{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  4. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2023/1372 - 2024/1653<br>T.C.<br>ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 4. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: 2023/1372 <br>KARAR NO\t: 2024/1653<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R  <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 31/01/2023<br>NUMARASI\t: 2022/425 E.  2023/62 K. <br>DAVACI\t:<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALILAR\t<br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak <br>KARAR TARİHİ\t: 01/11/2024<br>KARARIN YAZIM TARİHİ\t: 03/11/2024<br><br>Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece verilen karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü. <br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davacı, davalı Av. ...'ın vekil olarak işe iade istemiyle Ankara 10. İş Mahkemesi'nin 2018/123, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nin 2019/1283, İstanbul 6. İcra Müdürlüğü'nün 2019/8424 ve İstanbul 18. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/207 Esaslarına kayıtlı dosyaları takip ettiğini, ancak, gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin yürüttüğü çalışması sonucu davaların aleyhine sonuçlandığını, üstelik, bilgilendirme yükümlülüğünü de yerine getirmediğini, süreçten ve sonuçlarından aracı üzerine kayden haciz konulması ile haberdar olduğunu, davalı avukatın işe iade davasını süresinden sonra açması nedeniyle işe iade edilmemekten kaynaklı tazminat ve boşta geçen süre ücretlerini alamadığı gibi, yargılama giderleri ile birlikte hem karşı yana hem de davalı avukata vekalet ücreti ödemek zorunda kaldığını,  Ankara 10. İş Mahkemesi'nin 2018/123 Esas 2018/638 K sayılı kararında yer alan karşı yan vekalet ücretinin İstanbul 6. İcra Müdürlüğü'nün 2019/8424 sayılı dosyasıyla takibe konu edildiğini, haciz işlemleriyle durumdan haberdar olduğunu, böylece ilam vekalet ücreti yanında icra vekalet ücreti de ödemek zorunda kaldığını, davalı avukat süresinde başvuruyu yapmış olsaydı işe iade edilmeme giderimi ve boşta geçen süre ücretine hak kazanacağını, başvuru yapmak istediği zamanda hak düşürücü süre geçmiş ise de gerekli bilgilendirme ve uyarıyı yaparak başvurunun kesin olarak reddedileceği konusunda aydınlatsaydı bu başvuruyu/başvuruları yapmak istemeyeceğini, boşa gider ve vekalet ücreti ödemek zorunda kalmayacağının açık olduğunu, uğradığı zararın giderimi istemiyle 05 Mart 2021 günlü bildirimle davalı avukata, 28 Haziran 2021 günlü bildirimle de mesleki sorumluluk sigortası kapsamında sorumlu olduğu öğrenilen ... Sigorta A.Ş.'ne başvuruda bulunmuşsa da sonuç alamadığını, 1.000,00 TL işe iade edilmeme giderimi ve 1.000,00 TL boşta geçen süre ücretinin tahsili gerektiğini, davalı avukatın hesabına isteği üzerine, yargılama giderlerine mahsuben 15 Mart 2018 günü 2.000,00 TL gönderdiğini, ayrıca dosyalarda kayıtlı ek gider avansı ve vekalet ücreti ödediğini, davalı avukat yedinde bulunan gider avansının ne kadarının kullanıldığını bilmemekle bereber, zaten hak düşürücü süre nedeniyle ret kararı verileceğini bile bile başvuru yaparak davalının kendisini zarar uğrattığı açık olduğundan davalıya verdiği tüm gider avansının  iadesinin gerektiğini, yargılama giderleri için ödediği gider avansının şimdilik 2.000,00 TL'sinin  tahsili gerektiğini, davalının süresinden sonra başvuru yapmış olması ve haklı ret kararına karşın istinaf yoluna gitmesi nedeniyle ayrıca karşı yana vekalet ücreti ödemek zorunda kaldığını, Ankara 10. İş Mahkemesi'nin 2018/123 E., 2018/638 K. sayılı kararıyla hükmedilen 2.180,00 TL vekalet ücretini zamanında bildirmediğini, kararın icra takibine konu edildiğini, haciz işlemleri üzerine takipten haberdar olup ayrıca icra gideri ile vekalet ücreti ödemek zorunda kaldığını, 3.105,00 TL'nin  tahsili gerektiğini, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi Kararıyla hüküm altına alınan 280,00 TL. arabuluculuk ücretini de ödemek zorunda kaldığını, 280,00 TL'nin tahsili gerektiğini belirterek fazlaya, munzam zarara, mahrum kalınan kara ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla; davalıların birlikte ve müteselsil olarak toplam 9.565,00,00 TL.'yi  davalı ...'ın 09 Mart 2021, davalı ... ... Sigorta Şirketi'nin 14 Temmuz 2021'den başlayarak işlemiş ve işleyecek ticari avans faiziyle birlikte ödemesine karar verilmesini talep  etmiştir. <br>Davalı ... ... Sigorta Şirketi, davalı avukatın,  şirket tarafından 25/03/2020 -  25/03/2021 tarihleri arasında sigortalandığını, şirketin sorumluluğunun poliçe şartları ve limitleri ile sınırlı olduğunu, şirketin söz konusu poliçeleri teminatı altına alınmış olmasının teminatın tamamen ve otomatik olarak ödeneceği anlamına gelmediğini, söz konusu mesleki sigorta poliçesinin teminat limitinin 500.000,00 TL olduğunu, mesleki sorumluluk teminatı için uygulanacak olan muafiyet tutarının her bir tazminat talebi için asgari 1.000,00 TL olmak üzere her bir hasarın %10'u kadar olduğunu, poliçenin, mesleki hatanın meydana geldiği tarihe göre (olay esaslı) teminat veren bir poliçe olmayıp talep esaslı poliçelerden olduğunu,  kabul anlamına gelmemek kaydıyla sigortalının mesleki hatasının var olup olmadığı hususunun tespit edilmesi ve  uğranıldığı iddia edilen zarar ile sigortalı vekilin davranışı arasında illiyet bağı olup olmadığının tespit edilmesinin gerektiğini, şirket dava açılmasına sebebiyet vermediğinden hakkında faize hükmedilemeyeceğini belirterek davanın reddine  karar verilmesini talep etmiştir.  <br>Davalı ..., dava konusu talepler hakkında zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin geçirildiğini, bu nedenle zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, işe iade davasının süresinde açılmadığına ilişkin iddiaların ve bu nedenle giderim ve boşta geçen süre ücreti alacağı bulunduğunun  kabul edilemeyeceğini, İş Mahkemesi kararında yer alan kabulde de görüleceği üzere, davacının işvereni ile yaptığı 16.01.2018 tarihli ''ikale sözleşmesi'' ile 16.02.2018 tarihinde iş akdinin fesih edildiğini, İş Kanunu'nun 20. Maddesine göre, akdin feshinin bildirimi tarihinden (olayda 16.01.2018) itibaren 1 aylık hak düşürücü süre içerisinde (olayda 16.02.2018) arabulucuya başvurulmasının zorunlu olduğunu, davacının ise, kendisine 14.03.2018 tarihinde başvurup, vekaletname çıkarttığını, sürenin davacı tarafından kendisine başvurulmasından çok önce geçirilmiş olduğunu, sürenin aşılmasında hiçbir katkısı ve sorumluluğu bulunmadığını, 14.03.2018 tarihinde aldığı vekaletname ile vekillik görevine başladığını,  bu tarihten önce  vekillik sıfatı bulunmadığından, 16.02.2018 tarihinden önce davacı adına herhangi bir arabuluculuk başvurusu ve/veya dava açmasının imkanının olmadığını, görüleceği üzere, sürenin aşılması nedeniyle, kendisinden giderim veya boşta geçen sürelere ilişkin alacakların talep edilmesinin hiçbir mantıki izahı, hukuki ve maddi dayanağı bulunmadığını, ikale sözleşmesinin geçersizliği iddiasının, hukuken geçerli, meşru ve savunulabilir bir tez olduğunu, davacı adına bu iddiayı ileri sürüp davayı bunun üzerine inşa ettiğini, davacının, kendisinin ''reddedileceğini bile bile başvuru yaptığı \" şeklindeki iddiasının doğru olmadığını, ikale sözleşmesinin geçersizliği tezinin kabul edilmesi halinde, davacının başvuru süresini geçirmesi engeli de aşılarak işçilik alacaklarına kavuşabileceğini, her davada, davacı tarafın, hukuki bir tezi ileri sürerek bunu mahkemeye kabul ettirmeye çalıştığını, davanın neticesinde bu hukuki iddianın kabul edilmemesi halinde -açıkça bir kötü niyet veya esaslı hata ispatlanmadan- avukatlardan tazmin yoluna gidilmesinin kabul edilemeyeceğini, davacı tarafın kendisinden alacaklı değil bilakis borçlu olduğunu, davacının vekili olarak Ankara  10. İş Mahkemesi'nin 2018/123 E., İstanbul 6. İcra Müdürlüğü'nün 2019/8424 ve İstanbul 18. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/207 E. Sayılı davalarında vekalet hizmeti gördüğünü, bunların her biri Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri gereğince ayrı ücrete tabi işler olup, bunlara ilişkin kendisine hiçbir vekalet ücreti ödenmediğini, alacaklarına ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı tutmak kaydıyla, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : <br>Mahkemece, davacı  ... vekili Av ...'ın  davacının işçi olarak çalıştığı şirket ile yaptığı ikale sözleşmesinin iş kanunu hükümlerine aykırı olduğundan geçersiz olduğunu, müvekkiline ikale sözleşmesini imzalamadığı takdirde maaş diğer ücret tazminat alacaklarının verilmeyeceğini tehdidi altında ikale sözleşmesinin imzalatıldığını, iş akdinin  haksız  olarak feshedilmesinden dolayı işe iadesine karar verilmesini talep ettiği,  davalı olan vekile  14/03/2018 tarihi ile vekalet verildiği, vekilinde 15/03/2018 tarihi itibari ile arabuluculuğa başvurduğu ve davanın açıldığı, davalı vekile vekaletin verildiği tarih itibari ile zaten hak düşürücü sürenin geçtiği, meydana gelen zarar ile davalı vekilin eylemi arasında illiyet olmadığı, davacının davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığından yargılama gideri ve vekalet ücreti talebi var ise de; davalı vekilinin  ikale sözleşmesinin geçersizliğini talep ettiği, mahkemenin ikale sözleşmesinin  geçersizliğine karar vermesi halinde davacı ...'nin  işe iadesine karar verebileceği, ancak mahkemenin aksi yönde karar verdiği, kararın davalı vekil tarafından istinaf edildiği, ancak Bölge Adliye Mahkemesince ret kararı verildiği, İş Mahkemesi dosyası kapsamında davalı avukatın mesleki ihmal ya da kusurunun olmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiş; karara karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı: <br>Avukat olan davalının, hak düşürücü süre bittikten sonra yaptığı başvurunun reddedileceğini bilmesi gerektiğini, davalı avukatı 14 Mart 2018 tarihinde vekil olarak atadığını, hak düşürücü sürenin bitiminde olsa bile, davalı avukatın bile bile vekilliği üstlenip, 15 Mart 2018 günü başvuruyu yapmış olmasının mesleki sorumluluk açısından en basit haliyle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davalı avukatın bu başvurunun reddedileceğini bile bile işlem yaptığını, aksinin yaşamın doğal akışına aykırı olduğunu, avukatın bu eylemi nedeniyle hak kaybına uğradığını, gereksiz yargılama gideriyle vekalet ücreti ödemek zorunda kaldığını, davalı avukatın hak düşürücü süre geçtikten sonra yaptığı başvuru ile  uğradığı zarar arasında illiyet bağı olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, her uyuşmazlıkta bir risk olup, avukatın  bu riskle ilgili iş sahibini aydınlatması ve ona göre  rızasını almak zorunda olduğunu,  aydınlatmayı yapmayan ve iş sahibinin rızasını almayan avukatın bu riski kendi üzerine almış olacağını, meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerektiğini, somut olayda avukatın, hak düşürücü süre bittiği halde, kendisini aydınlatıp onayını almadan dava açtığını, hukuk bilgisi olmadığından hak düşürücü süreyi bilmesi, bu süre geçtikten sonra yapılacak başvurunun reddedileceğini, başvuru için yaptığı giderleri karşı yandan alamayacağı gibi karşı yana da gider ve vekalet ücreti ödemek zorunda kalacağını öngörmesinin mümkün  olmadığını,  ispat yükü avukat üzerinde olup, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispatlamak zorunda olduğunu, davalı avukatın vurguyla, davanın süresinde olduğu yolunda iddiaları bulunduğu, bunun da, aydınlatma, özen yükümü dışında davalının aslında davayı süresinde açtığını varsaydığını ve bu konuda kendisini inandırdığını, telkin ettiğini gösterdiğini, eğer hukuksal sonuç alınamayacaksa neden bu kadar zaman kaybettirip gider yaptırdığının anlaşılamadığını, hak düşürücü sürenin mahkemece resen göz önüne alınacağını,  davalı avukatın hiçbir koşulda bu başvuruda bulunmaması gerektiğini, dolayısıyla davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.  <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>Dava, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinden kaynaklanan tazminat  istemine ilişkindir. <br>Gerek istinaf sebebi yapılan ve gerekse HMK'nın 355. Maddesine göre kamu düzeni nedeniyle resen dikkate alınması gereken hususların incelenmesinde; <br> Hemen belirtmek gerekir ki, avukatın, vekil olarak borçları Türk Borçlar Kanunu'nun 505 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, vekil, adı geçen Kanunu'nun 506. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu'nun 506.  maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır<br>Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesi'nin yerleşmiş içtihatlarında belirtildiği üzere; avukatın, müvekkili ile arasındaki sözleşmeden doğan hukuki sorumluluğuna gidilebilmesi için sözleşmeye aykırı davranması, avukatın kusurlu olması, sözleşmeye aykırılık sonucunda müvekkilin bir zarara uğramış olması, avukatın sözleşmeye aykırı davranışı ile müvekkilin zararı arasında uygun bir illiyet bağının bulunması, avukatın özen borcuna aykırı davranışı olmasaydı müvekkilin zararının doğmayacağının sabit olması gerekir. Bir başka deyişle, davalıların eylemi nedeniyle akde aykırılık sonucunda bir zararın meydana gelmesi, eylemle zarar arasında illiyet bağının bulunması, avukatların akdi sorumluluğu ve tazminatla yükümlü tutulabilmesi için zorunlu koşuldur.<br>Uyuşmazlık, davalı avukatın vekaleti ifada özen borcuna aykırı davranıp davranmadığı, kusurlu olup olmadığı, davalının kusurlu olması halinde davacı müvekkilin bu nedenle bir zarara uğrayıp uğramadığı, yine davalının eylemi ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı ve son olarak da (varsa) zararın miktarı konularında toplanmaktadır. <br>Somut olayda, davacı, davalı avukat tarafından kendisini temsilen açılan işe iade davasının süresinde açılmaması, kendisinin aydınlatılmayıp, özen yükümlülüğünün ihlal edilmesi nedeniyle alacaklarını alamadığı, masraf yapıp, vekalet ücreti ödemek zorunda kaldığı, süresinde dava açılsa idi, veya kendisine gerekli aydınlatıcı bilgi verilse idi, dava açılmasına onay vermeyerek zarara uğramayacağı iddialarıyla eldeki tazminat davasını açmış, davalı avukat, üzerine düşeni yerine getirdiğini, işe iade davasının reddinde kendisinin bir kusuru bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece, meydana gelen zarar ile davalı vekilin eylemi arasında illiyet olmadığı, iş mahkemesi dosyası kapsamında davalı avukatın mesleki ihmal ya da kusurunun olmadığı belirtilerek davanın reddine karar  verilmişse de, davaya konu dosyada, iş hukuku ilkeleri değerlendirilerek davalının eylemi ile sonuç arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının bu husustaki taraf delilleri değerlendirilerek incelenmediği anlaşılmakta olup, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli ve yeterli değildir. Eksik incelemeye dayanılarak hüküm kurulamayacağından, mahkemece, az yukarıda açıklanan tüm nedenlerle, davacı adına süresinde dava açılsa idi, sonucun nasıl olacağı, süre geçirildikten sonra açılması halinde ne gibi sonuçlarla karşılaşılabileceği, somut olayda dava reddedilmiş ise de, Yargıtay içtihatları da dikkate alınarak bu gibi durumlarda davanın kazanılma ihtimali olup olmadığı değerlendirilerek, davalı avukatın, vekalet görevini özenle ve gereği gibi yerine getirip getirmediği, davacıya karşı kusur ve sorumluluk durumu, davalının eylemi nedeniyle davacının zarara uğrayıp uğramadığı, davacının zarara uğradığının kabulü halinde de, davalı avukatın sözleşmeye aykırı davranışları ile müvekkilin zararı arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı, gerektiğinde konusunda uzman, taraf, mahkeme ve kanun yolu denetimine elverişli üç kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden, yetersiz, eksik incelemeye dayanılarak karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.<br>Açıklanan nedenlerle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın yeniden yapılması için dosyanın mahalline gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur<br>HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nın 353/1/a/6. maddesi uyarınca Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 31/01/2023 tarih, 2022/425 Esas ve 2023/62 Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,<br>2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf karar ve ilam harcının talep halinde istinaf yoluna başvuran davacıya iadesine,<br>4-İstinaf kararının yerel mahkemesince taraflara tebliğine, <br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 01/11/2024 tarihinde kesin olarak karar verildi. <br><br>Başkan <br> ¸E-İmzalıdır<br>Üye <br>¸E-İmzalıdır <br>Üye <br> ¸E-İmzalıdır<br>Katip <br>¸E-İmzalıdır <br>  <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1e7cab70f8132e75","SID":"55cc2e5295f78505"}}