{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. İstanbul Anadolu  9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>ESAS NO: 2022/847 Esas<br>KARAR NO: 2024/941<br>DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>DAVA TARİHİ: 01/11/2022<br>KARAR TARİHİ: 20/11/2024<br><br>Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı Vekili Dava Dilekçesini özetle;  Davalı şirket, davacının merhum babası ----------- tarafından kurulmuş bir aile şirketi olduğunu, Davacı da diğer kardeşleri gibi davalı ...nin hissedarlarından olduğunu, Diğer hissedar kardeşler kendi aralarında oluşturdukları iş birliği ile şirketi keyfi bir şekilde yöneterek davacının haklarını ihlal ettiklerini, Öyle ki; uzun süre bu iş birliği kapsamında kendilerini yönetim kurulu üyesi olarak görevlendirdiği ve yıllarca şirketten huzur hakkı adı altında örtülü bir şekilde kazanç temin ettiği, şahsi harcamalarını şirkete fatura etmek, kendi hizmetlerinde kullandıkları personeli şirket üzerinden istihdam etmek gibi usulüne uygun olmayan şekilde haksız kazanç temin etmekten çekinmediklerini, Şirket bu işlemler nedeniyle zarar gördüğü gibi ortaklar arasında güven tamamen kaybolduğu ve sadece kiralama faaliyeti yapan şirketin feshi ve yöneticiler hakkında sorumluluk davası açıldığını, Açılan bu davalar derdest olup, aşağıda delil faslında gösterdikleri usulsüz alınan kararların iptali için açılan davalar ise ilk derece Mahkemelerinde kabul görmüş, istinaf sonucu beklendiğini, Davacının hak arayışları sürerken, diğer ortaklar azınlık durumunda bulunan davacının şirketteki menfaatlerini zarara uğratmak için iş bu faaliyetlerine devam etmekte yine hukuka ve afaki iyi niyet kurallarına aykırı kararlar almayı sürdürmek olduklarını, Nitekim dava konusu ettikleri 30 Haziran 2022 tarihli toplantıda 6 numaralı gündem maddesi ile yönetim kurulu başkanı ------------ 15.000 TL huzur hakkı ödenmesine karar verdiklerini, Şirketin mevcut gayrimenkullerden elde ettiği kira geliri dışında bir geliri ve bir faaliyeti bulunmadığını, Buna rağmen şirkette birden fazla kişi istihdam edildiğini, Şirketin daha önceki genel kurul kararlarının iptali için açılan davaların gerekçeli kararlarında ve --------- esas sayılı dosyasına sunulan kayyım ve bilirkişi raporlarında da vurgulandığı üzere davalı şirket sadece kira geliri elde ettiğini, Buna rağmen Şirket için hiçbir emek ve mesai harcamayan yönetim kurulu üyesine huzur hakkı adı altında yapılan ödeme, hakkın suistimali ve kanuna karşı dolanma olduğunu, Diğer yandan dürüstlük kurallarına aykırı olacak şekilde fahiş olduğundan Şirket Genel kurulunun 30.06.2022 tarihli toplantısında; ----------- 15.000 TL huzur hakkı ödenmesine dair 6 no’lu kararın iptalini talep ettiklerini, 30 Haziran 2022 tarihli toplantıda 3 Ağustos 2022 tarihine ertelenen toplantıda görüşülerek davacının muhalefetine rağmen kabul edilen kararların da aşağıda açıkladıkları hukuki gerekçeler kapsamında gerçekleri yansıtmayan bilanço ve gelir tablolarına dayanarak alındığı için ve afaki iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğundan iptali gerektiğini, Şöyle ki; Şirketin 30.06.2022 tarihinde yapılan toplantısında ertelenerek 03.08.2022 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantı gündeminin, 3. maddesi, şirketin 2021 yılına ait yönetim kurulu faaliyet raporunun görüşülmesi, 4.maddesi, şirketin 2021 yılına ait bilanço ve gelir tablolarının okunması, 5. maddesi, kar dağıtımı, 6.maddesi, Yönetim Kurulu Üyelerinin 2021 yılında yapmış oldukları faaliyetlerinden dolayı ibra edilip edilmeyeceklerinin görüşülmesine ilişkin olduğunu, Davacı 03.08.2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına vekili marifeti ile katıldığını, yasaya, afaki iyi niyet kurallarına aykırı ve ayrıca Mahkeme kararlarını fiilen yok sayan kararlara karşı olumsuz oy kullandığını, ancak, diğer hissedarlar şirket menfaatlerini hiçe sayarak sürdürdükleri iş birliği çerçevesinde kanuna ve afaki iyi niyet kurallarına aykırı karar almaktan çekinmediklerini, Oysa ki muhalefet gerekçesinde belirttikleri üzere, şirketin faaliyet raporunda gösterilen seyahat harcamaları, kredi kartlarındaki bireysel harcamaların şirketle ilgisinin bulunmamasına rağmen, bunlar giderler içinde gösterildiğini, Diğer yandan; şirket adresinin değiştirildiğine yeni muttali olunduğundan, şirket adresinin kimden kiralandığı, ne kadar kira ödendiği, şirketin hangi amaçla depo kiraladığı, depo için ne kadar kira ödendiği açıklanmadığını, Şirketin ticari faaliyeti olmamasına rağmen neden 2 ayrı kişinin istihdam edildiği ve ne iş yaptıkları taleplerimize rağmen ısrarla açıklanmadığını, şirket ticari alacaklar hesabının neden kaynaklandığı iki yıldır neden tahsilat yapılmadığı, bilançodaki şirket ortaklarından alacak gösterilmesine rağmen adat uygulanıp uygulanmadığının açıklanmadığı, sadece kira geliri elde eden şirkette stok hesabının bulunma sebebinin açıklanmadığı, yine bilançodaki sipariş avans hesabında yer alan tutarların mahiyetinin açıklanmadığı görüldüğünü, Yine şirket kiracılarından rayiç bedel üzerinden kira alınıp alınmamış olduğu, şirket aktifinde yer alan arazi ve sair taşınmazların değerlemeye tabi tutulup tutulmadığı belirtilmediğini, Bu durum gelir gider tablolarının ve bilançoların gerçek olmadığını gösterdiğini, Ayrıca şirketin hazırlanan kâr payı dağıtım tablosunda 4.697.930,06 TL dağıtılabilir kar gösterildiğini, Yukarda belirttikleri gerçekçi olmayan bilançolar nedeniyle şirket karı düşük olduğunu, Diğer yandan kâr payı dağıtım tablosunda 4.697.930,06 TL dağıtılabilir kar olmasına karşın, hiçbir finansal ve hukuki gerekçe göstermeden 1.750.000 TL‘nin dağıtılmasına karar verildiğini, Kâr payı dağıtımındaki kısıtlama davacının haklarını minimalize etmeye ve mağdur etmeye yönelik olduğundan dürüstlük kurallarına aykırı ve hakkın suistimali niteliğinde olduğu da çok açık olduğunu, Hal böyle olunca gerçek olmayan tabloların ve buna dayanarak onaylanan; şirketin 2021 yılına ait yönetim kurulu faaliyet raporunun okunması ve onaylanmasına dair 3 no’lu kararın, şirketin 2021 yılına ait bilanço ve gelir tablolarının kabul ve onaylanmasına dair 4 no’lu kararın, kar dağıtımına dair alınan 5 no’lu kararın, Yönetim Kurulu Üyelerinin 2021 yılında yapmış oldukları faaliyetlerinden dolayı ibra edilmesine dair alınan 6 no’lu kararın iptali için huzurdaki davayı açmak gerektiğini, Davacının haklarının korunması ve teslim edilmesi için yıllardan beri Mahkemelerden medet umarken, yargılamaların beklenen makul sürelerde sonuçlanmaması ve hukuka aykırı alınan bu kararların icrasının geri bırakılması taleplerinin kanunun açık hükmüne rağmen gereğince değerlendirilmemiş olması nedeniyle, davalı şirket yönetim kurulu üyeleri bildiklerini okuyarak hukuka aykırı karar almaktan çekinmemekte, şirket malvarlıklarını satmakta ve şirketin içini boşaltmaya devam ettiğini, Alınan kararların icrasının durdurulmaması halinde, şirketin tüm malvarlığı tehlikeye girecek, davacının tüm hakları heba edileceğini, Açıklanan hukuki ve fiili durum nedeni ile anılan kararların iptali ve iş bu kararların icrasının geri bırakılması için Mahkemenize başvurmak gerektiğini bildirmişlerdir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesini özetle; Ayrıca 30 Haziran 2022 günlü genel kurulun 6. Maddesinin iptali istenmişse de öncelikle dava açma hakkı bulunan kişilerin TTK da yazılı bulunan hak düşürücü süreyi geçirmemesi gerekmekte olduğundan davacının bu yöndeki davası hak düşürücü süre geçirildikten sonra açıldığından dinlenemeyeceğini, İptal davası, genel kurul kararının aleyhine alındığı tarihten itibaren üç ay içinde açılabildiğini, Bu süre, hak düşürücü nitelikte olduğunu, Sürenin başlangıcı genel kurul kararının alındığı tarih olduğunu, ne kadar davacı yanca Şirketin gayrimenkullerden elde ettiği kira geliri dışında bir geliri ve bir faaliyeti bulunmadığını, Buna rağmen şirkette birden fazla kişi istihdam edilmekte olduğun ileri sürülerek; “Buna rağmen Şirket için hiçbir emek ve mesai harcamayan yönetim kurulu üyesine huzur hakkı adı altında yapılan ödeme, hakkın suiistimali ve kanuna karşı dolanmadır. Diğer yandan dürüstlük kurallarına aykırı olacak şekilde fahiş olduğundan Şirket Genel kurulunun 30.06.2022 tarihli toplantısında; ------------- 15.000 TL huzur hakkı ödenmesine dair 6 Nolu kararın iptalini talep ediyoruz.” Denilmişse de şirket yöneticisine 15.000 TL aylık bağlanmasının bu enflasyonist ortamda gayet olağan olduğu nerede ise asgari ücretin bu miktara ulaştığı açık olduğunu, Bu nedenle Esas yönünden de iptali gereken bir husus bulunmadığını, Davacı yan her ne kadar, şirketin yalnızca kira gelirleriyle ayakta durduğu başka bir faaliyeti bulunmadığından bahisle genel kurulda yalnız yönetim kurulu başkanına ödenen huzur hakkının fahiş olduğu, şirketin icrai hiçbir faaliyetinin bulunmadığını belirtmekte ise de bu iddiaları tamamen yersiz olduğunu, Öncelikle Yönetim Kurulunun huzur hakkı takdir yetkisi genel kurula ait olup, alınan kararda herhangi bir aykırılık bulunmadığını, Davalı şirket üzerine sayısızca taşınmaz bulunduğunu, Bunların bir kısmı ----------- çeşitli ilçelerinde bulunmakla bir kısmı da ------------ ilinde bulunduğunu, Davacı tarafından önceki açtığı davalarda şirketin asıl faaliyetini yapmadığı yalnızca kira gelirleriyle geçindiği yönünde sürekli olarak iddiada bulunulmaktaydı, bu iddiaları üzerine tarafımızca şirket tüzüğü sunularak cevap verilmesi üzerine kendisi şirketin asıl faaliyetlerinin içerisinde gayrimenkul alım satımı, kiralamasının da bulunduğunu öğrendiğini, Davacı yan şirket işleyişine o denli uzaktır ki, ortağı olduğu şirketin asıl faaliyetini bilmezden geldiği gibi, kira gelirlerinin de kendiliğinden hiçbir emek çaba sarf etmeden (otomasyonla) hesaplara yatırıldığını düşünmediğini, Davalı şirket adına bulunan sayısız gayrimenkul bulunduğunu, bu demektir ki, her bir taşınmazın içerisinde oluşabilecek yıpranmalardan kaynaklı tadilatlar gerekmekte; gerektiği takdirde kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, inşaat işlemleri, kamulaştırmalar, kiracılar ile yapılan kira sözleşmeleri vs. işlemler gerektirdiğini, Bunlar dahi uzun bir mesai gerektirdiğini, Ancak davacı bu işlemleri bir yana bırakıp bir yandan şirket içinde kardeşlerine müşkülat çıkarmak diğer yandan da şirket içinden payını alıp ayrılmak istediğini, Bunun için her genel kuruldan sonra sayısız davalar açılıp, şirketin asıl ve büyük meşguliyetini bu şekilde sağladığını, Davacı aslında salt, Şirket kurucusu muris baba ------------ sağlığında kendisine her ay düzenli para gönderdiği kısmı gördüğünü, Davacının işbu davadaki asıl amacı da, yalnızca ailevi ihtilafları mahkemeye taşıyarak şirket yönetim kurulu üyelerini huzursuz ettiği ve usandırdığını, Davacının delil dilekçesinde sunmuş olduğu tüm davalar sayın mahkemece incelendiğinde de görüleceği üzere, tüm genel kurul kararlarının iptali davalarında aynı cümleler ile davalar açıldığını, Bunun yanında, şirketin hiçbir icrai faaliyetinin olmadığı iddialarına cevaben, Yönetim Kurulu üyeleri şirketin devamlılığı ve şirkete düzenli bir gelir sağlama amacı ile sürekli olarak çalışmalar yaptığını, Bu çalışmalara örnek olarak; Şirkete ait ------------ eski ipek fabrikası gösterilebilir; ------------ ili ------------- İlçesi ------------- Mahallesi, ------------ pafta, -------------- ada, ----------, ------------, -----------Parseller üzerinde toplam 20 binadan oluşan eski bir ipek fabrikası olduğunu, Bu gayrimenkul üzerindeki bir kısım binalar tarihi eser niteliğinde ve tescilli olup, \"Turizm ve Eğitim\" alanı olarak ayrıldığını, Yani Belediye bu araziye sadece Turizm ve Eğitim maksadı ile özel projelere imar izni verdiğini, Bu sebeple, eski fabrika binasını, arazini değerlendirmek üzere müvekkil şirket yetkilileri değişik inşaat firmaları, sermaye grupları vs. İle görüşerek değişik projeler yapmakta veya yapılan projeler ile ticari görüşmeler yaparak bu gayrimenkulü değerlendirme çalışmaları yapmakta olduğunu, Davalı şirketin ----------- ili ------------ İlçesi ------------- Mahallesi ----------- Pafta -----------, -----------,-----------, ------------ Parselde kayıtlı arsası mevcut olduğunu, Bu arsa üzerine yine inşaat yapmak/yaptırmak amacıyla farklı firmalar ile görüşülmekte, değişik projeler değerlendirildiğini, Bahse konu arsa üzerinde, otel yapımı aşamasına gelinmiş ancak imar durumundaki kat artışı beklentisi sebebi ile projeye bir süreliğine ara verildiğini, Yakın bir tarihte 3 kat olan imar durumunun 4 kata yükseltilmesi beklentisi gerçekleşecek olup buna göre bu arsa üzerinde inşaata başlanacağını, Keza, bu ticareti geliştirmek isteyen davalı şirketin Yönetim Kurulu Başkanı, aracı vasıtası ile ithalat yerine direkt olarak ithalat yapmak amacıyla da 2 Şubat 2017 tarihinde ------------- giderek bu konuda da araştırmalarda bulunduğunu, ------------ gidiş belgeleri ile yukarıda belirtilen işlemlere ilişkin kanıtlar ayrıca kanıt listelerinde sunulacaklarını, Davacı tarafından şirket adresinin değiştirildiğinin yeni öğrenildiği, yeni yerin kimden kiralandığı, şirketin hangi amaçla depo kiraladığı, depo için ne kadar kira ödediği vs. İddialar ile genel kurul kararlarının iptali davası açıldığı belirtildiğini, Davacı tarafından ileri sürülen iddiaları öncelikle hiçbir şekilde kabul edilmesi mümkün bulunmadığını, Zira davacının açmış olduğu şirketin feshi/ortaklıktan çıkma davasının görülmekte olduğu ------------ E. sayılı dosyasından davacının talebi ile şirkete denetçi kayyımı atanmıştır ve kayyım düzenli olarak dosyaya rapor sunduğunu, Raporda sorularına cevap alınamaması halinde kayyım ile görüşerek veyahut şirket merkezine gelerek davacı yan her zaman bilgi alma hakkını kullanabildiğini, Davacı yan şirkete ait kredi kartından yapılan harcamaların bireysel harcamalar olduğu yönünde iddiada bulunmuş ise de bu husus kesinlikle gerçeği yansıtmadığını, Kaldı ki, davacının talebi ile davalı şirkete atanan denetici kayyımı tarafından sunulan raporda da kredi kartına ilişkin harcamalar kısmına bakıldığında, yapılan harcamaların araç-yakıt, restoran, araç kasko, sigorta, bakım vs. hususlarında yapılan harcamalar olduğu belirtilmiş olup; tümü şirketin işleyişi için yapılan harcamalardan ibaret olduğu görüldüğünü, Tüm yapılan ödemeler/harcamalar kayyım denetiminde olduğundan bireysel bir harcama olması da hiçbir şekilde mümkün olmadığını, Bu sebeple, davacı yanca, bahse konu hususlar yeterince incelenmeksizin şahsi harcamaların olduğu yönünde bulunulan bu iddia kabul edilemeyeceğini, Davacı tarafından belirtilen hususlar hiçbir şekilde faaliyet raporlarının ve bilançoların okunup onaylanmasına engel teşkil etmediğini, Davacı tarafından belirtilen hususlar dava konusu maddelerin iptalini gerektirmediğini, Ayrıca şirketin hazırlanan kâr payı dağıtım tablosunda 4.697.930,06 TL dağıtılabilir kar gösterilmiş olmasını karşın hiçbir finansal ve hukuki gerekçe göstermeden 1.750.000 TL‘ nin dağıtılmasına karar verilmiş olması da eleştiri konusu yapılmış ve iptali istenildiğini, Şirketlerin ekonomik hayatlarına devam edebilmeleri için mali yapılarının sağlam olması ve bu sağlamlığın da istikrarlı bir biçimde devam etmesi gerektiğini, Mali yapının sağlamlığı da elbette yeterli bir sermayeye sahip olmakla birlikte, bu sermayenin korunmasına ve devamında geliştirilmesine bağlı olduğunu, Şirketlerin sermayelerini korumak gibi önemli bir görevi olmakla birlikte, şirketlerin kuruluş̧ amaçlarının kar elde etmek olduğu da göz ardı edilmemesi gerektiğini, Bu açıdan pay sahibi olmanın, yani şirket kurmak veya kurulmuş̧ bir şı̇rkete ortak olmanın temel amacı da kâr elde etmek olduğunu, Sermayenin korunması için elde edilen kârın belli bir kısmı, istikrarı sağlamak ve finansal açıdan zor zamanlarda faydalanmak için, şirketin içinde yedek akçe olarak bırakılacağını, Hem şirketin hem de pay sahiplerinin temel amacı kâr elde etmek olduğuna göre, bu iki amacın birbiri ile kesiştiği nokta, kârın şirketin ve pay sahibinin bünyesinde hangi nispette kalacağı ile doğrudan ilişkili olduğunu, Pandemi sürecinin hemen arkasında ve ülkemizde yaşanan ekonomik dalgalanmalar ve döviz fiyatlarındaki aşırı artış şirket yönetimini böyle önlemler almaya zorunlu olarak ittiğini, Şirketin geleceği aynı zamanda paydaşlarının da geleceği olduğunu, Elde edilen tüm kâr dağıtılırsa bu sefer de sermaye zaman içinde tükenir ve şirket acze düşebileceğini, Bunun için kârın ne kadarının pay sahiplerine dağıtılacağı ve ne kadarının şirkette kalacağı doğrudan kârın hesaplanması ile ilişkili olduğunu bildirmişlerdir.<br>Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde; Türk Ticaret Kanununun 420.maddesi: “Finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konular, sermayenin onda birine, halka açık şirketlerde yirmide birine sahip pay sahiplerinin istemi üzerine, genel kurulun bir karar almasına gerek olmaksızın, toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya bırakılır. Erteleme, 414'üncü maddenin birinci fıkrasında yazılı olduğu şekilde pay sahiplerine ilanla bildirilir ve internet sitesinde yayımlanır. İzleyen toplantı için genel kurul, kanunda öngörülen usule uyularak toplantıya çağrılır.” şeklinde düzenlendiğini, Gerek iş bu yasal düzenleme ve bu doğrultudaki istikrar kazanan Yargıtay kararları, gerekse Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile bu toplantılarda bulunacak ------------ Temsilcileri Hakkındaki Yönetmelikteki düzenlemeler gereğince, toplantının ertelenmesi halinde yapılacak toplantılar hukuken önceki toplantının devamı sayıldığını, Nitekim davalı şirketin 30 Haziran 2022 tarihinde yapılan toplantısında, 6 numaralı gündem Maddesi dışındaki tüm maddelerin görüşülmesi ertelenmiş ve toplantının 3 Ağustos 2022 tarihinde yapılmasına karar verildiğini, Açıklanan yasal düzenlemeler gereğince 3 Ağustos 2022 tarihli Genel Kurul ilk Genel Kurulun devamı niteliğinde bulunduğundan, dava 3 aylık hak düşürücü süre içinde açılmış olup, davalı tarafın süre dolduğuna dair itirazlarının kabulü mümkün olmadığını, Bu bağlamda her iki toplantıda alınan kararların iptaline ilişkin talebin aynı davada ileri sürülmesi de bu kabulün en doğal sonucu olduğunu, Şirketin mevcut gayrimenkullerden elde ettiği kira geliri dışında bir geliri ve bir faaliyeti bulunmadığını, Bu husus şirketin daha önceki genel kurul kararlarının iptali için açılan davalarda bilirkişi raporları ile tespit edilmiş, Mahkemelerin gerekçeli kararlarında yer almış ve ------------ esas sayılı dosyasına sunulan kayyım ve bilirkişi raporlarında da aynı şekilde belirtildiğini, Bu tespitler şirkette birden fazla istihdamın gerekli olmadığını açıkça gösterdiğini, Kaldı ki belirtilen raporlarda ve kayyım raporunda çalışanların yönetim kurulu üyelerinin evlerinde temizlik ve bakım işi yaptıkları da gündeme getirildiğini, Diğer yandan kira paralarının bankaya yatırılması yasal zorunluluk olup, günümüzdeki gelişen teknoloji ile kiracıların takibi de mümkün olduğundan, birden fazla çalışana ihtiyaç olmadığını, Açıklanan faaliyet durumu karşısında Yönetim Kurulu Başkanına huzur hakkı adı altında ödenen para da emeğin karşılanmasından ziyade haksız kazanç niteliğinde olduğunu, Davalı vekili, şirketin tüzüğünü bilmediklerini ve her davada aynı cümlelerle bu iddiaları ileri sürdüklerini belirtmesine rağmen, ne yazık ki yıllardır kendileri de aynı cümlelerle şirketin başka faaliyetleri olduğunu ileri sürmelerine rağmen, somut olarak bir faaliyetini ve elde ettiği geliri de ortaya koyamadıklarını, Göstermelik olarak bir faaliyet ihdas etmeye çalıştıklarında da bırakın kazanç temin etmeyi yapılan satışın parasını dahi tahsil edemediklerini, Bu da yetmezmiş gibi, şirketin en değerli gayrimenkulünü genel kurula sunmadan tüm ortakların onayını almadan yok pahasına satmış, satıştan bu yana 6 yıl geçmesine rağmen satış parasında tahsil edemeyerek şirketi büyük bir zarara soktuğunu, Şirketin faaliyet raporunda gösterilen harcamaların bir çoğu şirket faaliyeti için yapılan harcama kapsamında olmadığını, Örneğin seyahat harcamaları, kredi kartlarındaki bireysel harcamalar, bu tarz harcamaların şirkete ait, bir diğer deyişle şirket faaliyeti ile ilgili harcama olmadığı ----------- Asliye Ticaret Mahkemesinin atadığı kayyım tarafından hazırlanan raporlarda açıkça belirtildiğini, Yine dava dilekçesinde belirtildiği gibi mali şirket adresinin kimden kiralandığı, ne kadar kira ödendiği, şirketin hangi amaçla depo kiraladığı, depo için ne kadar kira ödendiği açıklanmadığını, Davalı taraf cevap dilekçesinde de bu hususa açıklık getirmemiş, kayyumdan sorarak öğrenmelerini tavsiye ettiklerini, Oysaki asıl olan bu durumun faaliyet raporlarında ve mali tablolarda yer alması olduğunu, Bir diğer husus ise; şirket ticari alacaklar hesabının neden kaynaklandığı iki yıldır neden tahsilat yapılmadığı, bilançodaki şirket ortaklarından alacak gösterilmesine rağmen adat uygulanıp uygulanmadığının açıklanmadığı, sadece kira geliri elde eden şirkette stok hesabının bulunma sebebinin açıklanmadığı, yine bilançodaki sipariş avans hesabında yer alan tutarların mahiyetinin açıklanmadığı görüldüğünü, Yine şirket kiracılarından rayiç bedel üzerinden kira alınıp alınmadığı, şirket aktifinde yer alan arazi ve sair taşınmazların değerlemeye tabi tutulup tutulmadığı belirtilmediğini, Davalı taraf bu hususlara hiç değinmediği, yasal hakkını kullanan davacıyı dava açmakla suçlamayı tercih ettiğini, Bu suskunluk iddia ettikleri gibi mali tabloların ve bilançoların gerçek olmadığını gösterdiğini, Şirketlerin kurulma amacı hissedarlarına kazanç sağladığını, TTK.nun 385. maddesi hükmüyle kar payı alma kazanılmış hak kabul edilmiş ve paydaşın oluru bulunmaksızın bunda değişiklik yapılamayacağı öngörüldüğünü, Kar payının gereksiz biçimde azaltılması ya da dağıtılmamasının anonim ortaklıklara karşı güven ve ilgiyi sarsabileceğinin ve kararın nesnel iyiniyet kurallarına aykırı olmaması kuralının da özenle gözetilmesi gerektiğini, Ticari bir faaliyeti olmayan şirketin ticari yatırım yapması da söz konusu olmadığını, Bu nedenle şirketin daha fazla yedek akçe ayırmasında finansal bir gereklilik bulunmadığını, Davalı taraf sermaye artırmaktan bahsetmişse de şirkette bir sermaye artışı da bulunmadığını, Bu nedenle davalı tarafın beyanları tamamen afakidir ve şirketin gerçek yapısı ile ilgisi bulunmaması o nedenle de kabulü mümkün olmadığını, Yasal düzenlemelere uymadan hazırlanan ve yukarda açıkladıkları üzere gerçek mali yapıyı göstermeyen bilanço ve mali tablolara dayanılarak ibra yapılamayacağını, Diğer yandan TTK 436. maddesinin buyurucu nitelikteki hükmüne göre, yönetim kurulu üyeleri ile yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurul üyelerinin faaliyetleri ile ilgili kararlarda, ibra edilmelerine ilişkin hiçbir kararda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamayacağını, Buna rağmen gerçeği yansıtmayan bilanço ve mali tablolar esas alınarak oylama TTK 436/2 maddesinin emredici kurallarına aykırı olarak yapıldığını, nitekim ----------- sayılı “… TTK'nın 436/2 maddesi gereğince yönetim kurulu üyeleri, kendilerinin ve birbirlerinin ibrasına ilişkin kararlarda oy hakkını haiz olmadıklarını, Bu hüküm emredici nitelikte olduğundan, bu madde hükmüne aykırı hareket edilmesi halinde kullanılan oylar geçersiz olduğundan, bu oylar ile alınan genel kurul kararları da geçersiz olduğunu, Somut olayda davalı şirketin yönetim kurulu üyeleri olan ..., ... ve ... kendi ibralarında oy kullanmamış iseler de bir diğer yönetim kurulu üyesinin ibrasında oy kullandıklarını, İbra oylamasına katılan yönetim kurulu üyelerinin toplam oy oranı %70 olup, %20 hisseyi temsil eden davacı toplantıya katılmamış, %10 hissedar ... da çekimser kalmış olmakla, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin söz konusu karar, gerekli oy çoğunluğu bulunmadığından geçersiz olduğunu, Bu nedenle ilk derece mahkemesince yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin 4 numaralı karar yönünden davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi isabetsiz olduğunu, Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, belirtilen hata yeniden yargılama gerektirmediğinden, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/ ( 1 )b-2 maddesi uyarınca kaldırılarak \"davanın kısmen kabulüne, davalı şirketin 31.03.2016 tarihli genel kurulunda alınan yönetim kurulu üyelerinin ibrasına dair 4 numaralı kararın iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine\" gerekçesi ile kurulan kararı da bu doğrultuda olduğunu, Açıklanan gerekçeler kapsamında davalı tarafın beyanlarını kabul etmediğimizi belirtir, davalarının kabulüne karar verilmesin talep ettiklerini bildirmişlerdir.Davacı vekilinin bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçesini özetle; Bilirkişilerin 30 Haziran 2022 tarihli Genel Kurul'da alınan 6 numaralı kararın iptali için açılan davada hak düşürdücü sürenin dolduğuna dair 3 Ağustos 2022 tarihli Genel Kurul'da alınan kararlara karşı ileri sürülen muhalefet şerhinin usulüne uygun yazdırılmadığına dair yanlış olan hukuki nitelendirmelerini kabul etmediklerini, yasal düzenleme ve yerleşik içtihatlar doğrultusunda yapılacak hukuki değerlendirme neticesindehaklı taleplerinin kabulüne karar verilmesini veya yeni bir heyet oluşturularak itirazlarının karşılanmak suretiyle yeni bir rapor alınmasını talep ve beyan etmiştir. Davalı vekilinin bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçesini özetle; İtiraz ve beyanları doğrultusunda yeniden ek bilirkişi raporu alınmasını, haksız ve yersiz davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde;Dava, anonim şirket  genel kurul kararının  iptali istemine ilişkindir. Davacının davalı şirketin ortağı olduğu anlaşılmakla davalı şirketin 30.06.2022 tarihli genel kurul toplantısında alınan; “------------ 15.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine” dair  6 nolu karar ile 03.08.2022 tarihli genel kurul toplantısında alınan; “Şirketin 2021 yılına ait yönetim kurulu faaliyet raporunun okunması ve onaylanmasına dair 3 nolu kararın, şirketin 2021 yılına ait bilanço ve gelir tablolarının kabul ve onaylanmasına dair 4 nolu kararın, kar dağıtımına dair alınan 5 nolu kararın, yönetim kurulu üyelerinin 2021 yılında yapmış oldukları faaliyetlerinden dolayı ibra edilmesine dair 6 nolu kararın” TTK 445 maddesi uyarınca iptali için yasal koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin uyuşmazlık konusu olduğu anlaşılmaktadır.<br>İptal sebepleri başlıklı TTK'nın 445. Maddesinde \"(1) 446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler.\" denilmektedir. İptal davası açabilecek kişiler başlıklı TTK'nın 446. Maddesinde \"(1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, c) Yönetim kurulu, d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir.\" denilmektedir. Genel kurul toplantısına hazır bulunan pay sahibinin kararların yasa,  esas sözleşme ve afaki iyiniyet kurallarına aykırılık nedeniyle iptalini talep edebilmesi;  6102 sayılı TTK'nın 446/1-a maddesi ile olumsuz oy kullanılması ve muhalefetin toplantı tutanağına geçirtilmesi şartına bağlanmıştır. Özel dava şartı olan bu husus yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen incelenmeli ve kanun yolu dahil yargılamanın her aşamasında gözetilmelidir. Mahkememiz taraflar arasındaki tespit edilen tüm uyuşmazlık konuları ile ilgili olarak sulh olmaya teşvik etmiş, ancak taraflar sulh da olmamışlardır. Mahkememizce görevlendirilen bilirkişi heyeti düzenlemiş olduğu rapor usulüne uygun olarak taraflara tebliğ edilmiştir. Tarafların rapora yönelik itiraz ve beyanları alınarak mahkememizce değerlendirilmiştir.Somut uyuşmazlıkta  30.06.2022 tarihli genel kurulun 6 no.lu gündem maddesi kapsamında iptal davası açılması için üç aylık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu,  gündem maddesinin ertelenenler arasında yer almadığı,  30.06.2022 tarihli genel kurul kapsamında ertelenen gündem maddelerinin görüşülmesi için 30.06.2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında, yönetim kurulu başkanına huzur hakkı ödenmesine ilişkin olarak alınmış bir karar da olmadığı, 03.08.2022 tarihli genel kurulun 3 no.lu gündem maddesi kapsamında dava şartının bulunmadığı, dolayısıyla iptali kabil olmadığı, 03.08.2022 tarihli genel kurulun 4 no.lu gündem maddesi kapsamında alınan bir kararın söz konusu olmadığı, dolayısıyla iptali kabil bir kararın da bulunmadığı,  03.08.2022 tarihli genel kurulun 5 no.lu gündem maddesi kapsamında dava şartının bulunmadığı, dolayısıyla iptali kabil olmadığı, 03.08.2022 tarihli genel kurulun 6 no.lu gündem maddesi kapsamında alınan ibra kararının yok hükmünde olduğu ( yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy kullandıkları, bu oylar çıkartıldığında ise, ibra kararı verilmesi için olumlu oy bulunmadığı, dolayısıyla uyuşmazlık konusu gündem maddesine ilişkin kararın yok hükmünde olduğu,) anlaşılmaktadır.Yukarıda açıklanan sebeplerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br><br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1- Davanın KISMEN KABULÜ ile davalı şirketin 03.08.2023 tarihli  olağan genel kurul toplantısında alınan  6  nolu kararın yok hükmünde olduğunun tespitine , fazlaya ilişkin talebin reddine <br>2-Harçlar Yasasına göre alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcından başlangıçta alınan 80,70 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye kalan 346,90 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, <br>3-Yargılama sırasında davacı tarafın yapmış olduğu 80,70 TL peşin harç, 80,70 TL başvuru harcı,18.000,00 Bilirkişi masrafı, 650,00 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere bakiye toplam 18.811,4‬0 TL'nin davanın kabul red oranına göre hesaplanan 3.762,28 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, arta kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, <br>4-Davalı vekilinin yargılama sırasında yapmış olduğu 6.000,00 TL bilirkişi masrafının davanın kabul red oranına göre hesaplanan 4.800,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, arta kalan kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, <br>5-Yargılama sırasında davacı taraf kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>6-Yargılama sırasında davalı taraf kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>6-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca, artan gider avansının yatıran  tarafa iadesine,<br>Dair, taraf vekilleri  yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren İKİ HAFTA içerisinde dilekçe ile başvurulacak İSTİNAF yolu açık olmak üzere OY BİRLİĞİ ile  verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı.20/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b4d53b5e8cc91974","SID":"1c2e09d57180ec5e"}}