{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/538 <br>KARAR NO: 2024/1486<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 14/02/2024<br>NUMARASI: 2023/472 Esas -  2024/194 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/10/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,  müvekkili şirketin davalı tarafa ürün satışı gerçekleştirdiğini, bu satış işlemi neticesinde 10/01/2022 tarihli 426.250,00 TL bedelli fatura tanzim ettiğini, davalı şirket tarafından 04/01/2022 tarihinde 150.000,00 TL ve 05/01/2022 tarihinde 50.000,00TL olmak üzere söz konusu fatura borcuna mahsuben 200.000,00 TL ödeme gerçekleştirildiğini devam eden süreçte tüm bildirimlere rağmen davalı şirket tarafından bakiye fatura bedeli müvekkili şirkete ödenmemiş olduğunu, davalı tarafın 226.250,00 TL bedelinde cari hesap borcu bulunduğunu, bunun üzerine İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı tarafından takibe haksız olarak itiraz edildiğini beyanla itirazın iptalini, takibin devamını, davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, müvekkilin davacı tarafa hiç bir borcu bulunmamasına rağmen hukuki dayanaktan yoksun şekilde yapılmayan işlerin bedeli icra takibiyle talep edildiğini, talep edilen alacak likit olmadığından müvekkilinin herhangi bir tazminata mahkum edilmemesi gerektiğini, taraflar arasındaki ihtilaf yargılamaya muhtaç olduğundan tazminata konu olmadığını beyanla davanın reddini, davacı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Taraflar tacir olup delil olarak ticari defterlere dayanıldığından TTK'nun 83. ilâ 85. ve HMK'nun 222. maddeleri uyarınca tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bilirkişi 27/12/2023 havale tarihli raporunda; davacı ve davalı defterinde davacıya ait 426.250,00TL faturanın ve bu faturaya istinaden yapılmış 200.000,00 TL ödemenin ve fatura bedelinden kalan 226.250,00 TL bakiye alacağın kayıtlı olduğunu, davalı defteri kayıtları ile davacı alacağı teyit edilmiş olduğundan, tarafların ticari defter kayıtları gereğince takipte 226.250,00 TL alacağın talep edilebileceğinin hesap ve tespit edildiğini bildirmiştir. İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporu içeriğine göre;  taraflar arasında satımdan kaynaklanan ticari ilişkinin olduğu, tacir olan tarafların ticari defter kayıtlarında davacı lehine 226.250,00 TL alacağın bulunduğu ve defter kayıtlarının birbirini teyit ettiği anlaşılmakla davanın kabulü ile faturaya dayalı likit alacak nedeniyle icra inkar tazminatı talebinin de kabulüne,\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun kanun hükmünde olmadığını, Mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini, taraflar arasında fatura kesilmiş ise de verildiği iddia edilen malın verilip verilmediği, davacı tarafın bu malı teslim edip etmediği, öte yandan taraflar arasında süregelen ilişkide vadesi gelen bir borcun olmadığı yani borcun muaccel hale gelip gelmediğinin değerlendirilmesi gerekmekte iken bunun yapılmadığını, Davanın reddi gerekmekte iken Mahkemece aksi yönde karar verdiğini, alacak yargılamaya muhtaç olduğundan, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin ayrıca hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafça, haksız ve kötü niyetli olarak icra takibi yapılması dolayısıyla davacının, takibin %20 sinden aşağı olmamak üzere, kötüniyet tazminatını ödemesine karar verilmesini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davacı ve davalı yanın tacir olup alacak konusun ispatı açısından delil olarak ticari defterlere dayanıldığını, dosyadaki deliller ve bilirkişi raporu incelendiğinde açıkça görüleceği üzere davacı müvekkil ile davalı yan arasında satımdan kaynaklanan ticari ilişkinin olduğunu, tacir olan tarafların ticari defter kayıtlarında davacı lehine 226.250,00 TL alacağın bulunduğunu ve defter kayıtlarının birbirini teyit ettiği dosya kapsamından sabit olduğunu, söz konusu istinaf iddialarının, dayanaksız, mesnetsiz iddialardan ibaret olduğunu, davalı yan kendi defter kayıtlarına aldığı ticari alacak ve borçlarını bilmemesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının borçlu olduğunu bildiği halde kendisine yalnızca borçlu olduğu kısım kadar başlatılan icra takibine borcu ötelemek, ülkemizin mevcut enflasyonist koşullarında art niyetli olarak borç miktarı alacağın değerinin düşmesini sağlamak adına icra takibine itiraz ettiğini, davalı yanın kötü niyetli olduğunun açık olduğunu beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava; ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan  açık hesap (fatura) alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile  davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile  istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davanın ispatlanmış olup olmadığı noktasındadır. Davacı alacaklı  tarafından davalı hakkında, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile \" asıl alacak 226.250,00 TL\" borcun sebebi gösterilerek 226.250,00 TL  asıl alacağın tahsili istemiyle ilamsız  takip başlatıldığı, takip talebine fatura, irsaliye ve cari hesap  ekstresi  eklendiği, takibe borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu ve süresinde  itirazın iptaline ilişkin iş bu davanın açıldığı görülmektedir.  Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih,  2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı).  Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.  Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.  6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer   tarafın  ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.  Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde  ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan  bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza  uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu  sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf,  faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli, 2016/12244 E., 2017/2368 K. sayılı kararının da belirtildiği üzere davalının faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirmesi faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturacak olup  davacı yararına oluşan bu  karinenin aksini ispat külfeti ise davalıya aittir. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamakta, davalı tarafça bazı işlerin yapılmadığı savunulmaktadır.Tarafların ticari defterlerinde yapılan bilirkişi incelemesi ile takibe dayanak faturanın ve fatura karşılığı yapılan ödemelerin davacı ve davalı defterlerinde birebir uyumlu olarak kaydedildiği, BA ve BS formlarında da birebir uyumlu olarak vergi dairesine bildirildiği belirlenmiştir. Bu durumda davalı taraça herhangi bir itirazı kayıt ileri sürülmeden kendi ticari defterlerine kaydettiği ve vergi dairesine BA formuyla bildirdiği malları teslim almadığını ispatlaması gerekmekte olup buna dair herhangi bir delil sunulmuş değildir. Bilirkişi raporu ile de  davacını takip tarihi itibarıyla alacağı takip miktarı gibi 226.250,00 TL olarak belirlenmiş olmakla davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, kendi ticari defterlerine kaydettiği ve bir kısmına da ödediği faturaya dayılı borç  likit (belirlenebilir) olup, hüküm altına alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmakla davalının bu yöne ilişen istinaf talebi de yerinde değildir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 3.900,00 TL harcın, alınması gerekli olan  15.455,14 TL harçtan mahsubu ile bakiye 11.555,14‬ TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 17/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c692b97748984809","SID":"6d1bcab4572da9d9"}}