{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>4. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/3930 <br>KARAR NO: 2024/4136<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 29/11/2023<br>NUMARASI: 2020/986 Esas - 2023/942 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/11/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, <br>GEREĞİ  DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkilinin işyerinin 16.06.2016 tarihinde, iş yeri önünde bulunan davalı kuruma ait temiz su borusunun patlaması neticesinde sular altında kaldığını, bu su basması sebebiyle iş yerinde bulunan muhtelif deriler ve bazı makineler kullanılmaz hale geldiğini, Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesine 2015/72 D.İş sayılı dosyası ile meydana gelen hasarın tespiti için başvurduklarını, mahkemece yapılan tespitte işyerinde bulunan deri ve makinelerin kullanılmaz hale geldiğinin tespit edildiğini, bilirkişilerce dosyaya sunulan raporda hasarın davalı kuruma ait temiz su borusunun patlaması neticesinde gerçekleştiği ve meydana gelen hasarın 435.535,00 TL. olduğunun tespit edildiğini, bilirkişilerce yapılan tespitin gerçek piyasa değerlerinin çok altında olduğunu, bu sebeple fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı kuruma ait temiz su borusunun patlaması sonucu oluşan maddi zararın HMK 107.md. gereğince bilirkişi marifetiyle belirlenmesine, şimdilik 1.000,00 TL maddi zararın haksız fiil tarihi olan 16.06.2016 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalı kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davacı tarafın anlatımı dikkate alındığında davanın hizmet kusuruna dayalı olduğunu, davanın tam yargı davası olarak idari yargıda açılması gerektiğini, açılan davanın tazminat davası olduğunu, müvekkili idarenin olayda kastı, kusuru, ihmali bulunmîıdığını, zararla müvekkili idare arasında bir illiyet bağının kurulmasının da mümkün olmadığını, müvekkili idare birimlerinden Abone İşleri Avrupa 1. Bölge Dairesi Başkanlığınca yapılan tetkikte, ... Mahallesi ... Sokak No:... adresinden 16/06/2016 tarihinde su borusu patlaması ile alakalı müvekkiline herhangi bir arıza kaydı oluşturulmadığı ve herhangi bir çalışma yapılmadığını, binanın ruhsatının, tasdikli projesinin, yapı kullanma izninin, işyeri açma ve çalıştırma ruhsatını ibraz etmediğini, müvekkili idarenin herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığını, olayın meydana gelmesinde müvekkili idarenin dahlinin olmadığını, zararı meydana getiren sebeplerin tespitinin gerektiğini, davacının hasar bedeli olarak talep ettiği meblağın fahiş olduğunu ve itiraz ettiklerini, olay tarihinden itibaren faiz istenmesinin hukuka aykırı olduğunu ve davanın usulden ve reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince 23/05/2018 tarihli 2016/948 Esas 2018/588 Karar sayılı kararı ile; \"Davanın kısmen kabulü ile 1.108.139,55 TL alacağın 16/06/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin isteğin reddine,\" karar verilmiştir. Karar davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine; Dairemizin 18/12/2020 günlü, 2018/2407 esas ve 2020/1360 karar sayılı ilamı ile; \"Su basmasına ilişkin olay tarihinin doğru bir biçimde tespit edilmesi, gerçek arıza tarihine göre davalı kurum ve ilgili belediyeden yapılan işlemlere ilişkin kayıtların celp edilmesi, bu şekilde arızanın davalı kurumun sorumluluk sınırında kalıp kalmadığının, su borcusunun ...'ye ait borumu olduğu, binaya ait bağlantı borusu mu olduğunun belirlenmesi, arıza noktasının  net olarak tespit edilmesi, bodrum katta biriktiği öne sürülen su seviyesinin belirlenmesi, telef olan tekstil ürünlerinin depolandığı yerin özellikleri dikkate alınarak zararın doğması veya  artmasında davacıya atfı kabil kusur bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, davacının gerek tespit raporundaki zarar miktarına ve gerekse mahkemece alınan ilk rapordaki zarar miktarına herhangi bir itirazının olmaması ve daha fazla zarar iddiası bulunmadığının göz önüne alınarak raporlar arasındaki çelişkinin yeni bir heyetten alınacak rapor ile  giderilmesi, zarar gören eşyanın vasfına uygun deri tekstil ürünleri konusunda uzman bir bilirkişinin de heyette yer almasının sağlanması gerekirken eksik inceleme sonucu gerçek zarar ve sorumluluk  yukarıda belirtilen kanun hükümleri çerçevesinde belirlenmeden hüküm oluşturulması hatalı olmuştur\" gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Yapılan yargılama sonunda;  İlk Derece Mahkemesince; \"Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 527.695,00 TL'nin 16.06.2015 tarihinden geçerli yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,\" karar verilmiştir.  Verilen karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.  Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Bilirkişi raporunun  hükmün kurmaya elverişli olmadığını, müvekkiline atfedilen kusurun hatalı olduğunu, müvekkilinin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, iddianın usulüne uygun ispat edilmediğini, zarara davalı yanın kusurunun sebep olduğunu ileri sürmüştür.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; Haksız eylemden kaynaklanan tazminat davasıdır. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, patlayan borunun davalının sorumluluk alanında kaldığı, zararın artmasında etken unsurlar göz önüne alınarak tazminat hesabında indirim uygulandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/986 Esas 2023/942  Karar sayılı 29/11/2023 günlü kararına yönelik davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın  353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 36.046,84 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 8.584,12 TL'nin mahsubuyla bakiye 27.462,72 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davalıdan tahsiliyle  Hazineye gelir kaydedilmesine,3- İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına, 5- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,6- Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesinin Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 20/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fe28434420901a0a","SID":"8c271a15c594964b"}}