{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1229 <br>KARAR NO: 2024/1472<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/11/2020<br>NUMARASI: 2016/885 Esas -  2020/822 Karar<br>DAVA: Menfi Tespit (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/10/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  müvekkilinin 02/02/2008 tarihinden, iş akdinin sona erdiği 09/03/2016 tarihine kadar davalı işveren nezdinde, “Satış Sorumlusu” olarak çalıştığını,  davalı işverenin, iş sözleşmesi süresi boyunca davacının yemek ücretlerini, AGİ bedellerini, fazla mesai ücretlerini ve hafta tatili ücretlerini ödemediğini, müvekkilinin davalı işverenin en eski çalışanlarından olmasına rağmen işe yeni giren çalışanlara 5.000,00-TL aylık ücret ödenirken davacıya 2 yıl boyunca aylık 4.300,00-TL ücret ödendiğini, davacıya sürekli ücretinde artış yapılacağı söylenmesine rağmen 2 yıl boyunca davacının ücretine zam yapılmadığını, bunun üzerine müvekkilinin işyerindeki görevinden ayrıldığını, müvekkilinin çalıştığı süre boyunca bu durumun düzeltilmesini defalarca talep etmesine rağmen işveren tarafından kötü niyetli olarak baskı ve yıldırma politikası izlendiğini, son olarak davalı işverenin, davacıya, kendisine işe yeni başlayanlarla aynı ücreti ödemeyeceğini söyleyerek müvekkilinden baskı ve yıldırma politikası ile hukuka aykırı şekilde istifa beyanı aldığını, davalı işyeri, İş Kanunu hükümlerine göre geçersiz olan, baskı altında ve zorla aldığı istifa beyanına rağmen davacıya kıdem tazminatı ödemesi altında ödeme yaptığını, bu durum gerçekte, müvekkilinin istifa beyanının zorla ve baskı altında alındığını ispatladığını, mevcut iş yasası gereği, iş akdinin istifa sebebiyle sonlanması durumunda, çalışana kıdem tazminatı ödemesi yapılmadığını, müvekkilinin işveren tarafından zorlama ve baskı ile istifasının alınması ve hak kazandığı işçilik hak ve alacaklarının kendisine ödenmemesi nedeniyle taraflarınca Bakırköy 5. İş Mahkemesi 2016/438 E. Sayılı dosyası ile işçilik alacaklarının ödenmesi talepli dava açıldığını, iş bu davanın yargılamasının devam ettiğini, müvekkilinin işçilik alacaklarını talep etmesi üzerine davalı işverenin, haksız ve kötü niyetli olarak davacı hakkında, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyası ile 72.176,88-TL cezai şart alacağının tahsili için icra takibi başlattığını, ödeme emrinin davalı işveren tarafından davacının tahliye ettiği eski ev adresine gönderildiğini, akabinde posta görevlisinin ödeme emrini usulsüz tebliğ etmesi üzerine davacı hakkında başlatılan icra takibinin kesinleştiğini, söz konusu icra takibine dayanak olarak, belirsiz süreli iş sözleşmesinin eki olarak sözleşmeyi imzaladığı sırada davacıya imzalatılan sözde “Rekabet Etmeme Sözleşmesi” gösterildiğini, müvekkilinin hakkında açılan icra takibinden haberdar olur olmaz Bakırköy 6. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2016/652 E. Sayılı dosya ile usulsüz tebligat nedeni ile ödeme emrinin iptali ve icra takibine yapmış olduğumuz itiraz neticesinde icra takibinin durdurulması talepli dava açtığını, iş bu davanın da henüz derdest olduğunu, bu nedenlerle davanın kabulüne, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyasından davalıya borçlu olunmadığının tespitine, davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatı hükmedilmesine  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle,  Davacı ..., davalı şirkette satış - pazarlama sorumlusu olarak çalışırken, 09/03/2016 tarihinde istifa ederek iş ilişkisini kendi rızası ile sonlandırdığını, davacı ile davalı şirket arasında iş ilişkisinin kurulumu sırasında imzalanmış 06/02/2008 tarihli Rekabet Etmeme Sözleşmesi ile davacı (sözleşmenin III. no'lu Rekabet Etmeme Taahhüdüne İlişkin Hak ve Yükümlülükler başlıklı bölümün I. maddesinde) “-İş sözleşmesinin hitamından itibaren başlamak üzere 2 yıl süreyle şirketin yoğun faaliyet gösterdiği Marmara bölgesinde şirket ve şirketin dahil olduğu grubun diğer şirketleri ile aynı iştigal konusu içerisinde olan özel ve/veya tüzel 3. şahıslar da iş gören, danışman, ortak veya iş sahibi olarak kar/ücret alarak ve/veya almayarak herhangi bir şekilde görev yapmayacağına, davalı şirkete ve diğer şirketlere ait ticari sırları veya şirkete ait müşteri portföyünü mali bir kazanç sağlamak için kullanamayacağına“ dair taahhütte bulunmasına rağmen, 09/03/2016 tarihinde istifa ederek işten ayrılmasının ardından, henüz 2 yıllık taahhüt süresi dolmadan, davalı şirketle rekabet içerisinde ve Marmara bölgesinde faaliyet gösteren ... San. ve Tic. AŞ’de çalışmaya başladığını, davacıya, 06/02/2008 tarihinde imzaladığı Rekabet Etmeme Sözleşmesine aykırı davrandığından kendisine öncelikle Noter marifetiyle ihtarname keşide edilerek ihtar edildiğini, söz konusu ihtarnamenin Tebligat Kanunu ve usul hükümleri gözetilerek, davacı asilin bilinen son adresine tebliğe çıkarıldığını, ancak ihtarnamenin bila tebliğ olduğunu, davacının o tarihteki mernis adresine tebliğ edildiğini, borçlunun muaccel olan ve ihtarname ile talep edilen cezai şart alacağını, kendisine tanınan süre içerisinde ödememesi sebebiyle, Bakırköy ...İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Somut olayda davacı ile davalı arasında rekabet yasağını düzenleyen sözleşme hükümleri ile rekabet yasağına atıf yapan hükümler değerlendirildiğinde; öncelikle taraflar arasında imzalanmış iki adet Rekabet Etmeme Sözleşmesi bulunmaktadır. Birinci sözleşme, iş akdinin başladığı 06/02/2008 tarihinde imzalanmıştır. İkinci sözleşme ise davalı şirketin unvan değiştirdiği 07/12/2011 tarihinden sonra yeni şirket unvanı ile tanzim edilerek imzalanmıştır. Bir nüshası sadece davalı tarafından imzalı, diğer nüshası davalı ve davacı şirket tarafından imzalı 26/11/2011 tarihli olarak tanzim edildiği anlaşılmaktadır. Rekabet yasağında kural olarak sadece işçinin yükümlülük altına girmesi söz konusu olduğu için sözleşmeyi sadece onun imzalaması yeterlidir. Sözleşmenin 2 yıl süre ile sınırlı olarak yapıldığı, Marmara Bölgesinin sınırlama alanı olarak belirlendiği, iş sözleşmesinden ayrı olarak düzenlendiği, davacının imzasının bulunduğu ve imzanın sahteliği iddiası bulunmadığı, şirketten son bir yılda elde edilen brüt toplam ücret karşılığı bir cezanın cezai şart olarak belirlendiği anlaşılmıştır. Davacı 29/02/2016 tarihli dilekçesi ile tüm haklarının ve tazminatının verilmesini talep ederek istifa ettiğini beyan etmiştir. 09/03/2016 tarihli ibranamenin işten ayrılış nedeninde; \"4857 sayılı İş Kanunu'nun /3500 gün 15 yıl çalışma şartı emeklilik şartları dolması ile istifa\" beyanı belirtmek suretiyle, davalı 09/03/2016 tarihinde  kıdem tazminatı ve ibranamede belirtilen haklarını alarak işten ayrılmıştır. Dolayısı ile davacının İş Kanunu'nun 25. Maddesinde sayılan haller ile işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından değil, davacının emekliliği sebebi ile davacı tarafından istifa ile sonuçlandığından rekabet yasağının devam ettiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamından davacının, davalı şirketin müşterisi olan davalı şirketle aynı iş kolundaki ... San. ve Tic. A.Ş.'de işe başladığı tespit edilmekle davacının rekabet yasağına uymadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar davalı tarafça kötü niyet tazminatı talebinde bulunulmuş ise de davacının kötüniyetli olduğu ispat olunmadığından davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine,\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya konu rekabet etmeme sözleşmesinin batıl olduğunu, davacının iştigal konusunda İstanbul'da çalışmak bir yana Marmara bölgesinde çalışamayacağının hüküm altına alındığını, davacının uzmanlık alanı, iştigal konusu, başka hiçbir şekilde iş imkanının olmaması, sektörde iş olanaklarının Marmara bölgesinde hakim oluşu dikkate alındığında davacının işten ayrıldıktan sonra rekabet etmeme sözleşmesi kapsamında iş bulması, çalışmasının zaten  mümkün olmadığını, sözleşmenin geçerliliğini kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının şirketlerdeki iş tanımının farklı olduğunun da dikkate alınmadığını, davacının şirketlerdeki iş tanımının farklı olduğunu, her ne kadar satış-pazarlama mühendisi olarak davalı şirkette çalışmış ise de davacının ...'deki görevinin AR-GE olduğunu, dosyada celp edilen biilirkişi raporlarının, rekabet etmeme sözleşmesinin unsurlarına ilişkin tespitlerinde ciddi çelişkiler mevcut olduğunu, bu çelişkiler giderilmeden verilen kararın kaldırılması gerektiğini, işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye sokan, iş bulma ve çalışma imkanını ortadan kaldırmaya yönelik rekabet etmeme sözleşmelerinin geçersizliğinin yerleşik içtihatlarla kabul edildiğini,  bilirkişi raporları, mahkeme gerekçesi ve hüküm tamamen çelişkilidir. Zira işveren şirketin faaliyet alanı, bölge sınırlamasında işçinin ekonomik geleceği, grup şirketlerin faaliyet alanı bakımında dahi sınırlamanın belirsiz olduğu aslında tespit edilmesine rağmen sonuç kanaatinde sözleşmenin geçerli olduğu tespitinin başlı başına hatalı olduğunu, müvekkilin hangi alanlarda, hangi dallarda çalışamayacağının dahi sözleşmede belirtilmediğini, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: rekabet etmeme sözleşmesinde rekabet edilmemesi kararlaştırılan bölgenin Marmara olarak belirlenmesi sebebinin şirketin ağırlıklı bu bölgede faaliyet göstermesi ve müşterilerinin ağırlıkla bu bölgede yer almasından kaynaklandığını,  davalı şirketin zarara uğramadığı iddiasının gerçek dışı ve hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki rekabet etmeme sözleşmesi ile kararlaştırılan cezai şartın talep edilebilmesi için zararın gerçekleşmesinin şart olmadığını, zarar görme ihtimalinin bulunmasının yeterli olduğunu, davacının davalı şirketin rakibinde formaliteden farklı bir sıfatla çalışıyor gibi gösterilmesinin somut olayda rekabet etmeme taahhüdünün ihlal edildiği gerçeğine olumsuz etki eden bir yönü bulunmadığını, davacının davalı şirkette çalıştığı dönemde çok iyi bildiği üzere ... San. Ve Tic. A.Ş. Şirketi aynı zamanda davalı şirketin grup şirketi olduğunu, ancak somut olayda uyuşmazlık konusunun ... ile hiçbir ilgi ve alakasının olmaması sebebiyle davacının davayı mecrasından saptıran açıklamalarına itibar edilmemesi gerektiğini, cezai şartın tek taraflı işçi aleyhine düzenlenemeyeceği hususunun TBK m.420'de hizmet sözleşmeleri için düzenlendiğini, oysa somut olayda rekabet etmeme taahhüdü ve yaptırımının taraflar arasında akdedilen rekabet etmeme sözleşmesinde kararlaştırıldığını beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, rekabet yasağı sözleşmesi ile karalaştırılan iş akdinin feshinden sonra işçinin rekabet etmeme yasağına aykırı davranışları iddiasına dayalı cezai şartın tahsili istemiyle başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti davasıdır. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı  vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, rekabet etme yasağı kaydının geçerli olup olmadığı ve davalının eylemlerinin rekabet yasağını ihlal niteliğinde olup olmadığı noktasındadır. Davacının davalıya ait iş yerinde 06/02/2008 tarihli  belirsiz süreli iş sözleşmesi  ile  \"satış pazarlama mühendisi\" olarak işe başladığı, iş akdinin davacı tarafça 29/02/2016 tarihinde iş verene sunduğu dilekçesi ile tüm haklarının ve tazminatının verilmesini talep ederek istifa ettiğini beyan ettiği,   09/03/2016 tarihli ibranamede işten ayrılış nedeni olarak; \"4857 sayılı İş Kanunu'nun /3500 gün 15 yıl çalışma şartı emeklilik şartları dolması ile istifa\" belirtildiği ve  09/03/2016 tarihinde  kıdem tazminatı ve ibranamede belirtilen haklarını alarak işten ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda iş akti İş Kanunu'nun 25. Maddesinde sayılan haller ile işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından değil, davacının emekliliği sebebi ile davacı tarafından istifa ile sonuçlandığından rekabet yasağının devam ettiği anlaşılmaktadır. Davacı işten ayrıldıktan 17 gün sonra 26/03/2016 tarihinde davalı ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren ve aynı ürünlerin pazarlamasını yapan ... A.Ş.  adlı iş yerinde işe  başladığı görülmektedir.  Taraflar arasında birden fazla belirsiz süreli iş akti ve rekabet etmeme sözleşmesi bulunmaktadır. Davalı tarafın davaya dayanak olarak 26/11/2011 tarihli rekabet etmeme sözleşmesine dayandığını bildirmiştir. Bahsi geçen sözleşmenin III. Bölüm 1) maddesi ile İş gören iş sözleşmesinin hitamından itibaren başlamak üzere 2 yıl süreyle, şirketin yoğun olarak faaliyet gösteriği Marmara bölgesinde, Şirket ve şirketin dahil olduğu grubun diğer şirketleri ile aynı iştigal konusu içerisinde olan özel ve/veya tüzel 3. Şahıslarda ne bir işgören ne de bir danışman, ortak ve/veya iş sahibi olarak kar/ücret olarak ve/veya almayarak herhangi bir şekilde görev yapamaz. İşgören şirkete ve grubun diğer şirketlerine ait ticari sırları ve/veya şirkete ait müşteri portföyünü mali bir kazanç sağlamak için kullanamaz. İşgören, yukarıda belirtilen etkinlikleri ne kendi ne de bir aile üyesi ile dolaylı ya da dolaysız olarak yürütemez”. 2) Rekabet etmeme sözleşmesinden doğan sınırlama taraflar ve rekabet eden şirketlerin iştigal alanları için geçerlidir” düzenlemesi yer almaktadır. Sözleşmenin Cezai şart başlıklı  V. Bölümü ise \"İşgörenin, iş bu Rekabet Etmeme Sözleşmesinden doğan yükümlülüklerine sınırlı bile olsa, aykırı hareket etmesi halinde, şirketin fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı olmak kaydıyla, şirketin sözleşmede bahsedilen sırların ifşasından ve/veya rekabet yasağının ihlalinden dolayı uğrayacağı tüm zararları, İşgörenin sözleşmeye aykırı davranışın sağladığı ekonomik menfaati Şirkete ödemek ve ayrıca Şirketten son bir yılda (son oniki ayda) elde ettiği brüt toplam ücret karşılığı bir cezayı da şirkete nakden ve defaten ödeyeceğini peşinen kabül, beyan ve taahhüt etmiştir. Şirket, bu ceza dışında, sözleşmenin yerine getirilmemesinden ve sözleşmenin yerine getirilmemesiyle oluşan durumu durdurmak için İşgören aleyhine ihtiyati tedbir dahil her türlü kanun yollarına başvurmak ve sair her türlü hukuki ve fiili tedbirleri alma hakkına sahiptir”. Şeklinde düzenlenmiştir. İş sözleşmesinin ve rekabet yasağını ilişkin  sözleşmenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 348/1. maddesinde, iş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki tarafın, akdin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını, şart edebileceği, aynı maddenin 2. fıkrasında ise, rekabet memnuniyetine dair olan şartın, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise caiz olacağı düzenlenmiştir. Buna göre rekabet yasağı kaydının geçerliliği için zararın gerçekleşmesi şart olmayıp, işçinin edindiği bilgilerin iş verenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması yeterlidir.  Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi ve rekabet yasağı sözleşmesi  Eski Borçlar Kanunu yürürlükteyken imzalanmış ise de davacının iş akdi 6098 sayılı TBK yürürlüğe girdikten sonra 09/03/2016 tarihinde işçi tarafından emeklilik için gerekli gün sayısı dolduğundan bahisle feshedilmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. Maddesinde, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükteyken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümlerinin uygulanacağı; aynı Kanun'un 4. Maddesinde ise, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olup da Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış fiil ve işlemlere Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Taraflar arasında Eski Borçlar Kanunu yürürlükte olduğu dönemde akdedilen rekabet yasağına ilişkin sözleşmede; işçinin iş akdinini sona ermesinden itibaren 2 yıl süreyle rekabet etmeme yükümlülüğü altına girdiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin bu hükmü, davacının işten ayrıldığı 2016 yılında hüküm doğurmaya başlamıştır. Bu durumda 6101 sayılı Yasa'nın 4.maddesindeki düzenleme uyarınca dava konusu rekabet yasağı ve cezai şarta ilişkin sözleşme hükmü konusunda Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmalıdır (Yargıtay 11.HD.'nin 16.03.2016 tarih ve 2015/6975 E.- 2016/2969 K. sayılı kararı). 6101 sayılı Yasa'nın 1. maddesi uyarınca olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 444 maddesinde; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.”, devam eden 445. maddesinde ise; “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” düzenlemesi mevcuttur. Taraflar arasındaki sözleşmede asgari 2 yıllık rekabet yasağı süresi öngörülmüş, rekabet yasağının geçerli olacağı yer Marmara bölgesi olarak belirlenmemiştir. TBK'nın 445/1 fıkrasında bu tür sözleşmeler bakımından yer ve zaman sınırlaması öngörüldüğü gibi aynı maddenin ikinci fıkrasında da mahkemece aşırı nitelikteki rekabet yasağı hükümlerinin kapsamı veya süresi bakımından sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. Bu durumda TBK.'nın 445. maddesinde düzenlenen geçersizlik hali özel norm niteliğinde olup kesin hükümsüzlük olarak değerlendirilemez. Hakimin müdahalesi ile giderilebilecek bir hükümsüzlük hali olduğunun kabulü gerekir .(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2016 Tarih ve 2015/12450 E - 2016/6672 K. Sayılı Kararı). Dosya kapsamı itibariyle davalı ve davacını yeni iş başladığı firmanın her ikisinin de İstanbul İlinde, aynı sektörde faaliyet gösteren ve aynı müşteri çevresini hedefleyen rakip firmalar olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre her ne kadar sözleşmede davalının bağlı olduğu grup şirketlerinin faaliyet alanı da rekabet yasağı kapsamında olacağı düzenlenmiş ise de  rekabet yasağına ilişkin bu bölümün geçerli olmamasının sözleşmenin tümünü geçersiz hale getirmeyeceğinin kabulü gerekir.Davacı taraf, rekabet yasağı sözleşmesiyle hizmet sözleşmesinden sonra 2 yıl süre ile işverenin iş alanına giren başka bir rakip işletmede çalışmayacağını taahhüt etmesine rağmen, davalı ile aynı alanda faaliyet gösteren iş yerinde işe başlamış olması, davalı şirketteki pozisyonu itibariyle  müşteri portföyü ve benzer ürün isim ve içerik bilgilerine sahip olarak  davalı şirketin gizli bilgilerine sahip olarak ekonomik alanda davalı şirketi önemli ölçüde zarar yönünde etkileyebileceği sonuç ve kanaati hasıl olmakla somut olayda davacı işçinin rekabet yasağını ihlal ettiğinden davalının cezai şart talebi yerinde (Yargıtay 11. H.D.'nin 2015/8396 E. - 2016/3470 K. sayılı, 30.03.2016 tarihli kararı) olup, mahkemenin bu yöndeki kabulü yerindedir. Ancak; davacının cezai şart talep etme hakkı bulunmakla birlikte TBK.'nın 182/son maddesi uyarınca; hakim, fahiş bulduğu cezai şartı resen tenkis edebilir. Davacının son brüt ücreti 6.014,74 TL olup,  rekabet yasağına aykırı davranılması nedeniyle cezai şart brüt maaşın 12 katı olarak kararlaştırılmıştır. Davacının bir süredir çalıştığı kimyevi madde pazarlama iş almanı yoğun olarak İstanbul ve çevresinde faaliyet göstermektedir. Bu nedenle rekabet yasağı süresince davacının başka sektörlerde iş bulma olanağı kısıtlıdır. Ayrıca rekabet yasağı kaydına ilişkin davalı iş verenin üstlendiği karşı bir edim de bulunmamaktadır. Buna göre davacının bir aylık ücreti, diğer sektörlerde iş bulma ve geçimini temin imkanı, hizmet süresi ve rekabet yasağının süresi ile işverenin üstlendiği karşı bir ediminin bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde cezai şarttan %50 oranında tenkis yapılarak davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekirken tümden reddine karar verilmesi isabetli değilidir. Yine davacının, TBK'nın 182/2. maddesi uyarınca, tenkis edilen cezai şart tutarını önceden takdir ve tespit etmesi de mümkün olmadığından cezai şartın dairemizce fahiş görülerek tenkisi nedeniyle takdir hakkı kullanılarak TBK'nın 182/son maddesini uygulamak suretiyle yapılan indirim miktarı vekalet ücretinin hesabında dikkate alınamayacağından, kabul olunan kısım üzerinden davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş ve yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmıştır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/18-421 Esas, 2009/526 Karar sayılı 18/11/2009 günlü içtihadı). Davalı taraf İİK 72/4 maddesi gereği tazminat isteminde bulunmuş ise de tensip tutanağı 14. Maddesi ile \"İİK. 72/3 maddesi hükümleri dikkate alınarak alacağın %15'i oranında teminatın mahkeme veznesine yatırılması halinde icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine,\" şeklinde ara karar oluşturulmuş ise de teminatın yatırılıp ihtiyati tedbir kararının uygulandığına dair bir evrak dosyada bulunmadığı anlaşılmakla bu yöndeki talebin reddi gerekmiştir.Davacı taraf kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuş ise de takip alacaklısını kötü niyetli olduğu ispatlanmadığından bu yöndeki talebin de reddine karar vermek gerekmiştir.  HMK 'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık veistinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davacı vekilinin  istinaf başvurusunun HMK 353/(1)b.2 maddesi uyarınca kabulüyle ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından fahiş olduğu anlaşılan cezai şarttan takdiri indirim yapılarak davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:  Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile Bakırköy ... İcra müdürlüğünün ... Esas sayıl dosyasında yürütülen takip nedeniyle davacının davalıya 36.088,44 TL si yönünden borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, 2-Davacı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 3- Davalının İİK 72/4 maddesi gereği tazminat talebinin reddine, 4-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 2.465,20 TL harçtan, peşin alınan 1.232,61-TL harç mahsup edilerek kalan 1.232,59 TL nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,5-Davacı tarafça yatırılan 1.232,61 -TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı tarafından yapılan 10,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,8-Davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,9-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 10-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde avansı yatıran  tarafa iadesine,11-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak; a-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 162,10 TL, posta  gideri 55,00 TL olmak üzere toplam 217,10 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 17/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"10dd9c271eb028ee","SID":"f7f70576fdde910b"}}