{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1044 <br>KARAR NO: 2024/1475<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 24/02/2021<br>NUMARASI: 2019/726 Esas -  2021/220 Karar<br>DAVA TARİHİ: 18/02/2020<br>DAVA: Borçtan Kurtulma Davası (Menfi Tespit Alım Satım)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/10/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili ...'nın keşideci, ...'ın ise kefil olarak imzaladığı 2 adet bononun davalıya kauçuk presinin 29/08/2018 tarihinde satın alınması nedeniyle verildiğinin satın alınan makine hakkında davalının, yaklaşık 3 ay kullanıldığını, hasarsız ve ayıpsız olduğunu beyan ettiğini, müvekkilinin davalının beyanına itibar ettiği ve bir sorun çıkması halinde servis desteği alacağını da düşünerek makineyi toplam 47.200,00 TL bedelle satın aldığını ve 30/08/2018'de teslim aldığını, makine bedeli olarak takibe konu 35.000,00 TL bedelli müşteri çekini ve ...'ın kefili olduğu, her biri 6.100,00 TL bedelli 2 adet bonoyu verdiklerini, satın alınan malın ayıplı çıktığı ve ayıbın onarılamaz nitelikte olduğunu, makinenin teslim alındıktan 1 ay sonra yağ kaçırarak arızalandığını, durumun davalı firma yetkilisi ...'a iletildiğini, şirket yetkilisinin ismini verdiği ... isimli kişi aranarak sorunla ilgili görüşüldüğünü, davalı bir sonuca ulaşamaması nedeniyle davalı firma yetkilisinin aranarak pres keçelerinin 2-3 ay kullanılmış olmasına rağmen neden patladığı sorulduğunda, makinenin 2-3 ay kullanıldığı fakat uzun süre beklediği bilgisinin verildiğini ve servise yönlendirdiğini, müvekkili tarafından servise yapılan başvuruda teknik olarak ilgilenilmediğini, bunun üzerine üretim yapamayan müvekkilinin ...'den ... beye başvurup, oradan gelen ustanın durumu incelemesi üzerine arızalı makine için keçe alıp taktırdığını, 22/11/2018'de keçe üretimi için tekrar kauçuk alınmasına rağmen 30/11/2018'de hidrolik pres'in aynı arızayı tekrarladığını ve keçelerin patladığını, sorunun çözülmeyeceğini anlayan müvekkilin davalıyı arayarak makineyi iade almalarını ve makine bedeli olarak verilen çek ve bonoların iadesini istediğini, davalının sorumluluğu kabul etmediğini, 24/01/2019 tarihinde davalıya tekrar başvurulduğunu, davalının ... firmasına kendisini yönlendirdiğini, ... Makina sahibi ... Bey ile arıza için tekrar görüşülüp, servis geldiğini, makinenin nakliyesi için 900,00 TL, tamiri için 2.500,00 TL ödeme yapıldığını, makinenin tamir edildi denilerek 16/02/2019 tarihinde müvekkiline iade edilmesine rağmen 02/03/2019 tarihinde aynı arızanın tekrar meydana geldiğini, ... yetkilisi ile yapılan görüşmede makinenin davalı tarafça 2 yıl sorunsuz kullanıldığı bilgisinin verildiğini, müvekkiline makinenin 2-3 ay kullanıldı denilmesindeki şaşkınlığını ifade ederek arıza için 5.000,00 ila 8.000,00 TL arasında masraf olabileceğini bildirdiğini, davalıya verilen müşteri çekinin karşılıksız çıkması üzerine alınan ihtiyati haciz kararı ile ayıplı makine dahil işyerindeki tüm makine ve ekipmanların yediemine götürüldüğünü, sonuç olarak müvekkili ... aleyhine temeldeki ticari ilişkiye müsteniden verilen ve İstanbul .... ... Dairesi'nin ... sayılı dosyasına dayanak çekten ve ...'nın keşideci, ...'ın kefil olarak imzaladığı 2 adet bono nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacılar tarafından her iki dosya ile yapılan takiplere itiraz edilmeyip, borcu taksitler halinde ödemeyi teklif ettiklerini, ... İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasında takipte taraf olmadığını, ... yönünden usulden davanın reddinin gerektiğini, ... hakkında başlatılan takip İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası olduğunu, müvekkiline satım akdine konu makine ile ilgili herhangi bir ayıp ihbarı yapılmadığını, TTK 18/3.maddesi gereği ihtarat olmadığını, TTK 23/c gereği süresi çerisinde ayıp ihbarı yapılmadığını, davacının makineyi ikinci el olduğunu bilerek satın aldığını, makinenin ayıpsız bir şekilde teslim edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Davacı ... yönünden ise, nizalı makinenin 29/08/2018 tarihinde davacıya satıldığı sabittir. Davacı alıcı, makinenin satışı esnasında ayıplı olduğunu ileri sürmektedir. Makinenin anlaşmaya aykırı olarak 2-3 aylık değil, daha uzun süre kullanıldığını ve bunu sonradan öğrendiğini, makinenin ayıplı şekilde teslim edildiğini bildirmektedir. Bu iddia karşısında makinenin varsa ayıbının, teslim alma anında yapılacak bir kontrolle tespit edilmesinin mümkün olduğu açıktır. Davacı, TTK'nun 23/1-c maddesinde belirtilen süre içerisinde ve sonrasında ayıp ihbarında bulunduğuna ilişkin herhangi bir delil sunmadığı gibi dava konusu makinede olduğunu belirttiği ayıpların varsa açık ayıp olduğu kendi beyanından anlaşılmakla makineyi defalarca servise götürdüğü ve tamir ettirdiği, onarım hakkını kullandığı, bu süreçte de yasal olarak ayıp ihbarında bulunduğu hususunu ispat edemediği, kaldı ki, makine ikinci el olup, davalının garantiye ilişkin ayrıca bir taahhüdünün olduğu hususu da davacı tarafça ispat edilememiş olup, asıl dava yönünden ve yine aynı ticari ilişkiye istinaden verildiği anlaşılan ve birleşen davanın konusu olan senetlerle ilgili borçlu olmadığının tespiti talepleri yönünden, asıl davada; davacı ... yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacı ... yönünden davanın reddine,  birleşen dava yönünden davanın reddine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı ... bakımından mahkemece  temeldeki ticari ilişkinin tartışılmadığını, mahkemenin basit yargılama usulü olduğunu ancak bunun dahi eksik olarak uygulandığını, delillerin toplanmadığını ve yazılı delil arandığını, mahkemenin ayıp iddialarını HMK 266. Madde hükmü hilafına bilirkişi incelemesi yaptırmadan \"makinenin varsa ayıbının, teslim alma anında yapılacak bir kontrolle tespit edilmesinin mümkün olduğu açıktır\" gerekçesiyle reddettiğini, mahkeme, kararında \"makine ikinci el olup, davalının garantiye ilişkin ayrıca bir taahhüdünün olduğu hususu da davacı tarafça ispat edilememiş olup,\"  demek suretiyle kullanılmış mal satanın açık bir taahhütte bulunmadığı sürece malın hiç bir ayıbından sorumlu olmayacağı anlamına gelebilecek bir hüküm kurmuştur ki TBK 219. ve devamı maddelerine göre bunun hukuken kabulüne olanak olmadığını, davacıların ayıp ortaya çıktığı anda durumu davalıya ihbar ettiğini, Zaten davacılar için bu ihbarın bir mecburiyet olduğunu, zira makinenin işler hale gelip gelmeyeceğinin onarılacak ise kimin onarabileceğine dair bilgilerin ancak davalıdan alabileceğini,  davalılardan ...'ın malın ayıplı olması ile ilgili davalıyı sürekli bilgilendirdiğini, ne var ki davacıların her arayışında davalının makinedeki ayıbın giderilebilecek mahiyette olduğunu beyanla nasıl giderileceğine dair kah makina ustası ismi kah firma ismi vererek davacıları oyaladığını, alacaklının icra takibi ile haczettirdiği malları alacağa mahsuben almak suretiyle sattığı ayıplı makineyi geri aldığını, ancak daha önemlisi davacıların çok daha değerli diğer bir makinesine sahip olduğunu, burada kanuna aykırı bir husus olmasa bile alacaklının niyetini anlamak bakımından dikkat çekici olduğunu beyanla,davanın reddine dair kararın kaldırılmasına ve gerek asıl gerekse birleşen davalar bakımından davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: asıl davada davacı müvekkil ... yönünden yerel mahkeme kararının aktif husumet yönünden davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, davacı müvekkilinin temel ilişkinin tarafı olduğunu bu nedenle mahkemenin bu müvekkili yönünden husumet yokluğu nedeniyle  davayı ret etmesinin yerinde olmadığını iddia ettiğini, dava konusu makinenin ... tarafından davalıdan satın alındığını ve bedelinin de ... tarafından tanzim edilen çek ve senetlerle ödendiğini, müvekkili ...'ın sadece senetlerde kefil sıfatında olduğunu,  çekte imzası bulunmayan ...'nın asıl davada taraf sıfatı bulunmadığını, bu nedenle yerel mahkemenin kararının yerinde olduğunu, davacının istinaf taleplerinin reddi gerektiğini, mahkeme tarafından delillerin usulüne göre toplandığını, davacıların dava konusu çek ve senetlerden borçlarının bulunmadığının tespitini talep ettiklerini bu halde, davacıların bu kambiyo evraklarından dolayı borçlarının bulunmadığını ancak senet kuvvetinde yazılı delille ispatlamaları gerektiğini, davacıların bu yönde bir delil sunamadıklarını, huzurdaki davada hangi hallerde tanık dinlenebileceği kanunda sayılmış olup, bu davada tanık dinlenmesinin mümkün olmadığını,  bu nedenle  mahkemenin tanık dinlenmesi talebini red etmesinin yasaya uygun olduğunu, davacıların bu yöndeki istinaf taleplerinin de yerinde olmadığını, davacılar vekilinin Yerel Mahkemenin sözlü yargılama yapılmaksızın hüküm kısmına geçtiğini,  bunun  usul eksikliği olduğunu ve bu eksiklik nedeniyle, yerel mahkeme  kaldırılması gereğini istinaf sebebi yaptıklarını, Yerel Mahkemenin 24.02.2021 tarihli duruşmada  tahkikatın bittiğini tefhimle tarafların son diyeceklerini sorduğunu ve  devamında hüküm kurduğunu, davacının bu duruşmada ayrıca bir sözlü yargılama yapılması talebinde de bulunmadığını, bu nedenle, HMK'daki bu son düzenleme kapsamında  yerel mahkemenin usulü uygulamasının yerinde olduğunu, davacının bu yöndeki istinaf talebinin de reddi gerektiğini, davacıların ayıp iddiasının gerçek olmadığını, Kaldı ki, davalıların beyanlarında makineyi ayıplı olarak aldıklarını iddia ettiklerini, fakat TTK 23. maddedeki ihbar sürelerine uymadıklarını, bu yönde de dosyaya delil ibraz etmediklerini, bu nedenle, davacıların bu yöndeki iddialarınında yerinde olmadığını beyanla istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Asıl ve birleşen dava İİK 72/3 maddesi uyarınca borçlu olmadığının tespiti (Menfi Tespit) istemine ilişkindir. Asıl dava İstanbul ... İcra dairesi ... E. Dosyası ile takibe konu edilen çek nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline ve davalıya verilen 2 adet bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, birleşen dava ise asıl davaya konu edilen 2 adet bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ve bu bonolara dayalı başlatılan İstanbul ... İcra müdürlüğünün 2019/12032 esas nolu takibin iptaline ilişkindir.   Mahkemece asıl ve birleşin davanın  reddine karar  karar verilmiş, karara karşı davacılar  vekili asıl ve birleşen dava  istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Davalı taraf İstanbul ...İcra müdürlüğünün ...  Esas sayılı dosyası ile 35.000 TL bedelli, keşidecisi dava dışı ... Ltd.Şti, lehdarı ve ilk cirantası davacı ..., sonraki cirantası davalı ... Ltd. Şti olan Çek takip dayanağı gösterilerek davacı ... ve dava dışı ... Ltd.Şti hakkında  kambiyo senetlerine özgü takip  yolu ile icra takibi başlatmıştır. Davalı taraf ayrıca İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ...  Esas sayılı dosyası ile her biri 6.100 TL bedelli 2 adet bono takip dayanağı gösterilerek 13.572,65 TL alacağın tahsili amacıyla davacılar ... ve ... hakkında takip başlatmış, bonolarda keşidecinin ..., avalistin ... ve lehdarın davalı ... Ltd. Şti olduğu belirlenmiştir. Davacı icra takibine konu edilen çek ve bonoların davalıya  ticari satıma konu mal bedeli için verildiğini, satıma konu malın ayıplı çıktığını, davalı tarafa durum bildirdiğini, makinenin bir kaç defa tamir görmesine rağmen arızanın ayıbın giderilmediğini belirterek borçlu olmadığını iddia etmektedir. Davalı taraf ise satışa konu makinenin ikinci el olduğunu, TTK 23 maddesinde belirtilen sürelerde yine TTK 18 maddesinde  belirtilen şekilde bir ayıp ihbarının yapılmadığını, muayene ve ihbar külfetinin yerine getirilmediğini, makinenin ayıplı olmadığını savunmaktadır.  6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi; \"Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.\" şeklinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır. Alıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanabilmesi için muayene ve ihbar külfetini yerine getirmesi gerekir. TTK'nın 18/3. Maddesine göre, tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılmalıdır. Elbetteki bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir. Buna göre ayıp ihbarının yapıldığı hususunun tanıkla ispatı mümkün değildir. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır(Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı). Satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için ayıbın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması, ayıbın önemli olması, alıcının sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmaması ve en nihayetinden alıcının kendisine düşen muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekir. Aksi halde satılan, alıcı tarafından mevcut haliyle kabul edilmiş sayılır.Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.  Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlananhukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Bu ispat kuralları gereği ispat yükü kendisine düşen davacı tarafça;  kendisine  teslim edilen makinenin kurulumunun yapıldığı, 2 ay süresince çalıştığı, bu süreden sonra yağ kaçırma şikayetinden ve başkaca ayıplardan bahsedildiği, ancak davacı tarafça davalıya makinenin ayıbı hakkında herhangi bir bildirimde bulunulduğunun ispatlanmadığı anlaşılmakla, satıma konu makineyi bu haliyle kabul etmiş sayılır. Bu durumda mahkemece ayıbın ispatlanmadığına yönelik kabulde bir isabetsizlik yoktur.  Dava ehliyeti, kişinin bizzat bir davayı açabilme veya davada davalı olarak yer alabilme yetkisini ifade eder ve medeni hukuktaki fiil ehliyetinin usul hukukundaki karşılığıdır. Buna karşın husumet ise tarafın, dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Taraf sıfatı (husumet), maddi hukuka göre belirlenen, bir sübjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir sübjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Dava şartı olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Davanın sonucunda verilecek karar kimin hakkını etkileyecekse husumetin o kişi ve kuruma yöneltilmesi gerekir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet) da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, davacının davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan, husumetten) dolayı davası reddedilir (Kuru Baki/Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530; Abdurrahim Karslı, Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı, 2. Bası, İst. 2011,  s. 311- 312). Somut olayda asıl davada dava dilekçesinin sonuç bölümünde \"İstanbul ... İcra dairesi ... E. Dosyası ile takibe konu edilen çek nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline ve davalıya verilen 2 adet bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitine\" şeklinde talep sonucu bildirilmiştir. Bahsi geçen ve dava konusu edilen bonolarda davacı ... avalist olarak imzası bulunmaktadır. Bilahare bahsi geçen bonoların icra takibine konu edildiğini anlaşılması ile açılan, bonolar nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline yönelik talepte bulunulmuş olması asıl davada davacının aktif husumetinin bulunmadığı anlamına gelmez. Mahkemece bu davalı yönünden asıl davanın aktif husumet nedeniyle reddine şeklinde kurulan hüküm isabetli değil ise de sonucu itibarıyla davanın reddine karar verilmesi doğrudur.  HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının sonucu itibarıyla doğru anlaşıldığından asıl ve birleşen  davacılar  vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:  1-Davacılar  vekilinin asıl ve birleşen dava yönünden istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı   ESASTAN REDDİNE,2- Asıl dava yönünden; Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacılardan alınarak hazineye irat kaydına,3-Birleşen  dava yönünden; Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacılardan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacılar  tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.  17/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5165b644563e685a","SID":"98130bbfe6514e52"}}