{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>4. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2023/1341 <br>KARAR NO:2024/4174<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:08/11/2022<br>NUMARASI:2015/488 Esas - 2022/669 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:20/11/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353.maddesi gereğince dosya incelendi, <br>GEREĞİ  DÜŞÜNÜLDÜ:Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı firmanın gerçekleştirdiği taş ocağı faaliyetleri sebebi ile müvekkili şirketin taşocağı sahasında bulunan işçilerin bulunduğu yatakhane, kumanda odası ve inşaatlarda zararlar meydana geldiğini, söz konusu alanda müvekkili firmaya ait binanın davalı firmanın faaliyetleri sonucu yıkıldığını, davalı tarafa Beyoğlu ... Noterliği'nin ihtarıyla söz konusu hususların bildirildiği halde meydana gelen zararların karşılanmadığını ve faaliyetlere devam edildiğini, müvekkili şirkette meydana gelen zararların miktarının tespiti amacıyla Gaziosmanpaşa 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde tespit davası açıldığını, yapının değerinin 59.100,00 TL olabileceğinin tespit edildiğini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 59.100,00 TL 'nin bina yıkım tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı firmadan tahsiline karar verilmesini talep  etmiştir.Davalı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; Müvekkilinin 1983 yılından bu yana 32 senedir delme-patlatma metodu ile taş istihraç ettiğini, en gelişmiş patlatma tekniklerini kullandığını, patlatma esnasında meydana gelen titreşimi en aza indirgemiş olduğunu, aynı bölgede on beş adet maden ocağı bulunduğunu, hepsinin aynı metodla üretim yaptığını, davacının zarar gördüğünü iddia ettiği yapılarının zararından müvekkilinin sorumlu tutulmasının davacının kötüniyetinin göstergesi olduğunu, taraflar arasında 30.07.2008 başlangıç tarihli 3 yıl süreli rödovans sözleşmesi akdedildiğini, müvekkilinin tek taraflı fesih hakkının bulunduğunu, sözleşmenin feshedildiğini ve kiralanan sahanın terki gereğinin davacıya ihtarname ile bildirildiğini, davacının sahadaki varlığını ısrarla sürdürmesi ile kötüniyetli olarak bu davayı açtıklarını, davacı şirket tarafından işgal edilen sahanın elli yıllık kullanımı bulunduğunun ileri sürüldüğünü, ancak müvekkili tarafından yine karşı tarafa binanın terk edilmesinin bildirildiğini, madencilik faaliyetleri ruhsata tabi faaliyetlerden olup, karşı tarafın ruhsatının bulunmadığını, ilk ihtarname tarihinden sonra karşı tarafın müdahalesini sonlandırmadığından ileride artırma hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL ecrimisil ile 5.000,00 TL maddi tazminatın ilk ihtar tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile karşı taraftan tahsiline karar verilmesini , karşı davalarının kabulü ile asıl davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İlk Derece Mahkemesince; \"... davacının, davalının ruhsat sahibi olduğu ve ruhsat alanı içinde kalan kalker ocağında 30/07/2008 tarihli ve 3 yıl süreli Rödevans Sözleşmesi gereğince kiracı olduğu, davalının faaliyetleri sırasında  taşocağı sahasında bulunan işçilerin bulunduğu yatakhane, kumanda odası ve inşaatlarda zararlar meydana geldiğinden bahisle maddi zarar talebi ile asıl davanın ikame edildiği, mahkememizce alınan bilirkişi raporlarında görüldüğü üzere 2014 yılında var olan bazı yapıların 2015 yılında yıkılmış olduğu, yani davacının davalıya ihtarname yolladığı 11.08.2014 tarihinde yıkıldığı belirtilen yapıların aslında mevcut olduğu, davalının yıkım alanını ve 40 metre ilerisini maden üretimi için değil stok alanı olarak kullandığı, yıkım ile tesisler arasında doğrudan illiyet bulunmadığı, aralarındaki mesafeye ve yapılan madencilik faaliyetlerine bakıldığında yıkımın, davacı tarafça yıkıldığı belirtilen yerleri doğrudan etkileyemeyeceği ve yıkıma sebep olmayacağı böylece davalının eylemleri ile davacıyı zarara uğrattığından bahsedilemeyeceği anlaşılmakla asıl davanın reddine karar vermek gerekmiştir.Karşı dava yönünden yapılan incelemede;Takipsiz bırakılan ecri misil talebi bakımından  davanın açılmamış sayılmasına  karar vermek gerekmiştir.Dava konusu yer terkedilmiş olmakla  men'i müdahale talebi konusuz kaldığından esası hakkında karar tesisine yer olmadığına karar verilmiştir. Maddi tazminat istemi bakımından alınan bilirkişi raporlarında belirlendiği üzere davaya konu yerlerin baraka ve stok alanı olarak kullanıldığı, aktif olarak bir maden üretiminin bulunmadığı, her ne kadar 12.09.2018 tarihli raporda alanın tamamı maden rezerv alanı olarak kabul edilmiş ve buna göre bir hesaplama yapılmış ise de bu hesaplamanın farazi olduğu ve davacının ispat edilebilmiş somut  bir zararının bulunmadığı anlaşılmakla karşı davanın da reddine ...\" karar verilmiştir. Verilen karara karşı davalı-karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davalı- karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde; Maddi tazminat koşullarının oluşması ve bilirkişi raporunun hatalı olması sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Haksız fiil  iddiasına dayalı maddi tazminat talebine ilişkindir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi gereğince, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”. Bu hüküm dikkate alındığında kusur sorumluluğu olarak tanımlanan haksız fiil sorumluluğunun kurucu unsurları; fiil, zarar, illiyet bağı, kusur ve hukuka aykırılıktır. Haksız bir eylemin tazminat sorumluluğu doğurabilmesi için kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil sonucunda zarar doğması, zarar ile fiil arasında da illiyet bağı bulunması gereklidir.TBK 50. madde gereğince zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 190. maddesinde herkesin iddiasını ispatla mükellef olup, İlk Derece Mahkemesince yaptırılan inceleme sonucunda alınan bilirkişin heyet raporundaki tespitlerin dosya kapsamındaki diğer delillerle örtüşmesine ve denetime elverişli olmasına göre davacı-karşı davalının TBK. 49. Madde kapsamında sorumluluğunun bulunmaması sebebiyle davalı- karşı davacı vekilinin  istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davalı- karşı davacı vekilinin  yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/488 Esas  2022/669  Karar sayılı 08/11/2022 günlü kararına yönelik  davalı- karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın  353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 80,70 TL'nin mahsubuyla bakiye 346,90 TL harcın davalı-karşı davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,3- İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,5- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 20/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dae0e6e3fd8703e2","SID":"9f9a59c98e3d85e3"}}