{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/956 <br>KARAR NO:2024/1546<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ:15.12.2020<br>NUMARASI:2017/640 Esas - 2020/707 Karar<br>DAVA:Alacak (Simsarlık sözleşmesinden kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalılar arasında 24.08.2013 tarihinde Gayrimenkul Aracılık ve Satış Ofis Sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşmeye göre Çekmeköy İlçesi, ... Mahallesi, ..., ..., ..., ... ve ... Ada'da bulunan arsaların toplanması ve 2/B işlemlerinin takibi ve ilerde toplanan arsalar üzerinde davalılarca inşa edilecek yapılardaki bağımsız bölümlerin satış hakkı ve satış ofis yetkisinin gelirinin 1/2 oranında müvekkili şirket adına verilmesiyle ilgili olarak sözleşme kapsamında edim ve ifa yükümlülüklerini davalıların yerine getirmediğini ve sözleşmeye aykırı davranıldığını, bu nedenlerle 24.08.2013 tarihli sözleşmeyle müvekkilinin hak ettiği tellaliye ücretinin 1/2 oranının tespiti ile sözleşmeye aykırılıktan dolayı cezai tazminat bedeliyle birlikte şimdilik 60.000,00 TL bedel üzerinden 6100 sayılı Yasa'nın 107. Maddesi uyarınca toplanacak delillere göre davalı yanlardan tazminatın tahsiline, davalılarla yapılan Üsküdar .... Noterliği'nin 29.12.2015 tarih ve... yevmiye nolu ihtarda bildirilen tarihten itibaren şimdilik 60.000,00 TL bedelin ticari faizi ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle;  Davalı ... vekili 10.03.2016 tarihinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; belirsiz alacak davası olarak açılan huzurdaki davanın dava türündeki yanlışlık nedeniyle reddine, harç ikmali için süre verilmesine aksi halde davanın reddine, görev ve derdestlik nedeniyle davanın reddine, davacı vekilinin tüm afaki taleplerinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Bilirkişi raporunda ayrıntılı açıklandığı üzere 3 adet kat karşılığı inşaat sözleşmesinin davacının iddia ettiği gibi, davacının aracılık faaliyetinde bulunduğu sırada davacı bilgilendirilmeksizin ve aradan çıkartılmak suretiyle akdedildikleri anlaşılamadığı, bu nedenle  de davacının sözleşmenin 12. Maddesinde öngörülmüş olan 700.000 Tl tutarlı cezai şartı talebine hak kazanamadığı, kanaatine varıldığı, zira sözleşmede kararlaştırılmış  kapsamda bir aracılık faaliyetinde bulunmayan davacı /tellalın, davalı/müteahhidin kendisini (davacıyı) bilgilendirmeksizin ve kendisini aradan çıkarmak suretiyle arsa sahipleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesinin akdedildiği gerekçesi ile cezai şart alacağına hak kazanması; tellallık akti ilişkisinin bünyesi ile bağdaşmayacağı gibi aynı zamanda MK.md 2 anlamında dürüstlük kuralları ile de bağdaşmayacağı, böyle olmakla birlikte  3 adet kat karşılığı inşaat sözleşmesinin taraflar arasında 24.08.2013 tarihli tellallık sözleşmesinin akdedilmesinden sonra davacının fiilen aracılık faaliyetinde bulunduğu bir dönemde, davalı ... İnşaat Şirketi  ve bu Şirkete organik bağı bulunan davalı ... Mobilya Şirketi ile arsa sahipleri arasında akdedildikleri anlaşılsaydı yani davacı bu hususu ispat etmiş olsaydı, bu durumda artık, davacının hem telllalık ücreti alacağına hem de cezai şart alacağına hak kazanacağı sonucuna varılabileceği  Tarafların beyanları ve delilleri ışığında, takdirin sayın Mahkemenizin görev alanına ait olduğu işaret edilmek suretiyle, davacı yanın 24.08.2013 tarihli sözleşme konusu edimini ifa ettiğini ispat edemediği için sözleşmede kararlaştırılan tellallık ücretine ve cezai şarta hak kazanamadığı...\" gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkil ile akdedilen yazılı tellallık sözleşmesine konu olan ve sözleşmede açıkça belirtilen parsellere ilişkin esas sözleşmelerin tellallık sözleşmesi  geçerli ve ayakta iken akdedilmesi nedeniyle telallık sözleşmesi kapsamında akdedildiğinin kabul edilmesi ve bu karinenin aksinın davalılar tarafından sadece yazılı delil ile ispatlanması gerekmekte iken  mahkemece bu husus nazara alınmadan davanın reddedilmesinin hatalı olduğunu, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2019/4728 E. 2019/10641 K.sayılı ilamı ile; tellallık sözleşmesi geçerli ve ayaktayken sözleşme akdedildiğinden davacının telallık ücretine hak kazandığı ifade edildiğini, yine dilekçe ekine ekledikleri diğer Yargıtay kararlarında da bu hususların ifade edildiğini, yukarıda açıklanan nedenlerle sözleşme geçerli ve ayakta iken akdedilen esas sözleşmelerin tellallık sözleşmesi kapsamında olduğunu, bu hususun sözleşme maddesinde açıkça belirtildiğini, aksinin davalılarca yazılı delil ile ispat edilmesi gerekirken ispat edilemediğini, aksine dosyaya sunulan mailler ve diğer delilleri ile taraflarınca ücrete hak kazanıldığının ispat edildiğini, bu nedenle haklı davanın kabulü gerektiğini, ancak mahkemece usule ve hukuka aykırı olarak sözleşmelerin telallık sözleşmesi kapsamında akdedildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini,Ayrıca davalıların cevap dilekçesinde ve diğer dilekçelerinde sürekli olarak işbu taşınmazların bulunduğu yerde sözleşmenin akdedildiğini ve görüşmelerin yapıldığını ikrar ettiklerini, ancak işbu görüşmeler neticesinde çıkar sağlamadıklarını iddia ettiklerini, görüleceği üzere taraflar arasında müvekkilinin taşınmazı gösterdiği ve tarafları bir araya getirdiği, teklif sunduğu ihtilafsız olduğunu, iş bu ikrar niteliğindeki beyanlar dahi iddialarını ispatlamaya yeterli iken mahkemece bu husus nazara alınmadığını, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2012/26395 E. 2013/1157 K. sayılı ilamının da bu yönde olduğunu, Akdedilen tellalık sözleşmesinin III. bölümün 2 nolu maddesi ile; \"101, 108, 102, 103, 104 adada bulunan parsellerin arsa sahipleri ile imzalanan her protokol sözleşmesinin bu sözleşmenin kapsamında olduğu\" yazılı olarak kararlaştırıldığını, iş bu madde yukarıda belirtilen Yargıtay içtihatlarında da ifade edildiği üzere sözleşme serbestisi ilkesi gereğince geçerli olduğunu,Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında sürekli olarak belirtildiği üzere sözleşme kapsamında olan taşınmazlar ve sözleşmeler belirtilmiş ise belirtilen taşınmaza ilişkin sözleşmelerin tellalık sözleşmesi kapsamı dışında olduğunu davalıların yazılı delille ispatlaması gerektiğini, ancak iş bu hususun davalılarca ispatlanamamış olup, mahkemece ve bilirkişi heyetince bu husus nazara alınmadan eksik incelemeye dayalı ve sadece çelişkilerle dolu bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm oluşturulduğunu,Tüm bunlarla birlikte Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere davalı tarafça sözleşmedeki imza inkar edilmediği ve sözleşmenin iptal edildiği de iddia ve ispat edilmediğine göre sözleşme imzalandıktan sonraki tarihte satış vaadi sözleşmeleri akdedilmiş olduğundan tellalın sözleşme ile belirtilen ücretlere hak kazandığı kabul edilmesi gerektiğini, Ayrıca dava dilekçesi ile tanık deliline dayanılmış olup, taraflarınca tanık listesi sunulmasına ve 31.01.2019 tarihli celsede tanıkların aracılık faaliyeti hususunda, gerek görüşmeler gerekse sözleşmelerin akdedilmesi için yapılan faaliyetlerle ilgili bilgileri mevcut olduğundan dinlenilmesi talep edilmiş ise de mahkemece işbu taleplerinin usule ve hukuka aykırı olarak reddedildiğini, Dosyada raporu bulunan ilk heyetin tarafsızlığında şüpheye düşülmesi ve raporun kendi içerisinde de çelişkili olması, iddiaların olumlu ya da olumsuz irdelenmemesi nedeni ile bilirkişiler reddedildiğini ve bu nedenle de dosya yeni heyete tevdi edildiğini, yeni heyetin ise dosyayı aldıktan sonra yaklaşık 1 yıl boyunca tüm uyarılara rağmen raporu dosyaya sunmadığı gibi, heyette bulunan diğer bilirkişi ...'a bilirkişinin tüm ısrarlarına rağmen dosya verilmediğini, bu hususta bilirkişi heyetinde yer alan ... dosyaya dilekçe sunarak \"tüm taleplerine rağmen dosyanın kendisine verilmemesi, aradan geçen uzun süreye rağmen raporun tanzim edilmediği gibi kendisine yakın zamanda da teslim edilmeyeceğini düşünmesi..\" vs. nedeni ile dosyadan affını talep ettiğini, kendilerince de  iş bu durum gerek duruşmalarda gerekse rapora ilişkin 26.05.2020 tarihli beyan dilekçesinde, , diğer bilirkişilerin dosyayı sürüncemede bıraktığı, bilirkişi ...'a dosyayı vermemek için direndikleri, onun görüş ve tespitleri nazara alınmadan ve yeteri kadar dosyayı incelemeden önceki raporu tekrar ettiği şeklinde  ifade edilmesine rağmen mahkemenin bu durumu nazara almadığını, dosyada mevcut tellalık sözleşmesi, mailler, satış vaadi sözleşmeleri, tapu kayıtları, davalıların beyanları ve toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde taleplerinin haklılığı sübut bulmuş olup, huzurdaki davanın kabulü gerektiğini, açıklanan nedenlerle istinaf talebinin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE: Dava, 24.08.2013 tarihli  gayrimenkul aracılık ve  satış ofisi sözleşmesine dayalı  simsarlık ücreti ile cezai şart alacağının tahsili istemine  ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı  vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, dava dilekçesinde, davalı müteahhit şirketler ile arasında 24.08.2013 tarihli “Gayrimenkul Aracılık ve Satış Ofis Sözleşmesi” akdedildiğini, bu sözleşme ile İstanbul ili Çekmeköy İlçesi Taşdelen Mah. Mukim 101-102-103-104 ve 108 ada da bulunan parsellerle ilgili tellallık hizmeti kapsamında mutabakata varıldığını, davalılar tarafından sözleşmenin ihlal edildiğini, sözleşmede belirtilen yerde bulunan başka taşınmaz maliklerce, kendilerine gelen tekliflerin davacı şirketten gizlenerek, davalıların sahip olduğu başka şirketler adına (dahili davalı) sözleşmeler yapıldığını, açıklanan nedenlerle taraflar arasındaki sözleşme ile davacı şirketin hak ettiği tellaliye ücretinin 1/2  oranının tespiti ile sözleşmeye aykırılıktan dolayı cezai şart alacağının tahsilini talep etmiştir. Davalılar ise davanın reddini talep etmişlerdir.İlk derece mahkemesince farklı bilirkişi kurullarından kök ve taraf itirazlarını giderir ek raporlar alınarak yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.Mahkemelerin her türlü kararlarını ve ara kararlarını gerekçeli olarak yazılması Anayasa  ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin amir hükmüdür. Mahkemece yazılan gerekçeli kararda taşınmaz simsarlığını düzenleyen TBK'nın 520 maddesi hükmü yazıldıktan sonra alınan bilirkişi raporuna atıfla ve raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu yazılarak hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Ancak ilk derece mahkemesince davacı iddiaları ve davalı savunmaları kapsamında hangi hukuki sebeple ve hangi maddi vakıalar sabit görülerek veya görülmeyerek davalardaki taleplerin reddine karar verildiği, iddia ve savunma gerekçelerinin nasıl aşıldığı gösterilmeden gerekçesiz olarak karar verilmiştir.Anayasa'nın 141/3. maddesi ''Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır'' hükmünü içermektedir. HMK'nun 297/c, 27/c maddelerinde  ise mahkeme kararlarında her iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutma nedenleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonucu ve hukuki sebeplerin açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Gerekçe, kararın denetiminin yapılabilmesi ve tarafların kararın doğruluğu veya yanlışlığı konusunda fikir sahibi olmasını sağlayarak kanun yollarına başvurma konusundaki tutumlarının belirlenebilmesi açısından önemli bir işlev görür.Somut olayda istinaf incelemesine konu ilk derece mahkemesi  kararında gerekçe bulunmamaktadır. Yani ilk derece mahkemesi, iddia ve savunma kapsamında delil değerlendirmesi yapmamıştır. Karar, bu haliyle istinaf incelemesine elverişli değildir.Yine ilk derce mahkemesince 26.10.2017 tarihli ön incelemede tanık dahil her tür delillerin bildirilmesi için kesin süre verildiği, bunun üzerine davacı vekilinin 28.10.2017 tarihli dilekçe ile tanık listesini verdiği, mahkemece tanık delili hakkında olumlu veya olumsuz yönde hiçbir değerlendirme yapılmadan sonuca gidildiği, aynı şekilde davalılar tanık delili bakımından da değerlendirme yapılmadan karar verildiği anlaşılmış olup, bu husus usule aykırı bulunmuştur. Diğer taraftan davada taraf olmayan ... ve ... A.Ş hakkında davacı vekili tarafından verilen 30.07.2017 tarihli dilekçe  ile bu kişilerin davaya dahil edilmesi talep edilmiş, mahkemece  ara kararıyla bu talep kabul edilerek dilekçede adı geçen  gerçek kişi ve şirket dahili davalı olarak dosyaya eklenmiştir. Herhangi bir harcın da yatırılmadığı  anlaşılmıştır. Usul hukukumuzda, zorunlu dava arkadaşlığı dışında, dahili dava sistemi bulunmamaktadır. Bu nedenle anılan gerçek kişi ve şirketin davaya dahili davalı sıfatı ile eklenerek  haklarında hüküm kurulması da usule aykırı olmuştur. Davacı taraf bu kişilere bir dava yöneltmek istiyorsa ayrı bir dava açarak birleştirme talep etmelidir.Yukarıdaki açıklamalar ve tüm bu değerlendirmeler ışığında, kararın  bu haliyle istinaf denetimine elverişli bulunmadığı anlaşıldığından,  HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca,  esasa dair istinaf sebepleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine, 5-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 31.10.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3e0c5144e5fdfeff","SID":"aadde2e4cdf7639f"}}