{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/426 <br>KARAR NO:2024/1506<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:30/11/2023<br>NUMARASI:2021/241 Esas -  2023/1276 Karar<br>DAVA:Alacak<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:17/10/2024<br>Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın zamanaşımı nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacı şirketin, İstanbul, ... Mevkii, ... Ada, ... Parsel sayılı adreste kaim akaryakıt satış yeri nitelikli taşınmazın maliki olduğunu, taraflar arasında bu yere ilişkin olarak 01/02/1993 tarihinde \"İntifa Hakkı Sözleşmesi\" akdedildiğini, müteakiben 09/09/1998 tarih ... yevmiye nosu ile tapuda ... A.Ş. Lehine 17 yıllık intifa hakkı tesis edildiğini, 01/02/1993 tarihli intifa hakkı sözleşmesinin 7. Maddesi ile \"İstasyon ve tesislerin intifa hakkından dolayı ofis tarafından bizzat veya üçüncü şahıslar marifetiyle işletilmesi halinde ofisin cari usullerine göre takdir edilecek aylık işletme hakkı karşılıkları, evvelemirde bayinin ofise olan borçlarına mahsup edilecek, herhangi bir borcunun bulunmaması durumunda bayiye ödenecektir.\" hükmü getirildiğini, üzerinde intifa hakkı bulunan akaryakıt satış yerinin işletmeciliği davalı tarafından 01/02/2002 gülü akaryakıt işletmeciliği sözleşmesi ile ... Şirketine tevdi edildiğini ve bizzat ofis tarafından kullanıldığını, sözleşmenin yürürlükte bulunduğu süreçte davalı ...A.Ş'nin kimi zaman 3. Şahıslar marifetiyle akaryakıt satış yerini işlettiğini, fakat işletme hakkının karşılığı bedelinin, intifa hakkı sözleşmesinin 7. Maddesine aykırı olarak davacı bayinin, davalı ofise borcu olmamasına rağmen ödemediğini, bu durumun tarafların birbirine uygun düşen karşılıklı iradelerinin birleşmesi ile kurulan intifa hakkı sözleşmesinin 7. Maddesine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, bununla ilgili olarak 01/02/2002 ile 13/09/2004 tarihleri arasındaki 32 aylık işletme hakkı karşılığının ödenmesi talebini içeren davanın Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 2006/79 esas, 2007/516 k. Numarası ile görüldüğünü, davanın reddine karar verildiğini, ancak yerel mahkemenin hükmünün bozulduğunu, bozma üzerine yerel mahkemesinin davanın kabulüne karar verdiğini ve kararın 2013 yılı itibariyle kesinleştiğini, 01/02/2002 ile 13/09/2004 tarihleri arasındaki 32 aylık işletme hakkı karşılığı tazminat miktarının emsal rayiç kira bedelleri ve kurum kayıtları nazara alınarak hesaplandığını, bu sebeple HMK 107 uyarınca alacağın miktarını kesin olarak belirleme imkanının şu an için bulunmadığını, her ne kadar aylık işletme hakkı karşılığı bedel dava yoluyla tahsil edilmiş olsa da 13/09/2004 tarihi le yeni bir kira sözleşmesinin imzalanması tarihi olan 01/01/2012 tarihleri arasındaki 88 aylık işletme hakkı karşılığı bedelinin ödenmemiş olduğunu, davacı şirketin tek ortaklı bir anonim şirketi olduğunu, davalı şirketin ise 1941 yılında kurulan 38.5 milyar TL'lik cirosuyla Türkiye'nin en büyük üçüncü şirketi olduğunu, sektörde güçlü konumda yer alan davalının aynı zamanda bu gücünü ve nüfuzunu kullanarak tehdit ve zorlamalarla davacının şimdiye kadar hukuki yollara başvurmasını engellediğini, işletme hakkı karşılığı bedeli ödemediğini beyanla yargılama süresince ofisin cari usullerine göre takdir edilecek miktara göre ve fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik aylık 5.000,00 TL üzerinden 13/09/2004-01/01/2012 tarihleri arasında İntifa Hakkı Sözleşmesi'nin 7. Maddesi uyarınca 88 aylık işletme hakkı karşılığı bedelin, arabulucuya başvuru tarihinden itibaren işletilecek ticari işlerdeki temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVA :Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; herhangi bir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte; bir an için, bu sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilse dahi; davacının 12.07.2019 tarihinde 1993 tarihli bir sözleşmeye dayanarak; 2004-2012 yılları için alacak iddia etmesi hukuken mümkün olmadıığını, bu sözleşme kapsamındaki tüm hak ve taleplerin zamanaşımına uğradığını, nitekim davacının işbu dava ile 01.02.1993 tarih bir sözleşmeye dayanarak 13.09.2004 - 01.01.2012 dönemleri arasındaki intifa sözleşmesinden kaynaklı alacağını talep ettiğini, 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 126.maddesi uyarınca davacının taleplerini hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının dava konusu 01.02.1993 tarihli sözleşmeye dayalı alacaklarının her halükarda 2017 yılında zamanaşımına uğradığını, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 107. maddesine göre belirsiz alacak davasının şartlarının oluşmadığının açık olduğunu, davacının basiretli bir tacir olarak, 88 aylık işletme hakkı karşılıklarını bilmeli ve talebini buna göre yapması gerektiğini, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, 7155 Kanun ve 6102 sayılı kanun gereğince son tutanakta anlaşılmayan hususların kalem kalem detaylı bir şekilde belirtilmesi gerektiğini, dava dilekçesinin ekine sunulmuş olan son tutanakta dayanak gösterilen sözleşme ile dava dilekçesindeki taleplerinin dayanağını teşkil eden sözleşme birbirinden farklı olduğunu, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerektiğini,  iddiaya dayanak intifa hakkı sözleşmesinin hukuken geçersiz bir sözleşme olduğunu, davacının iddialarını dayandırdığı 01.02.1993 tarihli İntifa Hakkı Sözleşmesi içeriğinde, davacının maliki olduğu taşınmaz üzerinde müvekkil ... A.Ş. lehine 20 yıl süreli bir intifa hakkı tesis edileceğinin belirtildiğini, bu kapsamda, sözleşmenin bir intifa hakkı tesisi vadi sözleşmesi olduğunun açık olduğunu, sözleşme geçerlilik şartlarına aykırı olarak tapuda düzenlenmediğini, sözleşme taraflarca hiçbir zaman yürürlüğe konmadığını  ve sözleşme şartlarına itibar edilmediğini, taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak intifa tesis edilmediğini, tapuda da görüleceği üzere, 03.09.1998 tarihinde 17 yıl süreli davalı lehine tesis edilen intifa hakkının, hem süre, hem de tesis tarihi itibari ile davacının iddiasına dayanak sözleşmede belirtilen intifa hakkı olmadığını, 1993 tarihli İntifa Hakkı Sözleşmesi’den bağımsız olarak taraflar arasında resmi şekil şartlarına uygun ve geçerli bir şekilde yeni bir sözleşme akdedildiğinin açık olduğunu, yine tapu resmi senetlerinden görüleceği üzere 1998 tarihinde tesis edilen intifa hakkının 2010 yılında davalı şirket tarafından terkin edildiğini, 1998 yılında tapuda tesis edilmiş intifa hakkına ilişkin tüm hak ve taleplere ilişkin zaman aşımı süresinin de 2010 yılında söz konusu intifanın terkin tarihinden itibaren 5. Yılın sonunda, yani 2015 yılında sona erdiğini, her ne kadar davacı iddiaları için geçersiz bir sözleşmeyi dayanak aldığı için işbu davanın reddi gerekmekte ise de, geçerli olan 1998 tarihli sözleşmeye dayalı hak ve taleplerin de her halükarda 2015 yılında zamanaşımına uğradığını, iddiaya dayanak mahkeme kararının hem usul hem de esas yönünden açıkça hukuka aykırı olduğunu, mahkemece bu hükmün dikkate alınmaması ve dosyanın yeniden hukuka, hakkaniyete uygun ve bu karardan bağımsız olarak incelenmesi gerektiğini, kira sözleşmesi ile davacının, davacıdan alacağının olmadığını beyan ettiğini, davacı ile davalı ... arasında dava konusu akaryakıt istasyonunu 01.01.2012 tarihinden itibaren 4 yıl süre ile kiralanması konusunda kira sözleşmesi akdedildiğini ve 22.04.2013 tarihinde noter tarafından tasdiklendiğini, davacının kira sözleşmesi dışında kalan ve dava dönemini de kapsayan herhangi bir hak ve alacağı olmadığının açık bir şekilde kabul ettiğini, buna göre; davacının davalı ...’den alacağı bulunduğu yönündeki talep ve beyanlarını kabul etmemekle birlikte; bir an için alacaklı olduğu  farz edilse dahi bu alacağından kendi iradesi ile feragat ettiği ve şirketi her türlü hak ve talepten ibra ettiğinin açık olduğunu, bu nedenle işbu davanın reddi gerektiğini, davacı akdedilmiş olan işbu kira sözleşmesinin 11.maddesi olan ibra maddesine istinaden kötüniyetli olarak davrandığını, davacı ile davalı arasında 26.10.1998 başlangıç tarihli ve 09.09.2015 tarihine kadar bayilik sözleşmesi akdedildiğini, ancak davacı ile bayilik ilişkisinin sona erdirildiğini  ve 15.05.2001 tarihinde davacının da rıza ve muvafakatiyle istasyonun... Şti.( ...)’a devredildiğini, söz konusu bayiliğin ilişkisinin davacılar ile 15.05.2001 tarihinde sona erdirildiğini, 3.şahıslarla faaliyete devam edildiğini, söz konusu 3.şahıslardan kira ya da işleticilik bedeli altında herhangi bir bedel tahsil edilmediğini, davalının davacıya işletme hakkı borcu da bulunmadığını, davalı, davacıya işletme hakkı bedeli ödemesi gerektirecek herhangi bir gelir elde etmediğini, intifa sözleşmesinin 7. maddesi için geçerli şartların oluşmadığını, davacının iddialarını kabul anlamına gelmemekle birlikte, Müvekkili tarafından taşınmazdan faydalanan dava dışı 3.şahıslardan herhangi gelir elde etmemesine, davacı tarafından dava dışı 3. şahıslarla kira sözleşmesi yapılmasına ve kira bedelini tahsil etmesine rağmen davalıdan işbu maddeye dayanarak işleticilik bedeli talep etmesi haksız ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının söz konusu intifa sözleşmesinden kaynaklı olarak herhangi bir alacağı bulunmadığı gibi böyle bir alacağı varsayılsa dahi davacı 01.01.2012 tarihinden önceki döneme ilişkin olarak davalının kullanma ve yararlanmadan kaynaklı olarak herhangi bir alacağı bulunmadığını kabul ederek davalıyı ibra ettiğinden işbu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Taraflar arasında imza edilen 01/02/1993 tarihli intifa hakkı sözleşmesinde ... A.Ş. Lehine 20 yıl süreli bir intifa hakkı tesis edildiği belirtilmiş olup tapuda düzenlenmemiştir. Taraflar arasında 03/09/1998 tarihinde ... A.Ş. Lehine 17 yıl süreli intifa hakkı tesis edilmiş olup, tapuya da şerh verilmiş olduğu ve 1998 tarihinde tesis edilen intifa hakkının 2010 yılında terkin edilmiş olduğu anlaşılmıştır. 1998 yılında tapuya şerh verilmiş intifa hakkına dair tüm hak ve taleplere ilişkin zamanaşımı süresi de terkin tarihinden itibaren 5 yılın sonunda 5 yılın sonunda, yani 2015 yılında sona ermiştir. Kaldı ki 22.04.2013 tarih ... yevmiye numarası ile tescil edilen kira sözleşmesine göre taraflar arasında kira sözleşmesinin düzenlendiği, iş bu sözleşmenin kapsadığı tüm kayıt ve şartlarla birlikte TBK 312. Maddesine göre tapu sicilden şerh edilmesine ilişkin ve kiraya veren, iş bu şerh tarihi itibariyle tapu sicilinde üçüncü şahıslar lehine hiçbir hak ve şerh ve sair takyidat bulunmayacağını taahhüt ettiği, ve kira sözleşmesinin 11. Maddesinin \"kiralayan iş bu kira sözleşmesinde belirtilen süreler haricinde kiracı tarafından kullanılan ve yararlanılan dönem için kiracı'dan herhangi bir hak ve alacak talebinin olmadığını, gayrikabili rücu beyan ve kabul eder\" şeklinde düzenlendiği, bu durumda BK 135/2 ve TBK 156/2 maddesinin uygulanma imkanının ortadan kalktığı ve ayrıca 6098 sayılı TBK'nın 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden dolayı, davaya konu sözleşme ve alacak talep tarihleri bakımından 818 sayılı TBK. 126. Maddesinin uygulanması neticesinde, 01/02/1993 tarihli olayın zamanaşımının 2017 yılında dolduğu ve 03/09/1998 tarihli tesis edilen intifa hakkından terkin tarihinin 2010 yılı olması neticesinde zamanaşımının ise 2015 yılında dolduğu, Medeni Kanun'un 802. Maddesine göre de; geri verme anında malik ve intifa hakkı sahibi tarafından ileri sürülebilecek bütün istem haklarının terkin tarihinden başlayarak bir yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki güç dengesinin eşit olmadığını, bu sebeple hakkaniyete uygun olarak düşünülerek hüküm verilmesi gerektiğini, aynı konulu, farklı tarihlerdeki alacakları için açılan davada yüksek mahkemece alacakları kesinleşmiş iken Yargıtay kararının da göz ardı edilmesiyle alacaklarının reddedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, TBK 153. maddede zamanaşımının durduğu hallerden birisi de borçlunun alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu süreç olduğunu, davalı borçlunun alacaklar üzerinde intifa hakkı sahibi olduğundan zamanaşımı işlemeye başlamadığını,  intifa hakkının davalı tarafından tek taraflı olarak feragat ile sona erdikten sonra zamanaşımı işlemeye başlamış olsa bile zamanaşımının kesildiğini, TBK 154. Madde uyarınca alacaklının dava yoluna başvurması ile zamanaşımının kesildiğini, alacaklara ilişkin ilk dava 14/09/2004 tarihinde açılmış olmakla zamanaşımını kesildiğini, yargılamanın 10 yıl  devam ederek 2014 yılında alacaklarının sabit hale geldiğini, 10 yıllık yargılama süreci boyunca intifa hakkı sözleşmesinin 7. maddesi uyarınca işletme hakkı bedeli sürekli olarak yeniden doğmuşsa da taraflarınca  her yeni alacak için tekrar dava açmanın  mümkün olamayacağını, ( her geçen ay için ayrı bir dava mecburiyeti hasıl olacağı ve muaccel bile olmayan alacağın açılmış dava süresince kazanılıp kazanılmayacağının bilinememesi gibi) bu durumun usul ekonomisi bakımından hukuka uygun olmayacağını, bu sebeple müvekkili tarafından 2004 yılında dava açılmış olmakla o güne kadarki alacakların talep edildiğini, dava tarihinden sonraki alacaklar için açılan davanın sonuçlanması beklendiğini, intifa hakkı sahibi davalı ...A.Ş 'nin aynı zamanda 2019 yılı itibariyle zilyetliği elinde bulundurduğundan zilyetlik elinde bulunduğu sürece zamanaşımının durduğunu,  her ne kadar davalı taraf intifa hakkından feragat ettiğini belirtse de devam eden aylarda dava konusu taşınmazı kullanmaya ve yararlanmaya devam ettiğini, intifa hakkından tek taraflı irade beyanıyla feragat edilmesinin zamanaşımının başlangıç süresini değiştirmeyeceğini, intifa hakkının terkin edildiğine dair müvekkiline herhangi bir sözlü veya yazılı bir bildirim ulaşmadığı gibi müvekkilinin her gün tapuya gidip intifa hakkından feragat edilip edilmediğini kontrol etme gibi bir imkanı da olmadığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 146. Madde ve 818 sayılı eski Türk Borçlar Kanunu 126. Madde uyarınca genel zamanaşımının 10 yıl olduğunu, taraflar arasında akdedilen intifa hakkı sözleşmesinin 7. maddesi uyarınca işletme hakkı bedeli olup, kanunun 147. Maddesinde sayılı 5 yıllık zamanaşımı hallerinin uygulama alanı bulmadığını, 10 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcının ise alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağını, işletim hakkı bedelinin TBK m. 147 dahilinde bir borç ilişkisi yaratmayacak olup hükmün lafzından doğrudan anlaşılabileceğini, zamanaşımı başlangıç süresinin intifa hakkının terkininden itibaren 1 yıl geçmekle düşeceği ile 5 yıllık zamanaşımı sebebiyle 2015 yılında zamanaşımının dolduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu,  ıslah dilekçesi doğrultusunda bilirkişi raporları da göz önüne alınarak davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini, 28/02/2023 tarihli bilirkişi raporu uyarınca alacak hesaplanmış olup, 07/06/2023 tarihli ek rapor ile alacak miktarının 2.666.190,86 TL  olarak tasdiklendiğini, kaldı ki bilirkişi raporu ve ek raporlar ile alacak miktarları konusunda hesaplamalar yaptırılıp yargılama sonucunda zaman aşımı sebebiyle red kararı verilmesinin HMK \"hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.\" hükmü uyarınca usul ekonomisine de aykırı olduğunu, istinaf taleplerinin kabulü ile Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/241 esas ve 2023/1276 karar sayılı, 29/12/2023 tarihli ilamının kaldırılarak yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava,  taraflar arasında akdedilen sözleşme uyarınca işletme hakkı karşılığı bedelin tazmini istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, taraflar arasındaki sözleşmeye dayalı işletme hakkı karşılığı bedel talebinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı  noktasındadır.Dosya kapsamından davacı şirket (bayi) ile davalı (ofis) arasında  01.02.1993 tarihli 20 yıl süreli intifa hakkı sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede ofis ile bayi arasında akdedilen bayilik sözleşmesinden doğan bayilik hakkına, bayiye verilecek demirbaş malzemeye, hangi isim altında olursa olsun, bayiye kullandırılan her türlü krediye veya bayinin ofise karşı teşekkül edecek herhangi bir borcuna karşılık olmak üzere bayii tarafından .... mevkiindeki istasyon ve tesislerin tamamı üzerinde ofis lehine 20 yıl süreli intifa hakkı tesis edilmesinin kararlaştırıldığı, bunun yanısıra sözleşme tahtında ofisin intifa hakkını bayi delaleti ile kullanabileceği gibi bizzat veya 3.şahıslar marifeti ile de kullanabileceğinin, istasyon ve tesislerinin intifa hakkından dolayı ofis tarafından bizzat veya üçüncü şahıslar marifetiyle işletilmesi halinde ofisin cari usulllerine göre takdir edilecek aylık işletme hakkı karşılıklarının öncelikle bayinin ofise olan borçlarına mahsup edileceğinin, herhangi bir borcunun bulunmaması durumunda bayiye ödeneceğinin, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi feshedilse bile davalının intifa hakkını kullanmaya devam edeceğinin düzenlendiği  görülmektedir.Yine dosya kapsamından davacı adına kayıtlı bahçeli betonarme akaryakıt istasyon binası vasıflı taşınmaz üzerinde 09/09/1998 tarih ... yevmiye nosu ile davalı ... Lehine 17 yıllık intifa hakkı tesis edildiği, intifa hakkı bulunan taşınmaz üzerindeki istasyonun işletmeciliğinin davalı tarafından 15.05.2001’de ... Ltd. Şti. 'ne, 01.02.2002’de  . .. Şti.'ne, 11.04.2008’de .... Şti.'ne \"... Akaryakıt İşletmecilik Sözleşmesi\" ile devredildiği; 1998 tarihinde tesis edilen intifa hakkının 01.10.2010 tarihinde davalı şirket tarafından terkin edildiği; ayrıca davacı ile davalı arasında dava konusu akaryakıt istasyonunun 01.01.2012 tarihinden itibaren 4 yıl süre ile kiralanması konusunda 22.04.2013 tarihinde noter tarafından tasdiklenen kira sözleşmesi akdedildiği, kira sözleşmesinin 11. maddesinde davacının kira sözleşmesinde belirtilen süreler haricinde kiracı tarafından kullanılan ve yararlanılan dönem için davalı  kiracıdan herhangi bir hak ve alacak talebinin olmadığının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.Davacı, intifa hakkı sözleşmesinin 7. maddesine dayanarak Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/261 Esas ve 2013/333 Karar sayılı kararı ile  daha önce hüküm altına alınan 2002-13.09.2004 döneminden sonraki 13.09.2004-01.01.2012 tarihleri arasındaki  88 aylık işletme hakkı karşılığı bedelin  tahsili amacıyla eldeki davayı  açmıştır. Davalı ise sözleşmenin geçersiz olduğunu, geçerli olduğu kabul edilse dahi dava konusu 2004-2012 yıllarına ilişkin alacağın  zamanaşımına uğradığını savunmuştur.Davacı tarafından davalı hakkında 14.09.2004 tarihinde ikame edilen Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/79 Esas (Silivri Asliye HukukMahkemesi'nin eski 2004/1021 Esas sayılı dosyası) ve 2007/516 Karar sayılı dosyasında; 1993 tarihli İntifa Hakkı Sözleşmesi’nin 7. maddesi doğrultusunda 01.02.2002 tarihi ile 13.09.2004 tarihleri arasında 32 aylık işletme hakkı karşılığı bedel talebi hakkında yapılan yargılama sonunda mahkemece tapu kaydındaki intifa hakkı kaydında intifa hakkı sahibinin bu yerden yararlanmasının zilyetliğinin devam ettirilmesinin sınırlamasına ilişkin takyidat olmadığı, davalının bu yer üzerindeki tasarrufun resmi senet gereği olduğu, taraflar arasındaki İntifa Hakkı Sözleşmesi’nin 7.maddesinde belirlenen \"Ofis’in belirleyeceği cari hesaba göre ödeme yapılacağı\" ibaresinin 1998 tarihinde Tapu Sicil Müdürlüğü’nde düzenlenen 09.09.1998 tarih ve ... yevmiye nolu intifa hakkı kurulmasına dair resmi senette bulunmadığı, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davacının kendi iradesi ve muvafakati ile sona erdirildiği gerekçesiyle  davanın reddine karar verilmiş, kararın temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2009/10985 Esas ve 2010/7895 Karar sayılı \"...talepte dayanılan 7.madde hükmü gözetilerek, konusunda uzman bir bilirkişi ya da bilirkişi kurulundan iddia ve savunmayı yeterince değerlendiren ve Yargıtay denetimine elverişli yeni bir rapor alınması ve varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği\" şeklindeki bozma kararıyla mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş, bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda  Silivri 2. Asliye Hukuk  Mahkemesi'nin 2011/261 Esas ve  2013/333 Karar sayılı kararı ile davanın  kabulü ile 108.443,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş ve karar temyiz incelemesinden geçerek 23.12.2014 tarihinde kesinleşmiştir.Bilindiği üzere özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146-161 maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir (HGK’nun 05.05.2010 gün ve 2010/8-231 E., 255 K. sayılı ilamı).Zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup; usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:2, s.1761; Von Tuhr: Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:1-2, s.688 vd.; Canbolat: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, Kayseri 2008, s.255 vd.). TBK'nın 161.maddesine göre davalı tarafından zamanaşımı def'i ileri sürülmedikçe, o hak ve alacak için yasanın öngördüğü zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile hakim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz TBK'nın 146.maddesinde kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu, 147/1-1.maddesinde ise kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler hakkında beş yıllık zamanaşımının uygulanacağı düzenlenmiştir. TBK'nın 147/1-1.maddesinde yazılı  “diğer dönemsel edimler” şeklinde ifade edilen dönemsel edim, aynı borç ilişkisi gereğince borçlunun düzenli devrelerde ifa etmeye yükümlü olduğu edimler olarak tanımlanmakta olup, süresi açısından edim türleri arasında yer alan dönemsel edimde, borç zaman içinde düzenli veya düzensiz aralıklar ile tekrar tekrar ifa edilmektedir. (Yargıtay4. Hukuk Dairesi'nin  2021/19628 Esas ve  2021/9282 Karar sayılı kararı)TBK'nın 149/1.maddesinde zamanaşımının, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağı, 150.maddesinde ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımının ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlayacağı, alacağın tamamının zamanaşımına uğraması halinde ifa edilmemiş dönemsel edimlerin de zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. Öğreti ve uygulamada kısmi davada dava edilmeyen alacak kesimi için fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmuş olmasının zamanaşımını kesmeyeceği kabul edilmektedir (Kuru, s.1541 vd.; Pekcanıtez, s. 1008). Başka deyişle kısmi dava açılması hâlinde zamanaşımı yalnız alacağın kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesilecek ancak talep konusu yapılmayan geri kalan kısım bakımından  zamanaşımı işlemeye devam edecektir.TBK'nın 153.maddesinde zamanaşımını durduran sebepler düzenlenmiş olup, velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için, vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için, evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için, hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için, borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece, alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece, alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece zamanaşımının duracağı hüküm altına alınmıştır.TBK'nın 154. maddesinde zamanaşımının kesilmesi sebepleri düzenlenmiş olup, borçlunun borcu ikrar etmesi, özellikle faiz ödemesi  veya kısmen ifada bulunması  ya da rehin vermesi veya kefil göstermesi ile alacaklının dava veya def’i yoluyla mahkemeye başvurması halinde zamanaşımının kesileceği; TBK'nın \"yeni sürenin başlaması\" başlıklı 156.maddesinde zamanaşımının kesilmesiyle yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı , borcun  mahkeme kararına bağlanması halinde  yeni sürenin her zaman on yıl olduğu; TBK'nın 157/1.maddesinde  bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımının, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Somut olayda,davacı, daha önce Mahkeme kararı ile hüküm altına alınan 01.02.2002-13.09.2004 döneminden sonraki 13.09.2004-01.01.2012 tarihleri arasındaki işletme hakkı karşılığı bedelin tahsilini talep etmiş olup,  dava konusu talep bakımından ilk dava ile zamanaşımı kesilmediğinden eldeki davada TBK'nın 154 ve 157.maddelerinin uygulanması mümkün olmadığı gibi ilk davada verilen hüküm ile dava konusu talep mahkeme kararına bağlanmış olmadığından TBK'nın 156/2.maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımı süresi de somut olayda uygulanamaz. Davacı adına kayıtlı taşınmaz üzerinde , davalının davacıya sözleşme ile ödemeyi taahhüt ettiği işletme devir hakkı bedelinden bağımsız olarak davalı lehine intifa hakkı kurulduğu ve dava konusu talebin para alacağı olması nedeniyle davalının taşınmazı kullanmasının ve taşınmazdan yararlanmasının TBK'nın 153/1-5.maddesinde düzenlenen \"borçlunun alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu\" anlamına gelmediği gözetildiğinde somut olayda zamanaşımının durması da söz konusu değildir.Buna göre taraflar arasındaki 1993 tarihli intifa hakkı sözleşmesinin 7.maddesinde yer alan  \"istasyon ve tesislerinin intifa hakkından dolayı davalı tarafından bizzat veya 3.şahıslar marifetiyle işletilmesi halinde,  davalının  cari usullerine göre takdir edilecek aylık işletme hakkı karşılıklarının öncelikle davacının davalıya olan borçlarına mahsup edileceği,  herhangi bir borcunun olmaması halinde davacıya ödeneceği\" şeklindeki davalı edimi dönemsel edim niteliğinde olup, TBK'nın 147/1-1.maddesine göre “Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler” 5 yıllık zamanaşımına tabidir. 13.09.2004-01.01.2012 tarihleri arasındaki işletme hakkı karşılığı bedel talebine ilişkin eldeki davanın, dava tarihi olan  12.07.2019 tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığı gözetildiğinde mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. olmuştur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 17/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2870718d6909713d","SID":"adf74605e2ffd8d5"}}