{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1339 <br>KARAR NO: 2024/1568<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 21/01/2021<br>NUMARASI: 2020/441 E. - 2021/31 K.<br>DAVANIN KONUSU: Tespit<br>Taraflar arasındaki tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkili hakkında İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/141 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını, yargılama esnasında davacının ve bazı sanıkların hakkındaki dosyanın tefriki ile aynı mahkemenin 2020/41 Esas sayılı dosyasına kaydının yapıldığını; yargılamanın yeni dosya numarası üzerinden devam ettiğini; yargılama esnasında müvekkilinin yöneticisi olduğu ve içinde davalı şirketinde bulunduğu şirketler ile müvekkilinin şahsi mal varlıklarına 5 kişinin kayyım atandığını, bu beş kişinin hem müvekkilinin şahsi mal varlığına hem de şirketlerine atanan kayyımlar olduğunu; ..., ..., ..., ... ve ...'dan oluşan kayyım heyetinin halen de hem müvekkilinin şahsi mal varlığına hem de müvekkilinin şirketlerini yönettiklerini; bu kayyımların davacıyı temsilen esasen müvekkiline ait olan davalı şirket ile  arabulucu önünde bir araya gelip anlaştıklarını, ihtilafın ara bulucu önünde uzlaşmayla sona erdirdiklerini öğrendiklerini; ara buluculuk işleminin, ara buluculuk daire başkanlığının ... numaralı dosyası üzerinden ve ... numaralı evrakıyla gerçekleştirildiğini; ancak tek kayyım heyetinin hem başvuran ( davalı şirket ) hem aleyhine başvurulan ( davacı ) sıfatıyla gerçekleştirilmesinin hukuka aykırı olduğunu; sürecin ara bulucu ... tarafından bu husus nazara alınmadan ve gereği gibi yürütülmemesi sonucunda da arabuluculuk sürecinin müvekkilinin gıyabında ve onun aleyhine sonlandırılmasının yetki ve görevi kötüye kullanma niteliğinde olduğunu; kayyımların görevlerini kötüye kullanmış olduklarını; kayyımlar hakkında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını ancak dosyanın henüz numara almadığını; ara buluculuğa konu hususların tamamı hakkında bilgi sahibi olamadıklarını, bunların saklandığını ancak bir uzlaşmanın gerçekleştiği ve bunun müvekkili aleyhine olduğunu öğrendiklerini iddia ederek;  arabuluculuk daire başkanlığı ... numaralı dosyası kapsamında 10/09/2020 tarihinde verilen ve ... numaralı olan anlaşma tutanağının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;  yargı kararları ve kanun hükmünde kararname ile TMSF'nin kayyım sıfatıyla davalı şirkete atandığını; kayyımlık müessesesinin kamu yararına hizmet ettiğini; bu nedenle kayyımların davalı şirketin temsilcisi sıfatında olmadıklarını, ortada bir temsil ilişkisinin bulunmadığını; davalı şirket ile davalı şirketin yöneticisi ve hissedarlarına TMSF'nin 24/10/2019 tarihli ve ... sayılı kararıyla kayyım atandığını; yasa gereğince davalı şirketin kayyım heyeti tarafından yönetildiğini, bu nedenle arabuluculuğa konu başvurunun davalı şirket kayyımları tarafından yapıldığını, kayyım heyetinin bu konuda görevli ve yetkili olduğunu; mevzuat ve kararnamelerle görevlendirilen TMSF tarafından atanan bu kayyımların ara buluculuk görüşmelerine de \" asli olarak \" katıldıklarını; bizzat taraf sıfatlarının bulunduğunu; terörle mücadele için alınan yargı kararları ve ilgili KHK'ler ve yasal mevzuattan kaynaklandığı için davacının bu tür işlemlere itiraz hakkı bulunmadığını; ara buluculuğa ve borçlulara karşı \" itiraz ve dava hakkının \" ancak kayyım heyetinde olduğunu; davacının itirazlarını kayyım atanmasına konu olan kararların tesis edildiği kamu davaları nezdinde ileriye sürebileceğini; KHK ve yasal mevzuat gereğince kovuşturma işlemleri kapsamında alınan kararların bu kovuşturma işlemleri ve davalar devam ederken gerçekleşen kayyım işlemlerine dair mahkememizin hukuka uygunluk denetimi yapamayacağını; yaparsa bunun kovuşturma işlemi ve yasal mevzuata tezat teşkil edeceğini; ara buluculukla anlaşma konusu işlemlerin taraf ve kamu menfaatlerine aykırı bir durumun bulunmadığını; kayyım yönetimi esnasında şirketin eski yöneticisi olan ve yargılanan davacıdan alacaklı olduğunun belirlenmesi üzerine açılacak dava ticari dava olması sebebiyle zorunlu olarak  arabuluculuğa gitmek zorunda kaldıklarını ancak ara buluculuk aşamasında müvekkili şirketle davacı arasında TMSF'nin atadığı kayyımlar vasıtasıyla anlaşma sağlandığını, bunun yasal olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... davanın sözleşmenin iptaline ilişkin hükümlere tabi olacağı; ara buluculuk müessesesinin niteliği ve sözleşme hükümlerinin hukuki vasfı nedeniyle; ara buluculuk tutanağının ancak ara buluculuğa giden taraflarca iptalinin talebi mümkün görülmüştür. Yasal mevzuat ve 15/07/2016'dan sonra çıkan KHK'ler nedeniyle terör örgütü mensupluğuyla suçlanan ve bu nedenle hakkında İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/141 Esasında dava açılan fakat yurt dışında olup yakalanamadığından dolayı aynı durumda olan şahıslarla birlikte dosyası 2020/41 Esasına tefrikle kaydedilen davacımızın gerek kendi şahsi mal varlığıyla gerekse sahibi olduğu şirketlerdeki hisseleri itibariyle mülkiyet hakkı atanan kayyımlarla birlikte kesilmiştir. Bu husus bizzat yasal mevzuattan ve KHK'lerden doğmaktadır. Bu nedenle kendi mal varlığına ilişkin ancak kayyımlar üzerinden yapılan ara buluculuk tutanağının iptalini talep etmesi mümkün değildir. Ancak, söz konusu ara buluculuk işleminden dolayı kasten ya da kusurla zarar ettirilmişse etmiş olduğu zararları akçalı sorumluluğu bulunan ve bu ara buluculuk sürecine katılan kayyımlardan dava yoluyla istemesi mümkündür. Yoksa ara buluculuk tutanağının iptalini isteme hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle davanın reddine karar verilmiş olup; sıfat yokluğundan dolayı redde davanın esasına girildiğinden dolayı tahkikat aşamasında iş bu karar verilmiştir. Ara buluculuk tutanağı getirtilemediği ve bu nedenle ara buluculuğa konu miktar tespit edilemediği için zorunlu olarak davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir...  \" gerekçesiyle  davanın reddine  karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, tespit davasında müvekkilinin taraf sıfatı olmadığının kabulünün mümkün bulunmadığını, davacının böyle bir menfaatinin olmadığının varsayılamayacağını, mahkeme tarafından arabuluculuk tutanağı sözleşme olarak değerlendirilmiş ise de her ne kadar tutanak sözleşmesel sürece tabi ise de arabuluculuk tutanağının ilam niteliğinde bir güce sahip olduğunu, müvekkilinin davanın ve sözleşmenin  tarafı olduğunu, aksinin kabulü durumunda davacının ölü bir kişi olarak kabulü anlamına geleceğini, müvekkilinin kısıtlı ya da vefat etmiş biri olmadığını, yalnızca malvarlığının yönetiminin geçici olarak kayyımlarda olduğunu, dolayısıyla temsilen dahi olsa bizzat sözleşmenin tarafının tutanağının içeriğinin bilmesinin en tabi hakkı olduğunu, dosya içerisine celp edilmeden davanın neticelendirilmesinin mümkün olmadığını, belgenin mahkemeden gizlenemeyeceğini, arabuluculuk tutanağının gizli belge olduğundan hareketle dosyanın karara çıkmasının eksik inceleme sonucu olduğunu, tek kayyım heyetinin hem başvuran hem de başvurulan olarak katılım ile sürecin arabulucu ... tarafından gereği gibi yürütülmemesi sonucunda müvekkilinin gıyabında sonlandırılmasının alenen yetki ve görevin kötüye kullanılması olduğunu, arabuluculuk kanunu ve yönetmeliği gereğince taraflardan birinin arabuluculuk süreci dışında bırakılamayacağını, arabulucu tarafından görevin gereğinin yerine getirilmediğini, müvekkili tarafından, yapılan başvuru ve sonucunu tutulan anlaşma tutanağının tesadüfen UYAP vatandaş üzerinden öğrenildiğini, usule aykırı olarak yürütülen sürecin yok hükmünde olduğunu, arabulucu ve kayyımlar hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, arabuluculuk tutanağı içeriğinin taraflarınca bilinmediğini, yapılan tutanak gereği oluşabilecek olumsuz durumun önüne geçilmesi gerektiğini iddia ederek kararın kaldırılmasını  talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, arabuluculuk anlaşma tutanağının yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamından, arabuluculuk işlemlerinin TMSF Kayyım Temsilciler Kurulu  tarafından gerçekleştirildiği, TMSF'nin 24.10.2019 tarihli kararı ile davalı şirket ve bağlı şirketlerin yönetimi ile hissedarları davacı ve dava dışı ...'nın şahsi mal varlığı temsilciliklerine atanan kayyımların dava konusu arabuluculuk işlemlerini asıl sıfatı ile ifa ettikleri, arabulucu ... nezdinde gerçekleştirilen dava konusu ... sayılı anlaşmanın mahkeme tarafından talep edilmesi üzerine Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığına TMSF Temsilciliklerine atanan Kayyım Temsilciler Kurulunun 08.10.2020 tarihli yazısında, terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle CMK'nın 133 maddesi uyarınca 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 18.08.2016 tarihli 2016/3985 ve 2016/3986 Değişik İş sayılı kararları ile davacı ve dava dışı ... adlarına kayıtlı taşınmaz mallara, kara, deniz ve hava ulaşım araçlarına vb diğer mal varlıklarına el konulmasına karar verildiği, İstanbul 13. Sulh Ceza Hakimliğinin değişik iş kararları ile de davalı şirketlere ve grup şirketlere TMSF'nin kayyım olarak atandığı, yargı kararlarının icrası bakımından kamu görevi ifa etmek üzere TMSF tarafından görevlendirilen kayyım yönetimi ve temsilciler kurulunun asil sıfatıyla arabulucu ... nezdinde anlaşmalar gerçekleştirildiği, anlaşmaların gerçekleştirilmesine müteakip davacı ve dava dışı gerçek kişi tarafından TMSF ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılıklarına ve gerekse de İstanbul Anadolu Ticaret Mahkemeleri nezdinde arabuluculuk kapsamında kayyım görevleri ile ilgili olarak anlaşmaların iptali ve yürürlükten kaldırılmaları amacıyla bir kısım başvuruları yaptıkları, tutanak asıllarının kendilerine tevdi edilmesine yönelik iddiaları öne sürdükleri,  anılan tutanaklara erişim ve arabuluculuk tutanaklarının gizliliği ilkesinin ihlaline sebebiyet verilmesi ihtimalinin gündeme geldiği, davacının gerek yargı kararları gerekse de KHK ile yasal mevzuat uyarınca gerçekleşen arabuluculuk anlaşma konusu hususlar ve mal varlıkları üzerinde herhangi bir etki ya da tasarruf hakkının bulunmadığı, arabuluculuk mevzuatı gereği  anlaşmaların tamamında başvurucunun asıl sıfatına haiz olan kayyımlığın bilgisi ve rızası dışında anlaşma ve sair tutanak ile kamu davası sanıkları dahil 3.şahıslarla hiçbir şekilde paylaşılmaması hususunun 05.10.2020 tarihli yazı ile arabuluculuğa bildirildiği, kamu davası sanıkları tarafından doğrudan yapılacak başvurularda şikayet işlemleri kapsamında kuruma yazılacak müzekkerelerde gizlilik kuralları ve açıklanan sair mevzuat hükümlerinin dikkate alınması gerekliliğinin  belirtildiği, TMSF'nin 17.12.2020 tarihli cevabı yazısında ise Arabuluculuk Kanununun 5. maddesinin 3.fıkrası gereğince, arabuluculuk tutanaklarının açıklanmasının mahkeme, hakem veya herhangi bir idari makam tarafından istenemeyeceğinin belirtilerek davacı tarafından ileri sürülen tüm taleplerin reddedilmesi gerektiği, talep edilen konu ve gizlilik unsuru taşıyan bilgi ve dokümanların hukuki gerekçelerle paylaşılamayacağının belirtildiği, mahkemece cevabı yazılar üzerine yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Davacı  ve dava dışı gerçek kişi ... tarafından gerçek kişi kayyımlar thakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunulduğu, Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı Sicil Müdürlüğüne dava dışı arabulucu gerçek kişi hakkında şikayette bulunulduğu, ayrıca Beyoğlu ... Noterliğinde düzenlenen 21.09.2020 tarihli ihtarname ile dava dışı gerçek kişi kayyım ve davalı şirket ile arabulucu hakkında dava konusu iddialarla ilgili ihtarname düzenlenmiş olduğu tespit edilmiştir.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabulucuk Kanunun 2.bölümünde arabuluculuğa ilişkin temel ilişkiler düzenlenmiştir. 1.maddede, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça arabulucunun arabuluculuk faaliyeti çerçevesinde kendisine sunulan veya diğer bir şekilde elde ettiği bilgi ve belgeler ile diğer kanıtları gizli tutmakla yükümlü olduğu, 2.fıkrada, aksi kararlaştırılmadıkça taraflar ve görüşmelere katılan kişilerinde bu konudaki gizliliğe uymak zorunda olduğu belirtilmiştir. 6325 sayılı Kanunun 5.maddesinde, \" Beyan veya belgelerin kullanılmaması\" başlığı ile; \" (1) Taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dâhil üçüncü bir kişi, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında yahut tahkim yoluna başvurulduğunda, aşağıdaki beyan veya belgeleri delil olarak ileri süremez ve bunlar hakkında tanıklık yapamaz: a) Taraflarca yapılan arabuluculuk daveti veya bir tarafın arabuluculuk faaliyetine  katılma isteği. b) Uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile sona erdirilmesi için taraflarca ileri sürülen  görüşler ve teklifler. c) Arabuluculuk faaliyeti esnasında, taraflarca ileri sürülen öneriler veya herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü. ç) Sadece arabuluculuk faaliyeti dolayısıyla hazırlanan belgeler. (2) Birinci fıkra hükmü, beyan veya belgenin şekline bakılmaksızın uygulanır. (3) Birinci fıkrada belirtilen bilgilerin açıklanması mahkeme, hakem veya herhangi bir idari makam tarafından istenemez. Bu beyan veya belgeler, birinci fıkrada öngörülenin  aksine, delil olarak sunulmuş olsa dahi hükme esas alınamaz. Ancak, söz konusu bilgiler bir  kanun hükmü tarafından emredildiği veya arabuluculuk süreci sonunda varılan anlaşmanın  uygulanması ve icrası için gerekli olduğu ölçüde açıklanabilir. (4) Yukarıdaki fıkralar, arabuluculuğun konusuyla ilgili olup olmadığına bakılmaksızın, hukuk davası ve tahkimde uygulanır. (5) Birinci fıkrada belirtilen sınırlamalar saklı kalmak koşuluyla, hukuk davası ve  tahkimde ileri sürülebilen deliller, sadece arabuluculukta sunulmaları sebebiyle kabul edilemeyecek deliller haline gelmez.\" düzenlemesine yer verilmiştir. Aynı yasanın 13.maddesinde; arabuluculuğa başvuru düzenlenmiştir. 18.maddesinde, arabuluculuk faaliyeti sonucunda yapılan anlaşmanın kapsamını taraflarca belirleneceği, anlaşma belgesi düzenlenmesi halinde bu belgenin taraflar ve arabulucu tarafından imzalanacağı ve diğer hususlara yer verilmiştir. Somut olayda,10.09.2020 tarihinde verildiği belirtilen ... sayılı arabuluculuk dosyasında, davacı taraf değildir.  Öncelikle davacının iş bu davada hukuki yararının olup olmadığının tartışılması   gerekecektir. Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/2402 Esas, 2022/6593 Karar ve 04.10.2022 tarihli ilamında; \"...Davacı vekili, davacı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/93584 numaralı dosyasıyla soruşturma başlatıldığını, akabinde İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2020/41 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, bu yargılamalar kapsamında davacının yöneticisi olduğu şirketler ve şahsi malvarlıklarına kayyım atandığını, bu kayyum heyetinin davacının hem şahsi malvarlığı hem de şirketleri nezdinde kayyımlık faaliyetini yürüttüğünü,  uyap vatandaş portaldan yapılan inceleme sonunda, davacının eski ortağı ve yöneticisi olduğu kayyım yönetiminde bulunan ... Ticaret A.Ş. tarafından, davacı aleyhine Arabuluculuk Daire Başkanlığı'na ... başvuru, ... karar numaralı arabuluculuk başvurusunun yapıldığını, arabulucu olarak ...'ın atandığı ve arabuluculuk görüşmelerinin anlaşma ile sonlandırıldığının anlaşıldığını, işbu arabulucuk süreci, konusu, anlaşma haline ilişkin davacının hiçbir bilgisinin bulunmadığını, kayyımlar hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını, tek kayyım heyetinin hem başvuran hem başvurulan olarak katılımı ile, sürecin arabulucu ... tarafindan gereği gibi yürütülmemesi, davacının gıyabında sonlandırılmasının alenen yetki ve görevin kötüye kullanılması olduğunu ileri sürerek, Arabuluculuk Daire Başkanlığı'nın ... numaralı dosyası kapsamında 10.09.2020 tarihinde düzenlenen arabuluculuk anlaşma tutanağının icra edilmesinin engellenmesi için öncelikle tedbir kararı verilmesini, yapılacak yargılama neticesinde anlaşma tutanağının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalıya dava dilekçesi tebliğe çıkarılmadan dosya üzerinden karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, davacı vekiline, yok hükmünde olduğunun tespitini talep ettiği arabuluculuk tutanağının aslını veya bir örneğini dosyaya sunması, tutanak esas alınarak dava değerinin belirlenmesi, davalı şirket ve davacı için kayyım atanmasına ilişkin mahkeme kararını bildirmesi, HMK 119/1-d maddesi gereği dava konusunun değerini, 119/1-e maddesi gereği davacı tarafın iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri, 119/1-f  maddesi gereği her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği hususlarındaki eksikliği tamamlaması için 1 haftalık kesin süre verildiği ve kesin süre içerisinde eksikliğin giderilmemesi halinde davanın açılmamış sayılacağının ihtar edildiği, yapılan bu ihtaratın davacıya tebliğ edildiği ve kesin süre içerisinde eksikliklerin giderilmediği gerekçesiyle HMK'nın 119/1 ve 119/2 maddesi gereği davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, davacı dava dilekçesinde, arabulucunun ismi ve kayyım atanan dava dosyasının numarasını bildirdiğinden, arabuluculuk tutanağının ve kayyım atanmasına ilişkin kararın bir suretinin getirtilmesi mümkün olduğundan, ilk derece mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin hukuka uygun olmadığı, ancak hukuki yararın dava şartı olduğu, davacının açacağı veya açılan bir davada anlaşma tutanağının geçersizliğini ileri sürebileceği gözetildiğinde, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir...\" ifadelerine yer verilmiştir.Açıklanan  ve emsal Yargıtay ilamında kabul edilen şekli ile  davanın hukuki yarara dair dava şartı yokluğu nedeniyle HMK m 114/1-h bendi ile 115/2. maddesi gereğince usulden red kararı verilmesi gerekirken esastan red kararı verilmesi isabetli olmamıştır. Ne var ki söz konusu hata yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden işin esası incelenmeksizin  HMK m.353/1.b.2 maddesi gereğince hükmün kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğinden aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davacı vekilinin istinaf  başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte HMK'nın 33., 355 ve 353/1.b.2 maddeleri  uyarınca resen gözetilen sebeplerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1-Davanın HMK m 114/1-h bendi ile 115/2. maddesi gereğince usulden reddine, 2-Hüküm tarihi itibariyle alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin olarak alınan 89,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 338,00 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden istinaf kanun yoluna başvuran tarafın sıfatı da dikkate alınarak davalı yararına 4.080,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendin üzerinde bırakılmasına, 5-HMK 333.maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kararın tebliğ gideri karşılanarak bakiye gider avansının yatıran tarafına iadesine, 6-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden;a- Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, b-Davacı tarafından yapılan  kanun yolu giderinin hükmün kaldırılma nedeni dikkate alınarak takdiren davacı üzerinde bırakılmasına, 9-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 10-Dosyanın  kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 07.11.2024  tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361.maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.<br>Muhalefet şerhi: Dava takip yetkisi de HMK'nın 114/1-e maddesi uyarınca bir dava şartı olup resen nazara alınması gerekir. Buna göre taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve dava takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkin olup  somut olayda da, dava konusu edilen arabuluculuk tutanaklarının davacının malvarlığına atanan kayyımlarca yapılan görüşmeler sonunda düzenlendiği, bu tutanaklara ilişkin olarak eldeki davada davacının dava takip yetkisinin bulunmadığı, dava takip yetkisinin kayyımlarda bulunduğu anlaşıldığından davanın, davacının dava takip yetkisi bulunmadığından usulden reddine karar verilmesi gerekirken farklı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya  aykırı olmuştur. Bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemekle birlikte, mahkeme kararının  resen gözetilen bu sebeplerle düzeltilmesi ve davanın dava takip yetkisi bulunmaması nedeniyle, HMK'nın 114/1.e ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle sayın çoğunluğun kararına muhalifim. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b7cc163988fe9138","SID":"9339fba1359ee212"}}