{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/737 Esas<br>KARAR NO: 2024/1691 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2018/461 Esas - 2020/809 Karar<br>TARİH: 23/12/2020<br>DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 31/10/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili, davacının davalı şirketin büyük ortağı ... A.Ş.'nin yaklaşık %17 hissesine, davalı şirketin de  doğrudan %0,4'üne sahip ortağı olduğu, şirket yönetim kurulu tarafından davacıya gönderilen davet sonrası 28/03/2017 tarihinde yapılan olağan genel kuruluna davacının katıldığı ve bu toplantıda alınan kararlara itiraz kaydı düşürüldüğü, toplantının 4.maddesinde detaylı mizanlar açılmadığından bilgi sahibi olunamadığı, şirketin nasıl sadece % 1 kar ettiği ve bu kara neden olacak neler yapıldığı sorulduğu ve bu hususa ilişkin tatminkar cevap alınamadığı, gündemin 7. maddesi olarak şirket yönetim kurulu üyeleri ..., ..., ... ve ...'ya ayrı ayrı aylık net ¨10.000,00 huzur hakkı ödenmesine karar verildiği, şirketin kötü yönetildiği açık iken böyle bir karar alınmasının yasaya aykırı olduğu, toplantıdan önce incelemeye açılan ve toplantıda sunulan bilançoya göre net dönem karının ¨369.499,23 olduğu, şirketin finansal verileri incelendiğinde 2015 yılında ¨611.438,90 olan karının %40 oranında düştüğü, dört yönetim kurulu üyesine aylık ¨40.000,00 ödeme yapılmasının ve bunun yıllık bazda ¨480.000,00'ye varan bir büyüklükte olmasının 2017 yılının kötü bir yıl olması için yönetim kurulu üyelerinin ellerinden gelen çabayı harcadığının göstermekte olduğu, karın tamamından fazlasının huzur hakkı olarak ödenmesine dair verilen kararın şirketin faaliyetlerine son verecek kadar ağır bir karar olduğu ve  davacıya yıllardır ana sözleşmeye aykırı olarak kar payı dahi ödemeyen şirketin davacının bir kez daha zarara uğramasına sebep olacağı, davalı şirketin kötü yönetildiğinin ortada olduğu, yöneticilerin tüm emeklerini başka şirketlerde harcadıkları, ortaklardan ...'nin ve ...'nın %2 oranında ortağı oldukları ... A.Ş. isimli bir şirketlerinin mevcut olduğu ve bu şirketin 06/04/2010 tarihinde ¨100.000,00  sermaye ile kurulduğu, son yaptığı genel kurul olan 28/03/2017 tarihli genel kurulda sermayesinin ¨40.000.000,00 olduğu, yani yüzde dörtbin büyüdüğü, davacının ortağı olduğu kararlarının iptali istenen şirkette ise kar artışının düşük borç artışının yüksek olduğu,  şirketin kötü yönetildiğinin ve yöneticinin tüm emeğini diğer şirketine harcadığının ekonomik görüntü ile ortada olduğu, başarı primi verilmesinin bu yönden de yasaya aykırı olduğu, davacının ¨300.000.000,00'deh fazla değere sahip bir şirketin yaklaşık %17'sine sahipken bu şirketten hiçbir surette faydalanmasına izin verilmediği, davalı şirketin 2015 yılı genel kurulunda alınan yönetim kurulu üyelerine aylık ¨10.000,00 huzur hakkı ödenmesi kararının iptali için Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/594 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığından bahisle ... Pazarlama A.Ş.'nin 28/03/2017 tarihinde yapılan 2016 yılı olağan genel kurulunun gündemin 6.maddesi ile karara bağlanan karın dağıtılmayarak olağanüstü yedek akçelerde tutulmasına ilişkin kararın ve gündemin 7. maddesi ile karara bağlanan her bir yönetim kurulu üyesi için ödenmesi kararlaştırılan aylık net 20.000,00'ye ilişkin huzur hakkı kararının ve her bir yönetim kurulu üyesi için ayrı ayrı 200.000,00 ikramiye ödenmesi kararlarının icrasının dava sonuna kadar geri bırakılmasına ve dava sonunda iptaline karar verilmesini  istemiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı vekili,  davaların birleştirilmesi talebinin reddi gerektiğini, huzur hakkının kanundan doğan bir hak olduğunu, huzur hakkı için şirketin kar etmesine dahi gerek bulunmadığını, karara bağlanan huzur hakkının fahiş olduğu yönündeki iddianın asılsız olduğunu, şirkete zarara uğratacağı iddiasının da asılsız olduğunu, davacının şirketteki payının çok cüzi bulunduğunu, şirketin borçlarının arttığı iddiasının asılsız olduğunu,ana sözleşmeye aykırı pay dağıtıldığı iddiasının da mesnetsiz bulunduğunu, davacının kötüniyetli bulunduğunu ve HMK 329. maddesinin uygulanmasını istediklerini, davacının TTK 448/3. maddesi gereğince teminat yatırması gerektiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi  23/12/2020 tarih  2018/461 Esas - 2020/809 Karar sayılı kararında;\"Dava, şirket genel Kurul Kararının iptali isteğine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde  davalı şirketin  28/03/2016 tarihli genel kurulu kararlarından gündemin 6. maddesiyle alınan kar payı dağıtılmamasına ilişkin kararın, 7. maddesiyle alınan  her bir yönetim kurulu üyesine aylık net 20.000,00 TL huzur hakkı ve 200.000,00 TL ikramiye ödenmesine ilişkin kararıların iptalini istemiştir. Ancak ön inceleme duruşmasında alınan imzalı beyanında ise \"Her ne kadar biz dava dilekçemizde aylık huzur hakkını 20 bin TL olarak belirtmiş isek de aylık huzur hakkı 10 bin TL olacaktır, diğer yandan iptalini istediğimiz genel kurulda 200 Bin TL ikramiye ödenmesi kararı alınmamıştır bunlar maddi hata olarak yazılmıştır biz sadece 28/03/2017 tarihli genel kurul kararından 7.madde ile alınan her bir yönetici için 10 bin TL aylık huzur hakkı ödenmesi kararının iptalini istiyoruz, diğer 6.maddeye ilişkin talebimiz ile ikramiyeye ilişkin talebimizden vazgeçiyoruz\"  şeklinde beyanda bulunmuştur. Davacı vekilinin bu beyanı dikkate alındığında  dava konusu genel kurul kararlarından sadece 28/03/2017 tarihli genel kurul kararından 7.madde ile alınan her bir yönetici için 10 bin TL aylık huzur hakkı ödenmesi kararının iptalini dava konusu yaptığı, diğer iptal taleplerinden vazgeçtiği sonucuna varılmıştır. Davacı vekilinin ön inceleme duruşmasındaki bu beyanı dikkate alındığında taraflar arasındaki tek uyuşmazlığın 28/03/2017 tarihli genel kurul kararından 7.madde ile alınan her bir yönetici için 10 bin TL aylık huzur hakkı ödenmesi kararına ilişkin olduğu kabul edilerek bu yönde değerlendirme yapılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararı öncesinde mahkememizin 25/10/2017 tarih 2017/793 Esas 2017/1058 Karar sayılı gerekçeli kararı ile;\" ... Davacı vekilinin bir önceki 25/03/2016  tarihli genel kurulda da aynı yönde alınan aylık 10.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararı da dava konusu yaptığı, ve aynı mahkemenin  2016/594 E sayılı dava dosyası ile yapılan yargılama sonucunda  11/10/2017 gün ve 2017/990 K sayılı kararı ile yerinde görülmeyerek iptal talebinin ret edildiği,  2016/594 E sayılı dava dosyasında yapılan emsal ücret araştırmasıyla davalı şirket ile aynı dalda faaliyet gösteren diğer şirketlerin YK üyeline verdikleri aylık ücretlerin  belirlendiği, diğer yandan Y.K. üyelerine huzur hakkı ödenip ödenmeyeceği şirket genel kurulu kararına bağlı olduğu, şirket yöneticilerine huzur hakkı ödenmesi için şirketin kar elde etmesinin  zorunlu olmadığı, şirket genel kurulunun huzur hakkı ödenmesine ilişkin olarak şirket yöneticilerinin emek ve mesaisini dikkate alarak karar alabileceği, ancak bu kararın şirketin menfaatleri, şirketin mali yapısı, afaki iyi niyet kuralları ile bağdaşır olması gerektiği, davacının daha önce de 28.04.2014 tarihli olağan genel kurul toplantısında huzur hakkının artırılmasına dair alınan kararın iptali için açtığı dava sonunda aynı mahkemenin  05/10/2015 gün ve 2014/636 E-2015/672 K sayılı kararı ile \" 28.04.2014 tarihli olağan genel kurul toplantısında huzur hakkının artırılmasına ve YK üyelerine aylık 70.000,00 TL ödenmesine  dair alınan 7 nolu huzur hakkına ilişkin kararın şirketin mali yapısıyla, afaki iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığı\" gerekçesiyle iptaline karar verildiği ve bu kararın Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleştiği, aynı mahkemenin gerek 2014/636 E-2015/672 K sayılı dosyası, gerek  2016/594 E-2017/990 K  sayılı  dava dosyası ve  gerekse bu dosya  kapsamı, emsal ücret araştırma yazı cevapları, davacı şirketin önceki dönem için açıkladığı kar miktarı, paranın satın alma gücü, günümüzdeki yaşam standartları dikkate alındığında  Y.K. üyelerine aylık 10.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararda şirketin mali yapısıyla, afaki iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayan bir  hususun bulunmadığının ve bu miktarın da fahiş olmadığının kabulü gerektiği, tüm dosya kapsamı ve mevcut delil durumu dikkate alındığında ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırılmasına da gerek  görülmediği  ... \" gerekçeleri ile; \" Davacının 28/03/2017 tarihli genel kurul kararının 6. maddesi ile 7. maddesinde olduğu bildirilen ikramiye ödenmesine ilişkin iptal talebinin feragat, diğer talebinin ise esastan reddine, ... \" karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2017/1071 Esas 2018/376 Karar sayılı ilamı ile \"...Dava konusu genel kurul ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’ nın 394. maddesinde, yönetim kurulu üyelerine tutarı esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebileceği  hükmü düzenlenmiştir. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı belirlenebileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret biçiminde de tespit edilebilir. Ücretin miktarı ise şirketin mali yapısı, şirketin bu yöndeki uygulaması, yönetim kurulunun bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olmalıdır. Yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, ortaklık yapısı ve mali durum açısından davacı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kârdan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerekmektedir. İlk derece mahkemesince taraflarca gösterilen deliller hiç toplanmadan ve davacının iddiaları hiç değerlendirilmeden sadece aynı mahkemenin 2014/ 636 esas 2015/672 karar sayılı dosyası ile 2016/594 esas  2017/990 karar sayılı dosyasında yapıldığı iddia edilen emsal ücret araştırma yazı cevaplarına göre; yönetim kurulu üyelerine ödenmesine karar verilen 10.000 TL huzur hakkının afaki iyi niyet kurallarına aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.  Ancak, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde belirttiği 2014/636 Esas 2015/672 Karar sayılı dosya ile 2016/594 Esas - 2017/990 Karar sayılı dosyanın örnekleri bu dosya içerisine alınmadığı gibi UYAP sistemi üzerinde yapılan araştırmada 2014/636 Esas 2015/672 Karar sayılı dosyanın davalısının farklı bir şirket ( ... PAZARLAMA A.Ş. ) olduğu dolayısıyla farklı bir şirkete ait kararın bu dosya için delil teşkil etmeyeceği, yine aynı mahkemenin 2016/594 Esas 2017/990 Karar sayılı dosyasının bir örneğinin bu dosya içerisine alınmaması nedeniyle  o dosya içerisinde bulunan bilgilerin neler olduğu bilinemeyeceğinden gerek istinaf aşamasında gerekse dairemizce verilecek kararın temyiz edilmesi halinde Yargıtay aşamasında  değerlendirilmesi de  mümkün değildir.  Ayrıca, dava dilekçesinde davalı olarak ...Taş.ve Tic. A.Ş. gösterildiği halde dava  dilekçesinin sonuç kısmında ... Pazarlama A.Ş.' nin 28/03/2017 tarihinde yapılan genel kuruluna ilişkin 6 ve 7. maddeleri gereğince alınan kararların iptalinin talep edildiği, dolayısıyla dava dilekçesindeki bu çelişki davacı vekiline açıklattırılarak isim değişikliği yapılmışsa buna ilişkin kayıtlar ile iptali istenen kararın alındığı genel kurul toplantı tutanağı ilgili yerlerden celp edilerek ve taraflarca gösterilen ve davanın esası ile ilgili olan tüm deliller toplandıktan  ve davalı şirketin defter ve kayıtları celp edilip gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırılarak dava konusu genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, ortaklık yapısı ve mali durumu açısından davacı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurularak yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığının  değerlendirilmesi gerekirken, davacı tarafından gösterilen hiç bir delil toplanmadan ve  ilk  derece mahkemesince de delil olarak dayanılan hiç bir belge dosya içerisine alınmadan karar verilmesi doğru olmadığından  ilk derece mahkemesinin kararının HMK' nın 353/1-a/6 maddesi gereğince kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. ...\" gerekçesiyle mahkememiz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Davacı vekili 11/06/2018 tarihli dilekçesinde özetle; kopyala yapıştır bilgisayar işlemleri nedeniyle dilekçelerinde bir kısım hatalar olduğunu, sonuç olarak taleplerinin ... Taşımacılık ve Tic. AŞ'nin 28/03/2017 tarihinde yapılan 2016 yılı olağan genel kurulunda her bir yönetim kurulu üyesine aylık 10.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine ilişkin 7. gündem maddesinde alınan kararın iptaline yönelik olduğunu beyan etmiştir.  İş bu dosyamız esasen mahkememizin 2016/594 Esas sayılı dava dosyasından tefrik edilmiş olup, söz konusu dosyada dava konusu; dosyamız davacısı ile dosyamız davalısı arasında 25/03/2016 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerine ayık 10.000,00 TL huzur ödemesine ilişkin alınan kararın iptaline istemine ilişkindir.  Söz konusu dosyada, iş bu dosyamızda istinaf kaldırma kararı öncesinde verilen karar ile aynı gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiş, anılan karara karşı istinafa başvurulması üzerine İstanbul BAM 14. HD'nin 2017/1098 Esas 2018/553 Karar sayılı ilamı ile; \"...Dava, davalı şirketin 25/03/2016 tarihinde yapılan 2015 yılına ait  genel kurul toplantısında gündemin 8. maddesi ile alınan  yönetim kurulu üyelerine ücret ödenmesine dair kararın iptali istemine ilişkindir. Gündemin 7. maddesi ile yönetim kurulu üyeliğine dört kişi üç yıl süre ile seçilmişlerdir. Gündemin 8. maddesi ile yönetim kurulu üyelerine aylık net 10.000 TL ödenmesi görüşmeye açılmış; davacıyı toplantıda temsil eden vekili söz alarak, kararlaştırılan huzur hakkının rayiçlerin çok üzerinde olduğu konusunda beyanda bulunmuş, yönetim kurulu üyesi ... de aksi yönde, belirlenen miktarın hakkaniyete uygun olduğu konusunda görüş bildirmiştir.  Görüşmeler bittikten sonra yönetim kurulu üyelerine aylık 10.000 TL ödenmesine dair gündem maddesi oylamaya sunulmuş, davacının olumsuz oyuna karşılık oy çokluğuyla karar alınmıştır.  Alınan karardan sonra davacı, bu karara muhalif olduğuna dair bir şerh yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan da sunmamıştır. Genel kurul kararlarının yasa, anasözleşme ve afaki iyiniyet kurallarına aykırılık halleri ileri sürülerek iptalleri isteminde bulunabilmek için 6102 sayılı TTK'nın 446. maddesi uyarınca, toplantıya katılan üyenin kararGündemin 8. maddesi ile yönetim kurulu üyelerine aylık net 10.000 TL ödenmesi görüşmeye açılmış; davacıyı toplantıda temsil eden vekili söz alarak, kararlaştırılan huzur hakkının rayiçlerin çok üzerinde olduğu konusunda beyanda bulunmuş, yönetim kurulu üyesi ... de aksi yönde, belirlenen miktarın hakkaniyete uygun olduğu konusunda görüş bildirmiştir.  Görüşmeler bittikten sonra yönetim kurulu üyelerine aylık 10.000 TL ödenmesine dair gündem maddesi oylamaya sunulmuş, davacının olumsuz oyuna karşılık oy çokluğuyla karar alınmıştır.  Alınan karardan sonra davacı, bu karara muhalif olduğuna dair bir şerh yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan da sunmamıştır. Genel kurul kararlarının yasa, anasözleşme ve afaki iyiniyet kurallarına aykırılık halleri ileri sürülerek iptalleri isteminde bulunabilmek için 6102 sayılı TTK'nın 446. maddesi uyarınca, toplantıya katılan üyenin karara ret oyu kullanarak muhalif kalmasının ve bu keyfiyeti zapta geçirmesinin gerekmesine, oylama öncesi yapılan görüşme sırasında bir öneriye karşı olunduğunun belirtilmesinin veya ret oyu kullanılmasının alınan karara muhalif olunduğu anlamını taşımadığı Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarındadır (Bkz. Yargıtay 11. HD, 08.12.2015 tarih, 2014/18887; 2015/13122 E.K sayılı ilamı). 25/03/2016  tarihli genel kurul toplantısında 8 nolu gündem maddesi ile alınan kararda davacının  usulune uygun muhalefet şerhi bulunmamaktadır. Davacı, gündem maddesi görüşülürken maddeye yönelik olumsuz görüşünü tutanağa geçirmişse de oylama yapıldıktan sonra karara muhalif olduğuna dair bir beyanı olmamıştır. Oylama öncesi görüşme esnasında  toplantıya katılan üyenin öneriye karşı olduğunu belirtmesi alınan  karara  muhalif olduğu anlamını taşımamaktadır (Yargıtay 11.H.D'si  2014/818 E. 2014/2043K sayılı emsal kararı).  Bir  ortağın şirket genel kurulunda alınan  kararın veya kararlarının iptalini talep edebilmesi için; toplantıda hazır bulunan ortağın karara olumsuz oy vermesi ve muhalefet şerhini tutanağa geçirmesi şarttır. Davacı toplantıda hazır bulunduğuna göre, 8 nolu gündem maddesi ile alınan karara olumsuz oy vermesi ve oylamadan sonra muhalefet şerhini tutanağa geçirmesi zorunludur. Oysa ki TTK 446/1.maddesi gereğince  davacının alınan karara karşı usulüne uygun bir muhalefet şerhi bulunmamaktadır.  Dava açabilme şartı (özel dava şartı) gerçekleşmediğinden gündemin 8. maddesi ile alınan karara yönelik davacının iptal davası açma hakkı bulunmamaktadır.  Davacının ileri sürdüğü istinaf sebep ve gerekçeleri yerinde görülmediğinden, HMK.m.353/1.b.1 uyarınca davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak, dava şartları kamu düzenini ilgilendirdiğinden ve HMK.m.115/1 uyarınca mahkemece resen gözetilmesi gerektiğinden, HMK 355.maddesi gereğince bu husus resen dikkate alınarak HMK.m.353/1.b.2 uyarınca ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; A)Davacının  istinaf başvurusunun esastan reddine, B)HMK 355 ve 353/1.b.2. maddeleri uyarınca, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilerek davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle USULDEN REDDİNE ... \" şeklinde karar verilmiş, BAM kararına karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. HD'nin 2018/3790 Esas, 2019/5497 Karar sayılı ilamı ile İstanbul BAM 14. HD'nin 2017/1098 Esas 2018/553 Karar sayılı ilamının onanmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere iş bu dosyamızda iptali talep edilen genel kurul kararı davalı şirketin 28/03/2017 tarihli genel kurulunun yönetim kurulu üyelerine huzur hakkına ilişkin 7. maddesi olduğu, mahkememizin 2016/594 Esas sayılı dosyamızda iptali talep edilen genel kurul kararının ise yine aynı şirketin 25/03/2016 tarihli genel kurulunda alınan yönetim kurulu üyelerine huzur hakkına ilişkin 8. maddesi olduğu, her iki genel kurulda alınan bu kararlar yönünden yapılan karşılaştırmalı incelemede, ilgili gündem maddelerinin işeriklerinin aynı şekilde olduğu, bu nedenle her ne kadar iş bu dosyada İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi'nin kararı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yapılıp, bilirkişi raporunda davanını esastan reddi yönünde kanaat bildirilmişse de; mahkememizin 2016/594 Esas sayılı dosyasındaki İstanbil BAM 14. Hukuk Dairesi kararı ve onamaya ilişkin Yargıtay Kararının esas alınması gerektiği değerlendirilmiştir. İş bu davaya konu 28/03/2017 tarihli Genel Kurulun 7. gündem maddesinde de BAM 14. Hukuk Dairesinin yukarıda ki ilamında belirtildiği üzere  davacıyı toplantıda temsil eden vekili söz alarak, kararlaştırılan huzur hakkının rayiçlerin çok üzerinde olduğu konusunda beyanda bulunmuş, yönetim kurulu üyesi ... de aksi yönde, belirlenen miktarın hakkaniyete uygun olduğu konusunda görüş bildirmiştir. Görüşmeler bittikten sonra yönetim kurulu üyelerine aylık 10.000 TL ödenmesine dair gündem maddesi oylamaya sunulmuş, davacının olumsuz oyuna karşılık oy çokluğuyla karar alınmıştır. Alınan karardan sonra davacı, bu karara muhalif olduğuna dair bir şerh yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan da sunmamıştır. Genel kurul kararlarının yasa, anasözleşme ve afaki iyiniyet kurallarına aykırılık halleri ileri sürülerek iptalleri isteminde bulunabilmek için 6102 sayılı TTK'nın 446. maddesi uyarınca, toplantıya katılan üyenin karara ret oyu kullanarak muhalif kalmasının ve bu keyfiyeti zapta geçirmesinin gerekmesine, oylama öncesi yapılan görüşme sırasında bir öneriye karşı olunduğunun belirtilmesinin veya ret oyu kullanılmasının alınan karara muhalif olunduğu anlamını taşımadığı Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarındadır (Bkz. Yargıtay 11. HD, 08.12.2015 tarih, 2014/18887; 2015/13122 E.K sayılı ilamı). 25/03/2016  tarihli genel kurul toplantısında 8 nolu gündem maddesi ile alınan kararda davacının  usulune uygun muhalefet şerhi bulunmamaktadır. Davacı, gündem maddesi görüşülürken maddeye yönelik olumsuz görüşünü tutanağa geçirmişse de oylama yapıldıktan sonra karara muhalif olduğuna dair bir beyanı olmamıştır. Oylama öncesi görüşme esnasında  toplantıya katılan üyenin öneriye karşı olduğunu belirtmesi alınan  karara  muhalif olduğu anlamını taşımamaktadır (Yargıtay 11.H.D'si  2014/818 E. 2014/2043K sayılı emsal kararı). Bu durumda iş bu dava konusu 28/03/2017 tarihli genel kurulunun yönetim kurulu üyelerine huzur hakkına ilişkin 7. maddesine ilişkin davacının usulüne uygun muhalefet şerhi bulunmadığı anlaşılmakla bu gündem maddesine ilişkin davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, genel kurul kararının 6.maddesi ile 7. maddesinde olduğu bildirilen ikramiye ödenmesine ilişkin talebinin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. \"gerekçesi ile,  ''Davacının 28/03/2017 tarihli genel kurul kararının 6.maddesi ile 7.maddesinde olduğu bildirilen ikramiye ödenmesine ilişkin talebinin feragat nedeniyle, huzur hakkına ilişkin talebin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yargılaması Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce yapılan ve yukarıda dosya numarası anılan davada Yerel Mahkemece davanın ikramiye ödenmesine ilişkin talebin feragat nedeni ile ve genel kurul kararının 7. maddesinde belirtilen huzur hakkının iptaline ilişkin taleplerinin ise dava şartı yokluğundan reddine karar verildiğini,  Feragate ilişkin ilama bir diyeceklerinin olmadığını belirterek, huzur hakkının iptaline ilişkin taleplerinin dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasalara aykırı olduğunu, bozulması gerektiğini,Yerel Mahkeme hükmünün  özetle şu şekilde olduğunu; “... Görüşmeler bittikten sonra yönetim kurulu üyelerine aylık 10.000 TL ödenmesine dair gündem maddesi oylamaya sunulmuş, davacının olumsuz oyuna karşılık oy çokluğuyla karar alınmıştır. Alınan karardan sonra davacı, bu karara muhalif olduğuna dair bir şerh yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan da sunmamıştır...iş bu dava konusu 28.03.2017 tarihli genel kurulunun yönetim kurulu üyelerine huzur hakkına ilişkin 7. Maddesine ilişkin davacının usulüne uygun muhalefet şerhi bulunmadığı anlaşılmakla bu gündem maddesine ilişkin davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine” gerekçesine dayandırdığını, (Kanunumuzda sıralama belirtilmemiştir.) bu gerekçeli görüş/kararın şirket gibi güçlü-çoğul bir yapılanmanın karşısında tekil olan ortağın karşısında olmaya yol açacağını, ki bu durumda ticari hayatın-ticaret hukukunun sağlıklı sürdürülmesine ket vuracağını, İş hukukununda yapıldığı gibi zayıfın yanında olmak gerektiğini, bu şirkette olduğu gibi birçok şirkette şirketi yönetenler küçük ortakları işyerine dahi almadığını, gittiğinde  karakol şikayeti yaptıklarını, yöneticilerin küçük ortaklara bilgi vermemekte ve şirketleri bireysel malları gibi kullanmakta olduğunu,  yerel mahkemenin bu kararı ile korunanın bu davranış olduğu anlamı çıkabilecektir ki bu ise telafisi imkansız zararlara-ticari hayatın-ticaret hukukunun çöküşüne zemin hazırlayacağını, uygulamada-fiiliyatta toplantıların yapılması esnasında ciddi sıkıntılar baş gösterdiğini, artık toplantılara hükümet komiserinin katılmadığını, (sermaye artırımı gibi bazı istisnalar hariç), genel kurullarda matbu bir evrak bulunmadığını, zaten yoğun tartışmalar ile tutanaklar tanzim edilebildiğinin dikkatten kaçırarak hüküm kurulduğunu, Kararın hukuki gerekçelendirmesi itibariyle hatalı olmakla birlikte aynı zamanda ticari hayat bakımından da yarattığı kaygı-güvensizlik-infial, vb. olumsuz durumlar nedeniyle fiili mesajı yönünden de gerçek kişilere-ortaklara; sakın şirket ortağı olmayın, istihdam yaratma çabasına girmeyin, parasal güçlerinizi birleştirip ortaklık yaparak insanlara ekmek sağlamayın, ben sonradan başa geçeni koruyacağım, hakkınızı aramanızı çok ağır koşullara bağlayacağımdan; gidin paranızı banka faizine veya gayrimenkule yatırın mesajı vererek ticaret-şirketler  hukukunun  temelini sarsar nitelikte olduğunu, bu mesajların ise olumsuz-kötü sonuçlara yol açacağını, Öz atlanıp, kalıp daraltılarak yorumlanacak, toplantılara pay çoğunluğunu kontrol edenlerin diledikleri atmosferlerde yaptıkları dikkate alınmayacak ise,  zaten mağdur edilmekte olan azınlık-küçük paydaşların durumunun daha da zorlaşacağını, Yerel Mahkeme ilamı ile doktrin'in aksi görüşte olduğunu,  “iptal davası açma hakkının pay sahiplerinin temel haklardan bir tanesi olduğunu, bu hakkın kullanılmasının oldukça sınırlayıcı mahiyette yapılacak bir yorumun doğru olmadığı kanısında olduklarını, TTK. 446/1, a hükmü gereği pay sahibinin alınan karara karşı olduğunu ve kararın iptalini dava edebileceği iradesini tutanağa geçirterek ilgililerin dikkatini çekmeyi amaçladıklarını, kararın ret oyu verildiğinin yahut muhalif kalındığının tutanağa geçirilmesi ile bu amacın yeterli şekilde gerçekleşeceğini, (MOROĞLU, Hükümsüzlük , s. 217). ““Muhalefetten ne anlaşılacağını da değerlendirmek gerekir. Bu hususta esasen kanunun aradığı karara ret oyu verilmesi, karşı olunmasıdır. Zira kimse kabul ettiği bir karar aleyhine iptal davası açarak çelişkili davranış yasağını ihlal edemez.  TTK. 446 da bu yönüyle ret oyu verildiğini belgelemekten başka bir amaç içermemektedir. Burada sadece ret oyunun tutanağa dercedilmesi dahi yeterli olmalıdır. Karara ret oyu verilmesinin muhalefete geçirilmesi yanında ayrıca bu karara muhalif olunduğunun da zapta geçirilmesini aramak, iptal davası açma hakkının gereksiz yere zorlaştırılması sonucunu doğurur. Bunu TTK.’nın 446. maddesinin amacı ile bağdaştırmak mümkün değildir. (MOROĞLU, Hükümsüzlük,s. 216-217). “ Davaya konu genel kurulda gerekçeli muhalefet beyanında bulunulduğunu ve ardından olumsuz oy kullanıldığını, tutanaklar ile sabit olduğunu, sıralaması farklı olsa da gerekçeli muhalefet beyanı ve olumsuz oy koşulu gerçekleştiğini, Tartışma görüşme bittikten ve oylamadan sonra yeniden aynı konunun konuşulması,  ve itiraz edilmesini günlük yaşamda çelişkili olduğunu, Mahkemenin kısa kararını açıklamasından sonra zapta yeni beyanlar geçirilmesi gibi bir işlem olduğunu, ciddi hata olduğunu, bir an önce dönülmesi umudunda olduklarını, bu umutlarının gerçekleşmesinin istinaf mahkemesi kararınca mümkün olduğunu, TTK 446 maddesinde belirtilen usuli işlemlerin yerine getirildiğini, 446(1) a) toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, iptal davası açabilir, dendiğini, Bu durumda kanunun aradığı iki şart bir sıraya bağlı olmaksızın olumsuz oy vermek ve bu muhalefetini tutanağa geçirttiklerini, burada dikkat çeken hususların şu sebepler olduğunu;  kanun iki şartı birlikte mi aramaktadır yoksa olumsuz oy kullanıldığına yönelik muhalefetin tutanağa geçirtilmesini sağlamak mıdır?  burada her iki durumda kanunun lafzına uygun şekilde açıklanmaya çalışılacağını, Kanun koyucunun genel kurul iptaline yönelik düzenlediği 445 ve 446 maddelerinin salt bir hakkın kullanımına yönelik bir düzenleme olmaktan öte kamu düzeninin de tesisini amaçlayan bir madde olduğunu, şirketler hukukunun temel prensibinin ticaretin devamlılığını sağlarken, şirket paydaşlarının da haklarını koruduğunu, bu kapsamda şirketin paydaşlarının hakları korunurken de azınlık paydaşların şirket imkanlarından ve şirket değerinden en yüksek faydayı sağlamasının esas alındığını, dolayısıyla paydaşların korunmasının salt onların şirket değerinden faydalanmaları amacını ile değil şirket faaliyetlerinin de tüm paydaşların ve devletin ortak çıkarı için birlikte kullanılmasını sağladığını,  Kanun koyucu genel kurul iptal davasının dava şartı olarak olumsuz oy verilmesinin tutanağa geçirtilmiş olmasınını amaçladığını, Olağan ve olağan üstü genel kurulların yapılma anları birçok ortağın veya vekillerinin aynı ortamda bulunması birçok konunun tartışılması bu tartışma esnasında birçok usuli hatanın yapılmasına olanak sağlayacak nitelikte olduğunu, bu sebeple de kanun koyucu bu işlemlerin, son derece basit bir şekilde olumsuz oy verildiğinin tutanağa geçirtilmiş olmasına bağladığını, bu vesileyle de özellikle genel kurul ortamında bulunan azınlık pay sahiplerinin haklarının korunması amaçlandığını, Bilindiği üzere kanun koyucu bir yasa maddesini hazırlarken uzmanlık gerektirmeyen hususlarda her hak sahibinin bu hakkı kullanabilmesi için kanunun olabildiğince geniş yorumlayacak şekilde hazırladığını, dolayısıyla burada usulüne uygun bir itirazın yapılmadığına yönelik gerekçe kanunun lafzıyla uyuşmadığını,Diğer taraftan her iki şartında birlikte aranması gerektiği yönünde bir görüşün hasıl olması halinde ise; Muhalefet edilen gündem maddesine ilişkin muhalefet görüşünün de tutanağa geçirildiğinin açık olduğunu, kanunumuzda muhalefetin oylama öncesinde ya da oylamadan sonra tutanağa geçirileceğine yönelik bir hükmün de kanunda bulunmadığını,  kanun maddesinin sadece muhalefete yönelik beyan -olumsuz oy hususunun tutanağa geçirtilmiş olmasını şart koşmakta olduğunu, aşamasını bildirmediğini, Genel Kurul toplantılarında tüm kontrolü elinde bulunduran yönetim kurullarının, tüm tekliflerinin aynen geçtiğini/kabul edildiğini ve hükümet komiserinin bulunmadığını, toplantılarda azınlık paylarına önem verilmediğini taleplerin engellendiğini bildiğinden sadece beyanı ve olumsuz oyu gerekli gördüğünü, Hal böyle iken kanun koyucunun paydaşlarının korumayı amaçladığı bir yasa maddesinin zorlama bir şekilde azınlık paydaş aleyhine yorumlanması da yasanın lafzıyla ters düştüğünü, Yine  bilindiği üzere A.Ş.genel kurullarında hükümet komiseri bulundurma zorunluluğunun belirli şartların varlığı dışında kaldırıldığını, üstelik bu belirli şartların söz konusu tutanakların da ticaret sicil gazetesinde yayınlanma zorunluluğunu da ortadan kaldırdığını, bu değişikliklerin zayıf aleyhine çok sonuç doğuracağını, bir örnek vermek gerekirse; Paydaşlardan her hangi biri genel kurula katılarak itirazlarını tutanağa geçirttiğini kabul edildiğini varsayalım, ancak; bu tutanağın 15 gün içinde ticaret sicil memurluğuna verilmesi gerekmekte ve verilen bu tutanak da Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanmakta olduğunu, ilan aşamasına kadar elde tutanak dahi olmadığını, tutanakta yazılı olanların düzeltilebileceğini, Dolayısıyla dava açma ehliyeti olan her paydaş yada yönetim kurulu üyesinin tutanağı ticaret sicil gazetesinden gördüğü şekliyle davaya konu ettiğini, Divan kurulunun seçimininde oylama ile yapılması nedeni ile ne divan başkanının seçimi ne de yazman seçiminde azınlık paydaş söz sahibi olamadığını, hal böyle olunca azınlık hissedarın genel kurul işleyişine müdahale etmesinin, tutulan tutanakların doğruluğu ve geçerliliğini kontrol etmesinin mümkün olmayacağını,  Tüm toplantıların komiser nezaretinde yapılmadıkça azınlığın ezileceğini, tutanağı göremeyeceği-müdahale edemeyeceğinin açık olduğunu, üstüne yargı da işinin zorlaştırır güçlünün yanında durur ise  ortak olmayın mesajının netleşeceğini, yargının bu süreçte zayıfın yanında olmak zorunda olduğunu, Üstelik bir takım sorunların paydaşlar arasında mevcut olduğunu, bir genel kurul ortamının da gergin olmasının beklendik bir durum olduğunu, bu şartlar altında bu tutanağın nasıl tutulacağının tartışmasının yapılacağının kanun koyucunun en son isteyeceği şey olduğunu, kanun koyucunun en basit anlamda bir itirazın yani olumsuz oy kullanımının tutanağa geçirilmesini bu sebeple yeterli kıldığını,  Bu nedenle\" kanun koyucu veya mahkeme kararlarının bir şablon yaratarak azınlık paydaşları korumalıdır \" şekli yorumlama azınlıkta olanların lehine uygulanması gerektiğini, kontrol edenlerin lehine olmaması gerektiğini, Yerel mahkeme kararı ileriye dönük etkileri yönünden, zengin ve güçlüyü koruyarak şirketler hukukuna ve zayıf ortaklara  zarar verdiğinden kaldırılması gerektiğini, Davaya konu genel kurulda gerekçeli muhalefet beyanında bulunulduğunu ve ardından olumsuz oy kullanıldığını, bu hususun tutanaklar ile sabit olduğunu, Sıralamasının farklı olsa da muhalefet beyanı ve olumsuz oy koşulu gerçekleştiğini, kanun maddesinin sadece muhalefete yönelik hususun tutanağa geçirtilmiş olmasını şart \tkoştuğunu, aşamasını bildirmediğini,İleri sürerek; Yukarıda belirtilen ve resen tespit edilecek sebeplerle;  Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/461 E.2020/809 K. sayılı DAVANIN REDDİ kararının ,yasaya aykırılığı ve  dayanak gösterdiği (Yargıtay 11.HD.08.12.2015 Tarih-2014/18887 E-2015/13122 K) karardan daha sonra Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/85 E-2020/241 Direnme Kararı ile çelişik olması, konunun Hukuk Genel Kurulunun 2020/662 E. SAYILI dosyası üzerinden yeniden değerlendirileceği ve bu dosyanın sonucununda beklenmesinin gerektiği dikkate alınarak yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı şirketin 28/03/2017 tarihli 2016 yılı olağan genel kurul kararında alınan kar payı dağıtılmamasına ilişkin 6 nolu kararın, her bir yönetim kurulu üyesine aylık net 20.000,00 TL huzur hakkı ve 200.000,00 TL ikramiye ödenmesine ilişkin 7 nolu kararın iptali talebine ilişkindir.  Mahkemece 25/10/2017 tarih, 2017/793 esas ve 2017/1058 karar sayılı ilamı ile davacının 28/03/2017 tarihli genel kurul kararının 6. maddesi ile 7. maddesinde olduğu bildirilen ikramiye ödenmesine ilişkin iptal talebinin feragat nedeniyle, diğer talebinin ise esastan reddine karar verilmiş, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemiz'in 25/04/2018 tarih, 2017/1071 esas ve 2018/376 karar sayılı ilamı ile davacının talep sonucunun açıklattırılması ve taraflarca gösterilen deliler toplandıktan ve davalı defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırıldıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile kaldırılmıştır. Mahkemece Dairemiz kaldırma ilamından sonra yapılan yargılama sonucunda davacının 28/03/2017 tarihli genel kurul kararının 6.maddesi ile 7.maddesinde olduğu bildirilen ikramiye ödenmesine ilişkin talebinin feragat nedeniyle, huzur hakkına ilişkin talebin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, huzur hakkına ilişkin talebin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi yönünden verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Mahkeme gerekçeli kararında da isabetli bir şekilde belirtildiği üzere TTK'nın 446/1-a maddesine göre iptal davası açabilecek kişilerden birinin toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten pay sahipleri olduğunun hüküm altına alındığı, bu madde hükmüne göre toplantıya katılan ortağın karara red oyu kullanarak söz konusu karara muhalif kalması ve bu muhalefetinin tutanağa geçirtmesinin iptal davasının ön şartı olduğu, davacı ortağın dava konusu toplantıda vekil aracılığı ile temsil edildiği, genel kurul toplantı tutanağına göre  davacı vekilinin gündemin 7 numaralı maddesiyle karara bağlanan huzur hakkı ödenmesine ilişkin karara karşı karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği (peşin muhalefette bulunduğu), karşı çıkılan gündem maddesi yönünden bu şekildeki muhalefetin öneriye karşı çıkma olup, oylamadan sonra davacı ortak vekili tarafından alınan karara karşı muhalif  kalınarak muhalefet şerhi tutanağa geçirtilmediği, bu hususun davacı vekilinin de kabulünde olduğu, iptali talep edilen karara karşı usulüne uygun bir muhalefet şerhi bulunmadığından alınan karar yönünden dava şartının mevcut olmadığı, davacı vekilinin istinaf dilekçesinde belirttiği ve sonucunun beklenmesi gerektiğini ileri sürdüğü Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/11/2022 tarih, 2020/11-662 esas ve 2022/1551 karar sayılı ilamının da aynı yönde olduğu anlaşılmakla dava  konusu kararın iptali talebine ilişkin açılan davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.  Sonuç olarak; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,  4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 31/10/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9ad06595ce3abdb8","SID":"eb3e119d4f509123"}}