{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2024/777 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1905<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28/02/2024<br>NUMARASI\t\t: 2023/840 E.  2024/164 K. <br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat <br>KARAR TARİHİ\t: 06.11.2024 <br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 06.11.2024<br><br>\tİzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.02.2024 tarih 2023/840 E. 2024/164 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA :Davacı vekili, 25.12.2014 tarihinde, Buca-Bornova otoyolunda Gökdere Mezarlığı Mevkiinde ... isimli şahsın yönetiminde bulunan ... plakalı tırın belirtilen bölgeye geldiği esnada davalı sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybederek aracın otoyol üzerinde devrilmesine ve bu suretle davacının feci şekilde yaralanmasına sebep olduğunu, olay yerinde kolluk personelince düzenlenen kaza tespit tutanağında sürücünün tam ve asli kusurlu olduğunun sabit olduğunu, davacının ise araçta yolcu olduğu halde kazaya uğraması nedeniyle kusursuz olduğunu, bu hususun sürücünün de kabulünde olduğunu, kaza neticesinde araç içerisinde yolcu olarak bulunan davacının köprücük kemiğinin kırıldığını, kafasında ve vücudunun çeşitli yerlerinde derin yaralar oluştuğunu, temel ihtiyaçlarını karşılayamadığını, bakıma muhtaç hale geldiğini, köprücük kemiği kırığında alçı uygulaması yapılmadığı için kendiliğinden iyileşmeye bırakıldığını bunun acısıyla gecelerce uyuyamadığını, çalışamaz duruma geldiğini, kaza tarihinde nakliyat sektöründe işçi olarak çalışmakta olan davacının kazaya bağlı yaralanmaları sebebiyle 2 ay boyunca çalışamaz hale geldiğini, bu hususun davacının olaydan sonra almış olduğu istirahat raporlarıyla da sabit olduğunu, kaza tarihinde kirada oturan davacının bu nedenle ekonomik anlamda müşkül duruma düştüğünü, geçici iş göremezlik sebebiyle kazanç kaybının davalıdan tahsili gerektiğini, ayrıca davacıda kalıcı hasarlar olduğu, kas ve kemik gücünü kaza öncesi kadar verimli kullanamayacağı ve kullanamadığının şüphesiz olduğunu, dolayısıyla davacının malül kalmış olması meslek hayatını ve gelecekte elde edeceği kazancını doğrudan olumsuz yönde etkilediğini, bu nedenle sürekli iş göremezlik nedeniyle kazanç kaybının davalıdan tahsili gerektiğini, sigorta şirketine usulüne uygun olarak başvuru yapıldığını, hasar dosyası açıldığını, ancak hiçbir ödeme yapılmadığını, akabinde arabuluculuk görüşmelerinin de anlaşamama ile sonuçlandığını, hak kayıplarının önüne geçilmesi ve davalının mal kaçırmasının önüne geçilmesi adına davalının menkul, gayrimenkul malları ile 3. şahıslardaki doğmuş ve doğacak hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini talep ettiklerini belirterek, bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkacak fazlaya dair her tür dava, talep, ıslah hakları saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla şimdilik sürücü ve araç malikine karşı açılan tazminat davası olan İzmir 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/324 E. Sayılı dosyası ile birleştirme kararı verilmesine, davalının menkul, gayrimenkul malları ile 3. şahıslardaki doğmuş ve doğacak hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine, kaza tarihi olan 25.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte şimdilik; 10.000,00 TL geçici işgöremezlik sebebiyle kazanç kaybı tazminatı, 400.000,00 TL sürekli iş göremezlik sebebiyle kazanç kaybı tazminatı olmak üzere toplam 410.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP : Davalı vekili,  Türk Ceza Kanunun 66/e bendine göre \"Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl\" denilerek zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğunun belirtildiğini, bu bakımdan 25.12.2014 tarihinde meydana gelen kaza bakımından zamanaşımı süresinin 25.12.2022 tarihinde dolduğunu, huzurdaki davanın ise 27.10.2023 tarihinde açıldığını, zamanaşımı sebebiyle davanın reddi gerektiğini, davalı sigorta şirketine usulüne uygun başvuru yapılmadığını, maluliyet raporu sunulmamış olduğundan müvekkili şirket tarafından kesin ve süresiz bir maluliyet raporu talep edildiğini ancak davacı tarafından eksiklik giderilmeden  dava açıldığını, dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddedilmesi gerektiğini, herhangi bir kabul anlamına gelmemekle birlikte davalı şirketin sorumluluğunun poliçe teminat kapsamı ile sınırlı olduğunu, sigortalı araç sürücüsüne atfedilen kusuru kabul etmediklerini, kusur yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın ceza/ savcılık dosyası ile birlikte Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'ne gönderilmesini talep ettiklerini, dava konusu poliçenin 01.06.2015 tarihinden  sonra akdedilmiş olduğundan, iş bu dava konusu kaza sonucu meydana gelen zarar hesaplamasında 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren genel şartlar ekinde yer alan hesaplama gereğince TRH-2010 tablosunun kullanılması gerektiğini, davacının maluliyetinin varlığı ve oranının belirlenmesi hususunun Adli Tıp Kurumu tarafından  yerine getirilmesi gerektiğini,  malul kalan kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, davacının geçici iş göremezlik, geçici bakıcı, tedavi gideri talepleri teminat kapsamı dışında olduğunu, sürekli bakıcı gideri taleplerinin sürekli sakatlık teminatında olduğunu, zarar hesabı için seçilecek bilirkişinin aktüerler siciline kayıtlı kişilerden olması gerektiğini, davacının söz konusu olaydan dolayı sosyal güvenlik kurumundan herhangi bir ödeme alıp almadığının tespiti gerektiğini, yapılan ödemeler oranında zararın karşılandığı ve bu ödemeler için yine ayrıca davalı  şirkete sosyal güvenlik kurumunca rücu edileceği düşünülerek bu ödemelerin hesaplanabilecek tazminat miktarından mahsubu gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere hesaplanacak olan zarardan emniyet kemeri takmama ve hatır taşımacılığı sebebiyle ayrı ayrı %20 müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, davacının emniyet kemeri takılı olmadığından ve bu durum zararın artmasına sebebiyet verdiğinden hesaplanan zarardan indirim yapılması gerektiğini, davacının resmi geliri çerçevesinde hesaplama yapılması gerektiğini, davalı şirketin KTK 99 hükmü gereği ancak hesaplamaya esas tüm belgelerle birlikte kendisine başvuru yapıldığı tarihten işleyecek olan faizle sorumlu tutulabileceğini, bu kapsamda davacı tarafından davalı şirkete eksik belge ile başvuru yapıldığından davalı şirketin temerrüde düşmediğini belirterek, zamanaşımı sebebiyle davanın reddine, KTK 97 hükmü gereği davalı şirkete yapılması gereken başvuru şartı yerine getirilmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre,  davaya konu kazanın 25.12.2014 tarihinde meydana geldiği anlaşıldığından 8 yıllık zamanaşımı süresi durma süresi olan 95 gün de eklendiğinde 30.03.2023 tarihinde dolduğu, eldeki davanın ise 27.10.2023 tarihinde açıldığı, TBK nun 154. Maddesinde belirtilen zamanaşımının kesilmesini gerektiren bir durum da mevcut olmadığından dava, zamanaşımına uğradıktan sonra açıldığından, davalı tarafça da süresi içerisinde zamanaşımı itirazında bulunulduğundan, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar  verildiği görülmüştür.<br>\tKarara karşı davcı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, haksız fiilden kaynaklı alacak zamanaşımı süresi 10 yıl olduğunu, davanın 10 yıl dolmadan açıldığını, ceza zamanşımı süresi (8 yıl) ile haksız fiil zamanaşımı süresinden (10 yıl) hangisi uzun ise uzun zamanaşımı süresi uygulanacağını, yerel mahkemenin 10 yıl yerine 8 yıllık zamanaşımı uygulaması hatalı olduğunu, kanun maddesinin de Yargıtayın yerleşik içtihatlarıda bu yönde olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. <br>\tGEREKÇE : Dava, trafik kazası nedeniyle davacının geçici ve kalıcı işgöremezliğine  yönelik maddi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.<br>\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br> \t2918 Sayılı KTK'nun 109. maddesinde \"(1) Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.  (2) Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.\" hükmüne yer verilmiştir. <br>\tZorunlu Trafik Sigortası Genel Şartları C.8. maddesi 2.fıkrasında (Karayolları Trafik Kanunun 109. maddesi 2. fıkrasına ve TBK 60/2. maddesi (yeni TBK 72. maddesi ) koşut olarak) ölüm ve yaralanmalarda sigortacının sorumluluğu yönünde uzamış ceza zaman aşımı sürelerinin uygulanacağı hükmünün yer aldığı, uzamış (ceza) zaman aşımı süreleri eski 765. sayılı T.CK'nun 455-456 maddelerindeki eylemler nedeniyle 102. maddeye göre bir ölü veya bir yaralı varsa 5 yıl birden fazla ölü ile bir veya birden fazla yaralı varsa 10 yıl iken 5237 sayılı Yeni TCK 66 maddesine göre, bir yolcu ölmüş veya biri yaralanmış ise zaman aşımı 8 yıl olacak ölü sayısı birden fazla ise ya da bir ölümle birlikte bir veya birden fazla yaralı varsa zamanaşımı 15 yıl olmuştur.<br>\tÖte yandan 26.03.2020 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğü giren 7226 Sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinde belirtilen süreler 2480 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile 15.06.2020 tarihine kadar uzatılmış olup buna göre bu tarihler arasında 95 gün zamanaşımı süreleri durma nedeni ile uzadığı hususları sabittir.<br>\tSomut olayda, 25.12.2014 tarihi itibarıyla meydana gelen kaza sonucu davacının yaralandığı,  kaza tarihi itibarıyla (8) yıllık zamanaşımı süresi durma süresi olan 95 gün de eklendiğinde zamanaşımı süresinin 30.03.2023 tarihinde dolduğu, davalı tarafın davaya cevaplarını sunarak süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunduğu görülmekle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine yönelik verilen  İDM kararında herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.\t<br>\tBu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. <br>\tHÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 427,60-TL peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, <br>\t3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerilerinde bırakılmasına, <br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 06.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4fe5bae7cd16b7ac","SID":"a549b492d248271d"}}