{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/596 <br>KARAR NO: 2024/1705<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 07/12/2021<br>NUMARASI: 2021/1 Esas - 2021/893 Karar<br>DAVA: Sözleşmenin İptali<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/11/2024<br>Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; müvekkilinin, davalı banka ile akdettiği 30.12.2015 tarihli kefalet sözleşmesi ile davalı bankanın dava dışı ... ile akdettiği 30.12.2015 tarih ve ... numaralı genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borca kefil olduğunu, ancak müvekkilinin bu kefalet sözleşmesi akdedilirken sözleşmenin esaslı unsurlarından birinde yanılgıya düştüğünün Ağustos 2020 tarihinde ortaya çıktığını, dava konusu kefalet sözleşmesinde müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla 40.000-TL ile sınırlı olarak borç altına girdiğini, ancak borçtan sorumlu olunan zaman aralığının müvekkiline bildirilmediğini, müvekkilinin, dava dışı ...’ye yalnızca 30.12.2015 tarihinde çektiği kredi için kefil olma saikiyle hareket ettiğini, zira sözleşme yapılırken davalı banka ve dava dışı ...’nin anlatımı bu yönde olup, müvekkilinin aydınlatılmadığını, kefaletten sorumlu olunan tarihin müvekkilinin el yazısı ile yazılmadığını, müvekkilinin yalnızca 30.12.2015 günü kullanılan krediye 40.000-TL ile sınırlı olarak kefil olduğu düşüncesiyle hareket ettiğini, müvekkilinin, ...’nin ödeme güçlüğü yaşadığını, kredi borcu olduğunu ve bu borçtan kendisinin de kefil sıfatıyla sorumluluğunun devam ettiğini öğreninceye kadar müvekkilinin bu sözleşmede yanılgıya düştüğünü anlamadığını, müvekkilinin sözleşmenin esaslı unsurlarında yanıldığını fark eder etmez davalıya Adana ... Noterliği’nin 17.08.2020 tarihli ihtarnamesini keşide ederek sözleşmeden döndüğünü bildirdiğini,davalı bankanın sözleşmenin süresi ile 10 yıl boyunca çekilecek farklı kredi borçlarından da sorumlu olunacağına dair bilgilendirme yapmadığını belirterek, 30.12.2015 tarihli kredi kefalet sözleşmesinin yanılma nedeniyle iptaline karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili; sözleşmenin 30.12.2015 tarihinde akdedildiğinden iptal talebinin hak düşürücü süre sebebiyle reddi gerektiğini,kefaletname belirsiz süreli olup, TBK'nın 598. maddesi gereğince 10 yıl geçerli olduğunu,davacının ...'nin 30.12.2015 tarihli ... numaralı genel kredi sözleşmesine ve bu sözleşme sebebiyle doğmuş ve doğacak tüm borçlarına kefil olduğunu, davacı tarafın kefalet sözleşmesinin her maddesinden haberdar olduğunu, 10 yıllık süre kanuna dayandığından davacının bu kanun maddesini bilmediğini iddia edemeyeceğini, sözleşmenin 2 numaralı kısmında kefaletin kredi sözleşmesinden doğmuş ve doğacak her türlü borç için verildiğinin belirtildiğini , müvekkili bankanın davacının verdiği kefalete güvenerek ...'ye kredi kullandırdığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; kefalet sözleşmesinde davacının kendi el yazısı ile kefaletin türünü, miktarını yazdığı ve imzaladığı, sözleşmenin 3.9 maddesinde; kefilin, kefalet yükümlülüğünün bu sözleşmenin imza tarihinden itibaren 10 (on) yıl süre ile geçerli olmaya devam edeceğini kabul ve taahhüt ettiği,davacının kefalet yükümlülüğünün sözleşmenin imza tarihinden itibaren 10 (on) yıl boyunca devam edeceğini sözleşme tarihinde öğrendiği, dolayısıyla yanılmayı bu tarihte öğrendiğinin kabulünün gerektiği,kefalet sözleşmesinin 30.12.2015 tarihinde imzalandığı, davacı tarafından 09.12.2020 tarihinde arabulucuya başvuruda bulunulduğu ve davanın 04.01.2021 tarihinde TBK'nın 39. maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili; davada esaslı unsurda yanılma iddiasına dayandıklarını, ancak mahkemenin delillerini değerlendirmediğini, sadece sözleşmede yazılı  madde hükmüne dayanılarak yapılan yorumun eksik olduğunu, TBK'nın 39. maddesinde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü sürenin sözleşmenin kuruluş tarihinden değil, yanılmanın öğrenildiği tarihten itibaren başlaması gerektiğini, müvekkilinin yanıldığını öğrendiği tarihin de 2020 yılının Ağustos ayı olduğunu, sözleşmeden dönme iradesini de 17.08.2020 tarihli ihtarname ile davalıya bildirdiğini, yanılma iddiasının her türlü delil ile ispat edilebileceğini, müvekkilinin, dava dışı ...’ye yalnızca 30.12.2015 tarihinde çektiği kredi için kefil sıfatıyla borç altına girme saikiyle hareket ettiğini, sözleşme yapılırken davalı banka ve dava dışı ...’nin anlatımının da bu yönde olduğunu, ancak bankanın aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmediğini, kefaletten sorumlu olunan tarihin müvekkilinin el yazısı ile yazılmadığını, müvekkilinin yalnızca 30.12.2015 günü kullanılan krediye 40.000-TL ile sınırlı olarak kefil olduğu düşüncesiyle kefalet borcu altına girdiğini, ...’nin ödeme güçlüğü yaşadığı, bankaya olan kredi borcu olduğunu ve bu borçtan kendisinin de kefil sıfatıyla sorumluluğunun devam ettiğini öğreninceye kadar müvekkilinin bu sözleşmede yanılgıya düştüğünü anlamadığını, mahkemece sözleşme maddesi dışında tanık beyanlarının dikkate alınmadığını belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, taraflar arasında akdedilmiş olan kefalet sözleşmesinin yanılma nedeniyle geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. TBK'nın 583/1 maddesi; \"Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.\" hükmünü haizdir. Davacı tarafından imzalanan dava konusu kefalet sözleşmesi de kanunda öngörülen zorunlu şekil şartlarını haiz ve geçerlidir. Somut olayda; taraflarca imzalanan 30.12.2015 tarihli kefalet sözleşmesi ile davacının dava dışı ...'nin davalı banka ile akdetmiş olduğu aynı tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandığı ve kullanacağı kredilerden kaynaklanan doğmuş ve doğacak tüm borçlara 40.000-TL limit ile müteselsil kefil olmayı kabul ettiği, davacı tarafından keşide edilen17.08.2020 tarihli ihtarname ile davalıya kefillikten vazgeçtiğinin ihtar edildiği, davalı banka tarafından keşide edilen cevabi ihtarname ile davacının talebinin geçersiz olduğunun bildirildiği, bu arada davalı banka tarafından düzenlenen 17.05.2021 tarihli kat ihtarı ile asıl borçlunun 07.12.2020 tarihinde ödemesi gereken taksit borcunu ödemediği belirtilerek, 127.443,97-TL kredi borcunun ödenmesinin davacı kefil ile dava dışı asıl borçluya ihtar edildiği anlaşılmaktadır. TBK'nın 30. maddesine dayalı olarak sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın, sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan yanılmanın esaslı kabul edilebilmesi için, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, yani hem yanılgıya düşen taraf yönünden, hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. TBK'nın 39. maddesine göre yanılma iddiasının bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmesi gerekmekte olup, bu süre yanılmanın öğrenildiği tarihten itibaren başlayacaktır. Davacı tarafça, asıl borçlunun ödeme güçlüğü yaşadığı 2020 yılı Ağustos ayı itibariyle yanıldığını öğrendiği ileri sürülmüş olup, daha önceki bir tarihte öğrendiğine dair de bir delil bulunmadığından, öğrenme tarihine göre işbu dava tarihi itibariyle bir yıllık hak düşürücü süre dolmamıştır. Dava konusu 30.12.2015 tarihli kefalet sözleşmesinin 2. maddesinde, kefilin taahhütlerinin sözleşme kapsamında banka tarafından kredi alana bir defadan fazla kullandırılan veya kullandırılacak kredilerden doğmuş ve doğacak tüm borçları kapsadığını kabul ve taahhüt ettiği yazılı olup, sözleşmenin 3. maddesinde de 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesi hükmüne paralel olarak kefilin, kefalet yükümlülüğünün sözleşmenin imza tarihinden itibaren 10 yıl süreyle geçerli olmaya devam edeceğini kabul ve taahhüt ettiği belirtilmiştir. Sözleşmenin belirtilen açık hükümleri karşısında, davacının dava dışı asıl borçlunun yalnızca 30.12.2015 tarihinde çektiği kredi için kefil olma saikiyle hareket ettiği iddiasının kabulü mümkün değildir. Dava dışı asıl borçlu ile banka görevlilerinin davacıya sadece o tarihte çekilen kredi için sorumlu olacağını beyan etikleri iddiası bakımından da hiç bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle davacı tarafça sözleşmesinin yanılma sonucu imzalandığı iddiası kanıtlanmamıştır. Açıklanan nedenlerle; davanın yanılma iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddi gerekirken hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak \"davanın reddine\" karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/1 Esas- 2021/893 Karar sayılı 07/12/2021 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; \"Davanın reddine\", İlk Derece yargılamasına ilişkin olarak; \"Alınması gerekli 427,60-TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 683,10-TL harçtan mahsubu ile fazla olan 255,50-TL'nin isteği halinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Davalı vekili için takdir olunan 5.100-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak  davalıya ödenmesine, 1.320-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine\" Davacı tarafından yatırılan 80,70‬-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 21/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dc4c974c3f59f97d","SID":"69a8c9c3d057d349"}}