{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/810 Esas <br>KARAR NO:2024/1744 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2018/244 Esas - 2022/184 Karar <br>TARİH:16/02/2022<br>DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:07/11/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin dava konusu ... ŞTİ'nin ortağı olduğunu, dava tarihi itibariyle davalıların şirketi temsil ve ilzama yetkili olduklarını, davalıların şirket yönetimiyle ilgili usulsüz eylem ve işlemlerinden dolayı şirketi zarara uğrattıklarını, bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla 10.000-TL tazminatın davalılardan tahsili ile dava konusu şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılara usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen cevap süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmadığı, davanın inkar edilmiş sayıldığı anlaşılmıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 16/02/2022 tarih ve 2018/244 Esas - 2022/184 Karar  sayılı kararında; \"Dava konusu şirkete ait sicil kaydının celp ve tetkikinde şirketin merkez adresinin mahkememiz yargı sınırları içinde bulunduğu, bu bağlamda davaya bakma görev ve yetkisinin mahkememize ait olduğu, davalıların şirketi münferiden temsile yetkili kişiler olduğu, davacının da şirket ortağı olduğu anlaşılmıştır.Dosyaya sunulan belge ve kayıtlarla birlikte dosya bilirkişi heyeti ....ve arkadaşlarına tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti düzenlemiş olduğu asıl ve ek raporlarında özetle; \"davalı tarafın şirket yöneticileri olarak eylem ve işlemleriyle şirketi zarara uğrattıklarına ilişkin herhangi bir tespitlerinin bulunmadığını, muhasebe hesaplarında mevcut hatalardan dolayı sorumluluğun davalılara mı yoksa muhasebeci...'e mi ait olduğu hususunun mahkemenin taktirinde olduğunu\" teknik kanaatleri olarak belirtmişler, mahkememizce de düzenlenen bilirkişi raporu yeterli görülerek hükme esas alınmıştır. 09/12/2020 tarihli oturumda dinlenen şirket muhasebecisi ... beyanında; 2016 yılından itibaren şirketin muhasebesini tuttuğunu, 2017 yılında şirkete ait ticari defterleri davalı ...'ya teslim ettiğini, şirketin merkezinin bulunduğu ... Ambarlar Sitesinin Belediye tarafından yıkılması sonucunda ticari defterlerin zayi olduğunu, kendisinin çalıştığı dönem itibariyle şirketle ilgili herhangi bir usulsüzlüğü tespit etmediğini ifade etmiştir.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafından davalı şirket yöneticileri aleyhine TTK 644/1-a maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 553.maddesi kapsamında şirket yöneticilerinin kusurlu davranışları kapsamında şirketi zarara uğrattıkları gerekçesiyle tazminat davası açtığı, şirketin yöneticilerin kusurlu davranışlarıyla zarara uğratıldığı hususunun davacı tarafından ispatlanması gerektiği, düzenlenen bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere, davalıların şirket yöneticisi olarak şirketi zarara uğrattıklarına ilişkin herhangi bir tespitin yapılmadığı, bu bağlamda davacı taraf TTK 553.maddesi kapsamında davasını ispatlayamadığından açılan davanın reddine karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile,''Davacı tarafından davalılar aleyhine açılan davanın sübuta ermediğinden REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda  sayısı verilen ilam ile davalılar hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikayet soncunda verilen 2021 / 36629 sayılı  kovuşturmaya yer olmadığına  dair Başsavcılık kararına göre; şirketin yönetiminden sorumlu olan ortak veya müdürlerin yapmış oldukları muvazaalı ve şirketi zarara uğratan işlemlerini gizlemek amacıyla ticari defterleri yok edebilecekleri, yok ettikleri veya ibrazdan kaçındıkları ticari defterlere ilişkin olarak her hangi bir zayi belgesi sunmasına bile gerek olmadığı, ticari defter ve kayıtlarını ilgili merci ve mahkemelere sunma zorunluluğu bulunmadığı, bu şekilde şirketi ve dolaylı olarak ortakları zarara uğratan şirket yetkililerinin hem  cezai anlamda hem  de hukuki anlamda bir sorumluluğunun bulunmayacağı, sonucu doğmakta olduğunu,Davacının, İlk Derece Mahkemesine müracaat ederek davalıların suç ve tazminata konu olabilecek işlemleri ile şirketi zarara uğrattıklarını, şirketin ticari defter ve kayıtlarının ile banka hesaplarının incelemesi halinde bunun ortaya çıkarılacağını beyan ettiğini ve tazminat talebinde bulunduğunu,Yargılama aşamasında ne davalılar ne de şirketin muhasebe işlemlerini yürüten kişinin,  şirketin ticari defter ve kayıtlarını mahkemeye sunamadığını; davalıların, şirketin ticari kayıtlarının  zayi olduğunu beyan ettiğini ancak bu hususta her hangi bir resmi belge veya mahkeme ilamı sunamadıklarını; buna rağmen  İlk Derece Mahkemesinin,  davacının iddiasını ispat edememesi sebebiyle davanın reddine karar verdiğini,Mevcut hükmün hem Türk Ticaret Kanununun hem de  Hukuk Muhakemeleri Yasasının ilgili maddelerine aykırı olduğunu; Türk Ticaret Kanununda şirket yetkililerinin hukuki ve cezai sorumluluğunun on ve onbirinci bölümdeki maddelerde tek tek sayıldığını; davalıların bu eylemlerinin Türk Ticaret Kanunun 562. maddesinin  1.fıkrasının   (a),(b),(c),(d),(f) bentlerinin,  aynı maddenin   5.fıkrasının  (b), (c) bentleri ile 8.fıkrasına  aykırı olduğunu,Davalıların bu iş ve işlemlerini usul yasasındaki ispat hükümlerine göre ortadan kaldıramayacaklarını; herkes iddiasını ispat ile yükümlü olduğunu ancak bu kuralın her hukuki durumda geçerli olmadığını;Türk Ticaret Kanununa göre şirket Kurucuları, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeke yükümlü olduğunu; bunun aksini iddia eden tarafın iddiasını ispat ile yükümlü olduğunu; buna karşılık şirketin usulüne uygun şekilde tutulmuş ticari defter ve kayıtları saklama yükümlülüğü bu kişilerde olduğu için böyle bir karşı iddianın gerçeği yansıtmadığı hususundaki savunmalarında ispat yükünün kendilerine geçecek şekilde yer değiştireceğini,Somut davada artık ispat yükü yer değiştirdiğinden davalıların karşı tarafın iddiasının gerçeği yansıtmadığını yazılı delil ile ispat etmek zorunda olduğunu; yazılı delil olarak da dayanacakları delilin ticari defter ve kayıtları olduğunu; bu ticari defter ve kayıtlar  zayi olmuş ise buna dair mahkeme ilamını ibraz etmek durumunda olduklarını; bu hususta her hangi bir delil sunamayan davalıların ne hukuki ne cezai sorumluluğunun olmadı sonucuna ulaşıldığında hiçbir şirket yöneticisi ve  yetkilisine karşı yasanın öngördüğü yaptırımların uygulanmayacağını,Davada ispat yükü karşı taraf olan davalılara geçtiğinden ve bu hususta her hangi bir yazılı delil de sunamadıklarından davacının iddiasının ispat edildiği sonucunun oluşması gerektiğini; burada tartışılması gereken hususun şirketin maruz kaldığı zararın miktarı olduğunu; bu hususta dosyada yer alan ve Mahkemeye sundukları mali müşavir ...'ın tespiteri tek tek incelendiğinde somut bir zararın tespitinin mümkün olduğunu; konu ile ilgili davacının iddiasının ispat ediliği sonucuna göre ek bir rapor alınarak tazminat miktarının belirlenmesi gerektiğini dairemizin de takdirine sunduklarını,İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve re'sen tespit edilecek sebepler sonucunda; istinaf taleplerinin kabulüne, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.02.2022 tarih ve 2018 / 244 Esas -2022 / 184 Kar. sayılı ilamımın kaldırılmasına, ilgili İcra Hukuk Mahkemesine  tehiri icra yoluna başvurma haklarımızın saklı tutulmasına, isinaf giderlerinin davalılar üzerinde müşterekene mütesilen bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; TTK'nun 644/1-a bendi atfı ile aynı Kanunun 553 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılmış yönetici sorumluluğu nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.Davacı yan;  davalıların ortağı ve yetkilisi oldukları dava dışı ... Şirketi'nin ortağı olduğunu, aradaki akrabalık ilişkisine güvenerek 2017 yılına dek şirket faaliyetlerini sorgulama ihtiyacı hissetmediğini, 2017 yılında bu yıla kadar yapılan ticari faaliyetlerin detayını öğrenmek istediğinde şirket muhsabesi ve çalışanlarınca taleplerinin reddedildiğini, yaptığı araştırma neticesinde,  şirket yöneticilerinin, sermaye yapısını değiştirecek şekilde şirketin sermayesi ile ortak alıdıklarını, davalı ...'nun şirket ortağı olduğunu, şirketin kendi sermayesi kullanılarak şirket ortaklık yapısının usule aykırı değiştirildiğini, bu şekilde gerçek dışı hisse devirlerinin yapıldığını, ortaklar kurulunun ise yasaya aykırı şekilde toplandığını ve alınan kararların suç teşkil edecek şekilde tesis edildiğini tespit ettiğini, dava dışı şirkete düzenlenen ihtarname ile bilgi ve inceleme talebinde bulunulduğunu, şirketin cevabi ihtarnamesi ile incelemenin yapılacağı belirtilen 11/01/2018 tarihinde  şirket mali müşavirinin taraflarına mail atarak şirket merkezinin bulunduğu Nakiyeciler Sitesinin Belediye tarafından yıkılması nedeniyle, incelemenin ertelenmesini talep ettiğini, talep kabul edilmesine rağmen davacıya geri dönüş yapılmadığını, bilgi alma hakkının kullanılması amacıyla mahkemeye başvurumuş ise de, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 05.02.2018 tarih ve 2018 / 47 d.İş, 2018/48 karar sayılı kararı ile talebin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verildiğini, davalıların yöneticisi oldukları şirketle ilgili davacıya bilgi vermediklerini, şirket içi sermaye artışlarında davacı onayını almadıklarını, şirket sermayesi ile şirket ortaklık yapısını değiştirdiklerini, davacının bu işlemlerin hiçbirinde imzasının olmadığını bu şekilde alınan  kararların suç teşkil ettiğini, yapılacak yargılama sonucunda davalıların kanuna ve şirket ana sözleşmesine aykırı iş ve işlemleriyle şirketi doğrudan, davacıyı ise dolaylı zarara uğrattıklarının anlaşılacağını ileri sürmüş ve tespit edilecek zararın şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... tarafından süresinde cevap dilekçesi sunulmamış, ancak davalı duruşmalara katılarak 19/12/2018 tarihli ön inceleme celsesinde,  dava konusu şirketin aile şirketi olduğunu, davacının da yeğeni olan diğer ortak ... ile davacı arasındaki şahsi problemler nedeniyle davacının kendisini de davalı göstermek suretiyle bu davayı açtığını, dava konusu şirketin nakliye alanında faaliyet gösterdiğini, ancak son bir yıldır faaliyetini tamamen sonlandırdığını,  31/12/2017 tarihi itibariyle fiilen faaliyeti sonlandırdıklarını, Vergi Dairesi ile SGK'ya olan borçlarını ödemeye çalıştıklarını, gerekirse şahsi mal varlığından şirket borçlarını ödeyeceğini, davacı tarafın iddia ettiği gibi şirketin kötü yönetilmesi nedeniyle zarara uğratılmasının söz konusu olmadığını beyan etmiş; 10/07/2019 tarihli celsede,  davacının kız kardeşi ve şirketin aile şirketi olduğunu, kendisinin sadece kağıt üzerinde şirket yetkilisi olduğunu, ancak 5-6 yıldır şirketle fiili herhangi bir irtibatı bulunmadığını, şirketi diğer davalı olan ve aynı zamanda hem davacının hem de kendisinin yeğeni olan ...'nun yönettiğini, şirketin 2018 yılından itibaren gayrı faal olduğunu, ellerinden geldiğince şirketi gayrı faal olduktan sonra borçlarından arındırmak için yapılandırmaya müracaat ettiklerini, şu anda da şirketin borçlarını şahsi imkanlarıyla ödemeye çalıştığını, şirketi kötü ve usulsüz olarak yönettiği iddiasının gerçek olmadığını, ortağı olduğu şirketi kötü yönetmesinin söz konusu olamayacağını, şirketin merkezinin Zeytinburnu'nda bulunan ... Sitesindeyken, sitesinin kamu gücüyle bir gecede yıkılıp şirkete ait belge ve defterlerin de geçmiş yıllara yönelik olarak zayi olduğunu, bildiği kadarıyla 2017 ve 2018 dönemine ait şirket kayıtlarının muhasebede olabileceğini, bilirkişinin de var olan kayıtlar üzerinde inceleme yaptığını, yıkım olayından sonra zayi belgesi alınıp alınmadığı hususunda da kesin bilgisi olmadığını, alınmamış olabileceğini, bu nedenlerle açılan davanın reddini talep ettiğini beyan etmiş; 25/12/2019 tarihli celsede, şirketin faaliyette bulunduğu Zeytinburnundaki Nakliyeciler Sitesi'nin, Belediye'nin almış olduğu karar uyarınca yıkıldığını, şirketin 2018 yılında faaliyetini tamamen durdurduğunu, kendisinin şirket ortağı olarak şirketin borçlarını kendi imkanlarım ile ödemeye çalıştığını, şirketi zarara uğratması gibi bir durumun söz olmadığını, Nakliyeciler Sitesi'nin yıkılması nedeniyle 2017 ve öncesi defter ve belgelerin tamamen zayi olduğu bilgisini  şirket muhasebecisinden öğrendiğini, şirket gayri faal olduğu için zayi olan belgelerle ilgili şirketle ilgilenen ve aynı zamanda yeğeni olan diğer davalı  ...'nun da herhangi bir başvurusunun bulunmadığını, davalının kendisi ile de irtibat kurmadığını, şirketle ilgili ondan bilgi alamadıklarını, kızkardeşi olan davacının da şirket ortağı olduğunu, hangi nedenlerle  bu davayı açtığını bilemediğini, kendisinin evini satarak şirketin borçlarını karşılamaya çalıştığını beyan etmiştir.Mahkemece şirket muhasebecisi olduğu bildirilen ve ihbar olunan ...'in 09/12/2020 tarihli celsede beyanı alınmış, ihbar olunan;  2016 yılından itibaren  şirketin muhasebecisi olarak görev yaptığını, bir dönem muhasebeciliğe ara verdikten sonra ortağı vasıtasıyla işlemlerin yürütüldüğünü,  2017 yılında şirkete ait defterleri şirket ortağı olan ...'ya teslim ettiğini, şirketin ...'daki Ambarlar  bölgesinde faaliyette bulunduğunu, Ambarlar'ın Belediye tarafından yıkılması sonucunda defterlerin zayi olduğunun kendisine de ifade edildiğini, kendisinin muhasebeci olarak sunulan belgelere göre vergi mevzuatı kapsamında işlem yaptığını, sunulan evrakların içeriğinin doğru olup olmadığı, yanıltıcı belge olup olmadıkları hususunda bilgisinin olmadığını, zira firmadan ayrı olarak ve firma dışında faaliyette bulunduğunu,  şirketin iç işleyişiyle ilgili ayrıntılı bilgisi olmadığını, ancak çalıştığı dönem itibariyle tespit ettiği herhangi bir usulsüzlüğün de söz konusu olmadığını, kendisine sunulan beyannamelerde de şirketin zarar değil kar ettiğini hatırladığını beyan etmiştir.Mahkemece bir kısım taraf delilleri toplanmış, şirketin sicil kayıt özeti, kurumlar vergisi beyannameleri ve bilançoları celbedilmiş, şirketin mali müşaviri olduğu belirtilen ...'ya tebligat çıkartılarak elindeki şirket ticari defter kayıtlarının gönderilmesi istenilmiş, mali müşavir tarafından ilgili defterlerin yıkım nedeniyle zayi oldukları ve elinde fiziki belge bulunmadığı belirtilerek elinde bulunan dijital kayıtların flash bellek içerisinde dosyaya edilmesi üzerine, dosya mali müşavir bilirkişiye tevdii edilerek rapor alınmış, mali müşavir tarafından kendisine ibraz edilen 2015,2016,2017 ve 2018 yılı kurumlar vergisi beyannameleri, 2018 yılı mizanı ve karar defteri fotokopileri incelenerek tanzim edilen  raporda,  bilanço kayıtlarına göre; şirketin 2016 ve 2017 yıllarında aktiflerinin önceki yıllara oranla 2 katı büyüdüğü, 2018 yılında önemli bir düşüş olmadığı, 2017 ve 2018 yıllarında öz kaynaklarında iyileşme olduğu, gelir tablosu kayıtlarına göre; şirketin 2015, 2016 ve 2017 yıllarında brüt satışlarının  %12 ila %14 arası artışla seyrettiği, her ne kadar 2016 yılında zarar beyan edilmiş ise de ciro durumunda olumsuz bir durum bulunmadığı, şirketin 2018 yılında gayrifaal olduğu veya hesap hareketlerinin kayıtlara işlenmediğinin anlaşıldığı, karar defterlerinin incelenmesi neticesinde yıllara göre davacı ve davalılar ile diğer şirket ortaklarının hisse oranlarının değiştiği, sermaye yapısındaki değişim incelendiğinde, davacı ile  davalı ...'nun 2003 yılı veya daha öncesinde, davalı ...'nun ise 2005 yılından beri şirket hissedarı oldukları, davacı ve davalıların 09/02/2012 tarihinden dava tarihine kadar hisse oranlarında bir değişim bulunmadığı, hisse değişimine ilişkin kararların tümünde davacının imzasının bulunduğu, davacının şirket yöneticilerinin sermaye yapısını değiştirecek şekilde şirketin sermayesi ile ortak aldıklarına,  şirketin kendi sermayesi kullanılarak ortaklık yapısının usule aykırı değiştirildiğine, gerçek dışı hisse devirleri yapıldığına, ortaklar kurulunun yasaya aykırı şekilde toplanarak alınan kararların suç teşkil edecek şekilde tesis edildiğine yönelik iddiaları bakımından bir tespite ulaşılamadığı kanaati bildirilmiştir.Davacı tarafından rapora yapılan itiraz ile dosyaya sunulan deliller üzerinde inceleme yaptığı belirtilen mali müşavir ... tarafından düzenlenen uzman görüşünün sunularak ibraz edildiği ve dava dışı şirketin çalıştığı bankalardan hesap hareketlerinin celbinin talep edildiği, mahkemece bildirilen bankalara müzekkere yazılıp cevapları dosya arasına alınarak, davacı itirazları karşılanmak üzere dosyanın üç mali müşavir bilirkişiden oluşan yeni bir heyete tevdii edildiği, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen kök ve birinci ek raporda sonuç olarak, davacı tarafından dava konusu edilen 2012 yılı ve sonrasına ilişkin dönemde şirketin sicile tescil edilmiş herhangi bir işlemine dair Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan bulunmadığı, bu yıllara ilişkin kendilerine başkaca bir evrak da teslim edilmediği, davacı tarafından sunulan uzman görüşünün kurumlar vergisi beyannamesinde yer alan rakamlardan ibaret ve bunlarla sınırlı olduğu, sonuca götürmeyen afaki bir çalışma olduğu, incelenmesi talep edilen hesaplara ait 2016 ve sonrasına ilişkin tüm defter ve kayıtlar, banka hesap hareketleri, çekler, demirbaş ve amortisman listeleri, bordolar, maliyet hesapları vb belgeler ibraz edilmeden yapılacak incelemenin yetersiz kalacağı, sınırlı inceleme doğrultusunda davalının şirketi zarara uğrattığı iddiasını doğrular herhangi bir delile rastlanmadığı, muhasebe kayıtlarındaki bazı hataların sorumluluğunun davalıda mı muhasebecide mi olduğu yönündeki takdirin mahkemeye ait olduğu kanaati bildirilmiş, ikinci ek raporda; mali müşavir ... tarafından mahkemeye veirlen dilekçe ekindeki flash bellek içerisinde sadece 2017 ve 2018 yılı yevmiye defterlerinin dökümlerinin bulunduğu, defter ve belgelerin fiziki ortamda mahkemeye sunulmadığı, defter ve belgelere ilişkin zayi belgesi de sunulmadığı, dosyadaki belgeler ile banka kayıtları birleştirilerek inceleme yapıldığı belirtilerek tüm banka hesap ekstreleri tek tek incelenmiş, şirketin 2017 yılına ait  300 nolu  banka kredileri hesabındaki 282.583,00-TL'nin 2018 ve 2019 yıllarına da devredildiği, ancak bankalardan celbedilen hesap hareketlerinde şirketin bankalara herhangi bir borç bakiyesi bulunmadığının tespit edildiği, celbedilen banka hesap hareketlerinde davacı iddiasını ispata yarar somut bulgu yer almadığı, uzman görüşü tarafından sunulan raporun kurumlar vergisi beyannamesinde yer alan rakamlardan ibaret ve bunlarla sınırlı olduğu, mevcut belgeler ve önceki bilirkişi raporlarında da görüldüğü üzere çekler hesabı, alıcılar hesabı, banka kredileri hesabı ve satıcılar hesabı hiçbir hareket görmeden aynı rakamlar üzerinden sabit kalamayacağından ve özellikle 2017 ve 2018 yılları çizelgelerinde yer alan işlemlerle birlikte davacının talep etmiş olduğu 2014-2015-2016 yıllarına ait yasal defter ve belgelerle birlikte her türlü yasal ve teknik incelemenin yapılmasında yetkili olan T.C. Maliye Bakanlığı ilgili birimleri tarafından incelenmesi gerektiği, mali mşavir ...'in “.... 2017 yılında şirkete ait defterleri şirket ortağı olan ...'ya teslim ettim...” şeklindeki ifadelerinden hareketle, meslek mensuplarının şirket defter ve belgelerini devir teslim tutanağı düzenleme zorunluluğu gereği kendilerinin ilgili tutanağı mahkemeye sunmaları ve ayrıca yedekleme ünitelerinde mevcut olması gereken davacı tarafından incelenmesi talep edilen 2014-2015-2016 yasal defter kayıtlarının da yer aldığı 2017 ve 2018 yıllarının da ilavesiyle içeriğin dijital örneklerini 6102 sayılı TTK'nun 64 maddesi ile VUK'un 256 maddesi uyarınca  sunması gerektiği halde sunmadığı, belirtilen sebeplerle yapılan sınırlı inceleme doğrultusunda davalının şirketi zarara uğrattığı iddiasını doğrular herhangi bir işleme rastlanmadığı ancak muhasebe hesaplarında mevcut hatalar olduğu ve fakat bunun sorumluluğunun davalıya mı, meslek mensubu olan mali müşavir ...’e mi ait olduğu yönündeki takdir mahkemeye ait olmak üzere, taraflarınca yapılabilecek başka bir incelemenin mümkün olmadığı kanaati bildirilmiştir.Mahkemece, davacının şirket yöneticilerinin kusurlu davranışları kapsamında şirketi zarara uğrattıkları iddiasını ispatla yükümlü olduğu,  düzenlenen bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere, davalıların şirket yöneticisi olarak şirketi zarara uğrattıklarına ilişkin herhangi bir tespitin yapılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davalıların tutmak ve saklamakla yükümlü oldukları şirket defter ve kayıtlarını sunamamaları ve zayi belgesi de ibraz edememeleri karşısında artık ispat yükünün yer değiştirdiği,  dosyaya sundukları mali müşavir ... tarafından düzenlenen uzman görüşündeki tespitler incelendiğinde somut bir zararın tespitinin mümkün olduğu, artık mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği yönündedir. Dava; TTK'nun 1521 maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tabi olup, davacı yönünden iddianın genişletilmesi yasağı dava dilekçesinin verilmesi ile başlayacaktır. Buna göre uyuşmazlık dava dilekçesinde ileri sürülen ve davalılara isnat olunan eylemler ile sınnırlı olarak incelenmek durumundadır.Davacının dava dilekçesinde davalılara isnat ettiği  ve şirketi zarara uğratıcı mahiyette olduğunu iddia ettiği eylemler;davalıların yöneticisi oldukları şirketle ilgili davacıya bilgi vermedikleri, şirket içi sermaye artışlarında davacı onayını almadıkları, şirket sermayesi ile şirket ortaklık yapısını değiştirdikleri ve böylece ...'yu şirkete ortak ettikleri,  davacının bu işlemlerin hiçbirinde imzasının olmadığı, bu şekilde alınan  kararların suç teşkil ettiği, yapılacak yargılama sonucunda davalıların kanuna ve şirket ana sözleşmesine aykırı iş ve işlemleriyle şirketi doğrudan, davacıyı ise dolaylı zarara uğrattıkları yönündedir.Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ile amaçlanan; zarar verene isnat edilebilecek ve onun hukuk düzenince onaylanmayan bir davranışından kaynaklanan zararın giderilmesidir.Sorumluluğu düzenleyen 6102 sayılı TTK'nun 553.maddesi hükmüne göre kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. ... Şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu halinde de her türlü zarara tazminat sonucunu bağlamamaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin Türk Ticaret Kanununa istinaden hukuki sorumluluklarına hükmedilebilmesi; zarar, hukuka aykırılık, kusur, illiyet bağı koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır.Dairemizce davacı dışı şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen tüm karar ve işlemleri, ilan metinleri ilgili internet sitesinden indirilerek tek tek incelenmiş, dava dışı şirketin 1980 yılında ..., ..., ... ve ... tarafından 300 adet hisseye tekabebül eden 300.000,00-TL sermaye ile ve HER ortak 75.000,00'er-TL paya sahip olacak şekilde kurulduğu, şirket müdürlüğüne üç yıl süre ile ... ve ...'ın, şirketin 10/02/1998 tarihli ortaklar kurulu kararı ile ...'nun süresiz olarak şirket müdürlüğüne seçildiği, 30/04/1997 tarihli ortaklar kurulu kararı ile kurucu ortaklardan ... ve ...'ın ölümü nedeniyle onların paylarının mirasçılara payları oranında geçişine onay verildiği, davacının da miras yolu ile şirkette 12.000-TL paya sahip olduğu, 05/08/1997 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirket sermayesinin 1.500.000.000,00-TL'ye çıkartıldığı, davacının payının 50.000.000,00-TL olduğu, 17/06/2003 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirket sermayesinin 75.000.000.000,00-TL'ye çıkartıldığı ve davacının payının 2.500.000.000,00-TL olduğu, 17/06/2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile bir kısım pay sahiplerinin pay devirlerinin onaylanmasına karar verildiği, yeni pay durumunda davacının payının değişmeyip 2.500,00-YTL olduğu, 28/12/2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile bir kısım pay devirlerinin ve ölen paydaşlardan birinin payının mirasçılara payları oranında devrinin onaylanmasına karar verildiği, bu pay devirleri arasında dava dışı ...'nın payının 6.000,00-TL'lik kısmının ...'ya devrinin de diğer devirlerle birlikte onaylandığı,  08/02/2006 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirket süresinin 99 yıla çıkartılmasına karar verildiği, 22/06/2006 tarihli ortaklar kurulu kararı ile ...'ın münferit yetkili olarak şirket müdürlüğüne seçilmelerine karar verildiği, 04/01/2008 tarihli ortaklar kurulu kararı ile dava dışı paydaş ... tarafından yapılan pay devirlerinin onaylanmasına karar verildiği, 29/03/2011 tarihli ortaklar kurulu kararı ile dava dışı ortaklardan ..., ... ve ...'ın şirketteki tüm paylarının ...'ya devrinin onaylanmasına, ayrıca ...ile ...'nun 10 yıl süre ile münferit yetkili olarak şirket müdürlüğüne atanmalarına karar verildiği, 10/02/2012 tarihli ortaklar kurulu kararı ile dava dışı paydaş ...'nun payının tamamının ...'ya devrine ilişkin pay devrinin onaylanmasına karar verildiği, 29/03/2013 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirket sermayesinin 225.000,00-TL'ye çıkartılmasına, arttırılan sermayenin bir kısmının şirketin 2004, 2005, 2006 ve 2007 yıllarının net karlarından karşılanmasına, kalan kısmının ise ortaklarca nakden karşılanmasına karar verildiği, davacının pay durumunun 7.500,00-TL'ye çıktığı, bu tarihten dava tarihine kadar dava dışı şirket tarafından alınmış başka bir karar olmadığı, noter onaylı kararların tamamının tescil sonrası ticaret sicil gazetesinde ilan edildikleri, davacının şirkete ortak olduktan sonra alınan tüm  ortaklar kurulu kararlarına asaleten imza attığının hem ilan metinlerinden, hem de ilan metinleri ile tamamen aynı içeriğe sahip, bilirkişi incelemesi sırasında dosyaya sunulan  karar defteri sureti içerisindeki karar metinlerinden görüldüğü tespit edilmiştir.Davalıların, davacının bilgi alma hakkını kullanmasına izin vermediklerine yönelik iddiası yönetici sorumluluğu nedeniyle tazminat isteminin doğrudan konusunu teşkil etmeyeceği gibi, davacı tarafından dava dilekçesinde 2017 yılına dek şirketin işleyişi ile ilgili herhangi bir bilgi alma talebinde bulunulmadığı belirtilmiş olup, Bakırköy 1 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ileri sürülen 02/02/2018 tarihli delil tespiti talebi haricinde bilgi alma hakkı için daha önce şirket yönetim kuruluna başvurulduğuna, yahut  TTK'nun 617/3 fıkrası atfı ile TTK'nun 412 maddesi kapsamında genel kurulun toplantıya çağrılması hakkının kullanıldığına ve bu toplantıda bilgi alma veya denetçi talebinde bulunulduğuna dair herhangi bir somut delilin dosyaya sunulmadığı, öte yandan davacının hiçbir ortaklar kurulu kararına imza atmadığına dair beyanına rağmen yukarıda açıklandığı üzere davacının dava dışı şirkete miras yolu ile ortak olduğu tarihten itibaren tüm ortaklar kurulu kararlarına asaleten imza attığı, bu kararlar arasında pay devirlerinin onaylanmasına ve sermaye arttırımına ilişkin kararların da bulunduğu, nitekim sermaye artışı sonucu davacı payının da yükseldiği, böylece davacının da sermaye artışına payı oranında katıldığının anlaşıldığı, davacının bu ortaklar kurulu kararlarının geçersizliğine yahut iptaline yönelik açtığı bir dava da bulunmadığı, ...'nun şirkete dava dışı ortaklar tarafından yapılan pay devirleri sonucu ortak olduğunun, davacının bu pay devirlerine onay verilmesine ilişkin kararlarda imzası bulunduğunun da görüldüğü, dava dışı şirketin defterlerinin yıkım nedeniyle zayi olmasına rağmen zayi belgesi alınmamış olmasının tek başına davacının zarar, hukuka aykırılık, kusur, illiyet bağı koşullarının gerçekleştiğini ispat yükünü ortadan kaldırmayacağı, diğer ifade ile ispat yükünün yer değişmesine sebep olmayacağı, davacının dava dilekçesinde davalıların hangi iş ve eylemleri ile kusurlu olarak şirketin zararına sebep olduklarına dair başkaca somut bir iddiada bulunmadığı, şirketin 2017 sonu itibariyle gayrıfaal hale geldiği davalı... tarafından beyan edilmiş olmakla birlikte, bu durumun yalnızca müdürlerin tazminatı gerektirir eylemleri nedeniyle oluştuğunun davacı tarafından ispat olunamadığı,  davacı tarafından dosyaya sunulan ve yalnızca kurumlar vergisi beyannameleri üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen uzman görüşünün ispata yeterli olmadığı, açıklanan nedenlerle mahkemece davacının davasını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 171,00-TL harcın mahsubu ile bakiye 256,6‬0-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 07/11/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fc591a9a128e972c","SID":"a8321aff4466e555"}}