{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1028 <br>KARAR NO:2024/1489<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:22/03/2021<br>NUMARASI:2019/493 Esas -  2021/234 Karar<br>DAVA:İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:17/10/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  davacı ile davalı arasında 29.09.2016 tarihinde makine satışı konulu mukavele imzalandığını, sözleşme gereği ödemelerin %100 peşin, banka havalesi, leasing ödemesi şeklinde yapılması akabinde ebatlama makinesi, kenar bantlama makinesi, kalibre zımpara makinesi, CNC delik makinesinin davacı şirkete en kısa zamanda teslim edileceğini, davacı şirketin bağlanma parası (pey akçesi, avans) olarak davalı şirkete 100.000,00-TL tutarında ödeme yapıldığını, bu ödemenin TBK 178 uyarınca cayma tazminatı olarak öngörülmediğinin sözleşmede açık olduğunu, bu sebeple akdin bozulmasında tarafların haklı olup olmadığına bakılmaksızın TBK 177 uyarınca onu veren tarafın karşı taraftan istirdata yetkili bulunduğunun Yargıtay kararları ile sabit olduğunu, davalı davalı şirkete bağlanma bedeli olarak ödenen 100.000,00TL'nin iadesi hususunda Eskişehir ... Noterliği ....yevmiye sayılı 20.07.2017 tarihli ihtarname gönderildiğini, davalı tarafın 100.000,00-TL bağlanma bedelinin cayma bedeli olarak kesildiğini, arta kalan 5.925,50-TL'nin 7 gün içerisinde hesap numarası bildirilmesi akabinde ödeneceğini bildirdiklerini, davacı tarafça Eskişehir .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosya ile ilamsız icra takibine girişildiğini, davalı tarafın takibe itiraz ettiğini, davacı şirketin ortak ve yetkililerinden ...'in şirketin mahvına sebebiyet verecek şekilde şirketi dolandırmakla aleyhine Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/23636 hazırlık sayılı dosyasında aldırılan bilirkişi raporunda şirketin 2.313,878,00-TL parasını zimmetine geçirdiğinin tespit edildiğini, şirket çeklerinin factoring şirketlerine kırdırılması ve şahsi harcamalarında kullandığı bedellerde hesaplandığına şirketi 4.000.000,00-TL civarında dolandırması akabinde şirket aleyhine onlarca icra takibi başladığını ve şirkete ait tüm malların haczedildiğini, şirketin ticari faaliyetini sürdüremez noktaya geldiğin ve faaliyetin sonlandığını, davanın kabulü ile 100.000,00-TL bağlanma parasının ihtar tarihinden itibaren uygulanacak en yüksek faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, yargılama ve vekalet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı ile 4 adet makinenin satışı için %100 peşin olmak üzere 177.500,00 Euro+KDV karşılığı anlaşma yapıldığını, davacı şirketin sadece 100.000,00-TL ödeme yaptığını kalan tutarı ödemediğini, sözleşme konusu makinelerin tesliminin sipariş teyidi ve kaporanın ödenmesinin ardından fuar sonrası Kasım 2016'da olacağını, cayma durumunda makul miktarda cezai şart öngörüldüğünü, davalı tarafından sipariş teyidi yapıldığını davacı tarafça 100.000,00TL kısmi ödeme yapıldığını ve yine sözleşmedeki şekilde davacı talebi üzerine sözleşme konusu malların fuarda sergilendiğini, ancak daha sonra davacı tarafından makine bedellerinin ödenmediğini, fuar sonrası 31 Mayıs 2017 tarihine kadar davalıyı oyaladıklarını ve daha sonra yazı göndererek makineyi almaktan vazgeçtiklerini bildirdiklerini, sözleşmede cayma halinde sözleşme bedelinin %10'u oranında cezai şart ödemeyi gayrikabili rücu olarak kabul edildiğini, cezai şartın mahsubu sonrası bakiye 5.925,50-TL bedelin iade edileceğini bildirdiklerini, 17.750,00-Euro+KDV cayma bedeli, 2.000-Euro depo ve antrepo bedeli karşılığı 94.074,50-TL'nin mahsup edildiğini, davacı tarafça ödenen bedelin bağlanma parası değil sözleşme bedelinden kısmi ödeme olduğunu, davacı tarafın iç ilişkilerinin bu davanın konusu olmadığını, sözleşme yapıldığı sırada davacı tarafın ödeme gücü olduğu halde sözleşmeye aykırı davrandığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde; davacı tarafından davalı hesabına ödenen 100.000,00-TL'nin TBK'nun 177. maddesi uyarınca bağlama parası niteliğinde olduğu görülmüştür. Sözleşmenin 1. sayfasının teslim süresi bölümünde kaporanın ödenmesinden bahsedildiği, sözleşmenin ödemeye ilişkin genel koşullar başlığı 3. madde de bu paranın peşinat olarak belirtildiği, sözleşeme de ödenen paranın cayma parası olduğu ilişkin açık hüküm bulunmadığı  görülmekle, ödenen paranın bağlanma parası olduğu kabul edilmiştir. Aksini ispat yükü üzerinde olan davalı tarafın ispatlaması gerektiği gibi bu paranın kapora olarak belirtilmesi TBK'nun 178.maddesi anlamında cayma parası olduğu anlamına gelmeyecektir. Ancak TBK'nun 236. maddesi uyarınca borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararları gidermekle yükümlüdür.  Davalı taraf davacının sözleşmeyi yerine getirmemesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, depolama, ardiye  masrafları olduğunu savunmuş ve dava konusu paranın bu masraflar karşılığı düşülmesine istemiştir. Bu halde mahkememizce dosya alanında uzman bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti tarafından yapılan hesaplamada davacının 9.049,71-TL masraf yapıldığını tespit etmiştir. O halde davacının vermiş olduğu bağlanma parasından yapılan bu giderler düşülecektir. Ayrıca davalı taraf davacının sözleşmeyi yerine getirmemesi nedeniyle sözleşme uyarınca cezai şart taleplerinin olduğu ve bunun ödemeden düşülmesini talep etmiştir. Yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere taraflar arasındaki sözleşmenin ödemeye ilişkin genel koşullar 3. maddesi uyarınca sözleşme bedelinin %10'nu oranında cezai şart ödenmesi kararlaştırılmıştır. Toplam sözleşme bedeli 171.271,23 Euro + KDV = 202.100,05 Euro olup, cezai şart %10'u olan 20.210,01 Euro olarak kabul edilmiştir. Bilirkişi raporunda her ne kadar cezai şartın hesabında sözleşme tarihindeki kur esas alınmış ise de cezai şartın davacı tarafından  20/07/2017 tarihli ihtarname ile malın teslim alınmayacağı ve 3 gün içinde ödeme talep edilmiş, ancak bu tarihten önce davalı satıcı tarafından 12/07/2017 tarihli ihtarname keşide etmiş ve ihtarname 19/07/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı satıcı ihtarname ile 7 gün süre vermiş olup temerrüt tarihi 27/07/2017 olarak kabul edilmiştir. Bu halde davalı ihtarname tebliği davacının ihtarname tarihinden önce olmakla temerrüt tarihi olarak 19/07/2017 tarihi esas alınmış, Uyap üzerinden yapılan kontrol de 27/07/2017 tarihli kurun 4.15 TL olduğu 20.210,01 * 4,15 =83.871,54-TL cezai şart talep edebileceği kabul edilmiştir. Bu halde davacının toplam ödemiş olduğu 100.000,00-TL'den 83.871,54 TL cezai şart 9.049,71-TL masraf olmak üzere toplam 92.921,25-TL'nin düşümü ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.  (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2017/4080 Esas - 2018/4534 Karar emsal ilamı;İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 2017/1627 Esas 2019/805 Karar sayılı emsal ilamı )Gerekçeli karar yazım aşamasında davacı tarafından talep edilen miktarın TL olmasına rağmen mahkememizce maddi hataya düşülmek suretiyle temerrüt tarihinden itibaren yabancı para cinsine uygulanan faize karar verilmiş olmakla, tarafların tacir olması talebin TL olması nedeniyle avans faizi talep edebileceğinden hükmün tashihine karar verilerek, tashih şerhi düzenlenmiş ve davanın kısmen kabulüne, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın muhasebe ve hesap kayıtlarında da sabit olduğu üzere davacının, davalı taraftan 100.000,00-TL alacağı olduğunu, söz konusu alacağın davalı tarafa bağlanma parası olarak ödendiğini, TBK m.177 gereği sözleşme kurulurken verilen paranın bağlanma parası olmasının bir karine olduğunu, kanundaki bu karine gereği ödenmiş olan bağlanma parası niteliğindeki 100.000,00-TL'nin müvekkile aynen iadesi gerektiğini, bu durumun yerleşik Yargıtay içtihatlarında da sabit olduğunu, sözleşmede söz konusu bedelin cayma tazminatı veya bedeli olarak alındığının da yer almadığını, bu bedelin iadesi için herhangi bir haklı sebebin varlığının aranmadığını,bu nedenle davalı tarafın söz konusu bedeli iade etmekle yükümlü olduğunu, davalı tarafından iddia edilen cezai şartın söz konusu bedelden mahsubunun söz konusu olmadığını, ayrıca bu giderlerin huzurdaki davanın konusu ile alakası bulunmadığını, davalı tarafından böyle bir cezai şart iddiası bulunmakta ise yeni bir dava açması gerektiğin,  huzurdaki davada bu cezai şartın mahsubunun istenilemeyeceğini,Yerel Mahkemece doğru bir tespitle davacı tarafından ödenen bedelin bağlanma parası olduğu kanaatine varıldığını, ancak davacı tarafından davalıya bağlanma parası olarak ödenen 100.000,00-TL'den 83.871,54-TL cezai şart ve 9.049,71-TL masraf olmak üzere toplam 92.921,25-TL düşülmüştür. Yerel mahkemece hataya düşülen kısım bu olduğunu, davalı tarafından açılan bir karşı dava yada ayrı bir dava bulunmadığını, O halde davacı tarafından ödenen bedelin aynen iadesi gerekeceğini, davacı alıcı, davalı satıcıdan alması gereken malı almaktan vazgeçmiş ve peşinat olarak verdiği parasını geri almak için ilamsız takip yapmış, itiraz üzerine de itirazın iptali davası açıldığını, bağlanma parası olduğu belirlenen 100.000,00-TL'den davalının tek taraflı olarak belirlediği cezai şart miktarının düşülmesinin kanuna aykırı olduğunu  beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davacı tarafça ödenen bedelin bağlanma parası değil sözleşme bedelinden kısmi ödeme olduğunu, davacı tarafın davalının sözleşme bedelinin tamamını ödemekten kaçındığını, dava konusu sözleşme gereği üzerine düşen yükümlülüklerin hiçbirini yerine getirmediğini, sözleşme imzalandıktan sonra davalıya kısmi ödeme yaptığını ve sözleşme bedelinin tamamını ödeyeceğini açıkça taahhüt ettiğini, taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre alıcı sözleşmeden cayarsa veya makineleri almaktan vazgeçerse cezai şart ödemekle yükümlü olunduğunu, ayrıca davalının uğrayacağı zararları ve fazlaya ilişkin haklarını tazmin etmekle de yükümlü olduğunu, sözleşmede alıcının cayması hükmünün düzenlendiğini, davacının sözleşmeden caymakta haklı bir sebebi bulunmadığını, davacının 20.07.2017 tarihli ihtarname ile sözleşmeden caydığını ve makinaları teslim almaktan vazgeçtiğini hiçbir sebep dahi göstermeksizin açıkladığını, davacı tarafın hem makinaları almaktan vazgeçerek sözleşmeden caydığını beyan etmiş hem de sözleşme gereği yapılan ödemeyi davalının hiçbir zararı oluşmadığı iddiasıyla tamamının iadesini talep ettiğini, bu taleplerin gerek hukuk kuralları çerçevesinde, gerek taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca mümkün olmadığı açık olduğunu, bilirkişi raporunda davacının sözleşmede belirtilen makinelerin alımından vazgeçmiş olmasının teknik ve davalı şirketten kaynaklanmayan nedenlerle davacıdan kaynaklı nedenlerle gerçekleştiğinin tespit edildiğini beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava; davacı tarafça  ticari satım sözleşmesi kurulurken ödenen  bağlanma parasının (kaparo) davacı tarafça sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle iadesi istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile  davanın kısmen kabulüne   karar verilmiş, karara karşı davacı  vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile  istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalının cezai şart alacağı bulunup bulunmadığı, cezai şart alacağının davacı tarafça ödenen bedelden indiriminin mümkün olup olmadığı noktasındadır.Tarafların 2909/2016 tarihinde 4 adet makinenin satışına ilişkin \"mukavale\" düzenledikleri, bu kapsamda davacının davalıya 100.000 TL ödediği, dosya içeriğinde ödemeye ilişkin bir makbuz-dekont bulunmadığından üzeride bir açıklama bulunup bulunmadığı denetlenememekle birlikte taraflar arasında ödemenin tarihi ve miktarı konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığı, davacı taraf yaptığı ödemenin \"bağlanma parası (pey akçesi, avans) olarak verildiğini iddia etmekte davalı taraf ise ödemenin bağlanma parası olarak değil makine bedeline karşılık yapılan kısmi ödeme olduğunu savunmaktadır.Somut dosyada uyuşmazlık konusu 100.000 TL ödemeyi yapan satıma konu malın semenini ödemek zorunda olan alıcı davacının olması, 6098 sayılı TBK  177/2 düzenlemesi gereği aksine sözleşme veya yerel adet olmadıkça bağlanma parasının esas alacaktan düşüleceğine  dair düzenleme  birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlık konusu 100.000,00 TL'nin bağlanma parası olması ile mal bedeline karşılık yapılan kısmi ödeme olması arasında tabi olduğu hukuk itibarıyla bir fark bulunmamaktadır. Davalı taraf, davacının sözleşmeden haklı bir sebep olmaksızın caymış olması nedeniyle, sözleşme gereği yaptığı masraflar ile sözleşme gereği cezai şart alacağının davacının yaptığı ödemeden indirilmesi gerektiğini savunmakta, davacı taraf ise cezai şarta ilişkin alacağın ancak ayrı bir davada talep edilebileceğini iddia etmektedir. Sözlük anlamı “sayışma” olan mahsup; bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak, alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesidir. Mahsuplaşmada, takastan farklı olarak iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Buna göre, alacak miktarından tenzil edilecek değer, karşı alacak olmayıp gerçek alacağı bulmak üzere hesaplanan alacaktan indirilmesi gereken bir bedeldir. Bu nedenle, mahsupta hukuken karşılıklı alacaklılık ilişkisinden öte, alacağın gerçek miktarının tespiti için yapılan bir işlemin varlığı kabul edilmelidir. Mahsupta, doğmuş bir alacaktan söz edilemeyeceği için, mahsubun borcu sona erdiren bir neden olduğu da düşünülemez. Ayrıca, mahsup talebi hukuki niteliği itibariyle def’i olmayıp; itiraz niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi kabul edilmez. Bu yönüyle, yerleşik yargı kararlarında belirtildiği  gibi mahsubun yargılama devam ettiği sürece karşı tarafın muvafakati olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür. TBK 76/2, 325/2, 408. Maddeleri, TTK 1427/3 maddesi yasada düzenlenen mahsup işlemine örnek olarak gösterilebilir.Mahsup yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olmayıp sadece alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Burada ayrı ve müstakil iki alacak bulunmamaktadır. Mahsup savunmasını, alacak miktarının indirilmesinde yararı olan herkes ileri sürebilir ve borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından re’sen nazara alınır (Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2021 tarihli ve 2017/15-496 E., 2021/208 K. sayılı kararı).Türk Borçlar Kanunu’nun borçların ve borç ilişkilerinin sonra ermesi başlıklı birinci kısım 3. Bölümünde,  139 vd. maddelerinde düzenlenmiş olan Takas; bir miktar para ya da konuları itibariyle aynı türden malı birbirine borçlu olan tarafların, borçların muaccel olması ve takas itirazının dermeyan edilmesi kaydıyla, az olan borcun çok olana nazaran sona erdirilmesi olarak tanımlanabilir. Takas, hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bir hak olup, sözleşme niteliğinde bulunmadığından, takas iradesinin muhatabına ulaşmasıyla birlikte sonuç doğurmaya başlayacağı kabul edilir. Bu nedenle, takas iradesinin açıklanmamış olması ya da açıklansa bile karşı tarafa varmaması halinde borçların takasından söz edilemez. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, takas, borcu sona erdiren nedenlerden biridir. Takasın şartları ise; Borçların karşılıklı olması,  borçların benzer olması, borçların muaccel olması, ( her ne kadar kanunda her iki alacağın muaccel olması lazım gibi bir anlam çıkmakta ise de takas hakkını kullanan tarafın alacağının muaccel olması yeterlidir), alacağın dava edilebilir olması ve  takas açıklamasında bulunulmuş olması olarak sayılabilir. (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/(19)11-3087 E. 2020/691 K. - Yargıtay- 15. HD. 2015/2802 E. 2015/5758 K. sayılı ilamları ) 6098 sayılı TBK 143 maddesine göre takas, ancak borçlunun takas iradesini alacaklıya bildirmesiyle gerçekleşir. Bu durumda her iki borç takas edilebilecekleri anda daha az olan borç tutarınca sona erer. Takas hakkı, dava dışında veya davada ileri sürülebilir. Takasın davada ileri sürülmesi değişik şekillerde gerçekleşmektedir. Öyle ki, takas hakkı davadan önce kullanılmış olmasına rağmen karşı taraf, takas edilen alacağa ilişkin bir dava açabilir ve davalı da daha önceden beyan etmiş olduğu takası davada ileri sürebilir. Bundan başka davalı, takası ilk defa davada da ileri sürebilir.Davalının, davadan önce takas hakkını kullandığını iddia etmesi, dava konusu alacağın kabul edildiği anlamına gelir. Ayrıca, takasın bu şekilde mahkemede ileri sürülmesi, maddi hukuk anlamında bir itiraz oluşturur. Çünkü takas hakkının kullanılması, borcu sona erdiren durumlar arasında düzenlenmektedir. Borcun sona erdiğinin mahkemede ileri sürülmesi ise, itiraz niteliğindedir. Nitekim Yargıtay uygulamasında da, dava açılmadan önce takas beyanı yapılmış olmasına rağmen karşı alacak için dava açılması halinde, davalının davadan önce takası ileri sürdüğünü belirtmesi, bir itiraz olarak nitelendirilmektedir. ( HGK 12.4.1967, 280/195, (RKD, 1967/6, s. 87-89;) Doktrinde karma görüş olarak nitelendirilen görüşe göre; takasın davada ileri sürülmesi, hem maddi hukuka hem de usul hukukuna ilişkin özellikleri içinde barındıran “çifte mahiyetli bir işlem”dir. Davada takasın ileri sürülmesi halinde hem maddi hukuk hükümleri hem de usul hukuku hükümleri birlikte uygulanmalıdır. Buna göre, takasın ileri sürülme şekli ve zamanı usul hukuku hükümlerine tabidir. Bunun sonucu ise davada ileri sürülen takas usulü nedenlerden dolayı reddedilirse, takasın maddi hukuk bakımında da geçerli olmamasıdır. Yargıtay’ın bazı kararlarında, takasın davada ileri sürülmesinin çifte mahiyetli bir işlem olarak kabul edildiği dikkati çekmektedir. Yargıtay’ın 1967 tarihinde vermiş olduğu bir kararda, takasın ilk defa davada ileri sürülmesi halinde, hem bir usul işlemi hem de maddi hukuka giren bir işlemin söz konusu olacağı ve takasın ileri sürülme zamanı ve şeklinin de usul hukuku kurallarına göre belirleneceği ifade edilmektedir. Bu bağlamda ilk defa davada ileri sürülen takas, diğer savunmaların tâbi olduğu hükümlere tâbi olacaktır. Buna göre davalı takas defini cevap dilekçesinde bildirecek ve bu aşamadan sonra takas defini ileri sürmesi savunmayı genişletme olarak kabul edilecektir (Takasın davada ileri sürülmesi, AÜHFD Yıl 2008  Dr. Gökçen TOPUZ, Dr. Seçkin TOPUZ) Takas def'i dilekçelerin değişimi süresi içinde ileri sürülmelidir. Süresinden sonra ileri sürülen takas def'i savunmanın genişletilmesi yasağı ile karşılaşır. Ancak, sonradan davacının açık ya da zımni rızası ile veya ıslah ile takas def'i ileri sürülebilir. Takas def'i, ayrıca harca tabi değildir.Yenilik doğuran bir hak olan takasın, davadan önce ve dava sırasında alacak sahiplerinden her biri tarafından ileri sürüleceği gibi, bu yola gitmeksizin taraflar alacaklarını ayrıca dava konusu edebilirler. Diğer bir anlatımla takas talebinin mutlaka karşı dava şeklinde ileri sürülmesi zorunlu olmayıp, savunma olarak da ileri sürülmesi olanaklıdır. İlke olarak,  takas def'î de diğer def'îler gibi süresinde verilen cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir.Bu genel açıklamalardan sonra davacı taraf sözleşme bedeli/bağlanma parası olarak yaptığı ödemenin sözleşmeden cayılmış olması nedeniyle istirdadını istemektedir. Davalı taraf aynı sözleşmedeki kendi edimini yerine getirmek için yaptığı masrafları istemekle bu alacak kaleminin davalının iade borcunun kapsamını belirlenmesinde kullanılacak unsur olması nedeniyle mahsup niteliğinde olduğu, davanın her aşamamsında hiçbir kısıtlamaya bağlı kalmadan ileri sürülebileceği anlaşılmaktadır.Davalının cezai şart alacağına yönelik talebi ise ceza şartın sözleşme hükümlerinin ihlali  nedeniyle talep edilen ve davacının talebinden bağımsız bir talep olması nedeniyle takas mahiyetinde olduğu, cevap dilekçesi ile süresinde ileri sürüldüğü anlaşılmakla davalının cezai şart alacağı bulunduğu anlaşılması halinde takas defi nedeniyle karşılıklı borçlar daha  az olan borç tutarınca sona ereceğinden mahkemece bu iki kalem yönünden davacı alacağından indirim yapılmasında bir isabetsizlik yoktur. İlk derece mahkemesince davalının sözleşme konusu malların yurt dışından getirilmesi için yaptığı 9.049,71 masrafı ile yine sözleşmenin \"ödemeye ilişkin genel koşullar\" bölümü 3. maddesi gereği sözleşme bedelinin %10 oranında  hesaplanan 83.871,54 TL cezai şart tutarını davacı alacağından indirerek bakiye 7.108,75 TL yönünden davanın kabulüne, bakiye yönünden reddine ilişkin kurulan hükümde bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 368,3‬0 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 17/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"422dc64200c1eb41","SID":"a478210c1d6084b8"}}