanıp, aradan 3 yıl geçtikten sonra böyle bir dava açılmasının, kooperatifin işlemlerini sonuçsuz bırakmaya, ecri misil ödemeden daireyi kullanmaya yönelik olduğunu ve davacı tarafın kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu, kaldı ki genel kurul toplantılarına bizzat davacının veya vekilinin katıldığını, cüzi de olsa ödemelerin de davacı adına yapıldığını, bütün bunlardan, ortaklık devrinin bilinçli olarak gizlendiği izleniminin çıktığını, genel kurul kararları doğrultusunda, kooperatife ve arsa sahiplerine olan borçlarını ödeyen ortaklara, kooperatifin talimatı ile arsa sahipleri tarafından tapu devredildiğini, konutunu alan ortakların, kooperatifin tasfiyesi tamamlanıncaya kadar tüm parasal yükümlülükleri yerine getirmekle yükümlü olduklarını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 07.10.2005 tarih ve 2005/9351 Esas 2005/9412 sayılı kararı ile 20.04 2010 tarih, 2010/4517 Esas 2010/4258 sayılı kararlarında belirtildiği üzere, ortaklık ilişkisi devam ettiği sürece zamanaşımının işlemeyeceğini, keza kooperatife olan borçlarını ödemeyen ortakların tapu iptali ve tescil davası açma haklarının bulunmadığını belirterek, davacının babası ... tarafından, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan üyeliğin tespiti, tapu iptali ve tescil istemli dava (2020/221 Esas) ile işbu dava irtibatlı olduğundan, her iki davanın birleştirilmesini,  yapılacak yargılama sonunda davanın reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacının, davalı kooperatifin peşin ödemeli üyesi olup olmadığı, bu kapsamda davalı kooperatif tarafından belirlenen aidatları ödemekle yükümlü olup olmadığı, davacının, davalı kooperatifteki üyelikten doğan payını, dava dışı babası ...'a devir edip etmediği, devri davalı kooperatife bildirip bildirmediği, davacının üyelikten ihracına dair yönetim kurulu kararının usul ve yasaya uygun olup olmadığı, yönetim kurulunun bu hususta karar verme yetkisinin olup olmadığı, ihraç kararının iptaline ilişkin davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı noktasında toplandığı, dava dosyası ve dosyaya temin edilen belgeler ile davalı kooperatif kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu dosyaya sunulan ve benimsenen bilirkişi raporu içeriğinden de anlaşılacağı üzere, davacının peşin sermayeli ortak olarak kabul edildiğine dair, gerek sözleşme ve gerekse de davalı kooperatif genel kurulu tarafından alınmış herhangi bir karar olmadığı, davacının, davalı kooperatife peşin sermayeli ortak olarak kabul edildiğine dair herhangi bir kanıt sunamadığı, iş bu nedenle davacının gerek kooperatifin amacına ulaşması için yapılması gereken giderler ve gerekse de davalı kooperatifin yönetimden doğan, yönetim giderlerinden kaynaklı aidat borcu ödemekle yükümlü olduğu, davacının ödenmeyen aidat borçlarının ödenmesi hususunda, davalı kooperatifçe İzmir 3. Noterliği'nce keşide edilen 21/04/2016 tarih ve 05452 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacıya aidat borcunu ödemesi hususunda 10 gün süre verilmesine dair davacıya ihtarname gönderildiği, iş bu ilk ihtarnameden sonra yine İzmir 3. Noterliği'nin 24/05/2016 tarih ... yevmiye numaralı, davacıya bir ay süre  verilmesine dair ikinci ihtarnamenin gönderildiği, buna karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyen davacının, davalı kooperatif yönetim kurulunun 22/07/2016 tarih 2016/12 sayılı kararı ile ortaklıktan ihraç edilmesine karar verildiği, verilen kararın İzmir 3. Noterliği'nin 29/07/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, davacıya Tebligat Kanunu'nun 21. maddesine göre 01/08/2016 tarihinde tebliğ edildiği, ihraç kararının tebliğ tarihi itibariyle, üç aylık hak düşürücü süre içerisinde kararın iptal hususunda genel kurula itirazda bulunmadığı ve davanın iş bu üç aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı, yine her ne kadar davacı tarafça, davalı kooperatif yönetim kurulunun ihraç kararı verme yetkisinin bulunmadığı ve bu nedenle de kararın yok hükmünde sayılması gerektiği iddia edilmiş ise de, Kooperatifler Kanunu'nun 16. maddesi 2. bendi ve Kooperatif Ana Sözleşmesinin 14. maddesine göre, davalı kooperatif yönetim kurulunun, ortağı, ortaklıktan çıkarma yetkisinin bulunduğu, yine davacı tarafça kooperatif üyeliğinin çıkarma kararının verildiği tarihten önce, davacı tarafından ortaklığın, dava  dışı babası ...'a devir edildiği, bu nedenle de ihraç kararının yok hükmünde sayılması gerektiği iddia edilmiş ise de, davacı ile dava dışı babası arasında, kooperatif üyeliğinin devrine ilişkin yapılan sözleşmenin, Kooperatifler Kanunu'nun 14 ve Kooperatif Ana Sözleşmesi'nin 17. maddesi hükümleri gereği, yönetim kuruluna bildirilmesi gerektiği halde, davacının devri, yönetim kuruluna usul ve yasaya uygun olarak bildirdiğine dair kanıt sunamadığı, iş bu nedenle davalı kooperatifi hukuken bağlayan ve bildirilen ortaklık devri ihraç kararı tarihi itibariyle bulunmadığından, davalı kooperatif yönetim kurulunun kayıtlı ortağa ilişkin ihraç kararının yok hükmünde  sayılamayacağı kanaatine varılmakla davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, yerel mahkemece alınan bilirkişi raporunun usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporuna yapılan itirazların mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, kooperatif ortağı olan davacı ... 09.10.2009 tarihinde  Uluborlu Noterliği huzurunda 000765 sayılı Koopertatif Hisse Devri Sözleşmesi ile söz konusu kooperatife ait kendi adına tahsis edilen ... Blok, Kat ...’de bulunan ... nolu dairesinde hissesinin tamamını babası Ali İhsan Tekkanat’a devrettiğini,  kaynağının ne olduğu belli olmayan \"aidat borcu\" adı altında borca ilişkin ihtarnamalerin zaten hissesini devreden ...'a gönderilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kooperatif tarafından aidat borcuna ilişkin olarak gönderilmiş olan ihtarnamelerde ödenmesi talep edilen aidatın neye ilişkin olduğu, hangi aya, yıla ait olduğu, ne kadar faiz işlediği gibi unsurların da somut olarak yer almaksızın ödeme talep edilmesinin de açıkça hukuka aykırı olduğunu, ne davacının ne de babasının kooperatif ortağı olunan 2006 tarihinden 2016 yılına kadar hiçbir ihtar, icra takibi, haciz ya da uyarı ile karşılaşılmadığını, böyle bir bocun kooperatif kayıtlarında hiçbir şekilde yer almadığını, tüm bunlara rağmen taşınmaz ile ilgili olarak 2006 yılından 2016 yılına kadar zaten hiç borç olmadığı halde Kooperatif tarafından 2016 yılında davacı ...’a ihtarname gönderilerek aidat borcu olduğunu bildirdiğini, yine davacı tarafça söz konusu taşınmazla ilgili olarak kooperatife karşı hiçbir borç olmasa da kabul anlamına gelmemekle birlikte yapılacak bilirkişi incelemesi neticesinde böyle bir borcunun çıkması durumunda ise bu borçların zamanaşımına uğramış olması da muhtemel olacağından, borcun TBK’nın 147. maddesindeki 5 yıllık zamanaşımı süresi bakımından da araştırılması gerektiğini, mahkeme tarafından konusunda uzman bilirkişi seçilerek, davalı kooperatife ait defter, kayıt, belge, yönetim ve genel kurul tutanakları üzerinde Kooperatifler Kanunu ve kooperatif anasözleşme hükümlerine göre inceleme yaptırılıp söz konusu taşınmazla ilgili olarak davalı kooperatife borç bulunup bulunmadığını, varsa miktarını şüpheye yer vermeyecek şekilde açık olarak belirten denetime elverişli rapor alınmasını talep edilmişse de dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu bu hususların tümünü içermediğini, davalı kooperatif hiçbir dönemde usulüne uygun yönetilmediğini, bilirkişi tarafından da tespit edildiği üzere davalı kooperatifin 2007-2009-2011 yıllarına ait defterlerinin hiç teslim edilmediğini, 2008-2010-2013 yıllarına ait ticari defterlerin boş, 2012 yılına ait ticari defterlerin ise eksik ve yetersiz tutulduğunu, bu halde kooperatifin 2007 ila 2013 yılları arasındaki kayıtların, karar defterlerinin de eksik olduğunu, bu açıdan davalı kooperatifin, devri kendilerine bildirilmediğini ispatlayamadığını, devrin kendilerine bildirilmediğinin kabulünün hayatın olağan akışına da aykırı olacağını, ortada davacı tarafça dosyaya da ibraz edilmiş olan Uluborlu Noterliği'nin 09.10.2009 tarihli ve ... sayılı kooperatif hisse devri sözleşmesinin bulunduğunu, buna karşılık ise kooperatifin 2009 yılına ilişkin karar defterinin dosyaya sunulamadığını, bu devirden kooperatifin de haberdar olduğunu, devir tarihi olan 09.10.2009 tarihinden bu yana ...'ın kooperatifle bir ilgisi kalmadığını, söz konusu evde davacının babasının  yaşadığını, burada yaşadıkları süre boyunca da aidat ödemeleri dahil kooperatifle alakalı her türlü işlemde muhatabın ... olduğunu, buna ilişkin aidat ödeme dekontlarının da mahkemeye ibraz edildiğini, davalı kooperatif tarafından bu beyanlar ve sunulan delillerin aksini gösteren hiçbir delilin sunulamadığını, kooperatif kayıtlarının eksik ve usulsüz olduğunu, Yargıtay kararında da açıkça belirtildiği üzere kooperatife devrin yazılı olarak bildirilme koşulu, devrin geçerliliğine dair olarak değil, devrin kooperatife iletilmesi ve kabulü için ispat bakımından sevk edildiğini, davacının babası ... tarafından 2005 yılında yapılan ödemeden sonra kooperatife üye olunduğunun açıkça anlaşıldığını, yine dosya içerisinde yer alan aidat vb. giderlerin de davacının babası tarafından ödendiğini, mahkemeye sunulan kooperatife ait güncel aidat borçları listesinde kooperatifin davacının babasının açıkça mal sahibi olarak kabul etmiş olduğunun görüldüğünü, bilirkişi raporunda ve gerekçeli kararda ise hiç bir şekilde ... tarafından yapılan bu ödemelere, ödenen aidatlara yer verilmediğini, yine gerekçeli kararda davacının devrini yönetim kuruluna usul ve yasaya uygun olarak bildirdiğine dair kanıt sunulmadığının belirtildiğini, ancak açıklanan tüm hususların kooperatif tarafından yıllardır söz konusu taşınmazda yaşayan davacının babasının üyeliğinin kabul edilmiş olduğunun tartışmasız olduğunu, kooperatif tarafından üyeliğini devretmiş olan ...’a söz konusu ihtarnameler gönderilerek sonrasında da kaynağı dahi belli olmayan bu borçların gerekçe gösterilerek yönetim kurulu ‘’ortaklıktan çıkarılmasına’’ karar verildiğini, hukuka aykırı olarak alınan bu kararın sonrasında ise davalı kooperatif tarafından davacı ve babası hakkında ecrimisil ve müdahalenin meni talebiyle İzmir 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/273 E. 2019/409 K. sayılı dosyası ile dava açıldığını ve kooperatife karşı tüm yükümlülüklerini yerine getiren davacı ve babasının haksız işgalci konumuna sokulduğunu, yapı kooperatiflerinde asıl amacın, ortaklarının yükümlülüklerini yerine getirmeleri karşılığında anasözleşmeye uygun, hukuki ve fiili ayıplardan arınmış, oturmaya elverişli konut teslim ettiğini, kooperatif tarafından bu yükümlülüğün, kooperatife karşı tüm yükümlülüklerine yerine getiren davacıya karşı yerine getirilmediği gibi, davacı ve sonradan hisseyi devralan  babasının kooperatifin kötü niyetli işlemleri ile 2006 yılından beri oturduğu evinde işgalci konumuna düşürülerek açıkça mağdur edildiğini, davacının ve babasının tüm birikimlerini ortaya koyarak sahip oldukları ve bir hayat sürdürdükleri evlerini hukuksuz bir kararla ellerinden alınmak istendiğini, mahkeme tarafından ise bunların göz ardı edilerek davanın reddine karar verilmiş olmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.\t<br>\tGEREKÇE :Dava, kooperatif üyeliğinden ihraç kararının iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\t1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 16/3- 4. maddelerinde ''Ortak, çıkarma kararının tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir. Tebliğ edilen karar yönetim kurulunca verilmiş ise ortak üç aylık süre içinde genel kurula da itiraz edebilir. Bu itiraz, ilk toplanacak genel kurula sunulmak üzere, yönetim kuruluna noter aracılığı ile tebliğ ettirilecek bir yazı ile yapılır. Genel kurula itiraz edildiği takdirde yönetim kurulunun çıkarma kararı aleyhine itiraz davası açılamaz. İtiraz üzerine genel kurulca verilecek karara karşı itiraz davası hakkı saklıdır. Üç aylık süre içinde genel kurula veya mahkemeye başvurmak suretiyle itiraz edilmeyen çıkarılma kararları kesinleşir'' hükmüne  yer verilmiştir. <br>\tSomut olayda, davalı kooperatifin yönetim kurulunun 22.07.2016 tarihli kararı ile kooperatif üyeliğinden çıkarılmasına dair verilen kararın İzmir 3. Noterliği'nin 29.07.2016 tarih ve 10923 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile tebliğe çıkarıldığı, tebliğ şerhinden ihraç bildiriminin muhatabın adreste bulunamaması üzerine kapısına 2 nolu haber kağıdı yapıştırılarak, apartman kapıcısına haber verildikten sonra, mahalle muhtarına bırakıldıktan sonra 01.08.2016 tarihinde tebliğ edildiği, ortaklıktan çıkarılma kararının tebliğinden itibaren yasa koyucu tarafından aranan 3 aylık hak düşürücü sürenin 01.11.2016 tarihi itibariyle dolduğu görülmüştür.<br>\tYerel mahkemece taraf delillerinin toplanıldığı, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/221 Esas 2021/979 Karar sayılı dosyası ile İzmir 14. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/273 Esas 2019/409 Karar sayılı dava dosyası örneklerinin dosyaya kazandırıldığı, kooperatif defter ve kayıtları üzerinde kooperatif konusunda uzman bilirkişi tarafından incelemelerde bulunulmak suretiyle 06.07.2021 havale tarihli bilirkişi raporunun dosyaya ibraz olunduğu, alınan bilirkişi raporunun hükme esas almaya ve denetime elverişli, dosya kapsamıyla uyumlu, yeterli mahiyette tanzim edildiği, kooperatif defter ve belgelerinden kooperatif aidat borcu hususundaki talep üzerine davacı ... tarafından devir tarihi olan 09.10.2009 tarihinden sonra 2016 yılında 9.955,00 TL tutarında ödeme yapılarak üyeliğinin devam ettirildiği, davacının peşin sermayeli ortak olarak kabul edildiğine dair ana sözleşme ve kooperatif genel kurulu tarafından alınmış herhangi bir karar bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.<br>\tİDM'ce, davacının peşin sermayeli ortak olarak kabul edildiğine dair, gerek sözleşme ve gerekse de davalı kooperatif genel kurulu tarafından alınmış herhangi bir karar olmadığı, davacının, davalı kooperatife peşin sermayeli ortak olarak kabul edildiğine dair herhangi bir kanıt sunamadığı, iş bu nedenle davacının gerek kooperatifin amacına ulaşması için yapılması gereken giderler ve gerekse de davalı kooperatifin yönetimden doğan, yönetim giderlerinden kaynaklı aidat borcu ödemekle yükümlü olduğu, davacının ödenmeyen aidat borçlarının ödenmesi hususunda, davalı kooperatifçe İzmir 3. Noterliği'nce keşide edilen 21/04/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacıya aidat borcunu ödemesi hususunda 10 gün süre verilmesine dair davacıya ihtarname gönderildiği, iş bu ilk ihtarnameden sonra yine İzmir 3. Noterliği'nin 24/05/2016 tarih 06694 yevmiye numaralı, davacıya bir ay süre verilmesine dair ikinci ihtarnamenin gönderildiği, buna karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyen davacının, davalı kooperatif yönetim kurulunun 22/07/2016 tarih 2016/12 sayılı kararı ile ortaklıktan ihraç edilmesine karar verildiği, verilen kararın İzmir 3. Noterliği'nin 29/07/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile, davacıya Tebligat Kanunu'nun 21. Maddesine göre 01/08/2016 tarihinde tebliğ edildiği, ihraç kararının tebliğ tarihi itibariyle, üç aylık hak düşürücü süre içerisinde kararın iptal hususunda genel kurula itirazda bulunmadığı ve davanın iş bu üç aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı, yine her ne kadar davacı tarafça, davalı kooperatif yönetim kurulunun ihraç kararı verme yetkisinin bulunmadığı ve bu nedenle de kararın yok hükmünde sayılması gerektiği iddia edilmiş ise de, Kooperatifler Kanunu'nun 16. maddesi 2. bendi ve Kooperatif Ana Sözleşmesinin 14. Maddesine göre, davalı kooperatif yönetim kurulunun, ortağı, ortaklıktan çıkarma yetkisinin bulunduğu, yine davacı tarafça kooperatif üyeliğinin çıkarma kararının verildiği tarihten önce, davacı tarafından ortaklığın, dava  dışı babası ...'a devir edildiği, bu nedenle de ihraç kararının yok hükmünde sayılması gerektiği iddia edilmiş ise de, davacı ile dava dışı babası arasında, kooperatif üyeliğinin devrine ilişkin yapılan sözleşmenin, Kooperatifler Kanunu'nun 14 ve Kooperatif Ana Sözleşmesinin 17. Maddesi hükümleri gereği, yönetim kuruluna bildirilmesi gerektiği halde, davacının devri, yönetim kuruluna usul ve yasaya uygun olarak bildirdiğine dair kanıt sunamadığı, iş bu nedenle davalı kooperatifi hukuken bağlayan ve bildirilen ortaklık devri ihraç kararı tarihi itibariyle bulunmadığından, davalı kooperatif yönetim kurulunun kayıtlı ortağa ilişkin ihraç kararının yok hükmünde sayılamayacağına dair verilen kararında herhangi bir usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir.<br>\tAçıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde değildir.<br>\tBu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 427,60 TL'den peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 346,9‬0 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>\t3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde,  kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 27.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"aa6cf490dbd79da6","SID":"3cdb28b579c992eb"}}