{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL BAM<br>8. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/1604 <br>KARAR NO: 2024/1894<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 11/11/2020<br>NUMARASI: 2018/845 Esas - 2020/549 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/11/2024<br>Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;<br>K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  30.10.2017 tarihinde, müvekkili ...’ın İstanbul Pendik Sabiha Gökçen havaalanı yolu üzerinde park ettiği aracına  binmek üzereyken sürücüsü ve plakası belirlenemeyen bir aracın kendisine çarpması sonucu sağ kolunda kırık oluşacak şekilde yaralandığını, ameliyat olduğunu, eski sağlığına kavuşamadığını, daimi ve geçici iş göremezlik zararı oluştuğunu, İstanbul (Anadolu) C. Başsavcılığınca yürütüldüğünü (Soruşturma no. ...) ve meçhul şüpheli hakkında daimi arama kararı verildiğini,  davacının ... şirketinde şoför olarak çalıştığını, aylık gelirinin asgari ücretin üzerinde olduğunu, davacıya çarpan aracın meçhul olması nedeniyle davanın davalıya yöneltildiğini, davalıya davadan önce başvurduklarını ancak davacının 3 ay sonra polise başvurduğu gerekçesiyle başvurunun reddedildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 200-TL maddi tazminatın ( belirsiz alacağın) kaza tarihinden itibaren işleyecek avans  faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı  vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının müvekkili kuruma yaptığı başvurunun kazadan 3 ay sonra polis merkezine başvurulduğu, bunun dışında kazaya ilişkin bir belge olmadığından değerlendirilemediğini,  evrak temin edilip gönderilmeden dava yoluna gidildiğini, bu nedenle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili kurumun sorumluluğunun davacının kusuru oranında olmak üzere yaralanma ve sürekli sakatlık halinde kişi başına azami 330.000,00-TL limitle sınırlı olduğunu, teminat limitini bildirmelerinin davayı kabul anlamına gelmediğini, belirterek, davanın reddini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; ''.... Hükme esas alınmaya elverişli bilirkişi raporuna göre somut olayda, davacı yaya ... olayda % 100 oranında tamamen kusurlu olduğu,   meydana gelen trafik kazasına tam kusurlu olarak sebebiyet veren davacının tazminat isteme hakkı bulunmaması karşısında maluliyet ve aktüerya raporları alınması gerekmediğinden başkaca inceleme yapılmaksızın davanın reddine karar vermek gerektiği '' gerekçesiyle, Davanın Reddine, karar verilmiş; karara karşı davacı  vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinaf nedenleri: Davacı vekili; havaalanında yeterli ücretsiz otopark alanı olmadığında kazanın olduğu bölgede yoğun olarak  yol üzerinde sağa araç park edildiğini, polisin hiçbir şekilde bu yoğunluğa müdahale etmediğini, kaldı ki kaza  ile keşif tarihi arasında geçen yaklaşık üç yıllık süre zarfında  raporda bahsi geçen park yasağı tabelasının konulmuş olabileceğini, kimliği meçhul sürücünün aracını hava ve  yol durumunu göz önüne  alarak uygun hızda  ve fren tedbiri ile kullanmadığından kusuru bulunduğunu, kaza mahallinin hava alanına 700 metre mesafede olup geceleri iyi aydınlatıldığını, sürücülerin sağdaki park halindeki araçları ve yayaları görebilecek pozisyonda olduklarını, park halindeki araçlara bu denli yakın ve hızlı geçmemeleri ve daha dikkatli olmaları gerektiğini, kazaya karışan sürücünün olay yerinden kaçtığını, kararın hatalı olduğunu belirterek kaldırılmasını istemiştir.  Yerel mahkemece, 15/03/2021 tarihli ek karar ile, mahkeme kararının kesin olarak verildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 341/1 maddesi gereğince reddine , karar verilmiş; iş bu ek karara karşı davacı vekilince,  istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Ek karara karşı  davacı vekili; davayı belirsiz alacak davası olarak açtıklarını, kararın kesin olarak verilmesinin hatalı olduğunu belirterek, ek kararın kaldırılmasını istemiştir. Eldeki davada her ne kadar  yerel mahkemece ek karar ile,   kararın kesin olarak verildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş ise de, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı açıkça belirtildiğinden, kararın kesin olduğundan bahsedilemez. Bu itibarla, ek karar yerinde olmadığından kaldırılmasına ve gerekçeli kararı istinaf eden davacı  vekilinin istinaf isteminin incelenmesine geçilmesine karar verilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. BK.53.(TBK.74) maddesinde haksız eylemin “kusur” öğesi konusunda hukuk hakimine tanınan yetkiler iki bölüm olup, birincisi “kusur bulunup bulunmadığına”, öteki “kusurun derecesini ve zararın tutarını belirlemeye” ilişkindir. Maddenin ilk cümlesine göre “kusurun varlığını” araştırmada yetkileri sınırlı olan hukuk hakimi, maddenin ikinci cümlesine göre “kusurun derecesini ve zarar tutarını belirlemede”  tam bağımsız kılınmıştır.,HMK 266 madde (HUMK 275 md.) hükmüne göre kusur oranlarının belirlenmesi teknik değil hukuki bir konudur. Elde edilen teknik bulgulara göre hakim bu oranı belirlemede ihlal edilen kuralları gözönüne almalıdır. Haksız fiilden dolayı sorumlu olabilmek için kusurun bulunması şarttır. Yerel Mahkemece gündüz saatinde yapılan keşifte alınan  ve  makina mühendisi bilirkişi tarafından hazırlanan 14.02.2020 tarihli raporda, davacının aracını  'duraklamak ve park etmek yasaktır' tabelasının olduğu yere park ettiği, davacının park ettiği aracına tekrar binmek istediğinde gece karanlığında seyir halindeki araçlara yeterince dikkate etmediği,  aracın sadmesine maruz kaldığı, bu nedenle %100 kusurlu olduğu, kimliği belirsiz sürücünün ise gece karanlığında far ışığı altında kendi şeridinde sormal seyrini sürdürürken aracın sağ dış dikiz aynasıyla, park etmenin yasak olduğu yerde park ederek aracına tekrar binmek için dikkatsizce yola giren yayanın koluna çarpmak zorunda kaldığından ve kazayı önlemek bakımından alabileceği bir tedbir olmadığından kusursuz olduğu tespit edilmiş ise de,  olaydan  2 yılı aşkın süre sonra yapılan keşifte 'park yasağı' tabelasının bulunduğu  (kaza tarihinde bulunup bulunmadığı belli değildir) yerde, yolun sağında park halindeki aracına binmek isteyen yayaya  çarpan kimliği belirsiz sürücünün, gece karanlığında ve fakat aydınlatması bulunduğu anlaşılan yolda çarptığı ve olay yerinden uzaklaştığı göz önüne dikkate alındığında davacının kolunun kırılarak yaralanmasına neden olan olayda tüm kusurun  davacıya verilmesi hatalı olmuştur. Zira kimliği belirsiz sürücünün; gece saatlerinde, aydınlatması olduğu anlaşılan yolda ve  yolun sağ tarafına birden fazla aracın pak halinde olduğu da nazara alındığında, park halindeki aracına binmek isteten davacı yayayı gördükten sonra hiçbir önlem almaması, çarptıktan sonra yoluna devam etmesi hususları dikkate alındığında bir miktar kusuru bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği kanaati hasıl olmuştur. Bu durumda mahkemece, kusur konusunda rapor aldırılmasına gerek bulunmayıp somut olayın özellikleri, kazanın meydana geliş biçimi ve tüm dosya kapsamından yaralanma olayına sebep olan kazanın meydana gelmesinde yaya konumunda bulunan davacının kusuru yanında,  davacı yayaya çarpan (plakası belirsiz aracın)  kimliği belirsiz  sürücüsünün de bir miktar  (%20 oranında) kusurlu olduğu kabul edilerek, toplanmış ve toplanacak deliller bir arada değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.Hal böyle olunca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın HMK 353/1.a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, kaldırıma gereğince işleme ve yargılama yapılarak bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine verilmiştir.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1/Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle KABULÜ ile,  İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/11/2020 tarih ve 2018/845 Esas 2020/549 K. sayılı kararının HMK'nın 353/1-a/6 madde hükmü uyarınca  KALDIRILMASINA,2/Dosyanın belirtilen şekilde işlem, araştırma ve yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,3/İstinaf yasa yoluna başvuran  davacı vekili  tarafından peşin olarak yatırıldığı anlaşılan istinaf karar ve ilam harcının  talebi halinde davacıya İADESİNE,4/İstinaf incelemesinin dosya üzerinden yapılması nedeniyle, avukatlık ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,5/İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından, istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek müteakip kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a madde hükmü  uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.21/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ef120b2536a6d583","SID":"ce8e4348112d3cd7"}}