{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: <br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: <br>KARAR NO\t: <br>KARAR TARİHİ\t: 21/11/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>ÜYE\t\t: <br>KATİP\t\t: <br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 02/05/2024<br>NUMARASI\t:  Esas  Karar<br><br>MÜTEVEFFA\t: <br>DAVACILAR\t: 1- <br>\t2- <br>VEKİLİ\t: Av. <br>DAVALI\t: <br>VEKİLİ\t: Av. <br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 21/11/2024<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 22/11/2024<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özet olarak; sürücü ....'in sevk ve idaresinde bulunan ...... plakalı otomobili ile Kızılören Mahallesi istikametinden Konya ili istikametine seyir halinde iken, Sefa köy Mahalle içi 24556. Sokak üzerine geldiğinde karşı istikametten gelen müvekkillerinin desteği sürücü ......' ın sevk ve idaresinde bulunan Tescilsiz kırmızı renkli Mondial marka motosiklet ile otomobilin sağ ön yan kısmı ve motosikletin ön kısmı ile çarpışması neticesinde müvekkillerinin desteği ......'ın vefat ettiğini, söz konusu kazanın  ...... plakalı otomobil sürücüsü ....'in tam kusurlu hareketi sonucu meydana geldiğini, kazadan sonra müvekkilleri davacının desteklerinin sağladıkları maddi olanaklardan mahrum kaldıklarını ve zarara uğradıklarını, kazaya ilişkin Konya Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde ... nolu soruşturma başlatılmış olup iddianamenin kabulü üzerine Konya ... Asliye Ceza Mahkemesi ... E. ... K. sayılı dosya kapsamında cezai tahkikat başladığını, müteveffa ...... 2004 doğumlu olup kaza anında 17 yaşında olduğunu, kaza neticesinde destekten yoksun kalan davacı müvekkillerimizin zararlarının karşılanması için (nüteveffanın mirasçıları sıfatıyla değil destekten yoksun kalan (DYK) üçüncü kişi sıfatıyla) davalı sigorta şirketine 16.01.2023 tebliğ tarihinde başvuru yapılmıştır. İşbu başvuru neticesinde davalı uhdesinde ....nolu vefat hasar dosyası açılmış olup davalı 15.03.2023 tarihinde müvekkili baba .... için 58.431,00 TL;  müvekkili anne ...... için ise 73.090,00 TL olmak üzere toplam 131.521,00 TL ödeme yaptığını, ancak bu ödeme hak edilen gerçek DYK maddi tazminat tutarından çok eksik olduğunu, bakiye zararlarının ödenmediğini, arabuluculuk görüşmelerinden de sonuç alınamadığını belirterek; HMK m.107 gereğince belirsiz alacak davası olarak; baba .... için 50 TL destekten yoksun kalma tazminatı alacağının, davalının temerrüde düştüğü 27.01.2023 (başvuru tarihinden 8 işgünü sonraki tarih) tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan (sigorta teminat üst limitini aşmamak kaydıyla) alınarak davacı müvekkile verilmesine, anne ...... için S0 TL destekten yoksun kalma tazminatı alacağının, davalının temerrüde düştüğü 27.01.2023 (başvuru tarihinden 8 işgünü sonraki tarih) tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan (sigorta teminat üst limitini aşmamak kaydıyla) alınarak davacı müvekkile verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özet olarak; davanın yetkisiz mahkemede ikame edildiğini, müvekkili sigorta şirketine yapılan başvuru üzerine, aktüer tarafından yapılan (TRH 2010 Ölüm Tablosu ile %1.8 teknik faiz ile) hesaplama sonucu %15 kusur nispetinde müteveffanın annesi ...... için 91.362,22-TL, müteveffanın babası .... için 73.039,77-TL olmak üzere toplam 164.401,99-TL tazminat miktarı tespit edildiğini ve işbu tutardan %20 müterafik kusur indirimi yapılarak toplam 131.521,090-TL destekten yoksun kalma tazminatı davacı vekili hesabına 15.03.2023 tarihinde ödendiğini ve müvekkilinin poliçeden kaynaklı sorumluluğunu yerine getirdiğini, itirazları baki kalmak kaydıyla; sigorta şirketi tarafından daha önce yapılan bir ödeme bulunduğundan, ödeme tarihi hesap tarihi olarak kabul edilmeli ve hak sahibi lehine fark çıkması halinde bu farkın ödenmesinin gerektiğini, ayrıca kabul anlamına gelmemek kaydıyla, yukarıda detaylıca açıklandığı üzere, dava konusu kazaya ilişkin müterafik kusur indirimi yapılması gerekmekte olup; indirim oranının Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarına göre %20 olması gerektiği izahtan vareste olduğunu, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalısının kusuru oranında olduğunu, uyuşmazlığa konu kaza sonrası müteveffa ......’ın kaza tespit tutanağına göre koruyucu kask kullanmadığınin tespit edildiğini, bu nedenle de müterafik kusur indirimi yapılmasının gerektiğini, davacıların faiz taleplerinin kabulünün mümkün olmadığını belirterek; davanın öncelikle yetkisizlik nedeniyle reddine, aksi durumda ise esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk derece mahkemesinin kararı ile; \"Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; davaya konu trafik kazası neticesinde davacıların oğlu destek ......'ın öldüğü, kazanın oluşmasında sigortalı araç sürücüsünün % 25 oranında kusurlu olduğu, bu kusur oranı dikkate alındığında davacı ......'ın bakiye destekten yoksun kalma tazminat tutarının 171.427,53 TL 'ye, davacı ....'ın bakiye destekten yoksun kalma tazminat tutarının 135.889,19 TL olduğu, davalın oluşan zarardan poliçe kapsamında sorumlu olduğu sonucuna varıldığından davacıların davalarının kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>DAVACI ......'IN DAVASININ KABULÜ ile, 171.427,53 TL destekten yoksun kalma tazminatının 27/01/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ......'a verilmesine,<br>DAVACI ....'IN DAVASININ KABULÜ ile, 135.889,19 TL destekten yoksun kalma tazminatının 27/01/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ....'a verilmesine\" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; hükme esas alınan kusur raporunun hatalı olduğunu, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin, hükme esas alınan kusur raporunun tanziminde göz önüne yeterince alınmadığını, kaza esnasında müteveffa idaresindeki motosikletin aydınlatma tertibatının yeterli düzeyde olduğunu, bu hususu ispatlamak adına dosya kapsamına sundukları cd içeriğindeki video ve fotoğrafların bilirkişi raporunda değerlendirmeye alınmadığını, aktüer bilirkişi raporunda müteveffa kazancının ömür boyunca asgari ücret olacağı kabulüyle hesaplama yapıldığını, ancak bu hususa katılmadıklarını, müteveffanın aylık gelirinin her dönem asgari ücret olarak hesaplanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olacağını, müteveffanın kaza tarihinde 18 yaşının içerisinde olup ilerleyen dönemlerde çalışma hayatında elde edebileceği kıdem ve statüye binaen asgari ücretten çok daha fazla tutarda gelir elde edebileceğini, bu nedenle tazminat hesaplamasının asgari ücretten uzaklaşılarak hesaplanması gerektiğini, davacı müvekkillerinin, bakiye ömür sürelerinin kabul edilen süreden çok daha fazla olduğunu, tüm hesap kriterlerinin lehe olan formüller ve tablolar kullanılarak yapılması gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve dosya esasına İTÜ Trafik Kürsüsü ya da ATK Genişletilmiş Uzmanlar Heyeti'nden yeni bir kusur raporu aldırılmasını, yukarıdaki talep akabinde ek ya da yeni bir aktüer raporu aldırılmasını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Dava; ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma  tazminat  istemine ilişkindir.<br>1-Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede :<br>            AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>\tZira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>\tT.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>\tBu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>\tYine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>\tGörüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>\tAnayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>\tTürk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>\tYukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>\tAYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>\tBu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>\tZorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>\tMali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>\tDüzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>\tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>\tBu halde mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre daha önce rapor tanzim eden tazminat bilirkişisinden yukarıdaki esaslara uygun ek rapor tanziminin istenerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.<br>\t2- Kusur itirazının incelenmesinde :<br>\tDavaya konu 16/10/2022 tarihli trafik kazasının, sürücü ....'in sevk ve idaresinde bulunan ...... plakalı otomobili ile Kızılören Mahallesi istikametinden Konya ili istikametine seyir halinde iken, Sefa köy Mahalle içi 24556. Sokak üzerine geldiğinde karşı istikametten gelen müvekkillerinin desteği sürücü ......' ın sevk ve idaresinde bulunan Tescilsiz kırmızı renkli Mondial marka motosiklet ile otomobilin sağ ön yan kısmı ve motosikletin ön kısmı ile çarpışması  sonucu meydana geldiği, kaza sonucu ......'ın vefat ettiğini anlaşılmıştır.<br>\tKaza tespit tutanağı ile kazanın oluşmasında sürücü ....'in ve müteveffa ......'ın kusurlu olduklarının tutanağa bağlandığı.Konya... Asliye Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasından ATK'dan aldırılan 02/05/2023 tarihli kusur rapor ile kazanın oluşmasında sürücü ....'in tali kusurlu , müteveffa ......'ın ise asli kusurlu olduğu rapor edildiği. Konya Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı dosyasından aldırılan  kusur rapor ile kazanın oluşmasında sürücü ....'in %50 oranında, müteveffa ......'ın ise %50 oranında kusurlu olduklarının rapor edildiği kaza tespit tutanağı ve raporlar arası çelişkinin giderilmesi için Mahkemece Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden alınan 20/01/2024 tarihli raporda ;sürücü ....'in 25 % oranıda,  müteveffa ......'ın ise % 75 oranında kusurlu olduğu  açıklığa kavuştuğu anlaşılmıştır.<br>\tMahkemece aldırılan 20/01/2024 tarihli bilirkişi heyeti raporundaki tespitlerin dosya kapsamına ve kazanın oluş şekline uygun olması ve mevcut raporlar arasındaki çelişkinin giderildiği anlaşılmakla itirazın reddi gerekmiştir.<br>Bu itibarla davacılar vekilinin istinaf başvurularının açıklanan nedenlerden ötürü kabulü ile sair yönleri incelenmeyen ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan sebeplerle KABULÜ ile Yerel Mahkeme kararının HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca  KALDIRILMASINA,<br>2-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde değerlendirme ve işlem yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafça peşin olarak yatırılan, başvuru harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde davacıya iadesine,  <br>4-Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle  avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,<br>5-İstinaf yasa yoluna başvuran davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,<br>6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,<br>HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi.21/11/2024<br><br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br>e-imzalı <br><br>Üye<br><br>e-imzalı <br><br>Üye<br><br> e-imzalı<br><br>Katip<br><br> e-imzalı<br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"73a30696d839492e","SID":"debbae02a381041a"}}