{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2022/1331 - Karar No:2024/865<br>                     T.C.<br>                ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>       27. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/1331 <br>KARAR NO\t: 2024/865<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 06/07/2022<br>NUMARASI\t\t: 2015/82 E-2022/599 K<br><br>DAVACI\t: <br>VEKİLİ\t: <br>DAVALI\t: İ<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ\t: 30/10/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 30/10/2024<br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:\t<br>\tDavacı vekili; taraflar arasında \"Gaziantep Havalimanı 28/10 Pistinin Taksiyolu Düzleminde Yenilenmesi\" işine ilişkin olarak 12.01.2005 tarihinde 26.465.900,00 TL bedelli sözleşmenin imzalandığını, projelerin davalı yüklenici tarafından hazırlanarak idareye tevdi edildiğini, projelerde 3-4 inçlik kırma taş dolgu önerildiğini ancak projelerin taş dolgu yapılma kaydıyla onaylandığını, işin tamamlanarak 15.07.2006 tarihinde geçici kabulü, 23.07.2007 tarihinde de kesin kabulünün yapıldığını, geçici kabulden sonra 25.04.2007- 25.05.2007 tarihleri arasında 186 adet, 09.04.2008-09.05.2008 tarihleri arasında 121 adet, kesin kabulden sonra 20.06.2011-20.07.2011 tarihleri arasında 260 adet olmak üzere toplam 567 adet pist kaplama anosunun davalı yüklenici tarafından kaldırılarak yenilendiğini ancak pistin beton yüzeyindeki deformasyonların kaza ve kırılmaya sebebiyet vermek suretiyle uçuş güvenliği açısında risk oluşturması, can ve mal emniyetini tehlikeye atacak noktaya ulaşması üzerine, oluşturulan teknik heyetçe 28/10 pistinin 28R pist başı yönündeki 1450 m'lik dolgu yapılan ve deformasyon olan kısmının nasıl tamir edileceğine ilişkin olarak 26.06.2012  tarihli raporun hazırlandığını ve pistteki oturmaların tehlikeli boyuta varması nedeniyle 2013 yılında yükleniciden problemin giderilmesinin istediğini ancak pistin işletmeye açılmasının üzerinden 7 yıl geçtiğini, problemden sorumlu olmadıklarını bildirerek onarım yapmayı reddettiğini, bunun üzerine 1450 m'lik sorunlu dolgu bölümü ile 1550 m'lik yarma bölümünün rehabilitasyonunun yapılması amacıyla yeniden ihaleye çıkılarak 25.07.2013 tarihinde ...- ... İş Ortaklığı ile sözleşme imzalandığını, yüklenici iş ortaklığının yer teslimden sonra dolgu malzemesinin dolguda kullanılmasının uygun olmadığının tespit edildiğini, idare tarafından teşekkül ettirilen teknik komisyonca hazırlanan 22.11.2013 tarihli rapora istinaden  Ulaştırma Bakanlığı Altyapı Yatırımlar Genel Müdürlüğü tarafından kaya dolgu malzemesinin tamamen kaldırılarak, 1-RV şartnamesine uygun kaya dolgu malzeme ile dolgunun yeniden yapılmasının önerildiğini, KGM'nce görevlendirilen bilirkişi kurulunun da pistin kaplamalı banketlere bitişik konumda herhangi bir drenaj yapılmaması sebebiyle, pist üzerindeki derzlerden ve çatlaklardan sızan suların, kaya dolgu malzemesinin vasıflarını olumsuz yönde etkilediğine ilişkin 24.03.2014 tarihli raporu tanzim ettiğini, yine Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde yaptırılan tespit sonucu sunulan 22.04.2014 tarihli bilirkişi raporunda da, kullanılan kırmataş dolgu malzemesinin uygun olduğu ancak sorunun uygulama hatasından kaynaklandığı (projeye göre 80 cm olması gereken toplam kalınlığın, 10cm-60cm aralığında olmasından) eksik dolgu yapıldığını, dolgu da nebati toprağına rastlandığı ve serim-sıkıştırma hataları bulunduğunun tespit edildiğini, bilahare 11.12.2014 tarihinde ikinci kez ihaleye çıkartılarak üçüncü kişilere yaptırılmak zorunda kalındığını belirterek ve fazlaya ilişkin haklarının saklı tutarak şimdilik sökülen ve yeniden yapılacak işlerin, davalıya 2004 yılı birim fiyatları ile inşaat işi karşılığı 12.062.353,62 TL, elektrik işi karşılığı 2.852.997,24 TL olmak üzere toplam 14.915.350,86 TL'ye yaptırıldığı ve bunun  2014 yılına eskale edilen  değeri  30.889.318,75 TL'nin  20.11.2014 tarihinden itibaren avans faizi ve KDV'si ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tDavalı vekili; öncelikle kesin kabulü 29.05.2008 tarihinde yapılan eser sözleşmesine dayalı olarak 5 yıllık zamanaşımı süresi içinde davanın açılmadığından  reddine, aksi halde ise gizli ayıp bulunması ve ayıbın müvekkilinden kaynaklanması halinde, tespit edilen ayıpları müvekkiline ihbar edilmesi gerektiğini, tamirat hususunda müvekkilinin zorlaması gerekirken, bu yola başvurulmadan 15.05.2013 tarihinde pist rehabilitasyon ihalesine, 11.12.2014 tarihinde de rehabilitasyonu ikmal ihalesine çıktığını, ihaleler ile dava konusu edilen imalatların tamamının kaldırılarak yenilendiğini, delil tespitini müvekkilinin yokluğunda ve eksik delilerle yapıldığından kabul etmediklerini, bilirkişilerin inceleme yaptığı yerlerde kaplama betonunun da söküldüğünü, bu aşamada dolgu malzemesinin hasara uğradığını, davacının ön proje ile ihaleye çıktığını, uygulama projelerini müvekkilinin hazırladığını ve onay için idareye sunduğunu, idare tarafından proje üzerine “Kaplamalı Sahaların Dolgularının 1-R Şartnamesinin 1.3.6.1. maddesine göre kaya (taş) dolgu yapılması uygundur” şerhi düşülerek ve revize edilerek projenin 01.08.2005 tarihinde onayladığını, müvekkilinin de imalatı onaylı projeye uygun şekilde ve yapı denetim yetkililerinin gözetiminde yaptığını, her türlü testler ve incelemeler sonucunda imalatın idarece kabul edildiğini, eksik kalınlıkta dolgu yapıldığı iddiasının hukuken ve teknik olarak kabul edilemeyeceğini, tip enkesitlerde gösterilen 4 inç ebadında hazırlanan kırmataş numunelerinin de gerekli testlerin yapılması amacıyla davacı idareye teslim edildiğini, malzemenin idare tarafından onaylanan ruhsatlı ... Taş Ocağı'ndan alındığını, bu ocakta yapılacak incelemede dahi görüleceği üzere taş kesitlerinde renk farklılıkları (kırmızı, kahverengi, sarı, beyaz, gri vd.) bulunduğunu, tespit raporunda nebati toprak olarak belirtilen kırmızı renkli granül malzemenin mevcut kaya zemininin kendi yapısal rengi olduğunu, yani dolguda nebati toprak kullanılmadığını, dolgunun şartnameye uygun sıkıştırıldığı yönündeki test sonuçlarının, kot okumalarının idarede bulunduğunu, ön projede ve onaylı diğer projelerde, dolgu kesitinde kapalı drenaj kanalı (drenflex) sistemi olmamasından dolayı yüzey sularına maruz kalan taş dolgu malzemesine ait ince taneli malzemenin, dolgu tabanına akmış olmasının, akışkanlık sonrasında, suya maruz kalan köşeli iri taş dolgu malzemeleri köşe noktalarından su emilimi sonucu zafiyete uğrayarak kırılabileceğinin ve dolayısıyla bu durumun pist zemininde oturmalara, kaymalara, serim malzemesinde azalmaya ve de nemli toprak tabakası oluşumuna sebebiyet vermesinin muhtemel olduğunu, müvekkilinin 09.01.2008 tarihli yazısı ile yüzey suları için açık drenaj kanalı, yüksek dolguların olduğu kesimlerde şev eğilimlerinin azaltılması ve şevlerde bitkilendirme, kademe yapılması, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün otoyollarda uyguladığı belli aralıklı prefabrik düşüm oluklarıyla yağmur sularının drenaj hendeklerine ulaştırılması yönündeki proje revizyonlarının dikkate alınmasını önermesine rağmen, keşif artışına sebebiyet vereceği gerekçesiyle önerilerinin davacı idare tarafından kabul edilmediğini, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün 24.03.2014 tarihli raporunda, DHMİ Genel Müdürlüğü'nün şartnamesinde yer alan dolgu, alt temel ve temel malzemesi sıkışma limitlerinin karayolları şartnamesinden daha düşük olduğunun ifade edildiğini, yine davacının, müvekkilinin kullandığı malzemenin düşük nitelikte olduğunu ileri sürmesine rağmen aynı malzemelerin kullanılacağı şekilde yeniden ihaleye çıktığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte hesaplardan, davacının pisti kullanması sebebiyle elde ettiği ekonomik yararın ve sökümden çıkan hurda malzemenin değerinin dikkate alınması gerektiğini, faiz ve KDV talebinin de yerinde olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini  talep etmiştir.<br>\tMahkemece, tüm dosya kapsamı, dava, cevap, sözleşme ve eki Yapım İşleri Genel Şartnamesi ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu hükümleri, YİGŞ ilgili hükümleri, dava tarihinden önce davacı tarafından alınan teknik raporlar ile teknik bilirkişiler vasıtasıyla yapılan keşif neticesinden hazırlanan tespit raporu ve   ayıp, zarar miktarı ve sorumluluk hususunda alınan birbirini teyit eden üç ayrı bilirkişi heyet raporu birilikte değerlendirildiğinde, davalının yaptığı 3000 m'lik pist kaplama  işinin 1450 m'lik kısmınında dolguda kullanılan malzemenin şartnamede belirtilen standartları tam olarak <br>sağlamadığından(kullanılan kaya malzeme içinde nebati/ bitkisel toprağın bulunması) ve projede belirtilen kalınlıkta serilmediği ve sıkıştırma işleminin teknik <br>şartlara uygun yapılmadığından, yani kaya dolgu malzemenin ocaktan yüklenmesi ve serpilip sıkıştırılmasında, sandık dolgu tabakasının projesinde gösterilen kalınlıkta yapılmasında gösterilmesi gereken özen ve dikkatin göstermediği, bu nedenle söz konusu pist alanında bu kısımda çökme ve çatlamaların meydana geldiği, kullanılamaz hale geldiği,  davacının da,  işin her aşamasında, şartname ve eklerine uygun malzeme temini ve imalatlarının kontrol ve denetimini yapması gerekirken bunda yetersiz kaldığı ve söz konusu işin ayıplı imaline katkıda bulunduğu, söz konusu ayıbın gizli ayıp olduğu ve davacı tarafından davalıya ayıp ihbarının süresinde yapıldığı, davacının ayıptan kaynaklanan zarardan, sözleşme ve kesin kabul tarihinde yürürlükte buluna BK hükmüne göre 10 yıl, sözleşmeye uygulanacak özel kanun hüküm olan 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu 30.maddesi ile aynı içerikte düzenleme içeren YİGŞ 26.maddesine göre ise 15 yıl boyunca sorumlu olduğu, davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu ve süresinde davasının açtığı, yine davacının  denetim görevini layıkıyla yapmayarak zararın doğumuna katkıda bulunduğu görülmüş ise de, sözleşmenin 23. ve 22. maddeleri ile 4735 sayılı kanunun 30 ve 31. maddeleri hükümleri karşısında, bu durumun davalının sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı ve de azaltmadığı, sadece ayıplı yapıldığı tespit edilen 1450 m'lik bölüme ilişkin işin güncel değeri olarak hesap edilen 12.074.069,38  TL'den, elektirik tesisatına ilişkin hurda değeri ve yeniden kullanılabilecek malzeme güncel  değeri toplamı 2.183.970,79 TL'nin  düşümü neticesinde belirlenen 14.258.040,17 TL  güncel zarardan davalının sorumlu olduğu, davalıya ihale edilen  taksi yolunun toplamı uzunluğunun 3000 m olduğu, bunun ayıplı imal edilen  kısmının 1450 m'lik sorunlu dolgu bölümü olduğu,  geri kalan 1550 m'lik yarma bölümünün beton kaplama kısmının da  (yeni ihalede 1450 m'lik kısmını asfalt kaplama yapılacağından iki kısım arasında uyum olması ve ileride sorun yaratması ihtimali  nedeniyle) asfalt kaplama yapılarak rehabilitasyon yapılmasına karar vererek ihaleye konu edildiği nazara alınarak, sorunsuz yapılarak davacıya teslim edilen bu kısma ilişkin, davalı ile yapılan ihalede beton kaplama istendiği, buna göre ihale bedeli tespit edildiği ve davalının da bu bölümü ihaleye uygun yapıp teslim ettiğinden, bu kısma ilişkin asfalt kapma ihale bedelinden, davalının  sorumlu  tutulamayacağı, davalının yalınızca ayıplı yapılan 1450 m'lik kısma ilişkin inşaat ve elektirik tesisatı güncel bedelinden sorumlu olacağının kabulü gerektiği, eserin kullanımdan doğan faydanın zaradan mahsubunu talep edilmişse de, eserin tüm havalimanın kapsamadığı bir kısmın kapsadığı, bu nedenle ilgili hava limanı kayıt defter vs bunun tespitinin mümkün olmadığı, yapılan bilirkişi incelemeleriyle de sabit olduğundan, bu yönde bir indirim uygulanmadığı ancak işin elektrik tesisatı  bölümde  hurda indirimi ve yeniden kullanılabilecek malzeme bedelleri  zarar kaleminden düşüldüğü, davalının deformansyonların ana nedeni olarak belirttiği direnaj sisteminin olmamasının, sözleşme ve eklerine uygun yapılmayan dolguda olumsuzluk yaratmış ise de, bunun tali neden olduğu ve sözleşmenin 33.maddesine göre, projenin  yüklenici tarafından YİGŞ 12. maddesi çerçevesinde hazırlanmasının  davalı yükleniciye ait olduğu, yüklenicinin hazırladığı projelerin ve hesapların hata ve eksikliklerinden de sorumlu olduğu, projelerin idare tarafından görülmesi ve onaylanmasının yükleniciyi  sorumluluktan kurtarmayacağı, bu hususta da davacıya kusur atfedilmediği, ayrıca  sözleşmenin 23. ve 22. maddeleri  ile  4735 Sayılı Kanun'un  30 ve 31. maddeler hükümleri gereğince,  işin denetime tabi olması ve denetim yetersizliği halinde  dahi müteahidin, işi sözleşme ile eki şartnamelere fen ve sanat kurallarına göre sorumlu bir meslek erbabının özen ve sadakat borcu kapsamından yapmamasından kaynaklanan zararlarda ki sorumluluğunun, denetim eksiliğine dayanarak azaltılmasını yada ortadan kaldırılmasını isteyemeyeceği, yine  denetim görevlileri ile müteahidin müteselsilen zarardan sorumlu olacağı belirtildiğinden, müterafik kusur indirimi uygulanmadığı, yine davadan önce davacı tarafından davalıyı temerrüde düşürücü içerikte noter vasıtasıyla gönderilen bir ihtarnamenin olduğu iddia ve ispat edilemediğinden, dava tarihinden itibaren ve tarafların tacir olduğu dikkate alınarak, davanın kısmen kabulü ile 14.258.040,17 TL'nin dava tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir. <br>\tDavacı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 14.258.040,17 TL’nin dava tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazla istemin reddine karar verildiğini, karara dayanak alınan bilirkişi raporunda ve kararın gerekçesinde dava konusu pistin toplam uzunluğunun 3000 m olduğu bilirkişilerce pistin sadece 1450 m'lik kısmının incelendiğini, davacı yanca da bu kadarlık kısım için rehabilitasyon ihalesine çıktığını, kalan kısım için alternatif çözümlerin uygulanmasına karar verilmiş ise de, bila tarihli son dilekçede, pistin bir kısmının elastik malzeme ile kaplanmasının, pistin genel güvenliğini riske atabileceği endişesiyle kalan 1550 m'lik kısımda dahil tümünün sökülmesine imalatın yeniden yapılmasına karar verildiğini beyan ettiğini, pistin 1550 m'lik kısmına ait ayıplara ilişkin tespit yapılmadığını, mevcut belgelerden tüm imalatın sökülmesinin gerekip gerekmediği değerlendirilemediğinden takdiri mahkemeye  ait olmak üzere 3000 m ve 1450 m için ayrı hesaplama yapılarak, işin tamamı için  2004 yılı sözleşme fiyatları ile istenilebilecek tutarın 12.062.353,62 TL olduğunun, tespiti yapılan 1450 m'lik pistin bedelinin istenilebileceği değerlendirildiğinde ise (12.062.353,62TL x 1450m/3000m) 5.830.137,58 TL olarak hesaplama yapıldığını, müvekkilinin 17.11.2014 tarihli yazısı ile imalatın sökülmesine karar verildiği nazara alındığında, bu tutarların Ekim/2014 ayına itibariyle 12.062.353,62 TL x 17404,06 / 8403,80 =  24.980,833,21 TL, 5.830.137,58 TL x 17404,06/ 8403,80 = 12.074.069,38 TL olarak güncellendiğini, yine müvekkili idarece yenilenmek üzere sökülen imalatların, davalının sözleşme tarihi itibariyle elektrik tesisatı işleri bedelinin 1450 m için 1.054.561,62 TL, 3000 m için 2.182.002,11 TL olacağı, Ekim/2014 ayına sırasıyla 2.183.970,79 TL ve 4.518.871,90 TL olarak güncellenmiş olduğu belirtilerek 14.258.040,17 TL güncel zarardan davalının sorumlu olduğunun tespit ve kabul edildiğini, bilirkişi raporunda önem arz eden bazı konuların gözardı edildiğini, 3000 m uzunluğundaki pistin 1450 m uzunluğundaki kısmında yüklenicinin kusurunun bulunduğundan hareketle 3000 metrelik hesaplamanın 1450 metreye orantılanarak hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, pistin farklı noktalarındaki farklı imalat özelliklerinin (dolgu gibi) dikkate alınmadan salt orantısal hesaplama yapılmasının doğru olmadığını, dava konusu pistin 1450 metrelik kısmında dolgu imalatı gerçekleştirilmiş olup, bu kısımda yer yer 8 metrenin üzerine çıkan dolgu imalatları bulunduğunu, dolayısıyla buradaki imalat özellikleri dikkate alınmaksızın yüklenicinin kusurunun oransal olarak hesaplanmasının yerinde olmadığını, çünkü pistin 1450 metrelik kısmının maliyetleri daha fazla olup, bu nedenle hesaplamaların pistin imalat özelliklerine göre yapılması gerektiğini, kararın bu yönden hatalı olup kaldırılması gerektiğini, yine pistin 1550 metrelik kısmında tespit yapılmadığından bahisle bu kısım için hesaplama yapılmayarak bu kısım yönünden red kararı verilmesinin de hatalı olduğunu, teknik açıdan pistin kaplama ve taşıma gücü bütünlüğünün sağlanması amacıyla bir bütün olarak onarılması zorunlu olup, ayrıca pistin sadece 1450 metrelik dolgu kısmının iyileştirilmesi halinde, yapılacak kaplama ile mevcut kaplama hizmet ömürleri farklı olacağından ileride pistin tekraren uçuş trafiğine kapatılmasının gündeme geleceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, bu nedenle 3000 metrelik pistin tamamı davalının sorumluğunda olmakla, müvekkilinin yeni pist imalatının yükleniciden kaynaklandığını, yüklenici edimini ilim ve sanat kurallarına uygun olarak ifa etmiş olsayda müvekkilinin yeni bir pist imalatına ihtiyaç duymayacağının ortada olduğunu, pistin 1450 metrelik kısımda yapılacak olan düzenlemenin geri kalan 1550 metrelik kısma sıçramasının, yeni yapılan kısım ile eski kısmın birlikte çalışmaması sonucu uçuş emniyetini can ve mal güvenliğini riske atacak ölçüde yeni durumların ortaya çıkmasının da kuvvetle muhtemel olduğunu, bunun da havalimanı işletmeciliğini uluslararası standartlarda idame ettirmekle mükellef olan müvekkili açısından istenilmeyen durumlara yol açabilecek, Gaziantep Havalimanı gibi önem arz eden yolcu ve uçak trafiği günden güne artan bir havalimanında bitmeyen inşaat işlerinin yapılması sonucunu doğuracağını, oysa yüklenici edimini ilim ve sanat kurallarına uygun olarak ifa etmiş olsaydı yeni bir pist imalatına ihtiyaç duyulmayacağını, davalı yüklenicinin sorumluluğunun pistin tamamı için katlanılan maliyet olması gerektiğini, dava dilekçesinde alacağın 20.11.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle ve faize %18 KDV’siyle birlikte davalıdan tahsili talep edilmiş olup, mahkemece dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasına karar verildiğini, faize KDV uygulanması talebinin ise reddedildiğini, kararın bu yönlerden de hatalı olduğunu, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu 24.maddesine göre faize KDV uygulanması gerektiğini (Yargıtay 11.HD'nin 15.05.2017 tarih ve 2016/7227 E- 2017/2883 K) belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, talepleri doğrultusunda davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın açıkça hukuka, mevzuata ve emsal kararlara aykırı olduğunu, mahkemece karar duruşmasında ekonomik faydanın dikkate alınması gerektiğine ilişkin itirazlarına ilişkin olarak,  ihale konusu işin adında \"taksi yolu\" ifadesine yer verildiğinden ekonomik faydanın tespit edilemeyeceği açıklamasında bulunulduğu, mahkemece ihale konusu işin adında yer alan \"taksi yolu\" ifadesinin sarı taksilerin geçtiği yola ilişkin olduğu düşünülerek karar verilmiş olmasının, akıllara durgunluk veren bir gerekçe olduğunu ve dava konusu ihalenin ve ayıp iddialarının neye ilişkin olduğunun dahi tam olarak anlaşılamadığı gibi bir yargılama ile verilen bu kararın kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin sözleşme konusu işi ağır kusuruyla hiç yada gereği gibi ifa etmemesi gibi bir durum söz konusu olmadığından, işbu davada 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, zamanaşımı süresinin başlangıcının ise işin teslim tarihi itibariyle başladığından, işbu dava konusu alacağın zamanaşımına uğramış olmakla, davanın öncelikle zamanaşımı yönünden reddedilmesi gerektiğini, diğer yandan davacının dava ve cevap dilekçesinde \"gizli ayıp\" iddia ve nitelendirmesinde bulunmadığını, davacının sonradan beyan dilekçesi ile öne sürdüğü gizli ayıp iddiasına ise muvafakat edilmediğinin yazılı olarak beyan edildiğini, dolayısıyla mahkemece davacının süresinde sunduğu iddiaları ile sınırlı olarak inceleme yapması gerekirken, iddia edilen ayıpları gizli ayıp olarak nitelendirerek hüküm vermesinin taraflarca getirilme ilkesine, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına, HMK hükümlerine ve adil yargılanmaya açıkça aykırı olduğunu, mahkeme kararının öncelikle bu nedenle bozulması gerektiğini,  mahkemece gizli ayıp olduğunu öne sürerek BK'nun 126.maddesi ve 4735 Sayılı Kanun'un 10.maddesinin gerekçe gösterilmekle birlikte, her iki maddede öngörülen 10 ve 15 yıllık sürelerin \"yüklenicinin bile bile ağır kusurla\" hareket etmesi halinde öngörülen süreler olup, değil ağır kusur müvekkilin  hiçbir kusuru bulunmadığından, bu maddede yer alan sürelerin dikkate alınmasının mümkün olmadığını, kaldı ki davacı tarafça müvekkilinin ağır kusurlu, kasıtlı veya  hileli imalat yaptığına ilişkin bir iddia da öne sürülmediğini, uyuşmazlık konusu ihale sözleşmesi eki kabul edilen YİGŞ 5. maddesinde  yapılacak bildirim/ ihbarların ancak yazılı olması halinde geçerli olacağının düzenlendiğini, kaldı ki TTK ve Yargıtay kararları uyarınca tacirler arasındaki yazışmaların yazılı olması gerektiğinin açık olduğunu, davacının, müvekkili şirkete süresinde, ayıbın niteliğini ortaya koyan ve hangi seçimlik haklarını kullandığını belirten usulüne uygun yazılı bir ayıp ihbarının bulunmadığını, diğer yandan, mahkemece gerekçeli kararda açık çelişki oluşturulduğunu, davacının Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla 2014 yılında tespit yaptırdığının ve bunu müvekkiline tebliğ ederek usulüne uygun ayıp ihbarında bulunduğunun öne sürüldüğünü, mahkemece 2012 yılında yapıldığı iddia edilen toplantıyı ayıp ihbarı olarak kabul etmiş iken, gizli ayıp olduğu ve bu olguya 2014 yılındaki raporlar ile vakıf olunduğunu öne sürerek bu sefer 2014 yılında ayıp ihbarının yapıldığını ifade etmesinin çelişkili olup, birbiriyle çelişkili gerekçeler içeren hükmün kabulünün mümkün olmadığını, kaldı ki tek taraflı alınan ve taraflarınca kabul edilmeyen tespit raporunun Yargıtay kararları uyarınca hükme esas alınamayacağını, tespit raporuna müvekkili tarafından itiraz edildiği gibi, tespit raporunun tebliğinin hangi seçimlik hakların kullanıldığına ilişkin usulüne uygun bir ayıp ihbarı olarak kabulünün de mümkün olmadığını, \"ayıp ihbarının yapılmadığı\" hususunun ve  dava şartı yokluğunun bilirkişi raporu ile tespit edilmiş iken, mahkemece dikkate alınmaksızın verilen kararın açıkça hukuka aykırı olduğunu, yine raporda dolguda kullanılan bir kısım malzemenin şartnameye ve projeye uygun olmadığının, ocaktan alınan malzemenin eleme yapılmaksızın dolguda kullanıldığının,  deformasyonların serim malzemesinde eksik kalınlıkta imalat yapılmasının, taş dolgu kesitinin üretimi esnasında proje tip enkesitine uygun olmayan yabancı madde (nebati toprak) kullanılmasının, yanlış serme ve sıkıştırma yapılmasından kaynaklandığının öne sürüldüğünü, ihale konusu işin müvekkili tarafından sözleşme, teknik şartname vd. doküman, proje ve fen ve sanat kurallarına uygun olarak ifa edilerek teslim edilmiş olup, bu hususun yazılı delilleri ile sabit olduğunu,  rapordaki ocaktan alınan malzemenin bir ayrıma tutulmadan dolguda kullanıldığı yönündeki değerlendirmelerin tamamıyla farazi olup, öne sürülen ayrıma tutulmadı iddiasının tek bir somut kanıtı olmadığı gibi, sunulan yazılı deliller karşısında dolgu malzemesinin kullanımına ilişkin varsayımlarla müvekkiline kusur atfedilmesinin ve hüküm kurulmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, mahkemece, tüm itirazlarına rağmen şartnamede malzemenin ayrıma tutulmasına ilişkin bir hüküm olup olmadığı dahi araştırılmadığını, oysa davanın başından bu yana ifade edildiği üzere, ilgili şartnamede patlatma yoluyla elde edilen malzemenin ayrıştırılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme, şart veya idarenin talimatı bulunmadığını, ayrıca dosyadaki fiyat analizleri incelendiğinde de ayrıştırmanın öngörülmediğinin açık olduğunu, diğer yandan müvekkili tarafından yapılan imalatta hiçbir şekilde nebati toprak kullanımı da söz konusu olmadığını, hükme esas alınan raporda, yapılan testlerin fonksiyonu, amacı ve sonuçlarının neyi test ettiği irdelenmeksizin doğrudan testlerin usulüne uygun olmadığı iddia edilerek dikkate alınmadığından, açıklanan teknik hususların irdelenmediğini, söz konusu deneyler dikkate alındığında müvekkilinin eksik-hatalı ve ayıplı imalatının olmadığının açık olup, bu rapor/ testlerin amaç ve fonksiyonlarının açıklattırılması gerektiği itirazen talep edilmesine rağmen, mahkemece davanın aydınlatılması yükümlülüğü çerçevesinde bu itirazlarının dikkate almaksızın ve bu hususta açıklama/ inceleme yaptırmaksızın hüküm verildiğini, uyuşmazlık konusu tüm hususlarda ve anılan testlerin fonksiyon ve amaçlarının ne olduğunun ve neyi ortaya koyduklarının açıklattırılması için de bilirkişi raporu aldırılması gerektiğini, kaldıki malzemeyi seçen bizzat davacı olduğundan seçilen malzeme ve malzemenin niteliğinden kaynaklı müvekkiline kusur atfedilmesinin de mümkün olmadığını, 22.04.2014 tarihli rapordaki aleyhe hususları kabul etmemekle birlikte, anılan raporda dahi “bazı dolgu kesitlerinde nebati toprak içerikli taş dolgunun yayılımı ve yoğunluğunun dolgu için sorun teşkil etmeyeceği”nin ifade edildiğini ancak bilirkişi heyetinin, raporda yer verilen atterberg sınırlarına uygunluğunun dikkate dahi alınmadığını, bu hususun yazılı delil ile ispat edilmiş iken, raporda dikkate alınmamasının da hukuka aykırı olduğunu, kazıdan çıkan malzemenin dolguda kullanılmasının mümkün olup, kaldı ki uygulama projesinde de buna imkan tanındığını, müvekkili şirket tarafından bu malzeme pist ana gövdesinde kullanılmadığını, onaylı projede görüldüğü üzere pist ile taksi yolu arasındaki kalan kısımda kullanıldığını, mahkemece davanın aydınlatılması yükümlülüğü kapsamında keşif de yapılmadığını, temel, temel altı tabakası ve kırmataş dolgu katmanlarından oluşan serim malzemesi müvekkili tarafından proje ve teknik şartnamelere uygun kalınlıkta ve usulle döşenmiş olup, işin ifası sırasında her aşamada idare kontrolörleri- yapı denetim yetkilileri tarafından yapılan testlerde malzemenin gerek nitelik gerek kalınlığı gerekse serim-sıkıştırmasının test edildiğini ve bu çerçevede iş projesine, şartnamelere, fen ve sanat kaidelerine uygun bulunarak kabulünün yapıldığını, dolayısıyla serim malzemelerinin eksik/ hatalı/ şartnamelere aykırı imalinin söz konusu olmadığını, alınan raporda dolgu malzemesinin niteliğinin irdelenmediğini, dolgu alanına ulaşan yüzey sularının şartnameye uygun yapılmadığı öne sürülen dolguda üstüne gelen yükün etkisiyle beton yüzeyde kot farklılıkları ve çatlaklara sebep olduğunun ancak drenaj hususunda projelerin revize edilmesinin ve kapalı drenaj sistemi olmasının kalıcı şekilde olumsuzluğu ortadan kaldırmayacağının öne sürüldüğünü, gerekçeli kararda da bu hususun tali neden olarak değerlendirildiğini, dolgu malzemesinin bizzat davacı tarafça seçildiğini, dolgu nasıl yapılırsa yapılsın, yüzey suları dolguya yük olmasaydı, pistte oturma ve deformasyonların oluşmayacağı esasen raporda tespit edilmiş olmasına rağmen mahkemece bu hususun dikkate alınmadığını, davacının, malzemenin yüzey sularından dolayı zaafiyete uğramaması amacıyla kapalı drenaj yapılması ve diğer yöndeki proje değişikliği talep ve uyarılarını da dikkate almadığını ve oluşan deformasyonlara bizzat sebep verdiğini, müvekkilinin davacı idareye yazdığı 09.01.2008 tarih ve gzt/066 sayılı yazı ile yüzey sularının tahliyesi için drenaj sisteminin gerekli olduğu işaret edilerek proje değişikliği teklif edilmiş olmasına rağmen davacının proje değişikliğini kabul etmediği gibi, konuyla ilgili hiçbir önlem ve tedbir almadığını, müvekkilinin gerekli bildirimi yaptığının açık olup,  mevzuat hükümleri uyarınca iddia konusu ayıplar bakımından müvekkilinin sorumluluğunun olmadığını, YİGŞ 14.3 maddesinde \"yüklenicinin iddia ve itirazlarına rağmen, idare işi kendi istediği gibi yaptırdığı takdirde yüklenici, bu uygulamanın sonunda doğabilecek sorumluluktan kurtulur\" hükmü yer almakta olup, müvekkilinin uyarı ve proje değişikliği taleplerine rağmen idare bunları dikkate almadığından müvekkiline ksuur ve sorumluluk atfedilmesinin mümkün olmadığını ancak raporda ve gerekçeli kararda mevzuatın  bu hükümlerine yer verilmediğini ve irdelenmediğini, müvekkilinin konuyla ilgili teknik bildirim ve gereklilikleri davacı idareye bildirmiş olduğundan, müvekkiline kusur ve sorumluluk atfedilmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla davacının deformasyon ve oturmaların olabileceğini önceden bilememesi gibi bir durumun kesinlikle olmadığını,  davacının, kapalı drenaj sistemi yapılması gerekliliğinin müvekkili tarafından bildirilmesine rağmen maliyet artacağı gerekçesiyle müvekkilinin önerisini dikkate almadığından deformasyon ve oturmalara bizzat davacının sebebiyet verdiğini, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı AYGM tarafından hazırlanan 26.06.2012 tarihli raporda da “temel ve alt temel tabakalarındaki rutubet, yüzey sularının beton kaplama altına kolaylıkla ulaşılabildiğini göstermektedir. Bu durumda yüzey sularının; temel ve alt temel tabakalarındaki malzemelerin fiziksel yapısını bozduğu gözlemlenmiş olup, yüzey sularının pist gövdesinden uzaklaştırılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır” ifadelerine yer vererek, onaylı projede açık drenaj kanalı olmakla birlikte kaplama içinesızan yüzey sularının tahliyesi için kapalı drenaj kanalı (drenflex) olmamasının, iddiaları yönünde ve davacının iddialarının aksine, malzemenin fiziksel yapısını bozduğunu, doalyısıyla davacı idarenin kusurlu olduğunu doğrular nitelikte olduğunu, ayrıca havaalanı pistinin uçakların iniş ve kalkışı sırasında yükten kaynaklı ağır baskıya maruz kalacağı dikkate alındığında, pistin çökmemesi için pistin dolgusuna zarar verecek yüzey sularının tahliye edilmesi gerektiğinin açık olup, bu hususun davacı tarafından da bilindiğini, zira davacı idare tarafından yapılan diğer havaalanlarında ve dava konusu havaalanına ilişkin 2. ve 3. kez yapılan ihalelerde de kapalı drenaj kanalına yer verildiğini,  müvekkili tarafından dolgu kesimlerinde hatalı serim ve sıkıştırma veya temel-alt temel tabakalarının eksik kalınlıkta yapılması hususlarının söz konusu olmayıp, iddia konusu sandık dolgu tabakalarının projede öngörülen kalınlıkta yapılmadığı veya oturmaların olduğu hususunun da kaya dolgu malzemesinin idarenin kusuru nedeniyle yüzey sularına maruz kalarak aşınmasından kaynaklandığını, yani dolguda ve serim malzemesinde oluşan kaymaların, oturmaların veya azalmasının nedeninin, hatalı serim veya sıkıştırma olmadığını, burada kusurun davacı idarenin, müvekkili şirketin uyarılarına rağmen, yüzey suları için açık drenaj kanalına projede yer vermemesinin ve keşif artışı olacağı gerekçesiyle (yüksek dolguların olduğu kesimlerde şev eğilimlerinin azaltılması ve şevlerde bitkilendirme yapılması, şevlerde kademe yapılması ve yine bitkilendirme yapılması, karayolları genel müdürlüğünün otoyollarda uyguladığı belli aralıklı prefabrik düşüm oluklarıyla yağmur sularının drenaj hendeklerine ulaştırılması)  müvekkili şirketin proje değişiklik tekliflerini kabul etmemesinden kaynaklandığını, raporda beton kaplamaların kalitesinde ve mukavemetinde olumsuz bir tespit olmadığını, dolayısıyla malzeme evsafına uygun olmasaydı betonun istenilen mukavemeti vermeyeceği iddialarının, malzemenin uygun vasıfta olması hususuna kanıt olmayacağı öne sürülmüş olup, beton döküldükten sonra idarenin baskı ve talimatlarıyla 1 kış beklenmeden havaalanının alelacele kullanıma açıldığının ifade edildiğini ancak bu hususta idarenin kusurunun irdelenmediğini, raporda denetim görevlilerinin ayda ancak birkaç gün kontrole geldiğinin, bu süre içinde yapılan imalatların yeterli kontrol ve denetimlerinin yapılamadığının, yapılan testlerde idare kontrolörlerinin imzası bulunmakla birlikte tanık beyanlarına göre de kontrol elemanlarının test yapılırken işin başında olmadığı için testlerin usulüne uygun olmadığının bu nedenle dikkate alınamayacağının öne sürüldüğünü, işin yapımı sırasında her aşamada davacının yetkili personeli/ kontrol mühendisleri işin başında bulunmakla, gerekli test ve deneyler yapılarak ve kontrol mühendislerinin bilgi, onay ve talimatı çerçevesinde işin yapımının tamamlandığını, davacının bilgisi, onayı ve talimatı haricinde yapılan herhangi bir imalat bulunmadığını, kaldı ki, davacının konuyla ilgili yeterli teknik bilgiye sahip olan personelinin bulunup bulunmaması veya görevlendirme talimatlarında ne olup olmadığı davacının sorunu olup, sonuçlarının müvekkiline atfedilmesinin de mümkün olmayacağını, zira hiçbir ihaleli işte, idare yetkilileri/ görevlileri olmaksızın şantiyede iş yapılamayacağı tartışmasız bir husus ve mevzuat gereği olup, işbu ihale konusu işin yapımında, işin başından sonuna idarenin kontrolörleri, süryanlar ve diğer görevliler işin başında bulunup, bu kişilerden halen davacı idarede çalışmakta olan bazılarının davacı tanığı olarak dinlenildiğini, tanıklık yapan bu kişilerin, işin başında bulunduklarının ispatı halinde davacının davasının reddedileceğinin, işten çıkarılabilecekleri ve bu durumda bizzat hukuki, cezai ve parasal sorumlulukları doğacağı baskısı altında olduklarından beyanlarının oluştan farklı olduğunu, dolayısıyla bu tanıkların objektif olamayacaklarının açık olup, mevzuat gereği idarenin kontrolörleri, süryanları veya diğer elamanları olmaksızın müvekkilinin imalatı yapabilmesinin veya devam edebilmesinin mümkün olmayacağını, hükme esas alınan rapora göre, davacının \"müvekkil yükleniciye adeta sen kendi kendine işi yap, ben bir ara gelir bakarım\" şeklinde hayatın olağan akışına göre dahi kabulü mümkün olmayan akıl almaz bir tutum sergilediğini, rapordaki mantık dışı yorumun açıklattırılmasının ve hatta bu hususun mümkün olup olmadığının gerekirse emsal açısından diğer ihale makamı idarelerden (ör. karayolları Genel Müdürlüğü) sorulmasının talep edildiğini ancak mahkemece bu talebin de kabul edilmediği gibi, rapordaki farazi bu değerlendirmelere dayalı hüküm kurulduğunu, işbu davada müvekkili tarafından yapılan imalatların proje ve şartnamelere uygunluğu işin her aşamasında yapılan testlerle yani yazılı ve kesin delillerle ortaya konulduğunu, sunulan yazılı delillerin yani testlerin sahteliği ortaya konulmadığı sürece delil niteliğinde olduğunu ve davacı tarafça da işbu testlerin doğru olmadığı/ sahte olduğuna ilişkin herhangi bir iddia veya yazılı bir kanıt sunulmadığını, HMK ve bilinen tüm hukuk kuralları ve emsal kararlar uyarınca, yazılı bir delilin aksinin ancak yazılı bir delil ile ortaya konulması gerektiğini, dolayısıyla bilirkişi raporunda yazılı delile karşın hukuken itibar edilmesinin mümkün olmayan tanık delilinden hareketle testlerin usulüne uygun olmadığı öne sürülerek yazılı delillerin dikkate alınmamasının ve test sonuçlarının teknik açıdan değerlendirilmemesinin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, bu durumun savunma ve adil yargılanma hakkının açık ihlali olduğunu, kaldı ki -rapordaki ve tanık beyanlarındaki aleyhe hususları asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla- bir an için yapılan testler sırasında idare kontrolörlerinin olmadığı ve testleri sonradan imzaladıkları düşünülecek olsa dahi, ilgili kontrolörin veya yetkilinin test sonuçlarını imzalayarak o belgenin içeriğinden sorumlu hale geldiğini,  dolayısıyla belgenin ne zaman, ne şekilde imzalandığının idare görevlisinin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, kontrolörlerin işin her aşamasında yapılması gereken test ve deneyleri imzaladığını ve idarece imalatın uygun görülmesi ile imalatın diğer aşamalarına geçildiğini, dolayısıyla rapordaki \"testler usulüne uygun değildir\" iddiasının hiçbir hukuki değerinin olmadığını, kaldı ki duruşmada dinlenen tanığın müvekkili şirketin kontrolörlerin bilgi ve onayı olmaksızın yaptığı bir imalatı veya fen ve sanat kurallarına aykırı bir davranışının bulunmadığını beyan ettiğini, mahkemece bilirkişi heyetine verilen görev çerçevesinde, imalat sırasında yapılan tüm testlerin incelenmesi ve ayıp iddialarına karşın işin imalatı sırasında her aşamada imalatın uygunluğunun irdelenmesi gerekirken, tüm itirazlara rağmen yargılamada bu irdelemenin yapılmadan hüküm kurulduğunu, teknik açıdan bir irdeleme yapıldığında, müvekkilinin imalatının projeye ve şartnamelere uygun olduğu ve müvekkiline atfedilebilecek hiç bir kusurun olmadığının anlaşılacağını, bu hususta bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini, gerek hükme esas alınan raporda gerekse hükümde davacı tanıklarının beyanlarının yazılı kesin delillerini bertaraf edecek nitelikte yorumlanırken, taraflarının dinlenen aksi yöndeki tanık beyanlarının ve davacı tanıklarının lehe beyanlarının neden dikkate alınmadığının ise adil yargılanmanın ihlali olduğunu,  dinlenen tanıklara ilişkin beyanlarının dosyada mübrez olup, tekrara sebebiyet vermemek için beyanlarını saklı tutarak aynen tekrar ettiklerini, gerekçeli kararda sözleşme hükümlerine atıf yapılarak müterafik kusur indirimi uygulanmadığının belirtildiğini, mahkemece yüklenicinin mevzuata göre müteselsilen sorumludur düşüncesinden hareketle öncelikle davacının kusurunun ne olduğunu yani davacının bizzat kusurlu olduğunu ve bu kusurun müvekkilinin sorumluluğu açısından illiyet bağını ortadan kaldırdığını, zarara müvekkilinin değil davacının bizzat neden olduğunu ve zararı arttıranın da bizzat davacı olduğunun irdelemediğini ve mevzuat hükümlerini doğru uygulanmadığını, uygulaması gereken hükümleri ise dikkate dahi almadığını, davacının, müvekkilin proje değişikliği teklifini kabul etmemişken, mahkemenin YİGŞ14.maddesi dikkate dahi almaksızın projeden yüklenici sorumludur gerekçesine yer vermesinin ve bu hususta davacının kusurunun olmadığını belirtmesinin alalen hatalı ve hukuka aykı olduğunu, 4735 Sayılı Kanunun 31. maddesi dikkate alındığında kanun koyucunun, sadece yükleniciye değil,  yüklenici, alt yüklenici ve yapı denetimini yapan idare görevlilerine yani idareye birlikte kusur ve sorumluluk yüklediğini, ayrıca aynı yasanın 17. maddesindeki düzenlemenin de dikkate alınması gerektiğini,  davacının bizzat kusurlu ve sorumlu olduğu gözetilemesizin, tüm kusur ve sorumluluğun müvekkiline yüklenmesinin mümkün olmadığını, gerekçeli kararda davacının denetim yetersizliği nedeniyle işin ayıplı imaline katkıda bulunduğu öne sürülmüşken, davacıya kusur ve sorumluluk yüklememiş olmasının kendi içerisinde dahi çelişkili olduğunu, mahkemece gerekçeli kararda atıf yapılan hükümlerin, gerek YİGŞ, gerek 4734 ve 4735 sayılı Kanunlar, Borçlar Kanunu, ilgili mevzuat ve  evrensel hukuk ilkeleri dikkate alındığında, idareye kusur atfedilemeyeceği ve  idarenin kusurlarından dahi yüklenicinin sorumlu olduğu ve yüklenicinin tazmin borcu olduğu yönünde yorumlamasının açıkça hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu, ayıpların bizzat davacının kusurundan kaynaklandığını, zira dolgu malzemesinin, bizzat davacı tarafından yapılan proje değişikliği ile kaya dolgu olarak seçildiğini, yani projenin müvekkili tarafından değil, davacı tarafça değiştirildiğini, pistin yüksek şevli olması ve kapalı drenaj-drenflex sisteminin olmaması nedeniyle yüzey sularının dolgu malzemesine zarar verebileceği ve deformasyonların olacağı hususunda müvekkilirir dosyada mübrez yazılı uyarı ve proje değişikliği talebinde bulunmasına rağmen davacının proje değişikliğini kabul etmediğini ve yüzey suları dolgu malzemesine zarar verdiği için uyuşmazlık konusu deformasyonların oluştuğunu, davacının, dolgunun oturması için beton dökülmeden önce en az bir kış/sezon beklenmesi gerekliliğine aykırı olarak pistin hemen açılması için beton dökülmesi talimatı verdiğini ve geçici kabul ile pisti kullanıma açtığını, yazılı deliller ve dinlenen tanık Bülent İleri'nin beyanları dikkate alındığında, müvekkilinin hiç bir kusurunun olmadığının ortaya konulduğunu, davacının, geçici kabulden sonra deformasyonların oluştuğunu öne sürmekle birlikte işin kesin kabulü ile ayıp iddiasında bulunduğu işi bizzat kabul ettiğini ve hatta müvekkilini yaptığı 2. ihaleye davet ettiğini ve yeterli bulduğunu,  gerek alınan raporlarda gerekse mahkemece irdelenmeyen husus; 4734 sayılı Kanunun 10. maddesinin 4.fıkrasının (f) bendine göre \"ihale tarihinden önceki beş yıl içinde ihaleyi yapan idareye yaptığı işler sırasında iş ve meslak ahlakına aykırı faaliyetlerde bulunduğu idare tarafından tespit edilen isteklilerin ihale dışı bırakılacağı\" hususunun belirtildiğini, yani, müvekkilinin işbu davada öne sürüldüğü şekilde ayıplı imalatı olsaydı ve ayıp ihbarı yapılmış ola idi, müvekkilinin 2. kez yapılan ihaleye katılması ve hatta bu ihalede yeterli bulunmasının mümkün olmayacağını ancak görüleceği üzere davacının 2. kez yapılan ihaleye müvekkilini davet ederek ve hatta katılan istekliler arasında yeterli bularak, müvekkili tarafından yapılan yapılan işin teknik açıdan uygun olduğunu ve işi 2. ihale tarihi itibariyle olduğu gibi kabul ettiğini ikrar ettiğini, davacının 2.kez ihaleye çıktığında, tekrar mevcut malzemenin kullanılacağı şeklinde ihaleye çıktığını, böylece “müvekkil tarafından serilen mevcut malzemenin” proje-şartname-sözleşme ve fen ve sanat kurallarına uygun olduğunu ikrar ettiğini, davacının 2. kez çıktığı ihalede kapalı drenaj-drenflex imalatına yer vererek, işbu dava konusu pistte meydana gelen deformasyonların, müvekkilinin bu yöndeki proje değişiklik tekliflerini kabul etmemesinden kaynaklandığını ikrar ettiğini, davacının 2. ve 3. ihalelerde kamu zararına ve zararın artmasına bizzat sebebiyet verdiğini, zira KGM tarafından işbu dava konusu ihalede kullanılan malzemenin uygun olduğu belirtilmesine rağmen, davacı idare ... İnşaatın talebi üzerine uygulanacak mevcut malzemeyi, bedeli daha pahalı olan ve daha uzaktan getirilecek olan bazalt ile değiştirerek (malzemenin davacı idarece bazalt olarak değiştirilmesi, davacı tarafından kaya dolgu olarak belirlenen malzemenin hatalı belirlendiğinin davacı tarafından ikrarı niteliğindedir) keşif artışı çıkardığını ve sözleşme fiyatı ile iş bitirilemeyeceğinden 3.kez ihaleye çıktığını, davacının 2. kez yaptığı ihalenin işi bitirmek için yeterli olmadığından, bunun üzerine 3.kez ihaleye çıkıldığını ve kamu zararına neden olunduğunu, YİGŞ'nin sözleşmenin eki olup, sözleşmenin 12/6, 14.3 madde hükümlerinin dikkate alınması gerektiğini ve Yargıtay 15. HD'nin E. 2021/3130, K. 2021/2836 sayılı kararında yüklenicinin iddia ve itirazlarına rağmen, idare işi kendi istediği gibi yaptırdığı takdirde yüklenici, bu uygulamanın sonunda doğabilecek sorumluluktan kurtulacağını ifade ettiğini, yukarıda açıklandığını üzere idarenin seçtiği malzemeye ilişkin proje değişikliğini bizzat kendi isteği ile kaya dolgu olarak değiştirdiğini ve müvekkilinin kapalı drenaj sistemi yapılması ve beton dökülmeden önce 1 kış beklenmesi itirazlarını kabul etmeyerek deformasyonlara bizzat sebep olduğunu, dolayısıyla YİGŞ'nin 14.3. maddesi gereğince müvekkiline hiçbir kusur ve sorumluluk atfedilmesinin mümkün olmadığını, kadı ki, bir an için müvekkiline kusur atfedilebileceği düşünülecek olsa dahi,   mahkemenin gerekçeli kararında sözleşmenin 22, 23 ve 4735 Sayılı Kanun'un 30., 31. maddelerini öne sürerek davacı idarenin denetim yetersizliğinde dahi müvekkilinin ve denetim görevlilerinin müteselsilen sorumlu olduğunu ve denetim yetersizliğinden kaynaklı müterafik kusur indirimi yapılamayacağını kabul ettiğini, oysa gerek sözleşmenin 22 ve 23. maddelerinde gerekse 4735 sayılı Kanun'un 30 ve 31.maddelerinde \"müterafik kusur nedeniyle indirim yapılmayacağına\" dair hiçbir düzenleme bulunmadığını, gerek BK, gerek YİGŞ, gerekse 4735 sayılı Kanunda öngörülen ayıp nedeniyle sorumluluğa ilişkin hükümlerin kusur sorumluluğuna ilişkin olduğundan kusur hususunun netleştirilmesi ve kusur oranlarının ortaya konulması gerektiğini, mahkemenin gerekçeli kararının \"Hiçbir kimse kendi kusurundan yararlanamaz\" ilkesine aykırı olduğunu, Yargıtay HGK  22.09.2021 tarih ve 2017/19-1663E, 2021/1070 K sayılı,  Yargıtay HGK 02.03.2016 tarih ve 2015/2935 E, 2016/208 K sayılı, 18.04.1986 tarih ve 1984/4-767 E, 1984/437 K sayılı ve HGK 23.02.2021 tarih ve 2017/3-1008 E- 2021/153 K sayılı ilamlarında belirtilen hususların dikkate alınması gerektiğini, dolayısıyla kusur oranının netleştirilmesi gerektiğinin açık olduğunu, Yargıtay HGK 04.11.2021 tarih ve 2018/21-369 E- 2021/1348 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere kusur oranlarının tespit edilerek ortak/ müterafik kusur nedeniyle indirim yapılması gerektiğinin açıkça hükme bağlandığını, nitekim Yargıtay 17. HD 2016/1556 E, 2019/2251 K sayılı kararının da bu yönde olduğunu, tüm bu açıklamalrdan da  görüleceği üzere öncelikle davacının iddia konusu ayıp ve zararlardan bizzat sorumlu olup, davacının kusuru müvekkili açısından illiyet bağını ortadan kaldırdığını, dolayısıyla müvekkiline atfedebilecek hiçbir kusur bulunmadığını, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, bu hususun aksi düşünülecek ise o taktirde davacının kusur oranının tespit edilerek ortak/müterafik kusur oranına göre hükmedilecek tazminattan indirim yapılması veya tazminatın reddedilmesi gerektiğini, bu hususlar dikkate alınmaksızın verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, yine yukarıda belirtildiği üzere ayıba karşı tekeffül şartlarının oluşmadığını, ayıp ihbarı bulunmadığını, gerekçeli kararında da isabetli olarak tespit edildiği üzere, davacının 1550 mlik kısma ilişkin olarak da müvekkiline kusur isnat etmesi veya talepte bulunmasının mümkün olmadığını, davacının 1550mlik kısımda hiçbir problem olmamasına rağmen bu kısmı da dahil ederek ikinci ihaleye çıkardığını, davacının kendi isteği ile söktürüp yeniden yaptırdığı bu kesite ilişkin oluşan iddia konusu zararının tüm sorumluluğunun da davacıya ati olduğunu, gerekçeli kararda son olarak alınan bilirkişi raporundan hareketle \"pistin\" 1450 m'lik kısmının ayıplı olduğu, işin tamamı için 2004 yılı sözleşme fiyatları ile istenilebilecek tutarın 12.062.353,62TL olup, tespiti yapılan 1450m ‘lik pistin bedelinin istenilebileceği değerlendirildiğinde ise (12.062.353,62TL x 1450m/3000m =) 5.830.137,58TL olarak hesaplandığı, davacının 17.11.2014 tarihli yazısı ile imalatın sökülmesine karar verildiği nazara alındığında, bu tutarların Ekim/2014 ayına itibariyle 12.062.353,62TL x 17404,06 / 8403,80 = 24.980,833,21TL, 5.830.137,58TL x 17404,06 / 8403,80 = 12.074.069,38TL olarak güncellendiği, yine davacı idarece yenilenmek üzere sökülen imalatların, davalının sözleşme tarihi itibariyle elektrik tesisatı işleri bedelinin 1.450 m için 1.054.561,62 TL, 3.000 m için 2.182.002,11 TL olacağı, Ekim/2014 ayına sırasıyla 2.183.970,79 TL ve 4.518.871,90 TL olarak güncellenmiş, ayrıca davacının pist kullanımında kaynaklı elde ettiği karın ise defter belge vergi dairesine sunulan belgelere göre kar elde etmediği, bu bölüme ilişkin işin güncel değeri olarak hesap edilen 12.074.069,38 TL den , elektirik tesisatına ilişkin hurda değeri ve yeniden kullanılabilecek malzeme güncel değeri toplamı 2.183.970,79 TL nin düşümü neticesinde belirlenen 14.258.040,17 TL güncel zarar dan davalının sorumlu olduğunun öne  sürüldüğünü, yapılan bu hesaplama ve buradan hareketle verilen hüküm bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde de ayrıntılı olarak açıklandığı üzere külliyen hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, zira hükme esas alınan raporda , 1550m'lik kısmı da dahil edecek şekilde 3.000m için hesaplama yapılmış olup, yapılan hesaplamada hangi verilen esas alındığının, hangi formülün kullanıldığının vb. denetime elverişli hiçbir somut açıklama bulunmadığını, raporda iddia konusu eksik/ ayıplı imalat bedellerinin tespit edilmediğini, hesaplamada hangi girdilerin esas alındığının belirtilmdiğini,  farazi bir oranlama ile varsayımsal, hatalı hesaplama yapıldığını, raporda 1.450m²'lik alanın bütününde eksik/ayıplı imalat yapıldığının öne sürülmesinin ve buna göre farazi hesaplama yapılması mantıksal ve hukuksal açıdan mümkün olmadığını, kaldı ki 1450mlik alan olduğu gibi bütünüyle dikkate alınsa dahi, raporda 1.450mlik alana ilişkin imalat parasal tutarları tespit edilmeksizin ve hesaplamaya ilişkin hangi girdinin nereden alındığı ve ne şekilde formüle edildiği açıklanmaksızın davacı tarafından dava dilekçesi ile iddia edilen 3.000m² pist için 14.915.350,86 TL (2014 itibariyle güncellenmiş tutar 30.889.318,75TL)oranla hesaplama yapıldığını ve yapılan hesaplamanın denetime elverişli olmadığından hatalı olduğunu, dosya kapsamındaki ihaleye ilişkin metrajlar, projeler, hakedişler ve tüm bilgi ve belgeler incelenmeksizin düzenlenen rapora göre dayalı karar verildiğini, müvekkili şirketin  567 adet pist beton kaplama anolarını bedelsiz olarak yenilediğini, dolayısıyla davacının bedelsiz olarak yenilenen 567 adet pist beton kaplama ano bedelini İddia Ettiği imalat toplam bedeline haksız olarak dahil etmiş olmasına itiraz edilmesine rağmen raporda ve gerekçeli kararda dikkate alınmadığını, buna ilişkin bedelin mahsubu gerekirken mahsup edilmediğini, davacı tarafça iddia edilen imalat toplam bedelinin Ekim 2014 tarihine eskale edilerek hesaplama yapılmasının ve hüküm kurulmasının hukuki dayanağının bulunmadığını, yapılan hesaplamada ekonomik fayda ve hurda bedelinin dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu,  Yargıtay 15. HD'nin 27.03.2014 tarih ve 2013/2759 E, 2014/2133 K. sayılı içtihatı uyarınca, davacının müvekkilinin söz konusu imalatları kullanarak sağladığı ekonomik yararın ve dava konusu imalatların dava tarihi itibariyle mevcut hurda rayiç bedelinin bilirkişi marifetiyle hesaplanarak, ayıp iddialarına ilişkin tespit edilecek alacaktan düşülmesi gerektiğini, idarenin geçici kabul tarihinden işin yeniden ihale edilip yeniden yapımına başlandığı 2014 tarihine kadar havaalanını aktif olarak kullanması nedeniyle ekonomik yarar sağladığını, bunun da bilirkişi incelemesiyle tespit edilerek, ekonomik yararın alacaktan tenzilinin talep edildiğini, mahkemenin bu konudaki gerekçesinin hukuken ve mantıken kabulünün mümkün olmadığını, imalat ayıp bedeli hesaplanırken eserin bütünü üzerinden oranlama suretiyle hesaplama yapılırken, ekonomik fayda ve hurda bedeli indirimine ilişkin talebinin eserin bütünü üzerinden hesaplama yapılamayacağı gerekçesiyle reddedilmesinin kendi içerisinde dahi çelişkili, hukuka aykırı ve hakkaniyetten uzak olduğunu, kaldı ki bu gerekçenin mahkeme tarafından uyuşmazlık konusunun net olarak anlaşılamadığını ortaya koyduğunu, zira işbu uyuşmazlığın havalimanı pistindeki ayıp iddialarına ilişkin olduğundan, pistin ve pist kapsamında yer alan taksi yolunun uçuş trafiğinde kullanıldığı ve elde edilen diğer ekonomik yararların yanı sıra yapılan uçuş sayılarından dahi bir ekonomik fayda elde edildiğinin açık olduğunun izahtan vareste olduğunu, 2006-2013 yılları arasında söz konusu havalimanından ekonomik yarar elde edildiğinin tartışmasız ve açık olduğunu, burada ekonomik yararı, müvekkili tarafından yapılan taşınmazın değeri ve bu taşınmazın kullanımı nedeniyle davacının elde ettiği tüm gelir ve para ile ölçülebilen menfaatler olduğunu, bu iddia çerçevesinde gelir durumunun tespitine ilişkin öncelikle ilgili tüm bilgi ve belgelerin celp edilmesi ve gelir durumunun araştırılmasının talep edilmesine rağmen, bu hususun irdelemediğini ve delillerinin dikkate alınmadığını, mahkemenin, hükme dayanak bilirkişi raporuna ilişkin itirazlarını ve taleplerini kabul etmediği gibi, davanın aydınlatılması yükümlülüğüne aykırı olarak delilleri irdelemediğini, hükme esas alınan raporda ekonomik faydanın neden hesaplanmadığını daha doğrusu bilirkişi heyetinin bu hususta yeterli ve ehil olmadığını ve mevcut belgeleri dahi incelemediğini dikkate almadığını, hatta diğer raporlarda ekonomik fayda hesaplanmış iken bu raporda neden hesaplanmadığının dahi sorgulanmadığını, gerekçeli kararında da bu yöndeki çelişkileri gidermediğini, önce alınan raporlardaki 40 milyon ve 112 milyon olarak hesaplanan ekonomik faydaya gerekçeli kararda da yer verilmediğini, hükme esas alınan raporda ekonomik faydaya ilişkin hiçbir irdeleme ve hesaplama yapılmamış olması ve eksik ve hatalı olan bu rapor hükme esas alınarak ekonomik faydanın tespit edilemeyeceği gerekçesiyle indirim yapılmamış olmasının açıkça hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu, yine ayıplı olduğu iddia edilen imalatların hurda değerinin de tespit edilmediğini, elektrik imalatları dışında diğer imalatlar için hurda bedeli indiriminin de uygulamadığını, hurda bedelinin davacı iş sahibi açısından sebepsiz zenginleşmeye neden olduğunu, hurda bedeline ilişkin değerlendirmelerin hatalı olduğunu, dolayısıyla davacının elde ettiği ekonomik yarar ve imalatların bedel/hurda değeri dikkate alınmaksızın ve hesaplanmaksızın karar verilmesi mümkün olmadığından, bu hususta da bilirkişi incelemesi yaptırılmasını talep ettiklerini, davacının elektrik  imalatlarına ilişkin ayıp ve kusur iddiası bulunmadığı gibi, bu yönde de bir tespiti olmadığından, mahkemece elektrik imalatlarının  ayıp hesabında dikkate almasının mümkün olmadığını, ayrıca sökülen tüm imalatların tekrar kullanılabilir nitelikte olduğundan, davacının bu imalatlardan kaynaklı bir zararının bulunmadığını, elektrik imalatları bakımından kararda yer verilen hüküm ve hesaplamanın hatalı, çelişkili, eksik incelemeye dayalı, varsayımsal ve hukuka aykırı olduğunu, avans faizine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yapılan işin davacı açısından ticari iş niteliğinde olmadığını, yapılan bu açıklamalar çerçevesinde dosyada mübrez delillerin irdelenmediği ve dikkate alınmadığı gibi, celbini talep ettikleri belgelerin de celp edilmediğini, yargılama silahların eşitliği prensibine aykırı sonuçlandığını, istinaf mahkemesince tüm delillerin dikkate alınması ve celp edilmesi gerektiğini, dosyada mübrez raporlarda ve hükme esas alınan raporda yer verilen teknik ve mali değerlendirmelerin yetersiz, mesnetsiz, hatalı ve subjektif olup, raporun teknik ve mali değerlendirmeler açısından bu haliyle hükme esas alınmasının mümkün değil iken, bu rapora dayalı hüküm verilmesinin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, dosyada mübrez raporların birbiriyle çelişkili olduğu gibi, mahkemece hükme esas alınan rapora yapılan itiraz çerçevesinde ek rapor alınmaksızın karar verildiğini, istinaf yargılaması aşamasında havaalanı yapım işlerinde deneyim sahibi teknik ve mali uzmanlığa sahip bilirkişi heyetinden rapor aldırılmasını talep ettiklerini belirterek, istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın hukuka ve mevzuata aykırı olması nedeniyle kaldırılarak, davanın reddine, aksi kanaatte ise esasa ilişkin itirazları çerçevesinde yeni bilirkişi raporu alınmasına ve duruşmalı olarak yapılacak yargılama sonucunda tüm beyan ve itirazları çerçevesinde davanın davacının tüm talepleri bakımından reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tDava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>\tİnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>\tMahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek  yasal düzenlemelere uygun ve isabetli  karar verilmiş olduğu,  ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığının anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,<br>\t2-Harçlar Kanunu gereğince;<br>\t  -Davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,<br>\t -Davalıdan alınması gereken 973.966,72 TL istinaf karar harcından peşin alınan 243.491,68 TL harcın mahsubu ile bakiye 730.475,04 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,<br>\t3-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçları ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde  bırakılmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK 361. madde gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 30/10/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t\t\t\t<br><br>Başkan <br> e-imzalıdır<br><br>Üye <br> e-imzalıdır<br><br>Üye<br> e-imzalıdır<br><br>Katip <br><br>e-imzalıdıre-imzalıdır       e-imzalıdır        e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1d430100db781517","SID":"4caa11a966d7d44d"}}