{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/574 Esas<br>KARAR NO: 2024/1687 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2021/410 Esas- 2021/901 Karar<br>TARİH: 18/11/2021<br>DAVA: Menfi Tespit-İstirdat -Tazminat<br>DAVA TARİHİ: 20/10/2011<br>BİRLEŞEN DAVA<br>İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2012/270<br>KARAR NO: 2013/93<br>BİRLEŞEN DAVA: Maddi ve Manevi Tazminat<br>DAVA TARİHİ: 23/11/2012<br>KARAR TARİHİ: 31/10/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı-birleşen dosyada davalı vekili ile davalılar-birleşen dosyada davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ... ve ortakları arasında 08/11/2010 tarihli bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme ile ... - ... marka ürünlerin bayi olarak satışının kararlaştırıldığını, sözleşme gereği müşterek ve müteselsil sorumluluğu bulunan diğer davalının yurt içi teslimat ve kiralama firması olduğunu, müvekkilinin üzerine düşen yükümlülükleri eksiksiz olarak yerine getirmesine rağmen sözleşmenin davalı ... tarafından 11/02/2011 tarihli ihtarname ile feshedildiğini, sözleşmenin haksız feshinden kaynaklı, müvekkilinin siparişine karşılık davalılara verilen çek bedelleri yönünden davalıların eksik teslimat yaptığını, ayrıca müvekkili şirket tarafından sözleşme gereği davalı ... şirketine verilen 100.000 Euro bedelli teminat çekinin iade edilmediğini, sözleşmenin feshinden kaynaklı müvekkilinin kar mahrumiyetine uğradığını ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle sipariş edilip teslim edilmeyen mallar için verilen 31/10/2011 vade tarihli, ... numaralı, 100.000 Euro bedelli, 31/10/2011 vade tarihli, ... numaralı, 100.000 Euro bedelli ve sözleşmenin 17.maddesi gereği teminat olarak verilen ... numaralı, 100.000 Euro bedelli çekler yönünden davacının davalılara borçlu olmadığının tespitine, sipariş edilen ürünlerin teslim edilmemesinden kaynaklı uğranılan 343.236,23 Euro kazanç kaybı ile sözleşmenin haksız feshi nedeniyle şimdilik 200.000 Euro'nun davalılardan tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ... ile davacı arasında 08/11/2010 tarihli bayilik sözleşmesi imzalandığını, iş bu sözleşmeye bağlı müvekkili ... firması ile davacı arasında alt kiracılık sözleşmesinin imzalandığını, bayilik sözleşmesinin, davacının sözleşmeye aykırı söylem ve hareketleri nedeniyle feshedildiğini, davacı tarafça verilen çeklerin akreditif açılması için bankaya verilen çekler olduğunu, davacının sipariş bedelinin bu çeklerle ödenmediğini, bu çeklere karşılık olarak verilecek asıl çeklerle ödeneceğini, sözleşmeye aykırı hareket eden davacıya yapılan tüm uyarılara rağmen ödeme ve çek teslim yükümlülüğünü yerine getirmediğini, bu nedenle müvekkiline atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, sözleşmenin haklı nedenlere dayanarak feshedildiğini, davacı tarafça verilen 2 adet çek karşılığı teslim edilen ürün bedellerinin 12/12/2011 vadeli, 100.000 Euro bedelli ve 80.711,20 Euro bedelli çekler ile 12/12/2011 tarihinde tahsil edildiğini, sözleşme gereği verilen teminat çekinin, sözleşmenin ihlali nedeniyle cezai şart alacağının ödenmemesi nedeniyle iade edilmediğini ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini savunmuştur.  Birleşen davada davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki bayilik sözleşmesine istinaden, müvekkili ... tarafından dava dışı şirketten kiralanan mağazanın alt kiralanmasına ilişkin davalı ile alt kira sözleşmesinin imzalandığını, sözleşmenin feshinden kaynaklı davalının kiralananı geç tahliye ve teslim ettiğini ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle kira sözleşmesinin feshi sonucu uğranılan şimdilik 100.000 TL kar kaybının, davalı tarafça siparişi verilen ürünlerin müvekkili tarafından zarara satışı yapılması nedeniyle uğranılan 78.315,76 Euro zararın, sözleşmelerin feshinden kaynaklı uğranılan 250.000 Euro manevi zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sözleşmenin haksız feshi sonucu, davacı tarafça müvekkili tarafından verilen 100.000 Euro bedelli teminat çekinin haksız olarak tahsil edildiğini, davacının dava konusu kira sözleşmesi nedeniyle müvekkili şirketten herhangi bir tazminat talep etme hakkı bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 18/11/2021 tarih ve 2021/410 Esas- 2021/901 Karar sayılı kararında; \"Mahkememizce yapılan yargılama sonrasında 21/02/2019 tarih, 2014/848 Esas, 2019/144 K sayılı kararla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karar taraf vekillerince istinaf edilmiştir.  İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi'nin 27/05/2021 tarih, 2019/1404 E, 2021/781 K sayılı kararıyla; \"...HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.  Davacı şirket ile ... ve Ortakları arasında imzalanan  08/11/2010 tarihli bayilik sözleşmesi 11/08/2011 tarihinde feshedilmiştir.  Asıl dava; bayilik sözleşmesinin feshi nedeniyle, sözleşmenin yürürlükte olduğu dönemde verilen çeklerden dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti, kazanç kaybı ve kar kaybının davalı taraftan tahsili, birleşen dosya ile açılan dava ise; taraflar arasında yapılan bayilik sözleşmesi ve alt kiracılık sözleşmesinin feshi nedeniyle uğranılan zarar, kar kaybı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.  Mahkemece asıl dosya ile açılan davanın kısmen kabulüne, birleşen dosya ile açılan davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraflarca istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Taraf ehliyeti, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarından olup, taraflarca ileri sürülmese dahi, mahkemece re'sen nazara alınması gerekmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklığın tüzel kişiliği ve  taraf ehliyeti yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerekir. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların iştirak halinde mülkiyet hükümleri gereği bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir. Adi ortaklığa karşı açılacak davalar yönünden ise; ikili bir ayrım yapmak gerekecektir. Davanın konusu paradan başka bir şey ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı), davanın konusu para ise; ortaklar bu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 163. maddesi uyarınca ortaklardan biri, bazıları yada tümüne karşı (ihtiyari dava arkadaşlığı) dava açılabilecektir. Birleşen dosyada davacılar ... ve Ortakları ile ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'dir. Davacılar vekili tarafından, ... ve. Ort. ünvanlı 18/05/2018 tarihli adi ortaklık sözleşmesi, ... ünvanlı firma sahibi ... tarafından verilen vekaletname ve ... tarafından imzalı 08/10/2012 tarihli muvafakatname ibraz edierek dava açılmıştır.  Adi ortaklık sözleşmesinde \"... ve. Ort.\" ünvanlı adi ortaklığın ortaklarının %50'şer hisse ile ... ve ... olduğu; ... imzalı muvafakatnamede ise, ortaklık adına ortağı ...'ın ... A.Ş. aleyhine kar kaybı ve tazminat talepli dava ikame etmek, ikame edilecek davayı adi ortaklık adına şahsen ve/veya vekilleri aracılığı ile takip etmek ve sonuçlandırmaya muvafakat edildiğinin beyan edildiği görülmektedir.Birleşen dosyada davacı adi ortaklığın ortaklarından ... tarafından verilen vekaletnameye binaen dava açılarak, davanın takip edildiği, diğer ortak ... dava dilekçesinde davacı olarak gösterilmediği gibi dosyada kendisi adına verilmiş bir vekaletnamenin de bulunmadığı, muvafakatnamenin ise dava dışı ... İç ve Dış Ticaret A.Ş. aleyhine açılacak davalara ilişkin verildiği nazara alındığında, birleşen dava dosyasında usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmadan karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, birleşen dosyada bayilik sözleşmesinin adi ortaklık şeklinde imzalandığı ve adi ortaklığı oluşturanlardan ...'ın davacı konumunda bulunduğu gözetilerek, davacıya, diğer adi ortak olan ...'un davaya katılımını veya muvafakatını sağlamak üzere mehil verilerek taraf teşkilinin sağlanması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir.  Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesi kararının kamu düzeninden olan taraf teşkilinin sağlanması için HMK'nın 355. Ve 353/1-a4 maddesi uyarınca  kaldırılmasına, kararın kaldırılma sebebine göre taraf vekillerinin istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilerek...\" neden ve gerekçesiyle mahkememiz kararı kesin olarak kaldırılmıştır. BAM'ın karar ilamında işaret edildiği üzere birleşen davada ... davacı yanında davaya dahil edilmiş; anılan birleşen davacı taraf 03/11/2021 tarihli beyanı ile, ortağı ... tarafından açılmış ve taraf olduğu işbu davalara muvafakatinin olduğunu bildirilmiş; usuli eksiklik bu şekilde tamamlanmıştır.  Mahkememizce verilen  21/02/2019 tarih, 2014/848 Esas, 2019/144 K sayılı kararla ayrıntılı olarak tartışılıp değerlendirildiği üzere; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, istinaf kararı öncesi alınan ve benimsenen 28/03/2017 ve 16/04/2018 tarihli bilirkişi kurulu kök ve ek raporları, toplanıp birlikte değerlendirilen tüm delillere göre; Asıl dava yönünden; taraflar arasında imzalanan 08/11/2010 tarihli bayilik sözleşmesinin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği, bu nedenle davacının uğramış olduğu olumlu ve olumsuz tüm zararların tazminini karşı taraftan talep edebileceği; sözleşme gereği davacı tarafça sipariş edilen ürünlerin geç tesliminden kaynaklı davacının talep edebileceği kazanç kaybına yönelik zararının 43.711,97 TL, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle kar kaybına yönelik zararın 34.916,99 TL olmak üzere toplam 78.628,96 TL davacının alacaklı olduğu; davacı tarafça sipariş edilen ancak teslim edilmeyen ürünler için davalılar birleşen davacılara verilen 31/10/2011 vade tarihli, ... numaralı, 100.000 Euro bedelli ve 31/10/2011 vade tarihli, ... numaralı, 100.000 Euro bedelli çeklerin davacıya iade edilmesi nedeniyle bu çekler yönünden taleplerin yerinde olmadığı, sözleşmenin teminatı olarak verilen ... numaralı çek bedeli olan 100.000 EURO'nun nakde çevrilmesi nedeniyle bu çek bedelinin davalılardan tahsilinin (istirdadının) gerektiği; benimsenen bilirkişi kurulu raporlarında tespit edilen alacak miktarını aşan davacı isteminin yerinde olmadığı anlaşıldığından; asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Birleşen dava yönünden; sözleşmenin birleşen davacı tarafça haksız feshi nedeniyle birleşen davacı tarafça herhangi bir zarar ve tazminat talep edilemeyeceği anlaşıldığından birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle aşağıdaki kararı vermek gerekmiştir. ...\"gerekçesi ile,  '' 1-Asıl Davanın KISMEN KABULÜ ile, a)Sipariş edilen ürünlerin teslim edilmemesinden kaynaklı uğranılan 43.711,97 TL kazanç kaybı ve sözleşmenin feshi nedeni ile uğranılan 34.916,99 TL kar kaybı olmak üzere toplam 78.628,96 TL'nin dava tarihi olan 20/10/2011 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, b)Dava konusu yapılan ... Bankası Esentepe Büyükdere Şubesi'ne ait ... numaralı çek bedeli olan 100.000 EURO'nun nakde çevrildiği, 29/12/2011 tarihinden itibaren 3095 Sayılı yasanın 4/a.maddesi gereğince işletilecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen  alınarak davacıya ödenmesine, c)Davacı tarafın fazlaya ilişkin isteminin reddine, 2-Birleşen İstanbul 16.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/270 Esas Sayılı dosyasında açılan DAVANIN REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı-birleşen dosyada davalı vekili ile davalılar-birleşen dosyada davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı-birleşen dosya davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkil...Ticaret Ltd. Şti. ile, davalı ... ve Ortakları arasında, 08.11.2010 tarihinde, ... marka ürünlerin umuma arz ve satışı hakkının kullanılmasına ilişkin bir bayilik sözleşmesi imzalandığını, İşbu sözleşmenin 34.maddesi uyarınca ...’nin yurt içi teslimat ve kiralama firması olan diğer davalı  ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti ile 30.11.2010 başlangıç tarihli bir alt kira sözleşmesi imzalandığını, Davalıların anılan sözleşme ilişkisi kapsamında müştereken ve müteselsilen sorumlu olup bu  sözleşme ilişkisi dahilinde müvekkil tarafından davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti’ye sözleşmenin 17. maddesi uyarınca 100.000-Euro bedelli teminat çeki teslim edildiğini, yine müvekkili tarafından, dava konusu geç teslime konu olan ürünlere ilişkin olarak davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti’ye iki adet herbiri 100.000-Euro bedelli ve de bir adet ise 68.022,50-Euro bedelli çek teslim edildiğini, özleşme başlangıcından itibaren müvekkil şirket tarafından tüm yükümlülüklerin eksiksiz olarak yerine getirilmiş olmasına rağmen, davalı ... tarafından müvekkil şirkete gönderilmiş 11.08.2011 tarihli ihtarname ile, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 2011-2012 Kış sezonuna ait sipariş döneminde geçerli olmak üzere (açıkça 31.03.2012 tarihi itibariyle sona ermek üzere) feshedilmiş olduğunun bildirildiğini, Akabinde davalı ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti’ye verilen çekler ile ilgili olarak davalılara karşı ihtiyati tedbir istemiyle açılan menfi tespit ve sözleşmenin haksız feshi nedeniyle maddi tazminat davası açılmış olup yargılama sürecinde karşı tarafça dava konusu teminat çekinin hiçbir hukuki gerekçeye dayanmaksızın paraya çevrilmesi üzerine menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğünü, Aynı şekilde 2011-2012 sonbahar-kış sezonu siparişleri dava tarihinden sonra ve 27 günlük gecikme ile teslim edilmiş olup siparişlerin teslim edilmemesi nedeniyle talep edilen kar kaybı talebinin, teslimi geciktirilen 27 gün haricindeki kısmının da konusuz kaldığını, bu durumun 15.12.2011 tarihli dilekçe ile dosyaya beyan olunduğunu, Yerel Mahkeme tarafından yapılan yargılama neticesinde, sipariş edilen ürünlerin teslim edilmemesinden kaynaklı uğranılan 43.711,97 TL kazanç kaybı ve sözleşmenin feshi nedeni ile uğranılan 34.916,99 TL kar kaybı olmak üzere toplam 78.628,96 TL ile 100.000.-Euro bedelli teminat çeki açısından asıl davanın kabulüne, fazlaya ilişkin istemlerin reddine ve birleşen davanın da reddine karar verildiğini, Yerel Mahkeme kararının, hukuki tespitler açısından doğru olmakla birlikte, iki noktada itiraz etme zorunluluğu doğduğunu, Davanın konusuz kalmış kısımları hakkında red kararı verilmiş olmasının usule uygun olmadığı gibi, bu kısımlar hakkında müvekkil aleyhine red vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığını,  Huzurdaki dava açıldığında, davalı şirketler tarafından, müvekkili tarafından bedeli ödenmiş olduğu halde teslim edilmemiş sezon ürünleri bulunduğunu, bu nedenle dava açılırken hem ürünlerin teslim edilmemiş olması nedeniyle 343.236,23-TL tutarında kazanç kaybı ve hem de, ilgili ürün bedellerine ilişkin karşı tarafa teslim edilmiş olan, a.) ... Bankası, Esentepe ... Cad. Şubesi’ne ait, 31.10.2011 vade tarihli, ... numaralı ve 100.000.-Euro bedelli, b.)... Bankası, ... Cad. Şubesi’ne ait, 31.10.2011 vade tarihli, ... numaralı ve 100.000.-Euro bedelli iki adet çek için menfi tespit talepleri bulunduğunu, Dava tarihinden sonraki bir tarih olan 27.10.2011 tarihinde, davalı şirketler tarafından Sonbahar-Kış sezonu ürünlerinin büyük bir kısmının, müvekkil şirkete teslim edilmiş olduğundan;  •Ürünlerin teslim edilmemesi nedeniyle talep edilen 343.236,23-TL tutarında kazanç kaybı talebinin, geç yapılan teslim tarihine kadar doğmuş bulunan 27 günlük kazanç kaybı olan 63.596,22.-TL’sını aşan kısmı ile, •Ürün bedellerine ilişkin karşı tarafa teslim edilmiş olan,  a.)... Bankası, ... Cad. Şubesi’ne ait, 31.10.2011 vade tarihli, ... numaralı ve 100.000.-Euro bedelli, b.)... Bankası, ... Cad. Şubesi’ne ait, 31.10.2011 vade tarihli, ... numaralı ve 100.000.-Euro bedelli, iki adet çek için menfi tespit talebinin konusuz kaldığını, Bu durumun 15.12.2011 tarihli dilekçe ile dosyaya beyan olunduğunu, bu hususlarda da dava açılmasına, davalı taraflar sebebiyet vermiş olduğundan, bu kısımlara ilişkin yargılama giderlerinin davalı taraflara yüklenmesi talebinin mevcut olduğunun açıklandığını, Bu durumda, bu kısımlar açısından davanın konusuz kalmış olduğunun tespiti yerine, red kararı verilmesi ve sonrasında da tüm bu rakamlar üzerinden müvekkili aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığını, yerel mahkeme kararının bu nedenle kısmen kaldırılması gerektiğini, Dava konusu müvekkil şirket alacaklarının eksik hesaplandığını, a.) Bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle tazminat talebi: Davalı tarafından tek taraflı ve herhangi bir haklı nedene dayanmaksızın feshedilen dava konusu bayilik sözleşmesinin, 5 yıl süreli bir sözleşme olup, sürenin sonunda yenilenme durumu da olduğunu, sözleşmenin imza tarihinin 08.11.2010, davalı tarafından feshin bildirildiği tarihin ise 11.08.2011 olduğunu, ilgili fesih ihtarında sözleşmenin 2011-2012 Kış sezonuna ait sipariş döneminde geçerli olmak üzere feshedilmiş olduğunun ayrıca bildirildiğini, bayilik sözleşmesinin davalı tarafından henüz 1 yıl dahi dolmaksızın haksız olarak feshedildiğini, Karara esas teşkil eden bilirkişi raporunda emsal olarak gösterilen Yargıtay kararında, belirtilen karardaki davacının başka bir firmayla benzer bir sözleşme yapabileceği ve nitekim de yaptığı tespit edildiği, bu nedenle yeni bir sözleşme yapılabilmesi için makul süre hesaplanması gerektiğinden bahisle, o dava için bu süreyi üç ay olarak hesapladığını, oysa ki, her bir bayilik diğerinden farklı olduğunu ve hepsinde makul sürenin aynı olacağının düşünülemeyeceğini, “...” benzeri bir dünya devi markanın bayiliğini almanın oldukça güç olduğunu, nitekim, davacı müvekkil şirketin ancak 5 ay sonra çok başarılı bir bayi olmasının nedeninin kısa süreli de olsa, tekrar satış yapma imkanı bulduğunu, bu nedenle bitimine en az dört yıldan fazla bir süre varken feshedilen sözleşmeden kaynaklı müvekkil şirket zararının üç ay ile kısıtlanmasının mümkün olmadığını, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için süre kısıtlaması yapılarak hesaplamaya yapılması gerektiği düşünülse dahi, en azından müvekkil şirketin satış yapma imkanına tekrar kavuştuğu zaman olan beş aylık sürenin zararının hesaplanması gerektiğini, bunun yanısıra, dava konusu sözleşmeye ilişkin tüm alımların mal maliyeti nedeniyle Euro üzerinden hesaplanmış olup, bu zarar kalemi de bu nedenle fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak suretiyle 200.000.-Euro olarak talep olunduğunu, sözleşmenin haksız ve erken feshi nedeniyle tazminat alacağının bu kapsamda ve maliyetler değerlendirilerek fesih tarihi itibariyle Euro olarak hesaplanması gerekmekte iken, eksik hesaplama söz konusu olduğunu, b.) Siparişlerin geç teslimi nedeniyle zarar talebi: Mahkeme kararına esas teşkil eden bilirkişi raporunda, Bilirkişilerin hesaplama yaparken, ürünlerin geç teslim edildiği Ekim 2011’deki 27 günlük satış rakamlarıyla, ürünlerin tesliminden sonraki Kasım 2011 satış rakamlarındaki artışı nazara aldıklarını, oysa ki bu hesaplama sektör açısından bakıldığından eksik bir sonuca yol açtığını, zira bu sektörde, sezon açılışının yapıldığı en önemli aylardan olup, geç teslim nedeniyle bu ay satışları kaçırıldığını, Kasım ayının ise bu sektörde satışların düştüğü bir ay olduğunu, bu nedenle hesaplamanın daha yaygın tarihli bir satış ortalaması üzerinden yapılması gerekirken, salt iki ay arasındaki fark üzerinden yapılması zarar miktarının olması gerekenden oldukça düşük çıkmasına yol açtığını beyanla, öncelikle müvekkil aleyhine hükmolunan vekalet ücreti yönünden hükmün icrasının tehirine, itirazları doğrultusunda İstanbul 11.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/410 E., 2021/901 K. Sayılı kararının kısmen kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar- birleşen dosya davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 18.11.2021 tarih, 2021/410 Esas 2021/901 Karar sayılı kararının ve birleşen dava olan İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2012/270 Esas sayılı dosyası üzerinden verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda; esas dava yönünden davanın reddi ile birleşen dava yönünden davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, Müvekkil şirketler aleyhine ... DIŞ TİC. LTD. ŞTİ. tarafından açılan; İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 18.11.2021 tarih, 2014/848 Esas (2021/410 Yeni Esas) 2019/144 Karar sayılı kararının ve kendileri tarafından açılmış olan birleşen dava İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2012/270 Esas sayılı dosyası  hakkında 18.11.2021 tarihli celsede haksız ve hukuka aykırı olarak; asıl dava yönünden davacı tarafın taleplerinin ve davasının kısmen kabulüne, birleşen dava yönünden davacı müvekkil şirketlerin taleplerinin ve davasının reddine karar verildiğini, işbu sebeple haksız ve hukuka aykırı olarak verilmiş ilk derece mahkemesi kararına karşı süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurduklarını, Davacı – karşı davalı ... Tic. Ltd. Şti;  davalı müvekkil ...  ve ortakları arasında akdedilen bayilik sözleşmesine ve diğer davalı müvekkil ... ile aralarında yapılan alt kiralama sözleşmesine aykırı davrandıkları ve haksız fesih iddiasıyla; müvekkillere teslim edilen çeklerin iadesi ile kar mahrumiyetinin tahsili talepli dava açtığını, Davalı – karşı davacı müvekkil şirketler tarafından; davacı-karşı davalı şirket ile araların akdedilmiş olan sözleşmeler gereği; sözleşmenin davacı-karşı davalının haksız söylem ve eylemleri sebebiyle kendileri tarafından haklı sebeple feshinden kaynaklı olarak davalının kiralananı tahliye etmesi gerekirken tahliye etmemiş olmasının, geç tahliye ve teslim sebebiyle uğranılan kar kaybının, davacı – karşı davalı tarafça siparişi verilen ürünlerin müvekkil şirket tarafından zarara satış yapılması nedeniyle uğranılan zararın, sözleşmelerin feshine sebep olduğundan bahisle uğranılan manevi zararın davacı – karşı davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava edildiğini, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 21.02.2019 tarih, 2014/848 Esas 2019/144 Karar sayılı ve birleşen dava olan İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2012/270 Esas sayılı dosyası hakkında 21.02.2019 tarihli celsede uyuşmazlığın niteliği itibari ile çözümünün özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğini gerekçe göstererek müvekkil şirket lehine olan 08.02.2013, 02.12.2013 ve 07.05.2014 tarihli bilirkişi raporlarını tamamen hiçe sayarak ve görmezden gelerek, sonrasında alınan usul ve yasaya aykırı 28.03.2017 ve 16.04.2018 tarihli bilirkişi raporlarını haksız olarak hükmüne esas aldığını,  Asıl dava yönünden; taraflar arasında imzalanan 08/11/2010 tarihli bayilik sözleşmesinin davalı tarafça haksız olarak feshedildiğini, bu nedenle davacının uğramış olduğu olumlu ve olumsuz tüm zararların tazminini karşı taraftan talep edebileceğini; sözleşme gereği davacı tarafça sipariş edilen ürünlerin geç tesliminden kaynaklı davacının talep edebileceği kazanç kaybına yönelik zararının 43.711,97 TL, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle kar kaybına yönelik zararın 34.916,99 TL olmak üzere toplam 78.628,96 TL davacının alacaklı olduğunu; davacı tarafça sipariş edilen ancak teslim edilmeyen ürünler için davalılar birleşen davacılara verilen 31/10/2011 vade tarihli, ... numaralı, 100.000 Euro bedelli ve 31/10/2011 vade tarihli, .. numaralı, 100.000 Euro bedelli çeklerin davacıya iade edilmesi nedeniyle bu çekler yönünden taleplerin yerinde olmadığını, sözleşmenin teminatı olarak verilen ... numaralı çek bedeli olan 100.000 EURO'nun nakde çevrilmesi nedeniyle bu çek bedelinin davalılardan tahsilinin (istirdadının) gerektiğini; benimsenen bilirkişi kurulu raporlarında tespit edilen alacak miktarını aşan davacı isteminin yerinde olmadığı anlaşıldığından; asıl davanın kısmen kabulüne; Birleşen dava yönünden; sözleşmenin birleşen davacı tarafça haksız feshi nedeniyle birleşen davacı tarafça herhangi bir zarar ve tazminat talebinde bulunamayacağı anlaşıldığından birleşen davanın reddine karar verdiğini, İşbu karara istinaden kendileri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2019/104 E. 2021/781 K. Numarası ile yapılan inceleme neticesinde\" ilk derece mahkemesi kararının kamu düzeninden olan taraf teşkilinin sağlanması için HMK'nın 355. Ve 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılmasına, kararı kaldırılma sebebine göre taraf vekillerinin istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına\" karar verildiğini, buna göre dosyanın yerel mahkemeye iade edildiğini ve istinaf kararının ardından yapılan yargılamada taraf teşkilinin eksiksiz olarak sağlanmış olup İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 18.11.2021 tarih, 2021/410 Esas 2021/901 Karar sayılı ve birleşen dava olan İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2012/270 Esas sayılı dosyaları hakkında asıl davanın kısmen kabulü birleşen davanın reddi yönünde hüküm tesis edildiğini, İşbu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>Asıl Dava Yönünden İstinaf Başvuru Sebepleri: Aşağıda izah olunacak istinafa başvuru sebepleri uyarınca, anılan kararın usul ve yasalara aykırılık teşkil etmekte olup, yargılamanın amacına hizmet etmeyen bir karar olduğunu, bu sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulması zorunluluğu hasıl olduğunu, Müvekkil şirketlerden ... firması ile davacı arasında ... marka ürünlerin umuma arz ve satışına ilişkin olarak 08.11.2010 tarihinde bayilik sözleşmesi imzalandığını, Davacının aşağıda açıklanacak olan şekilde bayilik sözleşmesine aykırı söylem ve hareketlerde bulunması neticesinde, sözleşmenin devamının müvekkili için çekilmez kılınması sonucu müvekkil ... firması tarafından bayilik sözleşmesi ve buna bağlı alt kira sözleşmesi, davacının da kabul beyanı ile 31.03.2012 tarihinde geçerli olmak üzere, haklı nedenlerle feshedildiğini, Bayilik sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı ve üstelik birden fazla nedenden dolayı feshedildiğini, Davacının sözleşmenin 2.4.maddesine aykırı davrandığını, Sözleşmenin 2.4.maddesi uyarınca ... markasının yazılı matbuat (fatura, irsaliye, çıkartma..vs) üzerinde kullanılabilmesi için müvekkilin yazılı izni gerektiğini, oysa davacının, sözleşmeye aykırı olarak, müvekkilin nihai olarak ve yazılı izni olmaksızın markayı yazılı matbuatlarda kullandığını, bu hususun davacıya gönderilen ihtarnamelerde de belirtildiğini, davacının ise matbuatların basıldığı matbaanın müvekkil şirket ile ilgisi olduğunu ileri sürdüğünü ve izinsiz ve haksız hareketlerine kılıf bulmaya çalıştığını, oysa tek ve net gerçeğin, Davacının tüm ısrarına rağmen, müvekkil şirketin bu hususta yazılı onayının bulunmadığı olduğunu, zira, matbuatlar söz konusu matbaada basılmış olsa dahi, bu durumun tek başına “müvekkil şirketin yazılı onayı olduğuna delil olamayacağından”, muhatap iddiaları gerçek dışı olup, yazılı ispatı gerektiğini, Nitekim diğer bayiler tarafından gönderilen izin talep yazılarının ve Müvekkilce verilen yazılı izin örneklerinin dosyaya sunulduğunu, davalının buna benzer bir izin talebi göndermediği gibi müvekkilce de verilmiş bir yazılı izin bulunmadığını, üstelik sözleşme gereği diğer bayilerden alınan talep ve müvekkilce verilen yazılı izinlere dair sunulan emsal izin yazılarının da dikkate alınmadığı ve yok sayıldığı, müvekkilin, izinsiz kullanımı öğrenir öğrenmez ihtar çektiği ve gereği yapılmayınca da sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, Davacının ayrıca, müvekkil şirketin bilgisi ve yazılı onayı olmaksızın “...” logosunu kullanarak www...net adlı web sitesinde iş ilanı verdiğini, yazılı matbuatlar için dahi izin almayan muhatap, binlerce kullanıcısı olan bu sitede yetkisi olmaksızın marka logosunu kullanmak suretiyle de sözleşmeyi ihlal etmeye devam ettiğini, Davacının Sözleşmenin 9.9.maddesine Aykırı Davrandığını, Sözleşmenin “Bayinin Yükümlülükleri” başlıklı 9.9.maddesinde, “Bayi, belirli dönemlerde……tek başına kampanya vb. yapmamak yükümlülüğünde olduğunu, bu hükme aykırılık halinde işbu sözleşme ile belirlenen cezai şartı ödemeyi kabul ve taahhüt eder.” denilmiş olmasına rağmen davacının, ilgili telefon operatöründen hakkı olmadığı halde alınan ve “gönderici kısmı” ... markasını tanımlayan “...” başlığını havi şekilde, bazı GSM numaralarına “... mağazalarına ... yeni sezon ürünlerinin geldiği”ne yönelik tanıtım kampanyası mahiyetinde mesajlar attığını, sezonluk ürünlere ilişkin gönderilen mesajların “belirli dönemde” ibaresi ile malum olduğu ve maddenin lafzından da anlaşılacağı üzere reklam kampanyası niteliğinde olup, sözleşmede “kampanya niteliğine ilişkin herhangi bir ayrım yapılmadığından”, ürünlere yönelik tüm tanıtım faaliyetlerinin, sözleşmeye aykırılık oluşturduğunu ve cezai şartın ödenmesini yükümlülüğü doğurduğunu, kampanyaların/ürünlere yönelik tüm tanıtım faaliyetlerinin, sözleşmenin 9.9.maddesi gereği sadece müvekkil şirketin belirlediği dönemlerde/şekillerde yapılması ve “tek başına yapılmaması” gerekirken, muhatapça müşterilere gönderilen SMS ler, muhatabın sözleşme aykırı davranması sonucunu doğurduğunu, İşbu sözleşme maddesi sözleşmenin en önemli fesih nedenlerinden biri olup maddenin koyulma amacı 19.01.2016 tarihli bilirkişi 5.ek raporunda tekstilci bilirkişi tarafından da gereği gibi irdelenmediğini, Tekstilci Bilirkişinin sadece “yeni sezon ürünlerinin mağazaya geldiğinin bilgilendirme kampanyası olduğunu ve ücretsiz ürün verilmesi, ödeme kolaylığı olması gibi olgular bulunmadığından haksız rekabet teşkil etmediğini” belirttiğini, Ancak, yeni sezon ürünlerinin mağazaya geldiğinin bildirilmesi ile müşteri çekilmesi halinde diğer bayilerden 1 gün önce dahi mal veya indirim haberi verirse haksız kazanç elde ederek diğer bayilerin müşterilerini alabileceği izahtan vareste olduğunu, bunun önlemenin tek yolu kampanyanın distribütör olan müvekkil tarafından haksız rekabet sağlanmasını önleyecek şekilde aynı anda, tek elden bildirilmesi olduğunu, zaten maddenin amacının da bu olduğunu, oysa Tekstilci Bilirkişinin bu hususu gözden kaçırdığını, sözleşmede “kampanya niteliğine ilişkin herhangi bir ayrım yapılmadığından”, ürünlere yönelik tüm tanıtım faaliyetleri, sözleşmeye aykırılık oluşturduğunu ve cezai şartın ödenmesi yükümlülüğü doğurduğunu, Kaldı ki tüm bu iddiaların 02.02.2013, 02.12.2013 ve 07.05.2014 tarihli bilirkişi raporlarıyla da sabit olduğunu, bilirkişilerin işbu raporlarında ısrarla ve birden fazla kez müvekkilin bayilik sözleşmesini haklı olarak fesih ettiğini belirttiklerini,  Bilirkişilerin ayrıca, 07.05.2014 tarihli bilirkişi 3.ek raporunda davacının sözleşmenin 2.4 maddesine aykırı davranışlarını ispatlamak amacıyla dosyaya sunulan e-mail yazışmalarının delil olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğinin mahkemenin taktirinde olduğunu bildirmekle birlikte, mahkemenin aksi görüşte olması durumunda dahi başkaca haklı sebeplerin olduğunu ve mahkemenin takdirinin “müvekkil feshinin haklılığını değiştirmeyeceğini belirttiklerini, BUna göre;“davacının sözleşmenin 2.4.maddesi ile 9.9. maddesine aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin müvekkilce haklı olarak feshedildiğini, bundan ötürü davacının tazminat talebinin yerinde olmadığını” tespit ettiklerini,  Zira; Sözleşmenin 2.4.maddesi uyarınca; ... Jeans markasının yazılı matbuat (fatura, irsaliye, çıkartma..vs) üzerinde kullanılabilmesi için müvekkilin yazılı izni gerektiğini, oysa müvekkil tarafından davalıya yazılı izin verilmediği gibi aksi yazılı olarak davacı yanca da kanıtlanamadığını, bu hususun 07.05.2014 tarihli bilirkişi raporunda da “sözleşmenin 2.4.maddesindeki düzenlemenin açık olduğu ve davacının yazılı izin koşulunu sağlamadığı” şeklinde ifade edildiğini, Sözleşmenin “Bayinin Yükümlülükleri” başlıklı 9.9.maddesi uyarınca; “Bayi, belirli dönemlerde……tek başına kampanya vb. yapmamak yükümlülüğündedir. Bu hükme aykırılık halinde işbu sözleşme ile belirlenen cezai şartı ödemeyi kabul ve taahhüt eder” denilmiş olmasına rağmen davacının, ilgili telefon operatöründen hakkı olmadığı halde alınan ve “gönderici kısmı” ... markasını tanımlayan “...” başlığını havi şekilde, yüzlerce müşteriye ait GSM numaralarına “... mağazalarına ... yeni sezon ürünlerinin geldiği”ne yönelik, Distribütörden onay almadan, tanıtım kampanyası mahiyetinde mesajlar attığını, bu mesajların ve içeriğinin davacı yanca da kabul edildiğini, kaldı ki davacının sadece bayi olduğunu ve ... markasını, markanın distribütörü olan müvekkil veya ana firmanın yazılı izni olmadan asla kullanamayacağını, davacının dolayısıyla bu suretle de sözleşmeyi ihlal ettiğini, bu nedenle, kampanyaların/ürünlere yönelik tüm tanıtım faaliyetlerinin, sözleşmenin 9.9.maddesi gereği sadece “müvekkil şirketin belirlediği dönemlerde/şekillerde yapılması ve tek başına yapılmaması” gerekirken, muhatapça müşterilere gönderilen SMS ler, muhatabın sözleşme aykırı davranması sonucunu doğurduğunu, bu hususun 07.05.2014 tarihli bilirkişi raporunda da “kampanya amacının ürün satışını arttırmak olduğu, davacı bildiriminin satış arttırmaya yönelik olması nedeniyle de sözleşme hükmünün ihlal edildiği” şeklinde ifade edildiğini, Davacının sözleşmenin 13.maddesine aykırı davrandığını, Davacının, ana firma olan İtalyan ... firması ile müvekkil aleyhine “müvekkil şirketin davacıya yardımcı olmadığı,  ekonomik durumlarının kötü olduğu..” vs. gibi gerçek dışı konuşmalar yaptığını,  bizzat ana bayi tarafından müvekkil şirkete bildirildiğini, bu görüşmelerin, muhatap tarafından, Türkiye Distribütörü olan müvekkilin  “Türkiye’deki bayisi” sıfatıyla yapılması nedeniyle, ana firma nezdinde müvekkilin itibarının sarsılmasına ve ana firmanın bu görüşmelerden rahatsızlık duymasına neden olduğu da bizzat ana firma tarafından ifade edilmiş olup, davacının bu suretle müvekkilin ticari itibarını sarsmaya çalıştığını, Davacının müvekkilin ticari itibarını sarsmaya yönelik görüşmeleri bununla da sınırlı kalmamış ve hem müvekkilin bayileri ile müvekkilin haberi olmaksızın iletişime geçerek “müvekkilin ekonomik kriz geçirdiği, battığı, bayilik sözleşmelerinin riske girebileceği, bayileri tarafından müvekkile verilmiş teminat çeklerinin geri alınamadığı..”vs. itibar sarsıcı söylemleri ile müvekkilin bayilerini “gerçeğe aykırı olarak” huzursuz ettiğini ; hem de Bayilik sözleşmesi konusu ... markasını satıldığı ... Alışveriş Merkezi Yönetimine de “müvekkilin ekonomik durumunun çok kötü olduğu ve dikkat etmeleri gerektiği” yönünde şifahi söylemlerde bulunarak yönetim de “gerçeğe aykırı olarak” huzursuz edildiğini, Açıklanan nedenlerle; Davacının gerçek dışı ve kötü niyetli eylemleri&söylemleri, 13.maddede belirtilen “Bayinin, ...’nin faaliyet veya diğer çıkarlarına zarar vermesi” halini oluşturduğundan, sözleşmeye açıkça aykırılık teşkil ettiğini, Davacının Sözleşmenin 7.6. Ve 9.18. Maddelerine Aykırı Davrandığını, Sözleşmenin 7.6.maddesi “Sezon sonlarında satılamayan mallar Bayiye aittir, herhangi bir iade kabul edilemez. Karşılıklı bilgi verilerek 3.partiye satış yapılabilir” hükmünü içerdiğini, oysa davacı tarafından sezon sonunda satılamayan malların, maddeye aykırı olarak, müvekkil şirkete önceden bilgi vermeksizin satılmış ve satış yapıldıktan sonra 08.09.2011 tarihli yazı ile müvekkil şirketin bilgilendirildiğini,Maddenin lafzı açıktır, buna göre “bilgi verme” yükümlülüğünün olduğu yerde, bu yükümlülüğün, amaca uygun olarak “önceden” yerine getirilmesi zorunlu olduğunu, zira maddenin konulma amacının, müvekkillerin marka imajını koruma amacıyla 3.partinin veya satışı yapılacak malların niteliğine vs. hususlarda kontrol yetkisini kullanabilmesi olduğunu, zira maddenin “satış yapılacak ancak bilgi verilecektir” şeklinde değil, “bilgi verilerek satışı yapılacaktır” şeklinde ve aslen bilgi vermenin zamanını da belirleyerek düzenlendiğini, bu nedenle bu konuda değerlendirme yapılırken “maddenin konuluş amacı” unutulmaması gerektiğini ve maddenin lafzının amaca uygun yorumlanması gerektiğini, zira distribütör takip ve izin yetkisinin en önemli nedenlerinin;  ''1- Bayi malı bilerek yada bilmeyerek başka bir bayinin çok yakınındaki bir satış noktasına satarak satış ağına zarar vermesinin önlenmesi. 2- İhracı yasak olan İtalya, Fransa, Almanya, Amerika gibi ülkelere ürünü satabilir ve bu sebeple distribütörün yetkisinin iptaline neden olabilir. 3- Bayi bilerek yada bilmeyerek distribütör tarafından bayilik verilen bir bölgeye malları satabilir. 4- Bayi bilerek yada bilmeyerek distribütör yada ... firması tarafından onay verilmeyecek bir lokasyona yada alışveriş merkezine mal satabilir. 5- Bayi bilerek ya da bilmeyerek ... markasının sahtelerini üreten bir firmaya bu malları satabilir ve bu sebeple kontrol edemediği gerekçesiyle müvekkilin distribütörlüğü iptal edilebilir.'' şeklinde olduğunu, Davacının ayrıca, “Bayinin yükümlülükleri” başlıklı 9.18.maddesi uyarınca “Sözleşme konusu ürünleri yalnızca son kullanıcıya (tüketiciye) satma” yükümlülüğü bulunduğunu, oysa davacının, bu yükümlülüğüne aykırı olarak bazı firmalara satış yaptığını, bu hususun ticari defter ve kayıtlarla da sabit olduğunu, Sözleşmenin bu yönüyle ihlalinin de marka imajı açısından çok önemli olduğunu, zira sözleşme konusu marka ürünlerin, müvekkil şirkete bilgi verilmeksizin muhatapça 3.kişilere satılması nedeniyle, satın alan 3.kişilerin “... marka ürünleri piyasaya sürmesi”, müvekkil şirketin ana firma tarafından belirlenen ve Türkiye Distribütörlüğünden kaynaklanan yükümlülüklerinin ana firma nezdinde ciddi surette ihlali sonucunu doğurduğunu, ayrıca bu 3.kişilerin markanın imajının sarsılmasına neden olabilecek şekilde hareket etmeleri ihtimali olduğunu, Davacının sözleşmenin 9.6. ve 9.15. maddelerine aykırı davrandığını,Bayilik sözleşmesinin 9.6.maddesi uyarınca; “Sözleşme hükümlerine uyulup uyulmadığını saptamak amacıyla mağazalara giriş ve satış belgeleri ile kayıt defterlerinin incelenmesi” hususunda müvekkil şirketin denetleme yetkisi bulunduğunu, denetlemenin yapılabilmesi için uygun gün ve saatin bildirilmesi hususunun davacıya birkaç kez ihtar edilmesine rağmen davacı satışa esas tüm satış kayıt ve belgelerini hazır etmekten imtina ettiğini ve cevap dahi vermediğini ve müvekkil şirketin sözleşmeden kaynaklanan yetkisini kullanmasını engellediğini, Denetim yetkisinin, sözleşmeye göre müvekkil şirket için aynı zamanda bir hak olduğunu ve davacının sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle 2 yönden de önemli olduğunu, Birincisi; Yukarıda açıklanan sözleşmenin 7.6.maddesine aykırılık sonucu, önceden bilgi verilmeksizin 3.partiye yapılan satışın tespiti açısından, İkincisi ise; ... Yönetiminin müvekkil şirkete bildirdiği “alt kiracı olan davacının ciro kirasına esas satışlarını gerçeğe uygun şekilde bildirip bildirmediği, ... Jeans marka ürünlerin mağaza haricinde satışının yapıldığı duyumunun alındığı..vs.” hususlarının tespiti açısından. (Bu husus aynı zamanda, davacının “kazanç kaybı” iddiası ile de çelişmektedir. Zira davacının, teslimatın yapılmaması nedeniyle dahi fahiş kazanç kaybına uğradığı iddiası karşısında, ... yönetiminin “taahhüt edilenin altında ciro kirası ödendiği” bildirimi son derece çelişkilidir.) Davacının hem sözleşmeye hem de basiretli tacire aykırı davranışlarının, Alışveriş merkezi yönetiminin, davacı hareketlerinden rahatsızlık duymalarına ve bütün soru ve eleştirilerin muhatabının da müvekkil şirket olmasına neden olduğunu, bu durumun, onlarca tanınmış markanın yer aldığı ... Yönetimi nezdinde müvekkil şirketin ticari itibarının sarsılmasına neden olduğu gibi, ... Yönetiminin de zarar etmesine neden olduğunu, Bayilik sözleşmesinin 9.15.maddesi uyarınca; “Bayi, mağazasının satış rakamlarını ...’ye aylık ve haftalık raporlar halinde ...’nin talep ettiği şekilde bildirmekle yükümlüdür.” Hükmünü içerdiğini, Oysa davacının, müvekkil şirketin yazılı taleplerine rağmen ve sözleşmeye aykırı olarak satış rakamlarını bildirmediğini, ana firma nezdinde müvekkili zor durumda bıraktığını, aksine Türkiye Distribütörü olan Ana bayisi müvekkil şirketi atlayarak direkt ana firma olan ... firmasına rapor sunduğunu, İtalyanların tek muhatabı olan müvekkilden bekledikleri rapor/bilgileri müvekkilin bayisinden almalarının, İtalya nezdinde müvekkil şirketin ticari itibarının ve saygın otoritesinin sarsılmasına neden olduğunu, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 18.11.2021 tarihli gerekçeli kararında tamamen usul ve yasaya aykırı olarak dava konusu yapılan ... Bankası Esentepe Büyükdere Şubesi’ne ait ... numaralı 100.000-euro bedelli teminat çekinin nakde çevrildiği 29.12.2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a. maddesi gereğince işletilecek faizi ile birlikte davalı müvekkil şirketten alınarak davacıya verilmesine karar verdiğini, söz konusu teminat çeki sözleşmeyi açık bir şekilde ihlal eden davacı şirketin müvekkil şirketin zarara uğramasına sebep olmasından dolayı sözleşme hükümlerine uygun olarak nakde çevrildiğini, şöyle ki; Sözleşmenin 26.maddesi; “Bayinin işbu sözleşmenin….24.maddesinde yazılı şartlardan herhangi birine aykırı davranması halinde, sözleşme ve bayilik kendiliğinden bu sözleşmenin 10.3.maddesinde belirtilen süre sonunda iptal olacağı gibi..50.000 Euro karşılığı cezai şartı ...ye ödemeyi ve teminatların nakde çevrilmesini bayi kabul ve taahhüt eder” hükmünü içerdiğini, Atıfta bulunulan ; - 24.madde; “Taraflardan birinin herhangi bir şartı yerine getirmemesi halinde sözleşmenin tek taraflı ve yazılı feshini” ; - 10.3.maddesi ise; “Sözleşmenin taraflardan birinin yapacağı ihbar veya feshi veya herhangi bir nedenle sona ermesi durumu” nu düzenlemektedir. Sözleşmenin “Teminat” başlıklı 17.maddesi;  Teminatın nelerin teminatı olduğunu açıklamış olup, bunlar arasında sözleşmenin ihlali, cezai şartın teminatı olması…vs. sıralanmıştır. 17.3.fıkrada ise; “Bayinin herhangi bir borcu olmaması halinde” teminatın iade edileceği” belirtildiğini, Bu nedenle davacıya “50.000 EURO cezai şart bedelinin ödenmesi aksi halde sözleşmenin 17.1.maddesi uyarınca cezai şart bedelinin teminatın paraya çevrilmesi suretiyle karşılanacağı ve teminattan artan miktarın, ihtarnamede belirtilen hususların muhatapça eksiksiz yerine getirilmesi halinde ilk taleple muhataba iade edileceği” belirtildiğini, oysa davacının, sözleşmenin ihlali nedeniyle ödemek zorunda olduğu cezai şartı ödemediğini, bu nedenle de sözleşmenin 17.3.maddesi gereğince söz konusu teminat mektubu davacıya iade edilmediğini,  Kaldı ki sözleşmenin 26.maddesi dikkatli bir şekilde incelendiği taktirde teminatın “sözleşmeye aykırılık halinde cezai şartın teminatı” da olduğu madde lafzından açıkça anlaşılacağını, İlk derece mahkemesi yargılaması sırasında defter incelemesi sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda Tarafların defterlerine göre müvekkilin davacıya borçlu görünmesinin nedeninin de “100.000 Euro” bedelli teminat çeki nedeniyle olduğunu, yapılan açıklamalar nedeniyle teminatın haklılığı belirlendiğinde, müvekkil şirketin muhasebesel olarak borçlu olmadığının da ortaya çıkacağını, Açıklanan nedenlerle; Davacının teminat mektubu nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talebinin haksız ve sözleşmeye aykırı olduğundan talebin reddi gerektiğini, Davacının “siparişlerin geç teslim edildiği” iddiasıyla talep ettiği kazanç kaybı talebinin de reddi gerektiğini,  1.parti ürünlerin bedelinin davacı tarafından ödenmemesine rağmen tesliminin yapıldığını, 1.parti ürünlerin yüklemesi yapılarak davacıya teslim edilmesine ve hatta davacı tarafından çoktan satılmış bile olmasına rağmen davacının, bu ürün bedellerini tüm yazışmalara rağmen ödemediğini, davacı yerine müvekkil şirketçe ödenmek zorunda kalındığını ve bu ürünlerin ödemesinin nihayetinde 28.10.2011 tarihinde, yani teslimden/ürünlerin mağaza satışından uzun bir süre sonra yapıldığını, davacının tüketiciye sattığı ürünlerin parasını dahi ödememesinin, teslim edilen siparişlerin bedelini isteyen ana firmanın nezdinde müvekkilin zor durumda kalmasına ve müvekkile ödeme külfeti yüklemesine neden olduğunu, bu durumun ne sözleşme ile ne de basiretli tacir sıfatı ile bağdaşmadığını,Davacının sözleşmenin 7.4.maddesine aykırı hareketlerine rağmen, 1.parti dışında kalan ve dava dilekçesinde teslim edilmediği (sonraki dilekçelerde geç teslim edildiği)  ileri sürülen diğer (2. ve 3. parti) tüm teslimatların da davacıya yapılmış olup, geç teslimin sorumluluğunun aşağıda açıklanan nedenlerle davacı üzerinde olduğunu, Her ne kadar müvekkili şirketler sorumlu gösterilmek istense de, asıl kusurlu ve sorumlunun davacı olduğunu, zira yukarıda sayılan ihlaller yanında davacının, bayilik sözleşmesinin 7.4.maddesi gereğince 1.,2.ve 3.partiye ilişkin teslim etmesi gereken vadeli tahsilat çeklerini tüm yazılı uyarılara rağmen teslim etmediğini, Zira taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 7.4.maddesi ile ; “Müvekkilce yüklemeden itibaren 90 gün vade ile akreditif açılacağı ve her sezonun yükleme tarihleri belli olduğunda, her yüklemenin 90 ar gün ödeme tarihli çekinin davacıdan alınıp, müvekkilce bankaya verileceği ve ilk alınan toplam sipariş tutarındaki çekin davacıya iade edileceği” belirtildiğini, buna göre, “yüklemeden itibaren her ne kadar ödeme vadesi 90 gün olsa da, yükleme tarihinin belirlenmesi ile 90 ar gün ödeme tarihli çekin müvekkilce talep edilebileceği ve davacı tarafından verilmesi gerektiği sözleşme gereği olduğunu, İlk siparişin yüklemesinin belirlenmesi, gerçekleştirilmesi, davacıya teslim edilmesi ve hatta çoktan satılmış bile olmasına ve bu ilk siparişin karşılığı olan 67884,60 EURO’luk çekin sözleşme gereği talep edilmesine rağmen verilmediği gibi, ilk sipariş bedeli ödenmeden 2.ve 3. siparişlerin teslimi talep edildiğini, Bu durumun, hem açılan akreditif nedeniyle müvekkil şirketin banka nezdinde itibarının sarsılmasına hem davacı yerine müvekkilce ödeme yapılmasına hem de müvekkil şirketin mağduriyeti yanında ciddi bir güven eksikliğine neden olduğunu, hem bu haklı nedenle hem de sözleşmenin 7.4.maddesi uyarınca ekte sunulu yazının davacıya gönderildiğini ve bedeli ödenmeden teslim edilen ürünler ile teslimi istenilen ürünlerin bedelinin ödenmesi aksi halde bu durumun sözleşmeye aykırılık teşkil edeceği ve teminatın nakte çevrileceği” yazılı olarak davacıya bildirildiğini, Davacının tüm bu uyarılara rağmen ödeme ve çek teslim yükümlülüğünü yerine getirmediğini, nihayetinde, bedeli davacı yanca ödenmeksizin önceden teslim edilmiş 1.parti ve yüklemesi yapılmış/teslime hazır 2.parti bedellerine ait çeklerin verilmesi ile de söz konusu 2.parti teslimatı aynı gün, 3.parti teslimatı ise yüklemesi yapıldığında gerçekleştirildiğini, bu nedenle teslimatın geç yapıldığı iddiası hakkında müvekkil şirkete atfedilebilecek hiçbir kusur bulunmadığını, aksine davacının 1.parti ürün bedellerini ödemede temerrüde düşmesi ve diğer parti çeklerini teslim etmemesi (ödeme garantisi olmadan ürün istemesi) nedeniyle davacının sözleşmenin 7.4.maddesine aykırılığı bulunduğundan, teslimata ilişkin tüm olasılıkların sorumlusunun da davacı olduğunu,  Bu nedenle; Teslimat prosedürüne davacının yukarıda açıklanan sözleşmeye aykırı davranışları etken olduğundan, eğer bir kazanç kaybı var ise bunun sorumlusunun “ödeme yükümlülüğüne aykırı davranan davacı” olduğunu, Açıklanan nedenlerle; Davacının “geç teslim nedeniyle kazanç kaybı” iddialarının, davacının “teslimini istediği ürünlerin bedellerini ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi” suretiyle davacı kusuruna dayandığından, gerçek dışı olup reddi gerektiğini, Birleşen dava yönünden istinaf sebepleri: a-)Kar Mahrumiyeti Talebi Hakkında: Birleşen davada davacı müvekkil şirket ..., ... ve ortakları ile davalı arasındaki bayilik sözleşmesine istinaden, müvekkil ..., ... ve ortakları tarafından dava dışı şirket olan ... AVM’ den kiralanan mağazanın alt kiralanmasına ilişkin davalı ile alt kira sözleşmenin feshinden kaynaklı davalının kiralananı geç tahliye ve teslim etmesi sebebiyle kira sözleşmesinin feshi sonucu uğranılan şimdilik 100.000 TL kar kaybının, davalı tarafça siparişi verilen ürünlerin müvekkil tarafından zarara satışı yapılması nedeniyle uğranılan 78.315,76 Euro zararın, sözleşmelerin feshinden kaynaklı uğranılan 250.000 Euro manevi zararın davalıdan tahsiline karar verilmesinin talep ve dava edildiğini,Davacının (asıl dava yönünden) eylemlerinin hem basiretli tacir sıfatına, hem de dürüstlük kuralına aykırı olduğundan ve raporda bu hususlar göz ardı edildiğinden, bu değerlendirmenin somut olaya aykırı olduğunu, Dava dışı müvekkil kiralayanı ... tarafından müvekkile gönderilen ilk ihtarnamenin tarihinin 17.04.2012 olduğunu ve yani davalının (... Dış Ticaret) en geç tahliye edeceği 30.04.2012 tarihinden önce olduğunu, bu ihtarın 3.maddesinde ise “Taraflar arasındaki sözleşmeye konu mecurun 31.03.2012 tarihinde saat 22:00-00:15 arasında içerisindeki tüm ürünler boşaltılmak sureti ile terk edildiği” açıkça belirtildiğini,Yani, Tahliye olunduğu iddia olunan tarih ...’ nın beyanına göre  31.3.2012 olup, davalının bu tarihte mağazayı boşalttığı belirtilmesine ve kiralayanı müvekkil olmasına rağmen davalının, 30.04.2012 de ... ile teslim tutanağı düzenlediğini ve müvekkil yerine kötü niyetli olarak ...’ya teslim edildiğini gösterdiğini, hiçbir zaman da mağazayı müvekkile teslim etmediğini davacının 31.3.2012 tarihinde mağazayı boşaltmasına rağmen tam 1 ay sonra teslim tutanağı düzenlemesinin ve bu 1 ay boyunca da mağazayı bilerek ve kötüniyetli olarak kapalı tutmasının kasıtlı, muvazaalı bir hareket olup, hukukun dolanılması olduğunu, zira davacı ile müvekkil arasındaki 30.11.2010 tarihli alt kira sözleşmesinin 9.1.2./12.maddesi ile de mağazanın açık tutulma yükümlülüğünün düzenlenmiş olup, davacının bilgisi dahilinde olduğunu, bir tacir olan davacının, müvekkilin sözleşmesinin feshedileceğini bilerek, sırf kendi sözleşmesindeki süreyi doldurmak adına 1 ay mağazayı kapalı tutmasının iyi niyetli olarak açıklanamayacağını, davacının, ... ile işbirliği içerisinde davranarak ve hesaplanan tarihlerde müvekkile ihtar çekilerek, hukukun dolanıldığını ve usule uygun tarihte tahliye ve fesih görüntüsü verildiğini ancak bilirkişinin 02.12.2013 tarihli 2. ek raporda da belirttiği üzere “mağaza, sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği, sözleşme tarafı olan müvekkile teslim edilmeliyken teslimin ...’ya yapılması ve bunun müvekkil bilgisi ve kabulü dışında olması, davacının edimini gereği gibi ifa etmediği” manasında olduğunu, yani tahliyenin usulüne uygun olmadığını ve davacının mağazayı boşaltmasına rağmen, sırf sözleşmedeki ek süreyi kullandığı gerekçesiyle ve bunun müvekkilin sözleşmesinin feshine neden olacağını bile bile 1 ay geç tahliye etmesinin, açıkça müvekkil sözleşmesinin feshinin istendiği ve sağlandığı anlamında olduğunu ve hukuk sisteminin, sadece usul ve yasaya aykırılığı değil, hukukun dolanılmasını da himaye etmemesi gerektiğini, Davalının, sözleşmedeki süreyi “hak” olarak görüp veya hak olduğunu ileri sürüp, mağazayı tamamen 31.3.2012 de boşalttığını kabul etmesine rağmen 1 ay sonra nisan sonunda (üstelik müvekkile değil) hiçbir akdi ilişkisi olmayan ...’ya anahtar teslimi yapmasının ve bu zamana kadar mağazayı tamamen atıl olarak tutmasının, asla kullanmamasının kötü niyetin açık göstergesi olduğunu,  Kaldı ki davalının, müvekkilin kira sözleşmesinin feshinden sonra ... ile kira sözleşmesi imzaladığını ve mağazayı işlettiğini, Davalının hukuku ne suretle dolandığı, basiretli tacir, iyiniyet ve dürüstlük kuralına aykırı fiilleri dikkate alınmadan sırf tarihsel yapılan bir değerlendirmenin hakkaniyete, hukuka ve vicdana aykırı olacağını ve herkesin hukuku ustaca dolanması kaydıyla hak kaybına neden olabileceği düşüncesine değer verilmesi manasına geleceğini, Anılan nedenlerle, davalının muvazaalı ve dava dışı ... ile işbirliği içerisindeki eylemleri sonucu müvekkilin kira sözleşmesinin feshi nedeniyle kar kaybı taleplerinin yerinde olduğunu, Türk Medeni Kanunu’ nun 2. Maddesi;“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Şeklinde olduğunu, Tüm bu anlatılanlar ışığında “ana kira sözleşmesinin dava dışı ... tarafından 26.4.2015 te feshedilmiş olmasının” değil, bu feshin nedeninin önemsenmesi ve olaylar bir bütün olarak değerlendirilerek hakkın kötüye kullanımının korunmaması gerekli olduğunu, bilirkişilerce 21.04.2015 tarihli 4.ek raporda kendileri tarafından talep edilen belgelerin tamamının 26.06.2015 tarihli dilekçe ile dosyaya sunulduğunun beyan edildiğini, ancak bu belgelerin değerlendirmeye alınmadığını,  Davalı tarafından teslim alınmayan ürünlerin müvekkilce zararına satılması nedeniyle talep olunan 78.315,76 Euro’luk müvekkil zararına dair olarak 21.04.2015 tarihli 4.ek raporda bilirkişinin “15 adet fatura örneğinin, sipariş edilen ürünlerin ithaline ilişkin belgelerin ve satış faturalarının dayanağı sevk irsaliyelerinin” de sunulmasını talep ettiğini, bu nedenle 26.06.2015 tarihli dilekçede “Faturalar zaten irsaliyeli fatura olduğundan, ayrıca sevk irsaliyesi olmadığı, sevk irsaliyesi dışındaki 15 adet fatura örneğinin ve bu faturalarda yer alan ürünlerin de yer aldığı ithalata ilişkin belgelerin dilekçemiz ekinde klasör halinde sunulduğu“ belirtilerek talep olunan tüm belgelerin klasör halinde mahkemeye sunulduğunu, hal böyle olmasına karşın, Bilirkişi, istenen belge ve faturaların dosyaya sunulmadığını belirttiğini,  bu durumun dahi esasen dosyanın eksik bir şekilde incelendiğini, 26.06.2015 tarihli dilekçe ve eklerinin dikkate alınmadığının göstergesi olduğunu, Bu nedenle 26.06.2015 tarihli dilekçe ve klasör halindeki ekler dikkate alınarak talepleri hakkında bir değerlendirme yapılmasının gerekli olduğunu, <br>B-)Manevi Zarar Talebi Hakkında; Davalının hem ana-üretici firma olan İtalyan ... firması ile hem de müvekkilin bayileri ile müvekkilin haberi olmaksızın iletişime geçerek ‘müvekkilin ekonomik kriz geçirdiği, battığı, bayilik sözleşmelerinin riske girebileceği, diğer bayiler tarafından müvekkile verilmiş teminat çeklerinin geri alınamadığı..’ vs. itibar sarsıcı söylemleri ile müvekkilin bayilerini gerçeğe aykırı olarak huzursuz ettiğini, buna dair, müvekkil bayilerinden olan ... firması tarafından ... firmasına yazılan e-posta örneğini replik dilekçe ekinde (EK-2 olarak) sunduklarını, ancak bu delilin hiçbir raporda geçmediğini, itibar sarsıcı görüşmeler birer maddi vakıa olmakla birlikte bu konudaki tanık dinletme talebinin reddedildiğini,  Bir iddianın kabulü için maddi vakıanın açığa çıkmasının gerekli olduğunu ve bunun da ancak tanık dinlenilmesi ile olacağını, gerçeğin ortaya çıkması için mahkemelerin tüm yasal yolları tüketmekle görevli olduğunu, manevi tazminata esas vakıaların niteliği itibariyle belge ile değil tanık anlatımıyla ispatlanabileceğinin bu kadar açıkken mahkemece tanık dinletme talebinin reddedilmesinin ve bu hususun müvekkil aleyhine kanıtlanamamış sayılmasının hakkaniyete ve hukuk usulüne aykırı olduğunu beyanla, istinaf taleplerinin kabulü ile; yerel mahkeme tarafından verilen haksız ve hukuka aykırı kararın kaldırılarak; Asıl dava yönünden davacının tüm haksız talep ve davasının reddine ve birleşen dava yönünden davacı müvekkil şirketlerin talep ve davasının kabulüne,  Müvekkil şirketlerin mağduriyetinin artmaması adına, yargılama sonuna kadar icranın geri bırakılabilmesi için tehiri icra kararı verilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı yana yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl dava; taraflar arasında akdedilen 08/11/2010 tarihli bayilik sözleşmesinin davalılar tarafından haksız olarak feshedildiği iddiası ile sözleşme kapsamında siparişi verilen ve bedelleri çekler ile ödenen siparişlerin teslim edilmemesi sebebiyle bedelsiz kalan çeklerden dolayı ve sözleşmenin teminatı olarak verilen teminat çekinden dolayı borçlu olmadığının tespitine, siparişi verilen ürünlerin teslim edilmemesinden kaynaklı sezon kazanç kaybı ve mahrum kalınan kar zararlarının davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir.  Asıl davada davacı vekili, 15/12/2011 tarihli beyan dilekçesi ile; dava konusu edilen siparişi verilen ürünlerin davalı tarafından dava açılıktan sonra 27/10/2011 tarihinde teslim edildiğini, bu sebeple ürün bedellerine ilişkin ... numaralı ve ... numaralı 100.000 Euro bedelli çeklere ilişkin menfi tespit talebinin, sezon kazanç kaybına ilişkin 343.236,23 TL zararının 27 günlük kazanç kaybına ilişkin 63.596,22 TL'lik kısmı dışındaki kısmının konusuz kaldığını beyan etmiş, yine davacı vekili, 17/01/2012 tarihli beyanı ile, sözleşmenin teminatı olarak verilen dava konusu ... numaralı 100.000 Euro bedelli teminat çekinin davalı tarafından 29/12/2011 tarihinde cezai şart bedeli adı altında tahsil edildiğini, bu teminat çeki yönünden menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştüğünü, çek bedelinin tahsil tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini beyan ve talep etmiştir. Asıl davada sonuç olarak dava konusu;  taraflar arasında akdedilen 08/11/2010 tarihli bayilik sözleşmesinin davalılar tarafından haksız olarak feshedildiği iddiası ile mahrum kalınan kar ve sipariş edilen ürünlerin geç teslimi sebebiyle 27 günlük sezon kazanç kaybı zararı ve  nakde çevrilen teminat çeki bedelinin davalıdan tahsili talebine ilişkindir. Birleşen dava; taraflar arasında akdedilen 08/11/2010 tarihli bayilik sözleşmesinin davacılar tarafından haklı sebep iddiası ile feshedilmesi üzerine bayilik sözleşmesinin 13. maddesi ve alt kira sözleşmesinin 10.6 ve 10.7 maddeleri uyarına feshedilmiş sayılan davacı ... ve davalı arasında akdedilen alt kira sözleşmesinin feshi üzerine davalının sözleşme kapsamında belirlenen sürede kiralananı tahliye etmemesi ve mağazayı kapalı tuttuğu iddiası ile davacı ... ve kiraya veren AVM yönetimi arasında akdedilen ana kira sözleşmesinin feshedildiği iddiası ile uğranılan kay kaybı zararının, davalının üretici firma nezdinde kendilerini kötülediği iddiası ile üretici ... firması tarafından aralarındaki distibütörlük sözleşmesinin feshedildiği iddiası ile uğranılan kar kaybı maddi ve manevi zararının, davalı tarafından sipariş edilen ancak teslim alınmayan ürünlerin zararına satıldığı iddiası ile uğranılan zararın davalıdan tahsili talebine ilişkindir.  Mahkemece 21/02/2019 tarih, 2014/848 esas ve 2019/144 karar sayılı ilamı ile, asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı taraf vekillerinin istinaf başvurusunda bulunmaları üzerine, Dairemizin 27/05/2021 tarih, 2019/1404 esas ve 2021/781 karar sayılı ilamı ile; \"...birleşen dosyada bayilik sözleşmesinin adi ortaklık şeklinde imzalandığı ve adi ortaklığı oluşturanlardan ...'ın davacı konumunda bulunduğu gözetilerek, davacıya, diğer adi ortak olan ...'un davaya katılımını veya muvafakatını sağlamak üzere mehil verilerek taraf teşkilinin sağlanması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir...\" gerekçesi ile karar kaldırılmış ve Mahkemece birleşen dava yönünden taraf teşkili sağlanmıştır. Dairemiz kaldırma kararından sonra Mahkemece yapılan yargılama sonucunda asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine şeklinde kaldırma kararından önceki hükmün aynısı verilmiş, verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta; taraflar ... Dış Tic. A.Ş. ile ...  ve Ortakları adi ortaklığı arasında 08/11/2010 tarihli ve 5 yılı süreli bayilik sözleşmesi akdedildiği, sözleşmenin konusunun İtalya .... Jeans markası ürünlerinin bayi tarafından bağımsız bir tacir sıfatıyla ... tarafından belirlenen marka ve işletme disiplin ve ilkelerine tamamen uygun olmak kaydı ve buna ilişkin know-how ile bu sözleşmede belirtilen koşullarda umuma arzı ve satışı hakkının kullanılmasına ilişkin olduğu, söz konusu sözleşmenin 34. maddesi uyarınca sözleşme yükümlülüklerinden ...'nin yurtiçi teslimat ve kiralama firması olan ... Giyim'in müşterek müteselsilen sorumlu olduğunun hüküm altına alındığı, ayrıca ... Dış Tic. A.Ş. ile ... Giyim ile dava konusu ürünlerin satışının yapılacağı yere ilişkin alt kira sözleşmesi akdedildiği, birleşen dosya davacıları tarafından taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi ve alt kira sözleşmesinin bayilik sözleşmesinin 13. Maddesine göre feshedildiği Kartal ... Noterliği'nin 11/08/2011 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile asıl dosyada davacı-birleşen dosyada davalıya ihtar edildiği ve bayilik sözleşmesi ve alt kira sözleşmesi feshedildiği anlaşılmıştır.Davalı-birleşen dosya davacı ... ve Ortakları adi ortaklığı 08/11/2010 tarihli bayilik sözleşmesinin feshine ilişkin istinaf dilekçesinde de belirtilen haklı olduğunu iddia ettiği sebepler olarak; sözleşmenin 2.4.maddesi uyarınca ... Jeans markasının yazılı matbuat (fatura, irsaliye, çıkartma..vs) üzerinde kullanılabilmesi için davalı-birleşen dosya davacısının yazılı izni alınması gerekirken bu iznin alınmadığını, ...” logosunu kullanarak www...net adlı web sitesinde iş ilanı verildiğini, sözleşmenin 9.9.maddesi uyarınca Bayi, belirli dönemlerde……tek başına kampanya vb. yapmamak yükümlülüğünde olduğunu, ancak bu hükme aykırı davranarak müşterilerin cep telefonlarına ... mağazalarına ... yeni sezon ürünlerinin geldiğine dair mesaj gönderdiğini, sözleşmenin 13. maddesine aykırı davranarak üretici firma nezdinde kendilerini kötülediğini, sözleşmenin 7.6.maddesi uyarınca sezon sonlarında satılamayan malların Bayiye ait olduğu, herhangi bir iade kabul edilemeyeceği, karşılıklı bilgi verilerek 3.partiye satış yapılabileceği hükmüne aykırı davranarak bilgi verilmeksizin satıldığını ve satıştan sonra kendilerinin bilgilendirildiğini, sözleşmenin 9.6 maddesi uyarınca sözleşme hükümlerine uyulup uyulmadığını saptamak amacıyla mağazalara giriş ve satış belgeleri ile kayıt defterlerinin incelenmesi hususunda yetkileri bulunmasına rağmen bu yetkinin kullandırılmadığı, sözleşmenin 9.15 maddesi uyarınca Bayi, mağazasının satış rakamlarını ...’ye aylık ve haftalık raporlar halinde ...’nin talep ettiği şekilde bildirmekle yükümlü olduğu hükmüne aykırı davrandığı, hususları ileri sürülmüştür. Mahkemece söz konusu sebeplere ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamış ve hangi gerekçe ile sözleşmenin feshinin haksız olduğu gerekçeli kararda tartışılmamıştır. Asıl davada, davacı-birleşen dosya davalısı tarafından sonbahar-kış sezonu ürünlerinin geç teslim edilmesi sebebiyle zarar ve ürün teslimi için verilen çeklerin bedelsiz kaldığı ve çeklerden dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi talep edilmiş, yargılama aşamasında  27/10/2011 ürünlerin teslim edilmesi sebebiyle menfi tespit talebinin ve 343.236,23 Euro zararına ilişkin talebin 27 günlük kazanç kaybına ilişkin 63.596,22 TL'lik kısmı dışındaki kısmının konusuz kaldığı beyan edilmiştir. Anacak Mahkemece bu talebe ilişkin gerekçeli kararda bir değerlendirme yapılmadığı gibi, talebe ilişkin hükümde de bir karar verilmemiş ve karara göre söz konusu talep yönünden tarafların haklılık oranları tespit edilerek yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden bir değerlendirme yapılmamıştır.  T.C. Anayasası'nın 141/3. maddesi hükmüne göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmeli, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hüküm açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. Kararın gerekçesiz oluşu, gerekçe ile hüküm arasında veya gerekçenin kendi içerisindeki çelişki, açık bir kanuna ve kamu düzenine aykırılık hali olup, İstinaf aşamasında re’sen nazara alınması gerekmektedir.  Sonuç olarak, tarafların istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler ile kısmen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 297, 353/1-a.6, 355 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, tarafların sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurusunun kısmen KABULÜ ile;  İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/11/2021 tarih ve 2021/410 Esas- 2021/901 Karar sayılı kararının HMK'nın 297, 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde yatıran tarafa iadesine,  4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,  5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde  yatıran tarafa iadesine,  6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 31/10/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.\t\t\t\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5733835dc7262ba8","SID":"771469aeb806f3a5"}}