{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  22. HUKUK DAİRESİ     <br> <br><br>T.C.<br>A N K A R A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ<br>22. H U K U K   D A İ R E S İ  <br><br>ESAS NO\t: 2023/448 \t\t        ( KABUL KALDIRMA YENİDEN ESAS<br>KARAR NO\t: 2024/1251\t\t           HAKKINDA KARAR VERİLMESİ)\t<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  \t\t(...)<br>ÜYE\t\t: ...  \t\t(...)<br>ÜYE\t\t: ...  \t\t(...)<br>KATİP\t\t: ...  \t(...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 30/01/2018<br>ESAS NO\t\t: 2017/60 E 2018/88 K<br><br>DAVACI \t: <br>VEKİLLERİ\t: <br>DAVALI \t:<br><br>DAVA\t: Menfi tespit- İstirdat<br>KARAR TARİHİ\t: 22/10/2024<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 22/11/2024<br><br>Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.<br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ<br>İDDİANIN ÖZETİ<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı şirket tarafından davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, takibin kesinleştiğini ve davalının haksız olarak davacıdan 14.411,64 TL tahsil edildiğini, oysa davacının davalıya borçlu olmadığını belirterek tahsil edilen paranın istirdatını talep ve dava etmiştir. <br>SAVUNMANIN ÖZETİ<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, icra takibinin itiraz edilmeksizin kesinleştiğini, davacı tarafın organik bağı olan başka şirketler vasıtasıyla davalıdan mal satın aldığını, davalının borçlu olduğunu  belirterek davanın reddini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ<br>Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda taraflar arasında ticari ilişki olmadığı, davalının dava dışı ... A.Ş. arasında ticari ilişki olduğu, davalı tarafça yapılan icra takibinin davacının da arasında bulunduğu grup şirketlere yapıldığı, grup şirketlerinin tümünün borçtan sorumlu olacağına dair delil olmadığı dolayısıyla davacının davalıya borçlu olmadığı   gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.  <br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davalı  istinaf dilekçesinde özetle, davacı şirketin de arasında bulunduğu grup şirketlerinin birlikte iflas erteleme talebinde bulunduğunu, haciz işlemi sırasında grup şirketlerin yetkilisinin yediemin olarak belirlendiğini, ödemenin ... şirketi adına yapıldığını, şirketler arasında organik bağ olduğunu davacı tarafın da kabul ettiğini  belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. <br>UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR<br>Uyuşmazlık, davalı şirketin davacıdan alacaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>Dava; icra takibinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti ve  haksız olarak tahsil edildiği iddia edilen paranın istirdatı istemine ilişkindir.<br>İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.<br>Dairemizin 18/02/2021 Tarih, 2018/1385 Esas, 2021/223 Karar sayılı ilamı ile davacı şirket ile dava dışı takip borçluları şirketler arasında organik bağ olduğu, bu şirketlerin kurucularının faaliyet konularının ve adreslerinin aynı olduğu, dolayısıyla dava dışı borçlu ... A.Ş'nin borcundan dolayı tüzel kişiliğin perdesinin aralanması ilkesi gereğince davacının da sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle  davalının istinaf itirazlarının kabulü ile davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28/11/2022 Tarih, 2021/4284 Esas, 2022/8380 Karar sayılı ilamında belirtilen;<br>\"...6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 125. (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 137.) maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir. Tüzel kişiliğinin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye \"mal varlığının bağımsızlığı\" ve \"mal ayrılığı\" ilkesi denilmektedir. Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar. Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir. Bu durum öğreti ve uygulamada \"tüzel kişilik perdesinin aralanması\" olarak ifade edilmektedir. Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonrada tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük ve kuralı hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK'nın 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır. Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ancak TMK'nın 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması halinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hallerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması tearosi; bazı şartların varlığı halinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir. Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda sakınılarak uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir. TMK'nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dahi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.<br>Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde, şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı halinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması halinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep halinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır. Görüldüğü üzere aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.<br>Görüldüğü üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK'nın 2. Maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Bununla birlikte öğreti; tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmektedir.<br>Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir. Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır.<br>Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurulabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir.<br>Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. <br>Bu itibarla mahkemece, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ve eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru görülmemiş  kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir. \" gerekçelerle Dairemiz kararı bozulmuştur. <br>Bozma kararı üzerine duruşma açılmış, usul ve yasaya uygun bulunan bozma kararına uyulmasına karar verilerek bozma ilamında belirtilen hususlar dikkate alınarak davacı şirket, dava dışı takip borçluları ... Isı..A.Ş., ... Dış Ticaret..Ltd. Şti., ...Ltd. Şti. ile davalı şirket ticari defterleri incelenmek suretiyle davacı şirket ile takip borçluları diğer şirketlerin faaliyet alanı, ortaklık yapısı ve ortaklarının tespiti, davacı şirket ve takip borçlusu diğer şirketlerin bağımsız şirket vasfında olup olmadıkları, üretim-pazarlama-ihracaat faaliyetlerinin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olup olmadığı, şirketlerin iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirket gibi işlemler yapıp yapmadıkları, şirketlerden birinin borca batırılarak ya da içinin boşaltılarak iş alanının diğerlerine kaydırılması gibi işlemlerinin yapılıp yapılmadığı hususlarında inceleme ve araştırma yapılması bakımından mahal mahkemelerine talimat yazılmış, ancak davalı şirket dışında davacı ve dava dışı takip borçlularının ticari defterlerini sunmadığı anlaşılmıştır. <br>\tYukarıda açıklanan bilgi ve belgelere göre, davalı ile dava dışı ... Isı Ürünleri San. Tic. A.Ş. arasında ticari mal satışına dair ilişki bulunduğu, davalının bu satışları cari hesap ekstresi ile izlediği, davalının sattığı malların bedelinin söz konusu dava dışı şirket tarafından ödenmemesi üzerine, davalı alacaklının bu şirket ile birlikte davacı,  ... Dış Ticaret Ltd. Şti. Ve ... Ltd. Şti. aleyhine ilamsız icra takibi başlattığı, takip sırasında davacı adına 14.411,64 TL tahsil edildiği, davalı ile davacı şirket arasında ticari ilişkinin olmadığı, davalının asıl borçlu ... Isı Ürünleri San. Tic. A.Ş. ile ticari ilişkisinin bulunduğu, grup şirketi olarak davacının takibe konu borçtan sorumlu olduğunun ispatlanamadığı  anlaşıldığından davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davacı adına ödenen 14.411,64 TL'nin istirdatına yönelik HMK 356/2 maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Gerekçesi yazılacak kararda açıklanacağı üzere, <br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, <br>2-Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/60 Esas 2018/88 Karar sayılı  30/01/2018 tarihli kararının HMK 356/2 madde gereğince KALDIRILMASINA,<br>3-YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE, <br>4-a-Davanın KABULÜ İLE,<br> Eskişehir 5.İcra Dairesinin 2016/12040 sayılı dosyasındaki alacağa ilişkin takipten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takip sırasında davacıdan tahsil edilen  14.411,64 TL'nin davalıdan istirdaden tahsili ile davacıya verilmesine,  <br>Davalının kötü niyetli takip yaptığı ispatlanmadığından davacının tazminat isteminin reddine, <br>b-Alınması gerekli 8.102,93 TL harçtan peşin alınan 2.025,74.- TL harcın mahsubu ile bakiye 6.077,19 TL'nin davalıdan alınıp Hazineye irad kaydına, peşin alınan 2.025,74 TL'nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, <br>\tc-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince; 12.240,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, <br>\tç-Davacı tarafından yargılama boyunca yapılan 31,40 TL başvuru harcı, 4,60 TL vekalet harcı, 400,00 TL bilirkişi gideri, 78,50 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 514,50TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, <br>\td-HMK'nun 333.maddesi gereğince gider avansından kalanının karar kesinleştiğinde yatırana  iadesine,<br>İstinaf aşamasında yapılan harç masraf yönünden<br>5-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,<br>6-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından yapılan 255,85TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>7-Bozma üzerine resen duruşma açıldığından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br><br>8-HMK'nun 333.maddesi gereğince gider avansından kalanının karar kesinleştiğinde yatırana  iadesine,<br>9-Kararın tebliğinin İlk Derece Mahkemesince yapılmasına,\t \t <br>Davacı vekilinin yüzüne karşı davalı vekilinin yokluğunda, HMK'nin 356/2.maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme sonucunda HMK'nin 362/1.maddesi gereğince kesin olmak üzere, 22/10/2024 tarihinde oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.\t<br> <br>Başkan...<br> e-imzalıdır<br> <br>Üye...<br>e-imzalıdır <br> <br>Üye...<br> e-imzalıdır<br> <br>Katip...<br> e-imzalıdır<br><br><br><br><br><br>  NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.<br> \"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur.\" <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"35cc0e02cf071ef1","SID":"548e2705f849dd89"}}