{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO:2023/376 Esas<br>KARAR NO:2024/1765 Karar<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ:13/12/2022<br>NUMARASI:2021/112 E. -  2022/213 K.<br>DAVANIN KONUSU:Marka (Tecavüzün Mevcut Olmadığının Tespiti İstemli)<br>KARAR TARİHİ:20/11/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 18.02.2014 tarihinde sigortacılık faaliyetlerine başladığını, tüm branşlarda (yangın, nakliye, kaza, mühendislik, tarım, hukuki koruma, ferdi kaza, sağlık, sorumluluk, kredi) faaliyet gösterdiğini, ulusal ve uluslararası sigortacılık sektöründe risklerini minimum seviyelere indirdiğini, 2015 yılından itibaren katılım sigortacılığında da faaliyet göstermeye başladığını, 2017 sonunda sektörün ilk 10 şirketinden biri olduğunu, ... Spor Kulübü erkek basketbol takımı ile isim sponsorluğu gerçekleştirdiğini, ticari unvanının kök unsuru olan \"...\" ibaresini ... nezdinde tescil ettirerek uzun yıllardan beri kullandığını, ancak davalı tarafça 01.11.2019 tarihli Aksaray .... Noterliğinin ...yevmiyeli ihtarnamesi ile davalının marka haklarına tecavüz ettiklerinin ve  tecavüz teşkil eden eylemlerin durdurulmasının müvekkiline bildirildiğini, davacı tarafından Bakırköy ... Noterliğinin 05.01.2021 tarihli ... yevmiyeli cevabi ihtarnamesi ile, davalının marka haklarına tecavüz teşkil eden herhangi bir eyleminin olmadığının belirtildiğini, akabinde davalının İst. 2. FSHH Mahkemesinin 2020/39 D. İş sayılı dosyası ile tespit ve tedbir istemli  dava ikame ettiğini, mahkemece verilen tedbir kararından itibaren iki hafta süre sonunda esas davanın ikame edilmemesi nedeni ile tedbir kararının kendiliğinden kalktığını, ancak davalı tarafça marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talepleri ile arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu, söz konusu dosyada taraflar arasındaki görüşmelerin 07.04.2021 tarihinde yapılmasına karar verildiğini, arabuluculuk görüşmelerinden anlaşma çıkmasının ihtimal dahilinde olmadığını, iş bu davanın ikame edilmesi için zaruret hasıl olduğunu, 6769 sayılı SMK’na göre özel nitelikte ve kamu düzeni gereği emredici hükümler içeren ... sayılı Sigortacılık Kanununa uygun şekilde sigorta şirketi olan davacı ile   acente olarak kurulan davalı yanın tamamen farklı firmalar olup, karıştırılma ihtimallerinin olmadığını, sigorta hukukuna göre kendisini sigorta firması gibi tanıtmaması gereken acentelerin kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun şekilde ruhsatla kurulan davacı arasında illiyet bağı kurulmasının mümkün olmadığını, davalının 2013 yılından bu yana davacının varlığından haberdar olmasına rağmen aradan geçen uzun bir zaman sonunda haksız ve hukuka aykırı taleplerde bulunup hak ve yetkilerini kötüye kullandığını, SMK m. 137’de marka haklarına tecavüz davalarında BK. hükümlerinin uygulanacağının belirtildiğini, buna göre haksız fiil teşkil eden davranışın öğrenilmesinden itibaren iki yıl içerisinde davacı aleyhine dava açılması gerekirken yedi yıl geçtikten sonra dava açılmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davalının davacı markasından haberdar olmasına rağmen yedi yıl sessiz kaldıktan sonra kötü niyetli bir tespit davası ikame ettiğini, sigortacılık sektöründe \"...\" ibaresinin davacı şirket ile özdeşleştiğini, ... nolu marka tescil başvurusunun usul ve yasaya uygun olduğunu, kaldı ki davacı markası ile karşı tarafın markaları arasında herhangi bir ayniyet/ayırt edilemeyecek kadar benzerlik bulunmadığını belirterek, davacının ticaret unvanının kök unsuru olan tescilli \"...\" ibaresinin sigorta acentesi olarak faaliyet gösteren davalının \"...\" ibareli markasına tecavüz etmediğinin tespitine, davacının \"...\" ibareli markanın varlığından yedi yılı aşkın süredir haberdar olan davalının yasal yola başvurma yerine sessiz kalarak hak kaybına uğradığının tespitine, davacının ticaret unvanının kök unsuru olan adına tescilli ve tanınmış \"...\" ibareli markasının kullanımının engellenmesinin davacıyı telafisi zor zararlar uğratacağından, teminatsız, aksi halde takdir edilecek teminat mukabilinde tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; İstanbul 2. FSHH Mahkemesi’nin 2020/39 D. İş sayılı dosyasındaki tespitlerin kesinleşmiş olduğunu, davacının tekrar tecavüzün mevcut olmadığının tespiti istemli bu davayı açmasında hukuki menfaati bulunmadığını, esas bakımdan \"...\" markasının tescilli marka olmayıp, davacının kasten davalının tescilli markası \"...\" markasına tecavüz teşkil edecek şekilde \"...\" ibaresini kullanmaya devam ettiğini, davacının 25.10.2017 ve 18.10.2018 yılında iki defa ... ve ... başvuru numaraları ile \"...\" ibaresini tescil için başvuruda bulunduğunu, başvuruların reddedilmesine rağmen markayı kullandıklarını, davalı markası ile iltibasa neden olduğunu, davalının ... nolu davalı adına tescilli \"...\" markasını 2009 yılından beri aktif olarak kullandığını, davacıya kötü niyetli eylemlerine devam etmesi nedeniyle 2. FSHH Mahkemesi’nde tespit ve tedbir talepli dava açıldığını, lehlerine sonuçlandığını ve davacının suç teşkil eden eylemlerini sona erdirmesi gerektiğini, davacının TPE nezdinde \"...\" ve \"..\" ibarelerini tescil ettirmek için başvuruda bulunduğunu, ... ve ... nolu başvurulara davalıca itiraz edildiğini, itirazın TPE’nde inceleme aşamasında olduğunu, davacıya ihtar gönderilerek tecavüze son vermesinin istendiğini, ancak davacının kötü niyetli olarak dava açtığını, şu anda tecavüzün men’i ve tazminat davası açılması yönünde arabuluculuk aşamasında başvuruları bulunduğunu, davalının 17.12.2009 tarihinde \"...\" ibaresini 36. sınıfta ... no ile tescil ettirdiğini, işyerlerinde, web sitelerinde şirket evraklarında ve dosyalarında, reklam panolarında kullandığını, davacının \"...\" ibaresini ... basketbol takımının formalarında sponsor reklamı olarak kullandığını, \"...\" markası ile davacının \"...\" ibaresinin karıştırılma ihtimali bulunduğunu, ibareler arasında fonetik açıdan birebir benzerlik bulunduğunu, yazım yönünden ise aralarında tek bir harf farkı mevcut olduğunu savunarak, davanın öncelikli olarak usulden, aksi halde  esastan  reddini talep etmiştir.<br>MAHKEME KARARI:İstanbul  1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 13/12/2022 tarihli 2021/112 E. - 2022/213 K.  sayılı kararıyla; \"...DAVANIN KABULÜNE,1-Davacının ... esas unsurlu markasının ve ticaret unvanının davalının ... esas unsurlu markasına tecavüz etmediğinin tespitine, davalının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının tespitine,2-Davacının sigortacılık faaliyetleri kapsamında her türlü ticari faaliyetinin davalı tarafından kullanımının engellenmesine yönelik olarak talep edilen ihtiyati tedbir isteminin kabulüne, karar kesinleşene kadar davacının gerek  ... ibareli markası gerekse ticari unvanını tescilli olduğu hali ile kullanmasına engel olacak davalı faaliyetlerinin  HMK 389 vd maddeleri kapsamında önlenmesine, tedbir kararının karar kesinleşene kadar  devamına... \" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF BAŞVURUSU: Davalı  vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; SMK'nun 154/1. maddesi uyarınca markaya tecavüz edilmediğinin tespiti davasının kendisine karşı tecavüz davası açılmış bir kişi tarafından açılamayacağını, her ne kadar davacıya karşı Aksaray 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları dava, işbu davadan sonra açılmışsa da, davacı aleyhine delil tespiti yaptırıldığını ve arabuluculuk süreci devam ederken bu davanın açıldığını, davanın reddi gerektiğini, Davacının işbu davayı açmakta hukuki yararının da bulunmadığını, Aksaray 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde devam eden 2021/144 Esas sayılı marka tecavüzü davasında inceleme yapılacağını, davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, Davacının \"...\" markasının tescilli olmadığını, tescil için TPMK'na yaptıkları ..., ..., ... ve ... başvuru numaralı marka tescil başvurularına müvekkili tarafından itiraz edilmesi üzerine her defasında reddedildiğini, Davalının marka kullanımlarının müvekkiline ait \"...\" markasına tecavüz teşkil ettiğini, markaların iltibasa neden olacak derecede benzer olduklarını,İstanbul 2. FSHHM'nin 2020/39 D.İş sayılı dosyası ile bu hususun kesinleştiğini, Aksaray 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/144 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile de tespit edildiğini,Davacının kendisine ait tescilli markalar yerine müvekkilinin markası ile iltibas yaratan \"...\" markasını kullandığını, müvekkilinin davacının sigorta ruhsatını aldığı 06/02/2014 tarihinden 5 yıl 7 ay sonra davacıya ihtar çektiğini, markaya tecavüz davalarında sessiz kalma nedeniyle hak kaybı için kaç yıllık süre geçmesi gerektiğine dair kanunda bir düzenleme bulunmadığını, Yargıtay kararlarında belirtilen 5 yıllık süre alt sınır olup, 5 yıl 7 aylık süreyle ilgili Mahkemenin takdir hakkının bulunduğunu, Müvekkilinin kötüniyetli olmadığı, tecavüzü öğrenir öğrenmez harekete geçtiği halde davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,Davacının markaya tecavüz eyleminin aynı zamanda suç teşkil etmesi nedeniyle olaya 12 yıllık ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini belirterek,  istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkemece verilen hukuka ve hakkaniyete aykırı kararın kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Dosyada mevcut TPMK kayıtları incelendiğinde; 17/12/2009 başvuru, 16/12/2010 tescil tarihli, ... tescil numaralı \"...\" markasının 36. sınıfta \"Sigorta Hizmetleri. Finansal ve Parasal Hizmetler. Gayrimenkul KOmisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. Gümrük müşavirliği Hizmetleri.\" için davalı adına tescilli olduğu,Davacının ise; ... numaralı \"...\" markasının 36. sınıfta, ... numaralı \"...\" markasının 36. sınıfta, ... numaralı \" ...\" markasının 36. sınıfta, ... numaralı \"...\" markasının 36. sınıfta, ... numaralı \"...\" markasının 36. sınıfta davalının markası ile aynı hizmetler için tescilli olduğu, ayrıca ... başvuru numaralı \"... ...\",  ... başvuru numaralı \"... ...\", ...başvuru numaralı \"... ...\", ...umaralı \"...\", ... başvuru numaralı \"...\", ... başvuru numaralı \" ...\" markalarının aynı sınıfta tescili için başvuru yaptığı, tescillerinin sonuçlanmadığı tespit edilmiştir. Dosyada mevcut taraflara ait ticaret sicil kayıtları incelendiğinde; davalı şirketin tescil tarihinin 09/12/2009, davacı şirketin tescil tarihinin ise 20/12/2013 olduğu, her iki şirketin de sigortacılık alanında faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2020/39 D.İŞ sayılı dosyası incelendiğinde; 02/03/2020 tarihinde ...  Şirketi tarafından ... A.Ş. aleyhine ... tescil numaralı \"...\" markasına tecavüz ettiklerine dair delil tespiti yapılması ve marka kullanımlarının önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesinin talep edildiği, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda 31/12/2020 tarihli ara karar ile ... A.Ş.'nin 1.500.000,00 TL teminat yatırmasına dair ters ihtiyati tedbir kararı verildiği, kararın kendiliğinden kalkmış sayıldığı tespit edilmiştir. Aksaray 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/144 Esas sayılı dosyası incelendiğinde; davacının ... . Şti., davalının ... A.Ş. olduğu, davalı tarafın, davacı şirkete ait tescilli markasına vaki tecavüzün meni, uğranılan zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsili, ihtiyati tedbir yolu ile davalı tarafça müvekkilimin tescilli markasını kullandığı ürünlerin toplatılması ve kullanımının engellenmesi talebiyle 25/05/2021 tarihinde dava açıldığı, UYAP üzerinden yapılan incelemede halen derdest olduğu anlaşıldı. İlk derece mahkemesince.., . ve...'ten oluşan bilirkişi heyetinden alınan 02/11/2021 tarihli  raporda;  ... A.Ş. nin 2013 yılında ... kooperatifi ismiyle faaliyete geçtiği, 2017 yılında ... A.Ş. olarak ünvanının tescil edildiği, davalının \"...\" markasının 2.. no ile 36. Sınıfta (Sigorta hizmetleri vd) tescil edildiği 17.12.2019 tarihinden itibaren 10 yıl süre ile yenilendiğini, İstanbul 2. FSHHM Mahkemesinin 2015/39 D. İş dosyasına müstenit 04.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda ... A.Ş. nin ... ibaresinin kullanımının markasal kullanım olduğu, sigorta hizmetlerinde kullanıldığı, işyerinde antetli kağıtlar vs de ... ibaresinin yer aldığını, davalının 01.11.2019 tarihli ihtarnamesine davacının 14.11.2019 cevabi ihtarnamesinde ... ibaresini hizmetlerinde markasal olarak kullandığını beyan ettiğinin belirlendiğinin anlaşıldığını, ... A.Ş. ve ... . Şti.’nin ticaret ünvanlarını ... ve ... kelimelerinden müteşekkil olup her iki yanın ünvanlarındaki kök unsurdaki (ğ) harfinin bulunması ve davacıda bu harfin kullanılmış olmasının benzerliğin ortadan kaldırmadığını, davacı, ... ibaresini ticaret ünvanı olarak TK’da belirtilen şekilde kullanması gerekirken davalının 2009 yılından beri tescilli “...” Sigorta markasına ayniyet derecesinde benzer biçimde ... olarak markasal kullandığını, bu durumun davalının ... markasına tecavüz teşkil ettiğini, her iki yanın faaliyet alanı aynı olup sigortacılık hizmetlerinde faaliyet göstermekte olduklarını, davacının markasal kullanımı davalının tescilli ... markasına tecavüz teşkil etmekte olduğunu, SMK madde 157 hükmünde zaman aşımı yönünden 6098 sayılı TBK nın zaman aşımı hükümlerinin uygulanacağının düzenlendiğini,  TBK madde 72/4'de faile ve fiile ıttıladan itibaren 2 yıl, fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zaman aşımı süresinin mevcut olduğunu,davacının, davalının ... markası ile benzerlik oluşturan ... esas unsurlu ticaret ünvanının tescili 2013 tarihlidir. Davalı 2019 yılında tecavüz nedeniyle ihtarda bulunmuştur. Her iki yanda sigortacılık faaliyetinde bulunduğu ve davalının ticaret ünvanının Türkiye çapında tescilli olduğundan ... markası ile benzerlik teşkil eden davacının ... Sigortacılık ticaret ünvanını davalının markasal olarak kullandığını bilmediğinden söz etmenin mümkün olmadığını,ancak nihai takdirin Mahkeme’ye ait olduğunu, davacı ... A.Ş.’nin ... ibaresini ticaret ünvanı olarak kullanabileceğini, mezkûr ibareyi markasal olarak kullanmasının davalının ... markasına tecavüz teşkil ettiğini, ancak sessiz kalma yönünden nihai kararın Mahkemeye ait olduğunu bildirmişlerdir.İlk derece mahkemesince Prof Dr...., ..., ...'den oluşan bilirkişi heyetinden alınan 15/03/2022 tarihli  raporda;  \"...Davalı 2009 yılında \"...\" markasını 36. sınıfta (Sigorta hizmetleri, finansal ve parasal hizmetler, gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri, gümrük müşavirliği hizmetleri) tescil ettirmiş, 2019 yılında yenilemiştir. Davacının, \"...\", \"... ...\", \"... güven doğasında var\", \"...  Sigorta\" markalarının tescil edilmesi için yaptığı başvurular itiraz üzerine işlemden kaldırılmıştır. Davacı \" ...\", \"...\"  ve \"...\" markalarını 36. sınıfta (Sigorta hizmetleri, finansal ve parasal hizmetler, gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri, gümrük Müşavirliği hizmetleri) tescil ettirmiştir. Davacı her ne kadar \" ...\", \"...\" ve \"...\" markalarını tescil ettirmiş olsa da, \"...\" markasını kullanmaktadır. İki marka arasında işitsel bakımdan tamamen, görsel bakımdan ise büyük oranda benzerlik bulunduğu görülmektedir. Zira, sadece bir harf eksiktir. Avrupa Birliği'nin ... sayılı Marka Yönergesi'nin, sessiz kalma sebebi ile hükümsüzlüğün ilanının istenememesi başlıklı 9. maddesine göre, bir üye devlette madde 5(2) ya da madde 5(3)(a)'da belirtildiği şekilde önceki bir marka sahibinin üst üste beş yıllık bir süreyle, o kullanımdan haberdar olarak o üye devlette sonraki bir markanın kullanımına sessiz kalması hâlinde, sonraki marka tescil başvurusu kötü niyetle yapılmadıkça, önceki marka sahibi önceki markaya dayanarak sonraki markanın kullanıldığı mal veya hizmetler için hükümsüzlüğünün ilanını isteyemez. SMK 25/VI uyarınca da, marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının tecavüz davalarındaki uygulama alanına yönelik SMK'da herhangi bir hüküm yer almamaktadır. Öğretide baskın görüş, sessiz kalma yoluyla hak kaybının tecavüz davaları bakımından da uygulanması yönündedir. Kanun koyucu, mehaz Avrupa Birliği direktif ve tüzüklerinden sadece hükümsüzlük davası bakımından sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin hükmü iktibas etmiş, ancak tecavüz davaları için hüküm öngörmemiştir. Gerekçede AB hukukundan neden farklı davranıldığına yönelik bir açıklama bulunmamaktadır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının tecavüz davası için düzenlenmemiş olması, kanunun sistematiğiyle çatıştığından kanunda bir boşluk bulunmaktadır. Bu boşluğun da sessiz kalma yoluyla hak kaybı kıyasen tecavüz davalarına uygulanarak doldurulması gerekmektedir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli MK 2'ye dayanmaktadır. MK 2'ye uyarınca, \"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.\" Düzenlemesinin  bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması gerektiğini,  öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiğinin ifade edildiğini, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağının belirtildiğini,  Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def'i olmayıp itirazdır. Zira, sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı MK 2 olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava   dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından re'sen dikkate alınmalıdır.  Sessiz kalma nedeniyle hak kaybı ilkesinin uygulanma koşulları yönünden ; Önceki hak sahibinin, sonraki tarihli markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma sessiz kalması, Sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için sonraki tarihli Markanın kullanılması gerekir. Sonraki tarihli marka sahibinin, sessiz kalma suretiyle hak kaybı savunmasına dayanabilmesi, markasını kullanıyor olmasına bağlıdır. Eğer sonraki marka kullanılmıyor ise, sessiz kalma suretiyle hak kaybı savunmasının dinlenmesi mümkün değildir. Temelini MK 2'de yer alan dürüstlük kuralından alan ve amacı sonraki tarihli marka sahibinin korunması olan sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için sonraki tarihli marka sahibinin korunmaya değer bir Menfaatinin olması gerekir. Önceki hak sahibinin sonraki tarihli markanın kullanıldığından haberdar olması da gerekir. Kanun koyucu bu hususu \"Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde...\" ifadesi ile açıkça ortaya koymuştur. Türk marka hukukunda haberdar olma kavramına yüklenen anlam, SMK 25/6 hükmünde açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Hükümde, sessiz kalma suretiyle hak kaybının gerçekleşmesi için önceki hak sahibinin, sonraki tarihli markanın kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi aranmıştır. Görüleceği üzere, önceki hak sahibinin sonraki tarihli markanın kullanımını bilmesinin yanında, bilmesi gerekmesi hali de sessiz kalma suretiyle hak kaybının uygulanmasına fırsat vermektedir. Sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için onsuz olmaz (sine gua non) bir diğer husus, önceki hak sahibinin sonraki tarihli markanın kullanımına sessiz kalmasıdır. Sessiz kalma kavramı olumsuz bir durum karşısında hareketsiz/pasif kalmak suretiyle bu duruma müsaade etme şeklinde tanımlanabilir. Yargıtay, önceki hak sahibinin sonraki tarihli markanın kullanımına bir süre katlanmış olması hali olarak ifade etmektedir (11. HD, T. 10.02.2015, E. 2014/4099, K. 2015/1628). b) Sessiz kalma halinin birbirini izleyen beş yıl boyunca sürmüş olması Sessiz kalma suretiyle hak kaybının uygulanabilmesi için ikinci koşul, önceki hak sahibinin sonraki tarihli markanın kullanımına sessiz kalmasının birbirini izleyen (kesintisiz) beş yıl boyunca sürmesidir. Beş yıllık sessiz kalma süresinin başlangıç anı, önceki hak sahibinin sonraki tarihli markanın kullanımından haberdar olması anıdır. Bu sürenin kesintisiz olması da gerekir. Sonraki tarihli marka sahibinin iyiniyetli olması Sessiz kalma suretiyle hak kaybı savunmasının işler kılınması için gerekli son koşul, sonraki tarihli marka sahibinin iyiniyetli olmasıdır. Buna göre, sessiz kalma suretiyle hak kaybı savunmasında bulunan sonraki tarihli marka sahibinin korunabilmesi için iyiniyetli olması, yani kendi marka tescilinin başkasının önceki bir hakkını ihlal ettiğini bilmemesi veyahut hal ve şartlara göre bilebilecek durumda  olmaması esastır. İyiniyetli hareket etmeyen sonraki tarihli marka sahibi, MK 2 ve bunun marka hukukundaki yansıması olan sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesi kapsamında korunmaya değer değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, sessiz kalma nedeniyle hak kaybının menfi tespit davasında ileri sürülemeyeceğine karar vermiştir (11. HD., 12.12.2011 T., 2010/6588 E., 2011/17257 K.). Ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, sessiz kalma nedeniyle hak kaybının menfi tespit davasında da ileri sürülebileceğine hükmederek, bu karara karşı direnen yerel mahkeme kararını onamıştır (HGK., 22.10.2014 T., 2013/1591 E., 2014/816K.) HGK'nun bu kararı ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı şirket 2013 yılında kurulmuş, davalı ise 2019 yılında ihtarname çekerek markanın kullanılmamasını talep etmiştir. Davalı şirket, davacının markayı kullanmasına 6 yıl sonra 2019 yılında ihtarname göndererek itiraz etmiş, 7 yıl sonra 2020 yılında da dava açmıştır. Davacı şirketin Türkiye çapında büyük bir şirket olduğu dikkate alındığında, davalının davacının markayı kullandığını bilmediği ileri sürülemeyecektir. Buna göre, somut olayda sessiz kalma nedeniyle hak kaybının şartları gerçekleşmiştir...\" yönünde görüş bildirildiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince ..., ..., ...'tan oluşan bilirkişi heyetinden alınan  09/08/2022 tarihli  raporda; Davacının ... nolu   ... markasının 15/07/2013,  ... nolu  ...  markasının 15.07.2013, ... nolu ...  markası 23.2.2016  tarihinden itibaren 36. Sınıfta yer alan hizmetlerde tescil ettirmiş olduğu, Davalının ... nolu  ...  ve RENK ibareli markasını 36. Sınıfta yer alan hizmetlerde tescil ettirmiş olduğu, Taraf markaları arasında sessel ve kavramsal benzerlik olduğu, tarafların faaliyet alanları ve marka tescil kapsamlarındaki hizmetlerin (36. Sınıfta) aynı olduğu, söz konusu hizmetlerin orta düzeyde tüketicilere  hitap eden hizmetler olduğu, davacının kullanımların davalının ... no ile 36. Sınıfta yer   alan hizmetler için kullanılması halinde iltibas tehlikesinin bulunduğu, davalı kullanımlarının davacının tescilli marka hakkından kaynaklanan haklara tecavüz koşullarını ihtiva ettiği, Ancak; davacı ... AŞ. nın 02/04/2013 tarihinde tescil edildiği, ... ticaret ünvanını ve bu ünvanda yer alan ... ibaresini markasal olarak uzun zamandır kullandığı, davacının ... nolu  ... markasının 15/07/2013, ... nolu ... markasının 15.07.2013, ... nolu  ... markasının 23.02.2016  tarihinden itibaren tescil ettirmiş olduğu ve kullandığı tarafların tacir olup aynı sektörde uzun zamandır faaliyet gösterdiği, davalının davacıya .... Noterliğinin 01.11.2019 tarihinde ... yevmiye nolu ihtarnameyi gönderdiği, ihtarname tarihi ile davacı tarafın sektördeki faaliyetlerine başlayarak ismini duyurmasından  itibaren 6 yılı aşkın zamanın geçtiği, davalının davacının faaliyetlerinden, varlığından bu kadar süre içinde haberdar olmamasının mümkün olmadığı, bu nedenle davalı açısından tecavüz iddiasında bulunulması için uzun süre sessiz kaldığı ve hak kaybına uğramış olduğunu, Davacının kötü niyetli olduğu kabul edilse dahi ... ibaresi üzerinde emek harcadığı, mali yatırımlar yaptığı ve anılan ibareyi sektörde tanınır ve bilinir hale getirdiği ve ... ibaresinin değerini arttırdığının kabulü gerektiğinden önceki tarihli marka sahibi davalının davacının yarattığı bu marka değerinden yararlanması ve davacının zarara uğratılmasının dürüstlük kuralına aykırı olacağını bildirdikleri anlaşılmıştır. <br>G E R E K Ç E:Dava; markaya tecavüz edilmediğinin tespiti, davacının ticaret unvanını kök unsuru olan davacı adına tescilli ve tanınmış olduğu iddia edilen \"...\" ibareli markaların varlığına 7 yılı aşkın süre sessiz kalan davalının hak kaybına uğradığının tespiti ve tedbir talebine  ilişkindir.Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davalının tescilli \"...\" markasından kaynaklanan haklarına dayanarak davacı şirket aleyhine delil tespiti yapılması ve ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmesi üzerine, davacı tarafından muarazanın giderilmesi ve \"...\" markasının sigortacılık faaliyetlerinde kullanılmasının davalının marka haklarına tecavüz teşkil etmediğinin tespiti için dava açılmıştır. SMK’nun 154/1. maddesinde \"..menfaati olan herkes, Türkiye'de giriştiği veya girişeceği ticari veya sınai  faaliyetin ya da bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hususunda, hak sahibinden görüşlerini bildirmesini talep edebilir. Bu talebin tebliğinden itibaren bir ay içinde cevap verilmemesi veya verilen cevabın menfaat sahibi tarafından kabul edilmemesi halinde, menfaat sahibi, hak sahibine karşı fiillerinin tecavüz teşkil etmediğine karar verilmesi talebiyle dava açabilir.\"  şeklinde yer alan hüküm, esas itibariyle hukuki menfaat ve menfi tespit davası açılabilmesi koşullarını birlikte düzenlemektedir.Söz konusu madde metninden de anlaşılacağı üzere, böyle bir menfi tespit davasının amacı Türkiye'de ticari veya sınai faaliyette bulunan veya bulunacak kişinin fiillerinin başkası adına tescilli bir sınai mülkiyet hakkına tecavüz oluşturup oluşturmadığı hususundaki belirsizliğin giderilmesine yöneliktir. Bu durumda menfi tespit davasını açan davacının fiillerinin marka hakkına tecavüz niteliğinde bulunup bulunmadığının tespitini istemekte hukuki menfaati olacağı tabiidir. Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, SMK’nun 154. maddesine dayalı, tarafların markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı iddiasıyla davalının marka haklarına tecavüz etmediğinin tespiti için dava açma koşullarının ve böyle bir davanın açılmasında davacının hukuki yararının bulunduğu sabittir.SMK’nun 154/1. maddesi uyarınca bu davanın kendisine karşı tecavüz davası açılmış bir kişi tarafından açılamayacağı düzenlenmişse de, davalı tarafından Aksaray 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı aleyhine açılan markaya tecavüzün tespiti ve önlenmesi davasının işbu davadan sonra açılması nedeniyle davanın dinlenmesinde hukuka aykırılık yoktur.Dosya içine getirtilen marka tescil kayıtları ile davacının \"...\" markasının tescilli olmadığı, bu markayı tescilsiz olarak sigortacılık hizmetlerinde kullandığı, davalının ise \"...\" markasının 36. sınıftaki sigortacılık hizmetleri için tescilli olduğu sabit olmuştur. Alınan bilirkişi raporları ile; davacının tescilsiz olarak kullandığı \"...\" markasının, davacının aynı hizmet sınıfında tescilli olan \"...\" markası ile iltibasa neden olacak derecede benzer olduklarına dair görüş bildirilmiş, Mahkemece davalı tarafın davacının \"...\" markasını 5 yıldan daha uzun süredir kullanmasına rağmen davalı tarafın sessiz kaldığı ve bu nedenle hak kaybına uğradığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.Ne var ki somut uyuşmazlıkta, marka hakkı sahibi davalının sessiz kalmak suretiyle davacının \"...\" ibaresini tescilsiz marka olarak kullanımı aleyhine dava açma hakkını yitirip yitirmediği hususu, ancak marka sahibi davalı tarafından açılabilecek bir tecavüzün önlenmesi davasının yargılaması sırasında ve M.K.'nun 2.maddesi uyarınca mahkemece de re'sen dikkate alınması gereken bir itiraz mahiyetinde olup, davacının SMK’nun 154. maddesi kapsamında bu hususun menfi tespit davası yoluyla belirlenmesini istemekte hukuki yararı olduğu kabul edilemez. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince davalının sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradığı gerekçesiyle davayı kabul etmesi doğru olmamıştır.Davacının markaların karıştırılma ihtimali bulunmadığına ilişkin menfi tespit istemi incelendiğinde ise; davacı tarafın tescilsiz olarak kullandığı \"...\" markası ile davalının tescilli \"...\" markasının esas unsurlarının \"...\" ve \"...\" ibareleri olduğu, her iki kelimenin bir harf dışında aynı harflerden oluştuğu, her iki kelimenin telaffuzunun da ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu, davacının markayı davalının markasının da tescili kapsamında olan  sigortacılık hizmetleri için kullandığı, markaların hitap ettiği ortalama tüketicinin markaları karıştırma, en azından ilişkilendirme ihtimalinin mevcut olduğu anlaşılmakla,  bu nedenle, davalı aleyhine açılan marka hakkına tecavüz etmediğinin tespiti davasının reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi dosya kapsamına ve hukuka aykırı olmuştur.Tüm bu nedenlerle; davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, deliller toplanmış olduğundan  kazanılmış haklar korunarak yeniden hüküm kurulmasına ve davanın reddine, davanın reddine karar verildiğinden, ilk derece Mahkemesince  esas hükümle birlikte verilen 13/12/2022 tarihli ihtiyati tedbir kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan gerekçe ile:1-Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE 6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince  İSTANBUL 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ'nin 13/12/2022 tarihli 2021/112 E. -  2022/213 K.  sayılı  kararının KALDIRILMASINA,2-Davanın REDDİNE,Mahkemece  esas hükümle birlikte verilen 13/12/2022 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, 3-İlk derece yargılaması yönünden; -Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL peşin harcın alınması gereken 427,60 TL harçtan mahsubu ile eksik kalan  346,90 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,-Davalı vekili için karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,-Davalı tarafça yapılan 1.550,00 TL bilirkişi ücreti ve 218,70 TL posta gideri olmak üzere toplam 1.768,70 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-İstinaf yargılaması yönünden; -Davalı vekilinin istinaf talebi kabul edildiğinden, istinaf peşin harcının talep halinde iadesine, -İstinaf yargılaması sırasında davalı tarafından yapılan 492,00 TL istinaf yoluna başvurma harcı ile 265,00 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 757,00  TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, -İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince taraflara iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 20/11/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b63e60f2d29d0926","SID":"b5bed515cf8f375f"}}