{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/732 Esas <br>KARAR NO:2024/1742 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN <br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>NUMARASI:2018/918 Esas - 2021/939 Karar <br>TARİH:15/12/2021 <br>DAVA:İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan), <br>DAVA TARİHİ:28/12/2018<br>BİRLEŞEN  İSTANBUL  ANADOLU  12.  ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2020/563 ESAS- 2021/398  KARAR SAYILI DOSYASINDA;<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) BİRLEŞEN<br>DAVA TARİHİ:08/07/2020<br>KARAR TARİHİ:07/11/2024 <br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile aralarında davacıya ait olan ürünlerin ortak pazarlama ruhsatını almak üzere ortak pazarlama ruhsat başvuruları yapılmasına rağmen davalının hizmet bedelinin 1. Aşama bedelini ödemesine rağmen 2. Aşama bedelini ödemediğini, 08.08.2018 tarİhinde davalıya ihtar gönderiklerini ancak davalının alacaklarını ödemediğini, söz konusu faturaların davalıya tebliğ edildiğini, davalının faturaları tebliğ almasına rağmen borcunu ödemediğini, yetki itirazının yersiz olduğunu, davalı şirket hissedarlarının yabancı olduğunu mal kaçırma ihtimalleri olduğunu belirtmiş başlatılan icra takibine vaki itirazın iptalini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının sunduğu 28.12.2017 tarihli sözleşmenin yabancı dilde kaleme alındığını, Türkçe tercümesinin sunulması gerektiğini, fatura düzenlenmesinin ve itiraz edilmemesinin başlı başına davacının alacaklı olduğu anlamına gelmediğini, temel ilişkinin ispatlanması gerektiğini, davacının akdi ilişkide ön görülen yükümlülüklerini yerine getirmesi ve bunu ispat etmesi gerektiğini, dava konusu faturalara konu hizmetin ve malların davacıdan alınmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini talep etmiştir.<br>BİRLEŞEN DAVA:Birleşen dava davacısı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı birleşen dosya davacı ise birleşen davada aynı sözleşme kapsamında 5 adet ilaca dair lisans haklarının devri planlanmasına rağmen tek bir ilacın dahi ruhsatının alınamadığını, davalıya avans olarak 198.240,00 USD ödeme yapıldığını,davalı-asıl dosya davacı yanın 15.11.2018 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmeden döndüğünü, sözleşmeden dönme halinde tarafların ifa yükümlülüğünden kurtulduğunu ve daha öne ifa etikleri edimleri geri isteyebileceklerini, davacıya avans olarak ödenen lisans bedelinin iadesi için başlatılan icra takibine itirazın iptalini talep etmiştir. Birleşen dava davalısı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı arasında 28.12.2017 tarihli lisans ve tedarik sözleşmesi akdedildiğini, müvekkilinin tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, ancak davacı yanca kasti ve iradi olarak ruhsat başvuru sürecinin yarıda bırakıldığını, davacı yanca yapılan ödemenin avans değil sözleşmenin 1. Aşama bedeli olduğunu, söz konusu ihtarname ile müvekkilinin sözleşmeden döndüğü yolundaki iddiaların gerçek dışı olduğunu, davacının temerrüt halinde olduğunu,aynen ifa isteminden hiçbir zaman vazgeçmediklerini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 15/12/2021 tarih 2018/918 Esas - 2021/939 Karar sayılı kararında; \" Dava taraflar arasında imzalanmış olan 29.12.2017 tarihli lisans ve tedarik sözleşmesinden kaynaklı olarak davacının lisans sahibi olduğu ürüler kapsamında ortak pazarlanacak ürünün ruhsatlama işlemleri kapsamında yapılan hizmet bedeli için kesilen faturaların ödenmemesinden kaynaklı başlatılan icra takbine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Birleşen davadaki istem de yukarıda özetlendiği gibidir.Davalı-birleşen davacı asıl dosyada icra dairesinin yetkisine itiraz etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 2017/19-902 E, 2018/973 K. Sayılı ilamında \".... HMK’daki yetki kuralları ilâmsız icra takiplerinde kıyasen uygulanır. İtirazın iptali davalarında icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazlar da öncelikle incelenmelidir. HMK' nın 6. maddesine göre ilâmsız icrada genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesi iken,  sözleşmeden doğan para borçlarının takibi için başlatılan takipte sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkili kılınmıştır.Takibin konusu sözleşmeden kaynaklı para borcu olduğunda sözleşmede aksine bir şart konulmamış ise para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğinden, ifa yeri de  alacaklının yerleşim yeri olacaktır. Böyle bir durumda alacaklı kendi yerleşim yerinde bulunan icra dairesinde de takip yapabilecektir.\" belirtmiştir. Yargıtay 19. HD. 2015/7886 E, 2016/1900 K. Sayılı ilamında \"....İtirazın iptali davalarında yetkili icra dairesinde takip yapılması dava şartıdır. \" belirtmiştir.İtirazın iptali davalarında az yukarıda bahsedildiği üzere icra dairesinin yetkili olması dava şartıdır.Somut olayda davanın konusu sözleşmeden kaynaklı para borcunun ödenmemesinden kaynaklandığından davacı alacaklının yerleşim yerindeki icra dairesi yetkilidir. Davalının yetki itirazı yerinde değildir.Mahkememizce taraf delilleri toplanmış dosya bilirkişiye tevdii edilmiştir. Bilirkişi heyeti 03.02.2020 tarihli kök raporunda davacı yanın ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olduğunu , yabancı para cinsinden ticari ilişkinin cari hesabında davacının davalıdan 198.240,00 USD alacaklı olduğunun görüldüğünü bu rakamın talep edilen 2 fatura alacağının toplamına tekabül ettiğini, davalı yanın BA/BS formlarının incelenmesinden dava konusu edilen 2 faturanın KDV hariç tutarı olan 764.160,00 TL'nin davalı yanca 02.07.2018 tarihli BA formunun 2. Sırasında davalı şirket tarafından beyan edildiğini, bu hususun davalı aleyhinde delil teşkil ettiğini, faturaların iade edildiğine dair delil olmadığını, somut olaydaki faturaların satım faturası olmadığı, hizmet faturası olduğunu, Davacının takibinde USD alacağının fiili ödeme tarihindeki karşılığının tahsilini istemesi halinde, takip tarihi itibariyle asıl alacak miktarının 198.240,00 USD, takip tarihine kadar birikmiş faiz alacağının 5.066,13 USD olduğunu,Bu ihtimalde belirlenen asıl alacağına, takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa m.4/a hükmü uyarınca kamu bankalarının vadeli mevduatlara uyguladığı en yüksek faizin yürütülmesini isteyebileceğini belirtmiştir.Davalı-birleşen dosya davacı yan iş bu rapora itiraz dilekçesinde davacının fatura konusu hizmeti sunduğuna,sözleşmeden kaynaklanan edimi yerine getirdiğine dair hiçbir delil olmadığını, söz konusu faturaların davacıya iade edildiğini sadece BA/BS formları ile sonuca gidilmesinin doğru olmadığını ileri sürmüştür.Mahkememizce davalı yanın ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için mahal mahkemesine talimat yazılmış, talimat yolu ile alınan bilirkişi raporunda davaya konu olan 14.05.2018 tarih... sayı numaralı 84.960 USD ve 28.05.2018 tarih ... sayılı 113.280,00 USD bedelli faturaların davalının ticari defterlerinde Türk parası olarak kayıtlı olduğu, dava konusu faturalara istinaden davalı firma tarafından 28.11.2018 tarih 845576 sayılı ve 28.11.2018 tarih 113.280,00 USD tutarlı iade faturalarının  tanzim edilerek ticari defterlerde kayıt altına alındığını, 31.12.2018 tarihi itibarı ile davalı tarafın davacıya borcu olmadığının görüldüğünü  belirtmiştir.Yapılan incelemede  asıl dosya davalıya karşı icra takibinin 23.11.2018 tarihinde başladığı,iade faturalarının davalı yanca 28.11.2018 tarihinde düzenlendiği, 2018 yılı Mayıs ayında düzenlenen faturaları davalının defterine aldıktan sonra 6 ay sonra takip başlatılınca, hatta takip başlatıldıktan sonra 28.11.2018 tarihinde iade faturası düzenlemesinin uyuşmazlıkta sadece ispat yükünün yer değiştireceği; bir haşka anlatımla, iade faturasının haklı olduğunu davalının ispat etmesi gerektiğini, başlı başına faturaları iade etmesinin haklı olduğu sonucunu çıkarmayacağı anlaşılmıştır.Nitekim Y.15.HD'nin 19.02.2018 gün 2016/4742 E. 2018/652 K. sayılı ilamında \"...Dava, TBK 470 ve devamı maddelerde düzenlenen ve konusu kilit parke taşı imali ve teslimi işi olan eser sözleşmesine dayalı olarak bakiye iş bedelinin ödenmediği iddiasıyla yapılan takibe itiraz nedeniyle İİK 67. maddeye göre açılmış itirazın iptâli davasıdır. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen futuradaki alacakla ilgili olarak, süre geçtikten sonra iade edilmesi veya ticari defterlere kaydedildikten sonra iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz yüresi geçtikten sonra, faturaların doğrudan içide edilmesi veya iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır.Faturaya itiraz edilmemesi sözleşme ilişkisini ka nıtlamaz ise de, sözleşme ilişkisinin kanıtlanması halinde, bu sözleşme gereğince düzenlenmiş olan ve süresinde itiraz edilmeyen faturadaki miktar kesinleşir.Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kuralla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı taraf faturaların davalı tarafa tebliği edildiğini ve iade edilmediğini bildirmiş ve tebliğ belgeleri sunmuştur.Davalı tarafın beyanları ise faturaların tebliğ edildiğini ortaya koymakta ancak teslim edilmeyen malların faturalarının iade edilmediğini savunmaktadır. Kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olması (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altında olması (HMK190) nedeniyle, tebliğ edildiği anlaşılan faturalara itiraz edildiği veya süresi içinde iade edildiği olgusundan lehine hak çıkaracak taraf olarak ispat yükü altında olan davalı bunu kanıtlayamamış ve fatura içerikleri kesinleşmiştir. Bu nedenle davanın kabulü gerekirken kismen kabul kararı verilmesi doğru olmadığının ” belirtmiştir.( Aynı yöndeki içtihat için Bkz. Yargıtay 15. HD. 2019/1984 E, 2020/62 K. Sayılı ilamı, İstanbul BAM 15. HD. 2017/897 E, 2018/808 K. , İstanbul BAM 44. HD.2020/34 Esas 2020/166 Karar sayılı ilamları Bilirkişi heyeti yukarıdaki gerekçeler ile kök rapordaki değerlendirme ve hesaplamaların cari olduğunu 05.04.2021 tarihli raporunda belirtmiştir.Davalı yan İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret mahkemesinin 2020/563 Esas sayılı dosyasında iş bu dava ile birleştirme talepli dava açmış ilgili mahkemece dosya birleştirilmiştir. Davalı-birleşen dosya davacı yanın iş bu davada  28.12.2017 tarihli lisans ve tedarik sözleşmesinden davalı birleşen davalı yanın sözleşmeden  15.11.2018 tarihli ihtarnamesi ile döndüğünü, davalıya 5 adet ilaç için 198.240,00  USD avans ödemesi yaptığını, sözleşmeden dönme halinde tarafların karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulduğunu, bu nedenle avans olarak ödenen meblağın geri iadesi istemi ile icra takibine girişmiş, itiraz üzerine itirazın iptali davası açmıştır. İş bu dosyada mahkememiz dosyası ile birleştirilmiş daha evvel rapor alınan bilirkişi heyetinden 2. Ek rapor alınmıştır.Taraflar arasındaki sözleşmenin ilgili hükümleri incelenmiş Sözleşmenin 2.5 maddesinde;“..., ...'ya bölgedeki ürünler için ortak pazarlama yetkileri alma hakkı verir. Ürünler ... tarafından tedarik edileceği ve bu anlaşma süresince ...'in belirlenmiş üretim tesislerinde üretileceği; ... ortak pazarlama yetkilerinin korunmasına iliskin tüm masraf ve giderleri ödeyeceği” hükmü bulunduğu Sözleşmenin 2.13 maddesinde; “Ürünler için ortak pazarlama yetkilerinin bir veya daha fazlasının bölgedeki yetkili otoriteye izin başvurusu tarihinden itibaren 3 ay içerisinde alınamaması halinde (tescilli ürünlerin yürürlük tarihinden en fazla 1 ay ve bu anlaşmanın imzalandığı tarihte hala kayıtlı olmayan ürünler için izin onay tarihinden sonraki 1 ay içinde), ... anlaşmadaki ilgili ürünleri çıkarmalıdır. (Kısmen sözleşmeyi sonlandırmalı) veya bu sözleşmeyi tamamen feshedebilir. (Herhangi bir ürün için ortak pazarlama izni alınamaması durumunda) ve ...'e ödenen lisans ücretleri taksitlerinin %100'ünü KDV ile birlikte...'ya iade eder” hükmü bulunduğu, Sözleşmenin 3.1 Maddesinde “Tescilli ürünlerin, geçerlilik tarihinden itibaren 1 ay içerisinde ve bu sözleşmenin imzalandığındu tescilli olmayan ürünlerin pazarlama yetkilisi tarafından onaylanmasından itibaren 1 ay içerisinde ... danışmanlık ...'ya gerekli evrakları ilgili merciye...'nın bölgedeki ürünlerinin her biri için ortak pazarlama yetkilerini son onayını alması için sağlamalı ve...'da bu ortak pazarlama organizasyonlarından başvuru tarihinden itibaren en geç 3 ay içerisinde son onayları almak üzere, en yüksek çabayı göstermelidir. Bu ortak pazarlama yetkileri bu sözleşme süresince yalnız ...ya aittir. ...'in belgelerinin kalitesi, orijinal pazarlamu yetkileri ortak pazarlama yetkilerinin bir kısmının veya tamamının verilmesini reddedilmesine veya gecikmesine sebep olursa.. söz konusu ürünü/ürünleri sözleşmeden çıkurma hakkına sahip olacaktır. (Sözleşmeyi kısmen feshedebilir) veya bu sözleşmeyi tamamen feshedebilir. (Ürünlerin hiçbiri için ortak pazarlama izni alınmaması durumunda,..., bırakılan ürünlerin ... 'ya geri ödemesi için ödenen lisans ücreti taksitinin % 100'ünü iade edecektir. Bu geri ödenen herhangi bir KDV yi içermelidir. Ayrıca 13. maddede, ayrıntılandırilan fesih sonuçları geçerli olacaktır” düzenlemesi yer aldığı; Sözleşmenin 3.3 maddesinde;\"Ürünler için herhangi bir lisans ... adına ve geçerli lisanslar ve lisansların alınması ve bakımıyla ilgili her türlü masraf ve maliyet, vergi ve harçlar ... tarafından karşılanacaktır ” düzenlemesi bulunduğu, Sözleşmenin 3.5 maddesinde;“..., lisans vermeyle ilgili tüm masraf ve masrafları karşılar ve... ortak pazarlama yetkilerini dosyalamak, sürdürmek ve saklamak ile ilgili masraf ve harcamalardan sorumludur ” düzenlemesi bulunduğu, Sözleşmenin 3.9 maddesinde; \"İlgili otorite bölgedeki ortak pazarlama yetkilendirmelerini vermek ya da sürdürmek amacıyla ürünler ile ilgili ek bilgi veya belgeye ihtiyaç duyduğunda ya da dosyalayıcıların başarısızlığından kaynaklı düzenleyici dosyanın (toptan veya kısmen) reddedilmesi halinde, ilgili otoriteden bilgi talebini alan taraf diğer tarafı hemen bilgilendirmeli ve her iki taraf karşılıklı olarak bölgedeki artak pazarlama yetkilendirmelerinin sağlanması için gerekebilecek ek ve düzeltmeleri yapmak üzere gerekli olan düzelime adımlarını karşılaştırmalı ya da kabul etmelidir. Yukarıda belirtilenlere rağmen, ilgili otorite tarafından düzenleyici dosyaların reddedilmesi (toptan ya da kısmen) ve tüm temyiz hakları tükenmiş ya da zamanı geçmiş ise, ya da düzenleyici dosyalar tarafların karşılıklı mutabakatı ile geri çekilmişse ... madde 12'de belirtildiği şekilde, ...'nın yazılı bildirimini almasıyla belirtilen ürünlerin sözleşmeden çıkarabilir. (Sözleşmeyi kısmen sonlandırabilir) ya da sözleşmeyi tamamen iptal edebilir. (Hiçbir ürün için ortak pazarlama yetkisi alınamaması halinde) ve ..., ...'ya yukarıdaki yazılı bildirimin iadesinin alınmasından itibaren 30 gün içerisinde, ilgili ürünler için ödenen lisans ücretinin %100'ü (Ödenen KDV dahil) ve ..., ilgili dosya ve igili elindeki tüm belgeleri ... 'e iade edecektir. Herhangi bir eksikliğin veya ek talebin yetkili otorite tarafından talep edilmesi durumunda,... ve... bu talebi yerine getirmek için iş birliği yapacaktır” düzenlemesi bulunduğu anlaşılmıştır. Sözleşmenin 3.9. Maddesinde açıkça belirtildiği üzere ürünlerle ilgili herhangi bir eksiklik yada ek talebin yetkili otorite tarafından talep edilmesi durumunda asıl dosya davalısının davacıya durumu bildirmesi gerektiği açıkça hükme bağlanmıştır. Mahkemmemizce söz konusu ilaçların ruhsatlandırma sürecine dair Sağlık bakanlığına müzekkere yazılmış verilen cevabi yazılardan ; ... isimli ürün yönünden;Metex 7 mg ve 14 mg ve 21 me, 28 mg uzatılmış salımı kapsül adlı ürünlere, Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği'nde istenen bilgi ve belgeler sağlanamadığından, ruhsatlandırma sürecinin başlatılmadığının bildirildiği; Yazı eklerinin incelenmesinde, başvuru formu ek/6.9 bölümünde, ... yerine ait GMP belgesinden etkin madde adı (memantin HCI) geçmediğinden, yine başvuru formunun ak/56.11 bölümü firmaniz adına düzenlenmediğinden, Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği uyarınca reddedildiğinin bildirildiği; Görüldüğü üzere bu ürün yönünden Beşeri ve Tıbbi ürünler ruhsatlandırma yönetmeliğinde istenen belgeler sağlanmadığından ruhsatlandırma işlemlerinin başlatılmadığı görülmüştür.... isimli ürün yönünden;Buprex 150 mg, 300 mg, 450 mg uzatılmış salımlı tablet adlı ürünlerin, ruhsat başvurularının 06.07.2018 tarihinde kabul edildiği; ruhsatlandırma süreçlerinin başlatılması hususuna dair kurumca uygun görülen tarihte taraflarına bildirmek üzere yazı düzenlendiği; 01.08.2018 tarihinde ruhsatlandırma sürecinin başlatılması için ruhsat kayıt ücretinin 30 gün içinde yatırılması, aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılacağının bildirildiği; belirtilen sürede ruhsat kayıt ücreti yatırılmadığından, dosyaların iade edildiğinin bildirildiği;Yazı eklerinin incelenmesinde, 06.07.2018 günü başvurunun kabul edildiği; ruhsatlandırma sürecinin bildirileceği anlatımı yer aldığı; bilahare de 01.08.2018 tarihli yazıyla 30 gün içinde kayıt ücretinin yatırılmasının ayrıca bildirildiğinin görüldüğü anlaşılmıştır. Görüldüğü üzere bu ürün yönünden de süresi içinde ruhsat kayıt ücreti yatırılmadığından ruhsatlandırma işlemlerine başlanılamamıştır.Taraflar arasındaki sözleşme hükümlerin Kararlaştırmaya göre birinci aşamada ödenecek %30'unun imza aşaması olduğu; ikinci aşama ücretinin ise, yetkili otoriteye (Sağlık Bakanlığı) başvuru tarihi olduğu; taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 20.2.1 maddesinde, “sözleşmede aksi belirtilmediği sürece, taraflarca birbirlerine iletilmesi gereken tüm bildirimler, özel kurye, tescilli posta veya noter aracılığıyla, sözleşmede gösterilen adreslere gönderileceği kararlaştırması ” bulunduğu anlaşılmıştır.Asıl davanın davacısı tarafından, düzenlenen faturaların sözleşmenin kararlaştırması gereği imza tarihinde ödenmesi gereken %30 lisans ücreti ve yetkili otoriteye başvuru itibariyle ödenmesi gereken diğer %30'a karşılık geldiği; sözleşmede ödenen tutarların iadesinin istenebilmesinin ruhsatlandırma aşamasında bir imkansızlığın ortaya çıkmasına bağlı olduğu; yukarıda ilaç bazında yapılan irdelemede, başvuruların usulen uygun görüldüğü ruhsatlandırma sürecinin başlatılması için ücretin yatırılmasının istenildiği; diğer bir kısmında ise eksikliklerin tamamlanmasının istenildiği; ...'nın bu kapsamda, yükümlülüğün ... firmasında olduğu yönünde savunması bulunmadığı gibi, birleşen dava dilekçesinde de davacının taahhüdü kapsamında bulunduğunu bildirmesi yanı sıra esasen de,asıl davaya konu takip açılana kadarda harhangi bir uyarı ve ihtarda bulunmadığı sözleşmenin feshi ya da kısmi fesih hallerinde, ...'ya iadesi talep hakkı tanındığı; ancak bu hakkın ...'dan kaynaklı ruhsat alımına engel durum için cari olduğu anlaşılmıştır.Tüm dosya kapsamı ve denetime uygun bulunan bilirkişi heyeti raporlarından anlaşıldığı üzere davacı ve davalı arasında lisansı davacıya ait olan ürünler için için davacı-birleşen dosya davalı ve davalı-birleşen dosya davacı arasında lisans ve tedarik sözleşmesi imzalandığı, bu ilaçlardan 2 tanesi olan  ... ve  B... isimli ilaçların iş bu davada dava konusu olduğu, vaki kararlaştırma kapsamında sözleşme bedelinin %30'unun imza aşamasında ödenmesinin kararlaştırıldığı ve davalı yanca bu bedelin ödendiği, her ne kadar davalı yanca söz konusu ilk ödemenin avans ödemesi olduğu ileri sürülmüş ise de taraflar arasındaki sözleşmede avans ödemesine dair kayıt bulunmadığı, davalı yanca yapılan ilk ödemenin sözleşmenin imza safhasında ödenmesi gereken meblağ olduğu, sözleşmeye göre %30 bedelin ortak pazarlama yetkisi için bölgedeki yetkili otoriteye başvuru üzerine ödenmesi gerektiği, davacının bu amaçla davalıya asıl davada dava konusu ettiği 2 faturayı düzenleyip gönderdiği, davalının da yetkili kuruma müracaat ettiği ancak söz konusu başvuruların usulen uygun görülmesine rağmen ruhsatlandırma sürecinin başlaması için gerekli ücretlerin yatırılmaması ve bir kısım usuli eksiklikler nedeni ile yarıda kestiği, davalı birleşen davacının bu ürünlerin ruhsat sürecini takip etmenin asıl dosya davacı yanda olduğuna dair bir itiraz ileri sürmediği, kaldı ki bu işlemlere de kendisinin giriştiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından davalıya düzenlenen faturaların imza tarihinde ödenmesi gerkeen %30  lisans ücreti ve  yetkili otoriteye başvuru itibarı ile ödenmesi gereken diğer %30'a karşılık geldiği, sözleşme gereği ödenen tutarın iadesinin istenebilmesi için ruhsatlandırma aşamasında bir imkansızlığın çıkmasına bağlı olduğu anlaşılmıştır.Nitekim birleşen dosya davalı yanca bu hususta yani ruhsatlandırma sürecinde fiili veya bir hukuki imkansızlık ortaya çıktığı yolunda davacı yana keşide edilmiş herhangi bir ihtar da bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 20.2.1. Maddesinde bu hususlarda yapılacak bildiirmlerin şekle bağlandığı, asıl dosya davalı yanca bu yönde keşide edilmiş bir bildirim de olmadığı anlaşılmıştır. Asıl dosya davalı yanın ruhsatlandırma sürecinde yetkili bakanlığın bir kısım usuli eksiklikler, ruhsat ücretlerinin yatırılmaması nedenleri ile başvuruları uygun görmediği ve asıl dosya davalı yanın davacıya herhangi bir bildirimde bulunmaksızın başvuruları yarıda bıraktığı anlaşılmıştır. Davacı kendi ticari defterlerine göre davalıdan takip tarihi itibarı ile 198.240,00 USD alacaklıdır. Nitekim davalının ticari defterlerinde de takip tarihi itibarı ile davacı bu miktarda alacaklıdır. İcra takibi başladıktan sonra söz konusu 2 faturayı defterlerine işleyip kaydettikten ve BA formunda beyan ettikten 6 ay sonra iade faturası kesmiştir. Bilirkişi raporunda ve yukarıda bu hususta emsal kararlara atıf yapılmıştır. Sözleşme ilişkisinin kanıtlanması halinde bu sözleşme gereği düzenlenen faturaların  süre geçtikten sonra iade edilmesi veya ticari defterlere kaydedildikten sonra iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, faturaların doğrudan iade edilmesi veya iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır.Faturaya itiraz edilmemesi sözleşme ilişkisini kanıtlamaz ise de, sözleşme ilişkisinin kanıtlanması halinde, bu sözleşme gereğince düzenlenmiş olan ve süresinde itiraz edilmeyen faturadaki miktar kesinleşir.Taraflar arasında sözleşme bulunduğu 2 tarafın da kablündedir.Davacının sözleşme gereği imza aşamasında ödenmesi gereken fatura davalı yanca ödenmiştir. Yetkili kuruma başvuru anında ödenmesi gereken faturalar ise kabul edilmiş, BA formunda beyan edilmiş, icra takibi başladıktan sonra yasal süreden sonra iade edilmiştir. Davacı davalıdan söz konusu 2 fatura meblağı kadar alacaklıdır.Davalı birleşen dosya davacı yan davalıya avans verdiğini ve hiçbir ilacın ruhsatının alınamadığını, davacının sözleşmeden döndüğünü iddia etmiş ise de kendi ticari defter ve kayıtlarında da davacıdan bir alacağı olmadığı görülmektedir.Davalı yan davacının 15.11.2018 tarihli ihtarnamesi ile sözleşmeden döndüğünü iddia etmiş davacı yan ise hiçbir zaman sözleşmeden dönmediklerini böyle olsa idi vadesi geçmiş faturaların ödenmesini değil borçlu temerrüdü nedeni ile doğan zararın giderilmesini isteyeceklerini acnak bu yönde bir iradeleri olmadığını, hiçbir zaman ifadan vazgeçmediklerini savunmuştur. Söz konusu ihtarname incelenmiş asıl dosya davacının cari hesap borcunun ödenmemesi nedeni ile hukuki yollara müracaat edeceğini belirttiği, borcun ödenmemesi nedeni ile sözleşme ile üstlendikleri herhangi bir akdi veya hukuki sorumluluklarının kalmadığının ihtar edildiği anlaşılmıştır.6098 sayılı Borçlar kanunun 125. Maddesi \"Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.\" hükmünü getirmiştir. Söz konusu ihtarname incelendiğinde davacının aynen ifa talep ettiği açıkça anlaşılmaktadır Sözleşmeden dönme olarak yorumlanabilmesi için davacının aynen ifa ve gecikme tazminatı talep etme hakkında vazgeçtiğine dair bildirim bulunması gerekmektedir. Davacının sözleşmeden dönmediği açık olup bu yoldaki itiraz yerinde değildir.Bilindiği üzere fesih bozucu yenilik doğurucu bir hak olup açıklanması ile hüküm ve sonuçlarını doğurmaktadır.Fesih bozucu yenilik doğuran bir hak olup ileriye etkili bir irade beyanıdır. Dolayısı ile davacının fesih anına kadar muaccel olmuş iki fatura alacağı için aynen ifa istemesinde hukuki bir engel yoktur. Fesih 2018/11. Ayında yapılmış olup Davacının talep ettiği fatura alacakları 2018 yılı 5 Ayına ilişkindir.Kaldı ki söz konusu faturalar hizmet faturası vasfındadır. Davacının Fesih tarihinden önce muaccel olan alacakları istemesinde hukuken bir engel yoktur. Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. ( Bkz. TBK m. 117) Davacı-birleşen davalı icra takibinde temerrüt faizi istemiştir. Davacı yanca davalıya keşide edilen 08.08.2018 tarihli ihtarname incelenmiş içeriğinde miktar içermeyen cari hesap alacağının ödenmesi talepli ihtarı temerrüdü gerçekleştirmeyecektir. Yargıtay 15. HD. 25.05.2015 günlü, 2014/7125 Esas, 2015/2786 Karar sayılı ilâmında da \"...Alacaklı tarafından gönderilen ihtarnamenin borçluyu temerrüde düşürücü etkisinin olduğunun kabul edilebilmesi için, ihtarnamenin belirli bir süre içerisinde bir borcun ödenmesi ihtarını içermesinin zorunlu olduğu; bir bedel içermeyen ya da içeriğinden bedel belirlenemeyen ihtarnamelerin borçluyu temerrüde düşürücü nitelikte kabul edilemeyeceği\" belirtilmiştir.( Aynı gerekçeler için bkz. Yargıtay 15. HD. 2007/7382 E,2008/7356 K. Sayılı ilamı ) Bu nedenle icra takibinde istenen temerrüt faizi yönünden red kararı verilmiştir. \" belirtmiştir. Bu nedenle icra takibinde istenen temerrüt faizi yönünden red kararı verilmiştir. Davacı birleşen dosya davalı yan icra takip talebinde 198.240,00 USD asıl alacak, 10.802,72 USD işlemiş faiz talep etmiş ancak alacak toplamı kısmında 1.118.315,85 TL ibaresi geçmiştir Bilirkişi heyeti de kök raporunda davacıya bu durumun açıklatılması hususunda takdirin mahkemeye ait olduğunu belirtmişt Mahkememizce16.06.2021 tarihli celsede davacı yan söz konusu hususta beyanda bulunmak üzere süre verilmiş davacı yanca 30.06.2021 tarihli dilekçesinde döviz alacağı talep ettiklerinin açık olduğunu nitekim takip talebinde alacağın ödeme tarihindeki kur karşılığının istendiğinin açık olduğunu belirtmiştir. Yapılan incelemede davacının icra takibinde asıl alacak ve faizi döviz olarak yazdığı ve alacağın fiili ödeme tarihindeki kur karşılığını talep ettiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere yabancı para birimi üzerinden icra takibine geçen veya dava açan kişiler o paranın TL karşılığı üzerinden hesaplanacak harcı yatırmak zorundadır.Yabancı paranın TL karşılığının yazılması durumu bazen tarafın Türk parası  mı yoksa yabancı para mı istediği hususunda karışıklığa neden olmaktadır. Somut olayda davacının yabancı para birimi üzerinden talepte bulunduğu açık olup takipte  alacağın ödeme tarihindeki kur karşılığının istendiği görülmüştür.Yargıtay yerleşik içtihatlarıyla belirtildiği üzere (15. HD. 18/03/2015 T., E.2014/2882, K.2015/1304) yabancı para alacağına ilişkin takiplerde icra inkar tazminatının takip tarihindeki ... Bankası’nın Efektif Satış Kuru üzerinden Türk Lirası olarak hesaplanması gerekmektedir. ( Bkz. İst BAM 15. Hd. 2017/574 E,2017/881 K.) YHGK'nın 17.10.2012 tarih ve 2012/9-838 E., 2012/715 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; genel bir kavram olarak “likid (liqiude) alacak”; “tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacaktır” Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün  unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez (YHGK'nın 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 E. 397 K. sayılı ilamı). Likit alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına)  veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin,  alacağın likit olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi halinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likit olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likit sayılmaması doğru olmayacaktır. (Kuru, Arslan, Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, s. 737, 740). (Yargıtay  23. Hukuk Dairesi 2016/8197  E, 2020/1 K. Sayılı ilamı, benzer gerekçeler için bkz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/25056 E, 2019/6430 K. Sayılı ilamları ) Somut olayda Alacak likit ve davalı itirazında haksızdır. Nitekim davacıya yapması gereken ödeme  davalı yanca belirlenebilir durumdadır. Söz konusu faturaları da tebliğ almış defterlerine işlemiş BA formu ile beyan etmiştir. Bu nedenle asıl alacağın takip tarihindeki kur karşılığı üzerinden davalı yan %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmiştir.Tüm dosya kapsamı, denetime uygun bulunan bilirkişi kök ve ek raporları bir bütün olarak değerlendirilmiş asıl dosyada davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, asıl alacak likit ve davalı itirazında haksız olduğundan asıl alacak üzerinden %20 oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmiş, asıl dosyada varılan sonuç nazara alındığında birleşen dosyadaki talebin yerinde olmadığı anlaşılmış , birleşen davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.Yargıtay 13. HD. 2016/23646 E, 2019/12123   K. Sayılı ilamında \"...Buna göre, mahkemece harcın, dava tarihindeki kur karşılığı Türk lirası üzerinden karar tarihindeki nispi harç oranına göre alınması, yine davacı yararına kabul olunan kısmın dava tarihindeki kur karşılığı Türk lirası üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre,davacı yararına nispi vekâlet ücreti tayini gerekirken fazla ilâm harcı ve kabul olunan kısım için davacı yararına fazla vekâlet ücreti tayini usul ve yasaya aykırı olup..\" belirtmiştir. Asıl dosyadaki talep toplamda 209.042,72 USD dir. Dava tarihi olan 28.12.2018 tarihindeki merkez bankası USD efektif satış kuru 5,2783 TL dir. Dava değeri ( 209.042,72 x 5,2783= 1.103.390,18 TL dir. ) 1.103.390,18 TL dir.  Kabul edilen kısım ise 198.240,00x5,2783= 1.046.370,19 TL dir.  Harç, vekalet ücreti ve yargılama gideri buna göre belirlenmiştir.Yine birleşen dosyadaki talep 221.478,13 USD'dir. Dava tarihi 08.07.2020 olup bu tarihteki merkez bankası USD efektif satış kuru 6,8750 TL dir. Birleşen dava değeri 1.522.662,14 TL dir. Her ne kadar birleşen davacı dava dilekçesinde harca esas değeri daha düşük belirtmişse de söz konusu hatanın ilgili tarafça dava tarihi yerine takip tarihindeki kur karşılığının dava dilekçesine yazılmasından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Döviz cinsinden başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istenmiştir. Dava açılırken eksik harç yatırılmıştır. Davanın değeri yukarıda yazıldığı gibidir. Tüm dosya kapsamı ve yukarıda yapılan tüm açıklamalar atıf yapılan emsal yüksek mahkeme kararları birlikte değerlendirilmiş asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \"gerekçesi ile,\"1-Mahkememizin 2018/918 Esas sayılı dosyası yönünden ;DAVANIN KISMEN KABULÜNE;z a-Davalı tarafından İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin 2018/33335 sayılı icra takip dosyasına yapmış olduğu itirazın asıl alacak 198.240,00 USD (Amerikan Doları) üzerinden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanunun 4/a. maddesi gereğince kamu bankalarının USD (Amerikan Doları) cinsinden vadeli mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranının uygulanmak suretiyle faiz işletilmesine, takibin bu şekilde devamına, fazlaya dair istemin reddine, b- Likit alacağa vaki haksız itiraz nedeni ile  asıl alacak olan 198.240,00 USD (Amerikan Doları)’nin (takip tarihi itibarıyla 198.240,00 USD x 5,2945 TL=1.049.581,68 TL karşılığı üzerinden) % 20 oranında olmak üzere 209.916,33 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine...2-Birleşen İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/563 E sayılı dosyası yönünden ;DAVANIN REDDİNE,  \" karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekili asıl davaya yönelik istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen sözleşmede, faturalar için vade tarihi belirlenmiş olduğundan TBK'nun 117/2 gereği borçlunun ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek bulunmadığını, taraflar arasında Lisans ve Tedarik Sözleşmesi akdedildiğini,  davalının sözleşme imzası ile lisans bedelinin %30'unu 04/01/2018 tarihinde ödediğini,  sözleşmenin ikinci aşama bedeli olan %30'luk kısmının ortak pazarlama yetkisi için bölgedeki yetkili otoriteye başvuru tarihinde muaccel olduğunu, davacının ruhsat başvurularını yaptığı tarihte bedele hak kazandığını ve 14/05/2018 tarihli faturaları tanzim ettiğini, bu bedelin hakedilmesi için başvuruların olumlu sonuçlanması veya başvuruların yetkili otorite tarafından kabulü gibi bir şart  olmadığını, davalının faturaları itiraz etmeksizin defterlerine kaydettiğini, ancak ödeme yapmadığını, bunun üzerine davalıya 08/08/2018 tarihli noter ihtarnamesinin tebliğ edildiğini, ve cari hesap borcunun yedi gün içerisinde ödenmesinin istenildiğini, ihtarnameyi 13/08/2018 tarihinde tebliğ alan davalının ödeme yapmadığını, mahkemenin temerrüd ihtarında miktar belirtilmediğinden bahisle yerleşik yargıtay içtihatları gereği takipten öncesi için temerrüd faizi talep edilemeyeceğini belirttmesinin hatalı olduğunu, ancak sözleşmenin 2.12 maddesinde fatura vadesinin bir ay olduğunun belirtildiğini, bu nedenle ayrıca temerrüt ihtarına gerek olmadığını, 14/05/2018  tarihli 84.960,00-USD bedelli faturanın vadesinin 14/06/2018 ve 28/05/2018 tarihli 113.280,00-USD bedelli faturanın vadesinin ise 26/07/2018 olup, davalıya temerrüt ihtarının  08/08/2018 tarihinde bir hatırlatma niteliğinde gönderildiğini, ihtarda borcun fatura alacağından kaynaklandığının da belirtildiğini,  temerrüdün vade ile gerçekletiğini (Yargıtay  6. HD., E. 2015/4904 K. 2015/8568 T. 15.10.2015, Yargıtay 15. HD., E. 2016/6034 K. 2016/5075 T. 8.12.2016;  Yargıtay  15. HD., E. 2015/3276 K. 2016/1475 T. 7.3.2016),İleri sürerek; yukarıda arz ve izah edilen ve re'sen nazara alınacak sebeplerle; tehiri icra taleplerinin kabulüne, istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesinin asıl davada reddettiği temerrüt faizi istemi yönünden kararın kaldırılmasına ve İ temerrüt faizi yönünden de talebin kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekili asıl davaya yönelik 19/01/2023 tarihli  istinaf başvurusundan  dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi tarafından asıl davaya konu takip ile talep ettikleri işlemiş faiz istemlerinin reddedildiğini, kabul edilen asıl alacak ana para tutarının  198.240,00.-USD olduğunu,  bugün itibariyle yaklaşık işlemiş faiz tutarının ise 62.000,00.-USD civarında olup toplam alacağın 260.240,00.-USD civarında olduğunu, mahkeme tarafından reddedilen temerrüt faizi yönünden taraflarınca 07/02/2022 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup hali hazırda dosyanın dairemizce incelendiğini,  ne var ki müvekkili şirket tarafından görülen lüzum gereği işbu dilekçeleri ile İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/918E.-2021/939K. sayılı ilamının kısmen reddedilen temerrüt faizi talebimiz yönünden istinaf başvurumuzdan feragat ettiklerini belirtilerek,  temerrüt faizi talebi yönünden istinaf başvurumuzdan feragat dilekçesi doğrultusunda işlem yapılmasını talep etmiştir.Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili tarafından sunulan istinaf dilekçesinde özete; yapılan yargılama sonucunda yerel mahkeme tarafından tesis olunan 15.12.2021  tarihli kararda özetle; haklı birleşen davalarının reddine ve asıl davanın ise kısmen kabulüne karar verildiğini,  kararın açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, <br> Ticari bir belge olan fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına dair bir belge olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin varlığının şart olduğunu, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belgenin fatura olamayacağını, sadece faturanın karşı tarafa tebliğ edilmiş ve itiraz edilmemiş olmasının yanlar arasında akdî ilişkinin kurulmuş ve iş bedelinin istenebilir olduğunun, başka bir ifade ile faturanın verilmesine neden olan malın teslimi veya hizmetin yapılmış olduğunun kabulü anlamına gelemeyeceğini, 6102 sayılı TTK'nun 21/2. maddesi uyarınca, faturaya itirazın, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılması gerektiğini, sekiz günlük sürenin, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi olmadığını, itiraza uğramayan faturanın içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belge olduğunu, bu sürenin de temel borç ilişkisine etkisi olmayan, sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşıyan, ispat yükünün kimde olduğunu gösteren bir süre olduğunu, zira, sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfetinin faturayı alan tarafa ait olduğunu, faturayı alanın her türlü delille bu külfeti yerine getirebileceğini, fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili TTK'nun 21. maddesi değil, ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili HMK'nun 222. maddesi uygulama alanı bulacağını, ticari defterlere kaydedilmiş faturanın akdi ilişkinin varlığını da kanıtlayacağını ve bu kaydın fatura münderecatı mal veya hizmetin teslim alındığına karine teşkil edeceğini, bu durumda, bu karinenin aksini ispat külfetinin faturayı defterlerine işleyen borçlu - davalı  tarafa geçeceğini, davalının fatura sebebiyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı delillerle ispatlaması gerektiğini, bu nedenle, faturaya itiraz edilmeksizin ticari defterlere kayıt edilmesinin tek başına, faturanın kesinleşmek suretiyle ödenmesi sonucunu doğuramayacağını (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 09.04.2018 tarih, 2017/1445 E. 2018/1438 E. sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19.12.2018 tarih, 2017/2642 E. 2018/8096 E. sayılı ilamı), tüm bu açıklamalar çerçevesinde, huzurda görülen somut ihtilafın, dava konusu faturaların düzenlemesini gerektiren sözleşme ilişkisi ve bu ilişki kapsamında düzenlenen faturalar muhteviyatı malın teslimi veya hizmetin faturayı düzenleyen tarafından, akdi ilişki ile öngörülen yükümlülüklerine uygun bir şekilde ifa edilip, edilmediği ve bu suretle faturalar konusu alacağın varlığı ile tahsilinin talep edilebilip edilemeyeceği, noktalarında toplandığını ve ihtilafın hallinde, taraflar arasında akdolunan 28.12.2017 tarihli \"Lisans Devir Sözleşmesi'', keşide olunan Kadıköy .... Noterliği'nin, 15.11.2018 tarih, ... yev. sayı ile onaylı ihtarname ve Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu nezdinde kain  dava konusu ihtilafa (28.12.2017 tarihli sözleşmeye) ilişkin bilâ istisna tüm kayıt ve yazışmalaın önem arz edeceğini,Taraflar arasında akdolunan 28.12.2017 tarihli \"Lisans Devir Sözleşmesi'' ile adıl davada davcının, müvekkili ...’nın ödeyeceği  lisans bedeli karşılığında, \"...\" isimli molekülün Sağlık Bakanlığı'nın 19 Ocak 2005 tarih ve 25705 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği uyarınca Ortak Pazarlanan Ürün lisansını almayı akabinde beş yıllık süre sonunda ilaçların tüm lisans haklarını müvekkili şirkete devretmeyi kabul ve taahhüt ettiğini,  taraflar arasında mutabakata varılan işin niteliği gereği, davacı tarafından toplamda 5 adet moleküle ilişkin lisans haklarının devri planlanmasına ve lisans devir ücretine mahsuben müvekkili tarafından davacı birleşen davalı şirkete 198.240 ABD doları avans ödemesi yapılmasına rağmen, gelinen aşamada davacı birleşen davacı tarafça, müvekkiline, bahse konu ilaçlara dair tek bir lisans devri dahi gerçekleştirilmediğini, nitekim, yargılama aşamasında dosyaya celp olunan Sağlık Bakanlığı yazılarından da anlaşılabileceği üzere; 28.12.2017 tarihli sözleşme kapsamında davacının müvekkili şirkete devretmeyi taahhüt ettiği, ... ve...  adlı ilaçların moleküllerinin farklı formlarına ait lisanslarının müracaatlarının davacı birleşen davalı tarafından tarafların mutabık kaldıkları süre içinde yapılmadığını, tamamen davacı birleşen davalı tarafça yerine getirilmesi gereken bu sürecin davacı birleşen davalının kusuru nedeniyle geciktiğini,  ... ve ... molekülünün  farklı formaları için yapılan müracaatların tamamına ilişkin olarak Bakanlık tarafından muhtelif dosya eksikleri olduğunun belirtildiğini,  ... molekülünün farklı formları için eksikliklerin hiç bir şekilde tamamlanmadığını,Yerel Mahkeme tarafından,  davacının, 28.12.2017 tarihli akdi yükümlülüğü kapsamında, ön müracaat aşamasında Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu nezdinde, bir takım ön edimlerde bulunmaya çalışmışsa da bunları dahi ifa edemediği ve sonuç olarak, Ortak Pazarlanan Ürün Lisanslarını alamadığı, sonrasında bu ürünlerin tüm lisanslarını devredemediği, başka bir ifade ile taraflar arasında münakid sözleşme gereği, dava konusu faturalar muhteviyatı lisans haklarının devir yükümlülüğünün davacı tarafça hiç bir tarih ve suretle ifa olunamadığı, bu sebeple de anılan faturalardan dolayı müvekkilinin davalıya konu faturalardan dolayı borçlu bulunmadığı anlaşılmakla, haksız davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile aksi yönde verilen karar verilmesinin isabetsiz olduğunu,Yerel Mahkeme tarafından, ''sözleşme konusu moleküllerin, ruhsat sürecini takip etme yükümlüğünün müvekkili şirket üzerinde bulunduğu ve bahse konu yükümlülüğün asıl dosya davacısına ait olduğuna dair taraflarınca bir itiraz ve savunmanın da ileri sürülmediği, kaldı ki bu işlemlere de müvekkilinin giriştiği,'' yönünde tespit ve değerlendirmede bulunulmuşsa da, söz konusu kanaate, taraflar arasında münakid sözleşme ve dilekçeler okunmaksızın, tek taraflı ve eksik inceleme ile varıldığını, Taraflar arasında akdolunan sözleşmenin 3.1. maddesinde ''... ..., ...'ya gerekli evrakları, ...  Bölgedeki ürünlerinin her biri için ortak pazarlama yetkilerini son onaylarını almak için sağlamalı ...'' şeklinde kaleme alınan hükümle, özellikle sözleşme konusu moleküllerin, içeriklerinin gizli olması hasebiyle ve sözleşme gereği, ortak pazar yetkilendirme izinlerinin alınması kapsamında lüzumu hasıl olan bilgi ve belgelerin temini, Sağlık Bakanlığı nezdinde yapılması gereken tüm müracaatların yapılması, takibi ve sonuçlandırılması ve bu cihette lüzumu hasıl tüm evrak temin yükümlülüğünün de davacı birleşen davalı taraf üzerinde bırakıldığını, nitekim, bu yükümlülüğü kapsamda, sözleşme konusu ilaçların müracaat dosyalarının tamamının davacı birleşen davalı şirketçe hazırlandığını, Sağlık Bakanlığı nezdinde yapılan müracaatların yine aynı sebeple müvekkili şirketin kullanıcı ad ve şifresinin davacı birleşen davalı şirkete verilmesi suretiyle davacı birleşen davalı tarafından yapıldığını, bu beyanlarının aşamalarda sunmuş oldukları dilekçelerde de hususiyetle zikrolunduğunu ve bu beyanlarına karşı, asıl dava davacısı tarafından hiç bir suretle itirazda bulunulmadığını bilakis, Sağlık Bakanlığı nezdinde yapılan müracaatların kendileri tarafından yapıldığı dosyada mübrez dilekçeleri ile açıkça beyan ve ikrar olunmuşken, mahkeme tarafından, bahse konu yükümlülüğün asıl dosya davacısına ait olduğuna dair taraflarınca bir itiraz ve savunmanın  ileri sürülmediği şeklinde tespitte bulunulmasının manidar olduğunu, bu değerlendirmenin başlı başına, yargılamanın ciddiyetten uzak, keyfi ve taraflı yapıldığı gerçeğini ortaya koymaya yeter mahiyette bulunduğunu, Yerel mahkeme tarafından aynı zamanda; davacı şirket tarafından müvekkili şirkete hitaben keşide olunan, Kadıköy .... Noterliği’nin, 15.11.2018 tarih,... yev. sayı ile onaylı ihtarnamesi ile, davacının aynen ifa talep ettiğinin açıkça anlaşıldığı, söz konusu ihtarın sözleşmeden dönme olarak yorumlanabilmesi için davacının aynen ifa ve gecikme tazminatı talep etme hakkında vazgeçtiğine dair bildirim bulunması gerektiği gerekçesi ile sözleşmeden dönülmediği,  öte yandan feshin bozucu yenilik doğuran bir hak olduğu ileriye etkili bir irade beyanı olduğu,  davacının fesih anına kadar muaccel olmuş iki fatura alacağı için aynen ifa istemesinde hukuki bir engel bulunmadığı, feshin 2018 yılının 11 inci ayında yapılmış olup, davacı tarafça tahsili talep olunan fatura alacaklarının 2018 yılı 5 ve 6. ayına ilişkin olduğu kaldı ki; söz konusu faturalar hizmet alacağına ilişkin olmakla, fesih tarihinden önce muaccel olan alacakların istenmesinde hukuken bir engel bulunmadığı,  tespit ve değerlendirmelerinde bulunulduğunu, bu tespit ve değerlendirmelerin hukuki dayanaktan yoksun ve  kabul edilebilir mahiyette bulunmadıklarını, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde temerrüt nedeniyle alacaklının seçimlik haklarının TBK'nun 125. maddesinde düzenlendiğini,  temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklının, her zaman borcun aynen ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme, borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteme ve sözleşmeden dönme seçimlik haklarının bulunduğunu,  sözleşmeden dönme hâlinde tarafların, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulacaklarını ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebileceklerini, bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklının, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebileceğini, somut ihtilafta, yerel mahkeme tarafından hükmünde yer verilen tespit ve değerlendirmenin aksine, taraflar arasındaki akdi ilişkinin, davacı birleşen davalı şirket tarafından müvekkiline gönderilen, Kadıköy .... Noterliği’nin, 15.11.2018 tarih, ... yev. sayı ile onaylı ihtarname ile davacı birleşen davalı tarafça dönülmek suretiyle sonlandırıldığını ve ortaya konulan bu irade beyanı ile davacı birleşen davalının TBK’nın 125. maddesi ile kendisine tanınan seçimlik haklardan sözleşmeden dönme hakkını kullandığını, dönme iradesinin açık olmasına gerek olmadığını, fesih veya dönme sözcüğü kullanılmasa da,  geçmişe dair süresi geçen edimine dair sözleşme ile öngörülen yükümlülükleriyle bağlı olunmadığının, sorumluluğunun kalmadığının bildirilmesi içerikli irade açıklamasının, sözleşmeden dönüldüğünün en açık tezahürü olduğunu, bununla birlikte, taraflar arasında akdolunan Lisans Devir Sözleşmesi ani edimli bir sözleşme türünden olmakla da, davacı tarafından keşide olunan 15.11.2018 tarihli ihtarnamenin fesih beyanı olarak kabulü durumunda bu feshin hukuken, geriye etkili sonuç doğuracağının izahtan vareste olacağını, zira, ani edimli bir sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesinin mümkün olabileceğini, Yüksek Mahkeme kararlarının da bu yönde olduğunu ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarih, 2017/3-2615 E. 2021/1102 E. sayılı ilamı, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 14.06.2021 tarih, 2021/4618 E. 2021/2700 E. sayılı ilamı),   TBK’nın 125/son maddesi uyarınca sözleşmeden dönme halinde tarafların karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulduklarını ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebileceklerini, sözleşmenin fesih ya da dönme suretiyle sona ermesi halinde geriye etkili sonuç doğuracağı yani, sözleşme hiç yapılmamış gibi başa dönüleceğinden, taraflar sözleşme ile üstlendikleri borçlarını ifa etme yükümlülüğünden kurtulacakları gibi, daha önce ifa ettikleri edimleri, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebileceklerinin, bu geri istemenin aynen olabileceği gibi, aynen ifanın mümkün olmaması halinde, ifanın imkânsız hale geldiği tarihteki mahalli piyasa rayiçleri ile bedeli de olabileceğini, anılan açıklamalar çerçevesinde, taraflar arasında münakid 28.12.2017 tarihli Lisans Devir Sözleşmesi ile öngörülen yükümlülüklerinin davacı birleşen davalı tarafça hiç bir suretle ifa edilmemiş olduğu olgusu, taraflar arasındaki akdi ilişkinin davacı birleşen davalı tarafça, TBK'nın 125. maddesinin son fıkrasına göre dönme suretiyle sona erdirildiği olgusu  ile birlikte değerlendirilerek,müvekkili şirket tarafından ifa olunan avans ödemesinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre müvekkiline iadesi sureti ile birleşen davanın kabulüne ile asıl davaya konu alacak taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile aksi yönde tesis olunan kararın isabetsiz olduğunu,Yerel Mahkeme tarafından, sözleşmenin ileriye etkili feshedildiği yönündeki değerlendirme ve gerekçenin de hukuken hatalı bulunduğunu,  taraflar arasındaki sözleşme ani edimli edimli bir sözleşme olduğunu, sözleşmenin ani oluşunun veya süreklililiğinin tespitinde yalnızca asli edim yükümlülüklerinin dikkate alındığını, bunun sonucunda yan edim yükümlülüklerinin zamana yayılmış olmasının değerlendirmede esas olmadığını ve karşılıklı edimlerde yalnızca karakteristik edimlerin dikkate alındığını, dava konusu sözleşmede asıl ve  karakteristik edimin ortak pazar ruhsatının devredilmesi işi olduğunu, bu nedenle ani edimli dava konusu sözleşmenin ileriye etkili feshinin söz konusu olamayacağını, bununla birlikte, davacı birleşen davalının sözleşme gereği ifa etmekle yükümlendiği lisans devri edimine dair tek bir işlem dahi gerçekleştiremediği, bu nedenle devredemediği lisansların devir bedellerine ilişkin bir alacak hakkının söz konusu olamayacağı nazara alındığında da, kabul manasına gelmemek üzere, somut uyuşmazlıkta, davacı tarafça 15.11.2018 tarihli ihtarla ortaya konulan beyanın ileri etkili fesih olarak değerlendirilmesi ihtimalinde dahi, davacının fesih tarihine kadar, feshedilen sözleşme kapsamında ifa edilmiş bir  edimi (lisans devir) ve dolayısı ile almaya hak kazandığı alacak hakkı (lisans devir ücreti) bulunmamakla da, haksız ve yasal dayanaktan yoksun davacı taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile aksi yönde verilen kararın da hukuken hatalı olduğunu, somut olayda, davacı birleşen davalı tarafça, müvekkiline hitaben gönderilen ihtarnamenin 15.11.2018 tarihinde keşide olduğunu ve müteakibinde de 23/11/2018 tarihinde .... sayılı dosyası üzerinden müvekkili şirket aleyhinde icra takibine girişildiğini, yapılan yargılama sonunda mahkeme tarafından davacının talebinin aynen ifa olduğunun bu talebin hukuki dayanağının TBK'nun 125. Maddesin olduğunun kabul edildiğini,  TBK'nun 125. maddesi düzenlemesi kapsamında, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan birinin fesih iradesi karşı tarafa ulaştıktan sonra, karşı tarafın, artık sözleşmeye dayalı olarak aynen ifayı talep edemeyeceği gibi doğrudan sözleşme ile kendisine tanınmış bulunan bir hakkı, sözleşme halen yürürlükteyimişçesine kullanma olanağına da sahip olmayacağını,  bu anlamda sözleşmenin fesihinin ileriye etkili yahut geriye etkili (dönme) olup olmadığı veya haklı nedene dayalı bulunup bulunmadığının tartışılmasının bir önemi bulunmadığını (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15.02.2017 tarih, 2015/12426 E. 2017/843 E. sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17.07.2018 tarih, 2016/9219 E. 2018/5071 E. sayılı ilamı), anılan açıklamalar ve emsal Yüksek Mahkeme kararları doğrultusunda, taraflarınca kabul manasına gelmemek üzere, mahkemenin, \"davacının 15.11.2018 tarihli ihtarıyla ortaya koyduğu koyduğu beyanının ileriye etkili bir irade beyanı olarak kabul ile dava konusu faturalar münderecatı alacağın aynen ifasının istemesinde hukuki bir engel bulunmadığı\" yönündeki tespit ve değerlendirmelerinin, hukuki dayanaktan yoksun bulunduğunu, usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılması gerektiğini, Lisans Devir Sözleşmenin 2.12/ EK A maddesi ile ... lisans bedelinin 320.000 ABD Doları, ... lisans bedelinin ise, 240.000 ABD Doları olarak belirlendiğini ve bu lisans bedellerinin ödeme vadelerinin, sözleşmenin imzası sırasında tüm sözleşme bedelinin %30’u,  ortak pazarlanan ürün lisansı müracaatı tarihinde tüm sözleşme bedelinin %30’u,  ortak pazarlanan ürün lisansının alınması tarihinde  tüm sözleşme bedelinin %20’si ve  ürünün üretilip ilk teslimatı tarihinde de tüm sözleşme bedelinin %20’si olmak üzere ödenmesinin kararlaştırıldığını, taraflar arasında akdolunan 28.12.2017 tarihli sözleşme dikkate alındığında, dava konusu faturaların sözleme kapsamında belirlenen lisans devir bedellerine (2. taksit - vade ödemesi cihetinde) ilişkin olarak düzenlendiği nazara alındığında, mahkeme tarafından hükme gerekçe yapılan, \"faturaların hizmet alacağına ilişkin olduğu\" şeklindeki tespit ve değerlendirmeye de itibar olunamayacağını, yapılan yargılamada, ortak pazarlanan ürün lisansları  ile  bu lisansların beş yıllık kullanımı süresinde sonunda ilaçların tüm lisans haklarının devri için ödenmesi gereken tutarın, bu ödemenin yapılması için öngörülen vadeler ile karıştırıldığını  ve  son derece hatalı ve hukuka aykırı bir şekilde,  bu tarihlerde yapılan işlemlerin hizmetin veya malın teslimi şeklinde yorumlandığını, Sağlık Bakanlığından celp olunan kayıtlarla, herhangi bir lisans devrinin gerçekleştirilmediği tartışmasız ihtilafta, hatalı tespitle yapılan yorumun açıkça hukuka aykırı, bu değerlendirme esas alınmak suretiyle verilen kararın da mesnetsiz olduğunu,Yapılan yargılama sonunda tesis olunan kararla, müvekkili tarafından İstanbul  takip dosyasına yapılan itirazın asıl alacak 198.240,00 USD üzerinden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanunun 4/a. maddesi gereğince kamu bankalarının USD (Amerikan Doları) cinsinden vadeli mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranının uygulanmak suretiyle faiz işletilmesine, başka bir ifade ile dava konusu alacağın döviz olarak tahsiline karar verildiğini, 6098 sayılı TBK'nın 99. maddesi uyarınca, konusu para olan borcun ülke parasıyla ödeneceğini, ancak ödemenin ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödenmesi kararlaştırılmış ise alacaklı ödemenin bu para birimiyle veya ülke para birimiyle ödenmesini istemede seçimlik hakka sahip olduğunu, ancak yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişinin bu kararından geri dönemeyeceğini (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12.11.2019 tarih, 2019/296 E. 2019/7125 K. sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 8.4.2021 tarih, 2019/4094 E. 2021/3484 K. sayılı ilamı), somut olayda davacı birleşen davalının, takip talebi ve ödeme emrinde aynen (EK.9); ''1.118.315,85-TL'nin takip tarihinden itibaren (Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla) asıl alacağa işleyecek Reeskont Avans faizi, icra masrafları ve vekalet ücreti ile birlikte (Tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) tahsili talebidir'' şeklinde tahsil talebinde bulunduğunu, bu suretle, döviz  alacağını, takip tarihi itibariyle TL'ye çevirmek suretiyle TBK'nun 99/3 maddesi uyarınca seçim hakkını, ülke para birimi olan TL'den yana kullandığını, nitekim takip talebi - ödeme emri incelendiğinde alacağın 4095 Sayılı Kanunun 4/a maddesine göre işletilecek faiz ile tazminin istenmediğini, mahkemece, TBK'nun 99/3 maddesinde ön görülen seçimlik hakkın davacı tarafıdan, takip tarihi itibariyle (döviz alacağını) TL'ye çevirmek suretiyle kullanıldığı ve bu tercihinden dönmesinin artık hukuken mümkün bulunmadığı nazara alınarak, takip tarihi esas alınarak hesaplanacak TL karşılığı üzerinden hüküm tesisi gerekirken, yabancı para birimi üzerinden verilen kararın da doğru olmadığını, İtirazın iptâli davasında İİK'nın 67/II. maddesi uyarınca davacı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi için davacı alacaklının davalı borçlu hakkında usulüne uygun icra takibi yapması, borçlunun takibe haksız olarak itiraz etmesi ve alacağın likit (hesaplanabilir) olması gerektiğini, somut olayda, taraflar arasında akdolunan sözleşme ile öngörülen yükümlülüklerinin davacı birleşen davalı şirket tarafından hiç bir suretle ifa edilmemiş olmakla müvekkilinin  davacı birleşen davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını, bilakis, alacaklı olduğunu, buna göre aleyhinde başlatılan takip kapsamında ileri sürdüğü itirazın haklı ve hukuka uygun olduğunu, kaldı ki bu haliyle müvekkilinin haklılığı ve dava konusu alacağın varlığı ve miktarının belirlenmesinin yargılamayı gerektirir nitelikte bulunduğu bu sebeple de, davacı birleşen davalı yararına icra inkâr tazminatı tayini için gerekli yasal koşulların oluşmadığı anlaşılmakla da, söz konusu talebin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü yönünde hüküm kurulmasının da hukuka aykırı olduğunu,Davacının müvekkili şirkete devretmeyi taahhüt ettiği ruhsatları başka ilaç firmalarına devrettiğini, bu durumun doğal sonucu olarak somut ihtilafta davacının herhangi bir zararının da söz konusu olmadığını ve bu durumun, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu nezdinde kain,  sözleşme konusu moleküllerin sözleşme tarihi, Bakanlık nezdinde başvuruların yapıldığı tarih ve bu tarihlerden sonraki herhangi bir tarihte, lisans hak sahipliğini gösteren belgelerin ve özellikle de, herhangi bir devir işlemine konu edilip, edilmediği hususlarını gösterir bilgi ve belgelerin celbi ile de açıklığa kavuşturulabileceğini, aşamalarda sunulan dilekçelerinde bu husus defaetle ileri sürülmüşse de, yargılamanın esasına dair önem arz eden bu hususa dair, herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığını, itirazları incelenmeksizin tesis olunan kararın eksik inceleme mahsulü olmakla, usul ve yasaya aykırı olduğunu, fatura konusu lisans devrinin hiçbir surette yapılmadığı şüphesiz olan somut olayda, davacı birleşen davalının sanki devir varmışçasına ödeme talep ettiğini, davacı birleşen davalının müvekkili şirkete devretmeyi taahhüt ettiği ruhsatları başka ilaç firmalarına devrettiğini ve ayrıca bir gelir ettiğini, bu nedenle, şayet davacı birleşen davalı tarafından iddia edildiği gibi  sözleşme feshedilmemişse bile, gelinen aşamada hukuken ve fiilen müvekkiline karşı herhangi bir şekilde lisans devrinin  de gerçekleştirilemeyeceği hususları  nazara alındığında, edimini yerine getirmeyen ve tek bir lisans devri dahi yapamayan davacı birleşen davalının karşı edimin ifası talebine  yargı mercii kanalıyla imkan tanımanın, davacının sebepsiz zenginleşmesine, haksız ve mükerrer bir kazanç elde etmesine yol  açacak olup, hakkaniyete aykırı ve hukuksal temelden yoksun bir sonuç doğuracağını, hukuk garibesi bu durum, aynı zamanda müvekkilin dolandırılmış olmasına da sebebiyet verebileceğinden, hukuk düzeni tarafından hiçbir şekilde korunmaması  gerektiğini, Gelinen aşamada, müvekkiline tek bir molekül için dahi Ortak Pazarlama izni ve lisans  devri yapılmadığı dosya mündericatı ile sabit somut ihtilafta, ayrıca davacı birleşen davalının sözleşmeden de dönmüş olduğu nazara alınarak, haksız ve mesnetsiz asıl davaya konu talebinin reddi ile lisans bedellerinin avansı olarak müvekkili tarafından  ödenen avans (lisans bedellerinin %30’una tekabül eden 1. taksit)  tutarların iadesi ile davacı birleşen davalı tarafça tahsili talep olunan 2. taksit %30’luk ödemenin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile aksi yönde verilen kararla hakkaniyete ve açıkça hukuka aykırı bir şekilde davacı birleşen davalının sebepsiz zenginleşmesine sebebiyet verilmesinin hukuken korunmaması gereken, kabul edilemez bir sonuç olduğunu, Taraflar arasında akdolunan 28.12.2017 tarihli \"Lisans Devir Sözleşmesi\"nin yabancı dilde (İngilizce)  hazırlanmış olup, dosyaya sunulan tercüme edilmiş suretinin ciddi çeviri hataları içerdiğini, mesela, sözleşmenin, \"Lisans Ücretleri: başlıklı 2.12 maddesine bakıldığında, orjinal metinde yer almayan ve dahada önemlisi, tarafların mutabık kaldığı tutarlarla örtüşmeyen, \"iki milyon üç yüz elli bin ABD doları (2.350.000 USD)\" ifadesine yer verildiği, sözleşme bütünününde bu ve buna benzer birçok maddi hataların yer aldığını, devrik cümleler kullanılmak suretiyle ciddi manada anlam ve kavram karmaşı yaratacak şekilde çeviri yapıldığını, sonuç itibarı ile maddi hakikatin aydınlığa kavuşturulabilmesini, dolayısı ile de tesisini olumsuz etkileyecek derecede ciddi hatalar içeren tercüme belgesi nazara alınmak suretiyle tesis olunan kararın bu yönüyle de denetime elverişli bulunmadığını ve kaldırılması gerektiğini,İleri sürerek; yukarıda arz ve izah olunan ven re’sen göz önünde bulundurulacak başkaca nedenlerle; yerel mahkeme ilamının kesinleşinceye kadar icrasının geri bırakılmasına,İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin usul ve yasaya aykırı 15.12.2021 tarih, 2018/918 E. 2021/939 K. sayılı ilamının istinafen tetkiki ile;  asıl davada hükmolunan ''davanın kısmen kabulü'' kararının kaldırılarak, asıl davanın tümden reddine, birleşen davada hükmolunan ''davanın reddi'' kararının kaldırılarak, birleşen davanın kabulüne, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı - birleşen dava davalısına tahmiline,<br>karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl dava, taraflar arasındaki 28/12/2017 tarihli Lisans ve Tedarik sözleşmesi kapsamında tanzim edildiği iddia olunan, toplam sözleşme bedelinin ikinci kısım ödemelerine ilişkin iki adet faturaya dayalı ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine; birleşen dava, aynı sözleşmeden birleşen davalı tarafından dönülmüş olduğu iddiasına dayalı olarak birleşen davalıya yapılan toplam sözleşme bedelinin birinci kısım ödemesinin iadesi amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup; mahkemece, asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Asıl davada davacı vekili  Av. ... tarafından sunulan 19/01/2023 tarihli dilekçe ile, asıl davada reddedilen işlemiş faiz alacağına yönelik yapılan istinaf başvurusundan feragat edildiği beyan edilerek, istinaftan feragat talepleri doğrultusunda işlem yapılması talep edilmiştir. Asıl davada davacı vekili Av. ...'nün dosyaya mübrez Beykoz .... Noterliği'nin .. yevmiye numaralı ve 08/08/2018 tarihli vekaletnamesi kapsamından, vekilin davadan ve kanun yollarından feragat yetkisi bulunduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle asıl davada davacı yanın asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 349/2 fıkrası uyarınca feragat nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Asıl davada davacı birleşen davada davalı yan; taraflar arasında 28/12/2017 tarihli Lisans ve Tedarik Sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşme kapsamından sözleşme bedelinin birinci aşama ödemesi olan 198.240,00-USD'nin davalı birleşen davacı tarafından ödendiğini,  sözleşmeye göre iki ayrı moleküle ilişkin ruhsat başvurularının yapılmış olduğunu ve ikinci aşama ödeme toplamı 198.240,00-USD'yi talep hakkının doğduğunu, bu amaçla davalı birleşen davacıya gönderilen  14/05/2018  tarihli 84.960,00-USD bedelli ve 28/05/2018 tarihli 113.280,00-USD bedelli faturaların davalı birleşen davacı tarafından itiraz edilmeksizin defterlerine kaydedildiğini; ancak ödeme yapılmadığını, davalı birleşen davacıya gönderilen bedelin yedi gün içerisinde ödenmesi talepli 08/08/2018 tarihli ihtarnamenin 13/08/2018 tarihinde tebellüğ edildiğini, ihtarnameye cevap verilmediği gibi ödeme de yapılmadığını, taraflarınca başlatılan ilamsız takibe haksız olarak itiraz edildiğini, davacı birleşen davalının birleşen davada ileri sürdüğü kendileri tarafından 15/11/2018 tarihli ihtarname ile sözleşmeden dönüldüğü iddiasının yerinde olmadığını, sözleşmeden dönülmediğini, taraflarınca ifadan vazgeçilmediğini, sözleşmeye göre ruhsat başvurusu yapılmakla ikinci aşama ödemeye hak kazanıldığını, davalı birleşen davacının birleşen davada talep ettiği daha önce yapılan birinci aşama ödemenin iadesi talebinin reddi gerektiğini ileri sürerek, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Asıl davada davalı birleşen davada davalı yan; taraflar arasında 28/12/2017 tarihli Lisans ve Tedarikk sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşme ile davacı birleşen davalının  ... ve ... isimli moleküllerin ortak pazarlanan ürün lisansını almayı, beş yıllık sözleşme süresinin sonunda ilaçların tüm lisans haklarını davalı birleşen davacıya   devretmeyi taahhüt ettiğini, davalı birleşen davacının da ... lisans bedeli için 320.000,00-USD, ... lisans bedeli için 240.000,00-USD olmak üzere davacı birleşen davalıya KDV hariç toplam 560.000,00-USD ödemeyi taahhüt ettiğini, sözleşmenin bu toplam bedelinin, %30'unun  sözleşmenin imzası sırasında, %30'unun  ortak pazarlanan ürün lisansı müracaatı tarihinde, %20'sinin  ortak pazarlanan ürün lisansının alınması tarihinde ve son %20'lik kısmın ise ürünün üretilip ilk teslimatı tarihinde ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalı karşı davacıya sözleşme imzası ile fatura karşılığında 198.240,00-USD ödeme yapıldığını, davacı birleşen davacının sözleşme ile yükümlendiği ortak pazarlanan ürün lisansını alma edimini ifa edemediği gibi, lisans alınamadığından davalı birleşen davacıya ilaçların lisans devri edimini de yerine getiremediğini, buna rağmen düzenlenen toplam lisans devir bedelinin ikinci taksidine ilişkin düzenlenen faturaların tahsilinin talep edilemeyeceğini, kaldı ki bu faturalar davalı birleşen davalı tarafından defterlere kaydedildikten sonra davacı birleşen davalının 15/11/2018 tarihli ihtarname ile taraflar arasındaki sözleşmeden döndüğünü, bu nedenle davacı birleşen davalının düzenlediği faturalara karşı iade faturası düzenlendiğini, dönme ile sözleşmenin baştan itibaren ortadan kalktığını, tarafların mevcut borçlarından kurtulduklarını ve daha önce verdiklerini geri isteyemeyeceklerini, bu nedenle ödenen ilk taksidin iadesi amacıyla birleşen davaya konu takibin başlatıldığını, takibe itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece taraf delilleri toplanmış, taraflar arasındaki sözleşmenin yeminli tercümesi, takip dosyaları, dayanak faturalar, ba-bs formları, davacı birleşen davalıya gönderilen 08/08/2018 ve 15/11/2018 tarihli ihtarnameler, sözleşme konusu ilaçların ruhsat işlemlerine ilişkin Sağlık Bakanlığı'na yazılan yazı cevapları dosya arasında alınmış, davacı ve davalının ticari defter ve kayıtları ile dosya üzerinde bilirkişi incelemeleri yaptırılarak raporlar alınmış, asıl davada davacının sözleşmeden dönme iradesinin bulunmadığı, aynen ifa talep ettiği,  öyle olsa dahi feshin ileri etkili sonuç doğurduğu, davalı birleşen davacı defterelerine kayıtlı faturalara konu hizmetin verildiğinin ispat olunduğu, davalı birleşen davacının asıl davaya konu takip tarihinden sonra düzenlediği iade faturalarına itibar edilemeyeceği, sözleşme uyarınca ruhsat alımına ilişkin edimin ifasının asıl dava davacısına ait olduğu yönünde bir savunma bulunmadığı, asıl davada davacının alacağını döviz cinsinden talep ettiği, takip öncesi gönderilen 08/08/2018 tarihli ihtarname miktar içermediğinden temerrüde vücut vermeyeceği gerekçeleri ile asıl davanın döviz cinsinden asıl alacak yönünden kısmen kabulüne birleşen davanın reddine karar verilmiştir.Asıl davada davalı birleşen davada davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; taraflar arasındaki sözleşme ile davacı birleşen davalının Sağlık Bakanlığı'ndan, sözleşmenin EK-A kısmında düzenlenen iki adet molekülün farklı formlarına ilişkin ortak ürün pazarlama lisansını almayı ve üretime geçmeyi, beş yıllık sözleşme süresi sonunda da tüm ilaçların lisanslarını davalı birleşen davacıya devretmeyi, davalı birleşen davacının da bu ilaçların lisans bedeli olarak davacı birleşen davalıya sözleşmede kararlaştırılan toplan lisans devir bedelini aşama aşama ödemeyi taahhüt ettiği, birinci ödemenin imza ile yapıldığı, ikinci aşama ödeme için davacı birleşen davalının tanzim ettiği faturaların defterlere kaydedildiği, ne varki davacı birleşen davalının sözleşmeden dönmesi akabinde iade faturası kesildiği, ilk faturaların defterlere kaydedilmiş olmasının tek başına fatura dayanağı edimin davacı birleşen davalı tarafından yerine getirildiğini göstermeyeceği, sözleşmeden doğan edimin ve davacı birleşen davalının fatura konusu ettiği alacağı sözleşmeye göre talep edemeyeceğinin davalı birleşen davacı tarafından ispat edilebileceği, sözleşmede kararlaştırılan  bedelin taksitler halinde ödenmesi planlanan lisans devir bedeli olduğu, davacı birleşen davalı tarafından sözleşmeye göre alması gereken ortak ürün pazarlama ruhsatları alınamadığından ve üretim de yapılamadığından, yine sözleşmeden dönülmesi nedeniyle lisans devri edimi de gerçekleşmediğinden davacı birleşen davalının dönme öncesi düzenlediği faturalara dayalı alacak talebinde bulunmayacağı, aksine davalı birleşen davacı tarafından ödenen birinci taksidi de iade etmesi gerektiği, mahkeme kabulünün aksine sözleşmenin ani edimli olduğu ve yine mahkeme kabulünün aksine davacı birleşen davalının 15/11/2018 tarihli ihtarnamesi ile dönme iradesini açıkça ortaya koyduğu, aynen ifa talep etmediği, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı birleşen davalının asıl davaya konu takip talebinde açıkça TL cinsinden bedelin reeskont avans faizi ile tahsilini talep etmiş olması karşısında, mahkemece alacağın döviz cinsinden hüküm altına alınmasının hukuka aykırı olduğu, inkar tazminatı koşullarının oluşmadığı, davacı birleşen davalının taraflar arasındaki sözleşmeye konu moleküllerin farklı formlarına ait ilaç lisanslarını sonradan üçüncü kişiye devrettiği, bu hususun Sağlık Bakanlığı'ndan sorulması taleplerinin değerlendirilmediği, yine dosyaya davacı birleşen davalı tarafından sunulan sözleşme tercümesinin, ingilizce sözleşme aslına göre çok fazla hata içerdiği, bu yetersiz tercümeye dayanılarak da sözleşmenin yorumlanamayacağı, asıl davanın reddi, birleşen davanın kabulü gerektiği yönündedir.Asıl davada dava konusu ... sayılı dosyası kapsamından, asıl dava davacısının asıl dava davalısı aleyhine 198.240,00-USD asıl alacak, 10.802,72-USD işlemiş faiz olmak üzere 1.118.315,85-TL'nin asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte tahsili talebiyle ilamsız takip başlattığı, takip talebinin alt kısmında alacağın ödeme tarihindeki kur değeri karşılığının ödenmesi kaydının düşüldüğü, takibe yasal sürede itiraz edildiği, itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Birleşen davada dava konusu,... sayılı takip dosyası kapsamından, birleşen dava davacısının birleşen dava davalısı aleyhine 198.240,00-USD asıl alacak, 23.238,13-USD toplamı 221.478,13-USD alacağın, asıl alacağa  3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca işletilecek faizi ile tahsili talebiyle ilamsız takip başlattığı, takibe yasal sürede itiraz edildiği, itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Taraflar arasındaki 28/12/2017 tarihli beş yıl süresi Lisans ve Tedarik Sözleşmesi'nin yeminli tercümesi üzerinde yapılan inceleme neticesinde, taraflar arasında asıl davada davacı birleşen davada davalının ...Firması'nın, kendisine ait sözleşmenin EK-A kısmında belirtilen ... ve ... isimli farmasötik ürünlerin etken maddesi olduğu ilaçların Türkiye'de üretim, satış ve pazarlamasının yapılabilmesi için lisans almayı, alınan lisans kapsamında davalı birleşen davacı ...Firması'na bu ürünün Türkiye'de kendi markası altında satışını yapabilmesi için ortak ürün pazarlama hakkı tanımayı, lisans alınıp ... tarafından ve ... tesislerinde üretime geçildikten sonra ...'ya sözleşmede belirtilen koşullarda satış yapmak üzere ürün tedarik etmeyi, Türkiye'de ... dışında bir firmaya satış yapmamayı ve ortak pazarlama yetkisi vermemeyi, sözleşme süresi boyunca lisansı alınan ilaçlara ilişkin tüm patent know how, lisans, alt lisant, pazarlama, ortak pazarlama, dağıtım, iş, ticaret ve fikri mülkiyet hakları dahil olmak üzere tüm haklar ...'in mülkiyetinde kalmak kaydıyla, sözleşmenin sona ermesi ile birlikte ortak pazarlama ve satış yetkisi yanında orijinal pazarlama yetkisini de ...'ya devretmeyi taahhüt ettiği, davalı birleşen davacının ise sözleşme ile kendisine tanınan haklar kapsamında sözleşmenin 2.12 maddesi atfı ile EK-A kısmına göre,  ... için 240.000,00-USD  ... için 320.000,00-USD toplamı 560.000,00-USD'nin %30'unu sözleşmenin imzası sırasında, %30'unu  ortak pazarlama yetkisi için bölgedeki yetkili otoriteye(Sağlık Bakanlığı) başvurunun sunulması üzerine, %20'sini  ortak pazarlama yetkilendirmesinin başarılı bir şekilde verilmesi durumunda,  son %20'lik kısmını ise   ürünün üretilip ilk satın alma siparişinin teslimi üzerine, bu tarihlerden itibaren bir ay içinde ödemeyi, ayrıca sözleşme süresi boyunca ortak pazarlama yetkisini muhafaza etmeyi, yetkisini üçüncü kişilere devretmemeyi,  üretim lisansı alınan ilaçları yalnızca ...'den sözleşmenin 6.2 maddesi ve EK-C kısmında belirtilen oranlarda siparişte bulunmayı, sipariş ettiği ürünlerin bedelini sözleşmenin 10.1 maddesi uyarınca sözleşmenin Ek-B kısmında belirtilen fiyatlar üzerinden sözleşmenin 10.2 maddesinde belirlenen vadeler içerisinde çekle veya banka havalesi yolu ile ödemeyi taahhüt ettiği anlaşılmıştır. Sözleşme 3.5 maddesi ile lisans alım masraflarının ...'e, ortak pazarlama yetkisi alım masraflarının ise ...'ya ait olduğu anlaşılmıştır.Dava konusu sözleşme üç ayrı aşamayı içeren ve atipik bir sözleşme mahiyetindedir. Buna göre sözleşmenin ilk aşaması ...'e ait iki ayrı farmasötik bileşenin etken maddesi olduğu farklı miligramlardaki ilaçların üretimi, pazarlanması ve satışı için Sağlık Bakanlığı'ndan lisans/imal ruhsatı alınması, akabinde imal, pazarlama ve satış ruhsatı alınan bu ilaçların ... firması tarafından ve kendi markası altında pazarlanıp satılabilmesi için ... lisansına dayalı ortak pazarlama ve satış yetkisi alınması işlerine, ikinci aşaması  Pharmer tarafından kendi tesislerinde üretilecek ilaçların, ... tarafından ...'den sözleşmede kararlaştırılan  fiyatlar üzerinden ve taahhüt edilen oranlarda tedarik edilerek satış ve pazarlamasının yapılması işlerine, üçüncü aşaması ise sözleşmenin sona ermesinden sonra fikri mülkiyet hakları ...'de kalmak kaydıyla tüm satış ve pazarlama yetkilerinin ...'ya devri işlerine ilişkindir. Sözleşmede kararlaştırılan KDV hariç 560.000,00-USD'lik bedelinin,  ...'in sözleşme konusu ilaçlara ilişkin almayı taahhüt ettiği lisansın  ... tarafından kullanım bedeli olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim sözleşmede 560.000,00-USD lisans kullanım ücretinin son taksidinin ... tarafından ...'den ilk siparişin teslim alınması ile ödenip biteceği kararlaştırılmıştır.   Buna göre sözleşme ilk aşaması itibariyle ani edimli olup, ancak ikinci aşamaya geçilmekle sürekli edimli hale gelecektir. Mahkemece Sağlık Bakanlığı'na yazılan yazı cevabı ve ekleri kapsamından,  kapsamından, ... tarafından ... etken maddesi kullanılarak elde edilen Buprex isimli 450 mg, 300 mg ve 150 mg'lik üç ayrı preparatın üretim ruhsatı talebinin Sağlık Bakanlı'ğınca  ruhsat bedelinin yatırılmaması nedeniyle reddedildiği, yine ... tarafından  ... etken maddesi kullanılarak elde edilen Metex isimli 7 mg, 14 mg, 21 mg, 28 mg,  dört ayrı preparatın üretim ruhsatı talebinin Sağlık Bakanlı'ğınca, sunulan dosyadaki eksiklikler nedeniyle reddedildiği, diğer ifade ile her iki etken madde kullanılarak elde edilen preparatların üretim lisansının alınamadığı, dolayısıyla sözleşmede sürekli edimlerin ifası aşamasına hiç geçilemediği anlaşılmıştır. Asıl davada davacı birleşen davada davalı ... tarafından,  ortak pazarlama yetkisi için  Sağlık Bakanlığı'na başvurulduğu, bu nedenle sözleşmenin 2.12 maddesi atfı ile EK-A kısmında yer alan düzenleme uyarınca lisans ücreti toplamının ikinci yüzde otuzluk kısmı olan 198.240,00-USD'nin ödenmesi gerektiği gerekçesi ile ...'ya 14/05/2018 tarihli 84.960,00-USD bedelli \"...  ürün geliştirme ve lisans ikinci aşama bedeli ...başvurusu\" açıklamalı; yine 28/05/2018 tarihli 113.280,00-USD bedelli   başvurunun sunulması üzerine \"... ürün geliştirme ve lisans ikinci aşama bedeli ... başvurusu\" açıklamalı toplam 198.240,00-USD bedelli iki adet faturanın tanzim edildiği, Mspharma'nın bu faturaları defterlerine kaydettiği, taraflar arasında bu sözleşme dışında başka bir ticari ilişki de bulunmadığı mali inceleme raporlarından anlaşılmaktadır. ... tarafından ...'ya gönderilen 08/08/2018 keşide tarihli ve 13/08/2018 tebellüğ tarihli ihtarnamenin; \"Müvekkil Şirketlerimiz tarafından şirketinize gönderilmiş fatura bedellerinin vadesi geçmiş olmasına rağmen halen daha ödenmediği tespit edilmiştir. Cari hesap borcunuzun kapatılması müvekkillerimiz açısından ve taraflar arasındaki projenin devamı açısından büyük önem arz etmektedir. Aksi durum tarafların ve projenin zarara uğramasına sebep olmaktadır. Tüm bu sebeplerle söz konusu borcunuzun iş bu bildirimin tebliği tarihinden itibaren 7 gün içerisinde ödenmesini, aksi halde yasal yollara başvuru hakkımızın saklı olduğunu bildiririz\" ibarelerini içerdiği tespit edilmiştir. ..tarafından ...'ya gönderilen 15/11/2018 keşide tarihli ve 19/11/2018 tebellüğ tarihli ihtarnamenin; \"Müvekkil Şirketlerimiz tarafından, ... Şirkete, muhatabın müvekkillere olan cari hesap borcunun ödenmemiş olması nedeniyle gönderilmiş olan, Kadıköy ... Noterliği'nin 08/08/2018 tarihli ve ... yev. nolu ihbarnamesi, ... Şirket'e 13/08/2018 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen, bugüne kadar ... Şirket tarafından, ... Şirketlere herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Söz konusu cari hesap alacağı ile ilgili olarak yasal yollara başvurulacağını bildiririz. Bundan başka, söz konusu ihbarnamenin tebliğden itibaren 90 (doksan) gün geçmiş olup, bu süre içerisinde ödeme yapılmadığı gibi taraflar arasındaki ticari ilişkiye dair olarak da ... Şirket tarafından herhangi bir işlem ve eylem gerçekleştirilmemiştir. Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle, Müvekkil Şirketler tarafından... Şirkete keşide edilmiş faturalara konu, Müvekkil Şirket'in ruhsat sahibi olduğu farmakoloji ürünlerle ilgili olarak, Muhatap Şirket ile Müvekkil Şirketler arasında yapılmış olan tüm yazılı ve/veya sözlü anlaşmalara ilişkin olarak müvekkil şirketler .... Şti ve .... Şti.'nin herhangi bir akdi ve hukuki sorumluluğu kalmadığını tüm yasal yollara başvurma hakkımız saklı kalmak üzere ihtaren ve ihbaren bildiririz\" ibarelerini içerdiği tespit edilmiştir.TBK'nun 123/1 fıkrası uyarınca tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hakimden isteyebilir. Somut olayda, her ne kadar Sağlık Bakanlığı yazı cevaplarından reddedilen başvuruların sözleşme konusu ilaçların üretim lisansı başvurusu mu, yoksa ...'nın  ortak ürün pazarlama yetkisi almasına ilişkin başvurusu mu olduğu anlaşılamamakta ise de,  asıl davada davacı birleşen davada davalı tarafından ortak ürün pazarlama yetkisi başvurusu yapıldığı ve bu nedenle lisans kullanım ücretinin ikinci kısmına ilişkin doğan alacak bedelin faturalandırıldığı iddia edilmiş olduğuna göre, 08/08/2018 tarihli ihtarnamenin TBK'nun 123/1 fıkrası kapsamında kabul edilmesi zorunludur. Yine TBK'nun 125/1 fıkrası uyarınca, temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir. Hükmün ikinci fıkrası uyarınca alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararının giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.  Hükmün üçüncü fıkrası uyarınca sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir. Asıl davada davacı birleşen davada davalı ... 15/11/2018 tarihli ihtarneme ile, ...'nın lisans kullanım ücretinin ikinci kısmı için düzenlenen faturaların  08/08/2018 tarihli ihtarnamenin üzerinden doksan gün geçmesine ödenmediğini belirterek, bu  faturalara konu ...'in  ruhsat sahibi olduğu farmakolojik ürünlerle ilgili olarak taraflar arasında yapılmış tüm yazılı ve/veya sözlü anlaşmalara ilişkin herhangi bir akdi ve hukuki sorumluluğu kalmadığını açıkça bildirmiş olduğuna göre, artık TBK'nun 125/2-son kısmındaki seçimlik haklarından  sözleşmeden dönme hakkını kullandığının kabulü gerekir. Mahkeme kabulünün aksine TBK'nun 125 maddesinde borçlunun temerrüdü halinde alacaklıya tanınmış üç seçimlik hak mevcuttur. Bunlardan ilki aynen ifa ve gecikme tazminatı, ikincisi aynen ifa ve gecikme tazminatı yerinde borcun ifa edilmemesinden doğan zararın yani müspet zararının tazmini, üçüncü ise sözleşmeden dönme hakkıdır.Dönmenin sonuçları ise TBK'nun 125/3 fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir. Bu nedenle mahkemenin, dönme hakkının kullanıldığının kabul edilmesi için, aynen ifa ve gecikme tazminatından vazgeçildiğinin bildirilmesi ve müspet zararın tazminin istenmesi zorunluluğu bulunduğu yönündeki kabulünde isabet yoktur. Yukarıda açıklandığı üzere taraflar arasındaki sözleşmede sürekli edimlerin ifası(üretim ve tedarik) aşamasına, diğer ifade ile, ilaçların imal lisansı alınamadığından, ...'in ilaç üretimi ve...'nın... lisansına dayalı olarak alacağı ortak pazarlama ve satış yetkisine istinaden ...'den ücreti mukabilinde ilaç tedarik edip kendi markası altında ilaçların satışını yapması aşamasında geçilmediğinden, mahkeme kabulünün aksine sürekli edimli sözleşmelerde feshin sonuçları somut olayda uygulanamayacak,  diğer ifade ile feshin taraflar arasındaki sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdirdiği kabul edilemeyecektir. Ani edimli sözleşmelerde sözleşmeden dönmenin -Yargıtay uygulamasında kavram geriye etkili fesih olarak da adlandırılmaktadır - sözleşme ilişkisini baştan itibaren ortadan kaldıracağına dair ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/3-2615 Esas,  2021/1102  Karar sayılı 28/09/2021 tarihli ilamında  da kabul edilmiştir. Buna göre taraflar arasındaki sözleşme, ...'in 15/11/2018 tarihli ihtarnamesinin ...'ya tebliğ edildiği 19/11/2018 tarihi itibariyle, geriye etkili olarak kurulduğu 28/12/2017 tarihinden itibaren ortadan kalkmış bulunduğundan, TBK'nun 125/3 fıkrası uyarınca taraflar karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulmuşlardır ve daha önce ifa ettikleri edimleri de geri isteyebilirler. Bu çerçevede asıl davada davalı birleşen davada davacı ..., sözleşmenin 2.12 maddesi ile Ek-A kısmına göre henüz ödemediği lisans kullanım ücretlerini ödeme borcundan kurtulduğu gibi, sözleşmenin imzası aşamasında ödediği toplam lisans kullanım bedelinin %30'u olan 198.240,00-USD'nin de iadesini talep edebilecektir. Dönme öncesi bu faturaların... defterlerine kaydedilmiş bulunulmasının da bu nedenle sonuca etkisi bulunmamaktadır. Sözleşmeden dönen ...'in hem sözleşmeden dönme hem de aynen ifayı talep hakkı yoktur. Birleşen davada davalının, birleşen davada davalıyı iade alacağı bakımından takip öncesi temerrüde düşürmediği de nazara alınarak, mahkemece asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olmamış, asıl davada davalı birleşen davada davacı yanın, asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf sebepleri yerinde bulunmuştur.Sonuç itibariyle; asıl davada davacı yanın asıl davada reddedilen kısma yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 349/2 fıkrası uyarınca feragat nedeniyle reddine, asıl davada davalı birleşen davada davacı yanın istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak; asıl davanın reddine, yasal koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine,  birleşen davanın kısmen kabulü ile davalının  ... sayılı takibine yaptığı itirazın 198.240,00-USD asıl alacak yönünden iptaline, takibin bu tutara takip tarihinden fiili ödeme tarihine dek itibaren 3095 Sayılı Kanunu 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD cinsinden bir yıllık vadeli mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı işletilmek suretiyle devamına, iade alacağı likit nitelikte olduğundan davalının hüküm altına alınan asıl alacağın takip tarihindeki kur üzerinden TL değerinin %20'si oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, reddedilen kısım bakımından yasal koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.                 \t\t\t\t <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Asıl davada davacı yanın asıl davada reddedilen kısma yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 349/2 fıkrası uyarınca feragat nedeniyle REDDİNE,2-Asıl davada davalı birleşen davada davacı yanın istinaf başvurusunun  KABULÜ ile;  İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/12/2021 tarih ve 2018/918 Esas - 2021/939 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 3-ASIL DAVADA; a)Davanın REDDİNE, b)Yasal koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine,4-BİRLEŞEN DAVADA a)Davanın KISMEN KABULÜ ile;  davalının ... sayılı takibine yaptığı itirazın 198.240,00-USD asıl alacak yönünden İPTALİNE, takibin bu tutara takip tarihinden fiili ödeme tarihine dek 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD cinsinden bir yıllık vadeli mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranı işletilmek suretiyle devamına, fazla istemin reddine, b)Hüküm altına alınan alacağın  %20'si oranındaki 223.892,26-TL inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, c)Reddedilen kısım bakımından yasal koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı isteminin reddine, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:ASIL DAVA YÖNÜNDEN:5-Dairemiz karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL harçtan, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 13.506,46-TL harcın mahsubu ile bakiye 13.078,86‬-TL harcın talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,6-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 7-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından sarfedilen yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 fıkrasına göre hesaplanan 166.747,63-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,9-Kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine, <br>BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN:10-Dairemiz karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 93.099,70-TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 14.874,06-TL harcın mahsubu ile bakiye 78.225,64-TL harcın birleşen davada davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,11- Birleşen davada davacı tarafından dava açılırken yatırılan 14.874,06-TL peşin harcın birleşen davada davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 12-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında birleşen davada davacı tarafından sarf edildiği anlaşılan 54,40-TL başvurma harcı, 3.500,00-TL bilirkişi gideri, 2.092,20-TL tebligat ve posta masrafı olmak üzere toplam 5.646,60-TL yargılama giderinin  kabul red oranına göre 5.053,71‬-TL'sinin birleşen davada davalıdan alınarak birleşen davada davacıya davacıya verilmesine, bakiye kısmın birleşen davada davacı  üzerinde bırakılmasına,13-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında birleşen davada davalı tarafından sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 14- Birleşen davada davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 maddesi uyarınca  kabul edilen kısım üzerinden hesaplanan 202.806,00-TL nispi vekalet ücretinin birleşen davada davalıdan alınarak birleşen davada davacıya verilmesine,15- Birleşen davada davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden  karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 uyarınca reddedilen kısım üzerinden hesap ve takdir olunan 30.000,00-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak  davalıya verilmesine,16-Kullanılmayan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:17-Asıl davaya ve birleşen davaya yönelik olarak taraflarca yatırılan tüm istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 18-Harçlar Kanunu gereğince asıl davada davacıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90-TL harcın asıl davada davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,19-Asıl davada davalı birleşen davada davacı tarafından asıl davaya ve birleşen davaya yönelik olarak yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde iadesine, 20-Asıl davada davalı birleşen davada davacı tarafından asıl dava yönünden yatırılan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, birleşen dava yönünden yatırılan 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve dosyanın istinafa gidiş dönüş gideri 158,40-TL toplamı 599,8-TL'nin asıl davada davacı birleşen davada davalıdan alınarak, asıl davada davalı birleşen davada davacıya verilmesine, 21-Kullanılmayan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 07/11/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9af9314b4da64f4b","SID":"d74c54772f0c3ad4"}}