{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/203 <br>KARAR NO: 2024/1641<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 25/10/2021<br>NUMARASI: 2020/163 Esas - 2021/930 Karar<br>DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/11/2024<br>Davanın kısmen kabulü-reddine ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; müvekkili tarafından imzalanan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, davalı banka müşterisi dava dışı ...'ın kullandığı kredi için müvekkilinin kefaleti istenildiğini,banka personelinin hileli işlemleri nedeniyle 04.07.2017 tarihli 200.000-TL limitli kefalet sözleşmesinin müvekkiline imzalatılarak müvekkilinin iradesinin sakatlandığını,müvekkilinin sözleşme akdedildiği sırada sadece 116.000-TL bedelli  krediye kefil olmak istediğini, davalının 05.07.2017 keşide 01.10.2019 vade tarihli 250.000-TL tutarlı senede dayalı olarak Amasya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/164 D.İş sayılı dosyada ihtiyati haciz talep ettiğini, müvekkilinin icra takibi ile karşı karşıya kalmamak için talep edilen bedeli davalının Amasya şubesine ödediğini, borcun ödenmesi üzerine senedin iadesi talep edilmesine rağmen davalının senedi iade etmediğini, müvekkilince 17.10.2019 tarihinde davalıya kefalet sözleşmesinin feshedildiğinin bildirildiğini,davalının ihtara yanıt vermediğini, müvekkilinin bu ihtarname tebliğ tarihi itibariyle asıl borçlunun doğmuş ve doğacak borçlarından sorumlu tutulamayacağını, asıl borçlunun ekonomik durumu kefalet tarihinden sonra bozulduğundan, müvekkilinin TBK'nın 599. maddesi gereğince kefaletten dönebileceğini, işleme konulan senedin kredi sözleşmeleri sırasında müvekkiline imzalatıldığı, senet vasfını yitirdiğini, senetteki rakam 250.000-TL olmasına rağmen yazı ile \"250\" yazıldığını, bu nedenle senedin 249.750-TL'lik kısmının geçersiz olduğunu, davalının 250-TL'lik senedi 250.000-TL'lik gibi göstererek cebri icra tehdidi altında müvekkilinden 133.315-TL tahsil ettiğini belirterek, 04.07.2017 tarihli kefalet sözleşmesinin hükümsüzlüğünün tespiti, senet nedeniyle müvekkilinin 249.750-TL yönünden davalıya borçlu olmadığının tespiti ile davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili;kefalet sözleşmesinin davacı borçlunun bizzat kendisi tarafından özgür iradesi ile imzalandığını, sözleşmenin şekil şartlarını haiz ve geçerli olduğunu, müvekkiline yapılan ödemenin önceki borçlarına istinaden asıl borçlu ... tarafından yapıldığını, borcun doğumundan sonra düzenlenen kefalet fesih ihtarının geçerli olmadığını, davacı borçlu aleyhine ilamsız takipler başlatıldığı ve davacı tarafından borca itiraz edildiğinden, davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığını, davacı ile davacının eşi ... hakkında Amasya İcra Dairesinin ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... esas sayılı icra takipleri başlatılmış olup, bu takiplerde senede dayanılmadığını, davacının sunduğu senet, ihtiyati haciz başvurusu ve ibranameler önceki borca ilişkin olup, dosyanın asıl borçlu tarafından ödenerek kapandığını, müvekkilinde bulunan kambiyo senedine dayalı borcun asıl borçlu tarafından ödendiğini, müvekkili tarafından da ibraname verildiğini, müvekkilinin senede dayalı bir alacak talebinin bulunmadığını belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; dava dışı asıl borçlu ile davalı banka arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığı, dava dışı asıl borçlunun sözleşmedeki adresine kat ihtarı tebliğe çıkarıldığı, sözleşmenin ilgili maddesi uyarınca tebligat her ne kadar iade edilmiş ise de tebliğ edilmiş sayılacağı ve davalı banka tarafından davacı kefile başvurulabileceği, davacının bu krediye kefil olduğu, davacının kefaletinin gerekli şartları taşıdığı, davacının sözleşme tarihinde dava dışı asıl borçlunun eşi olduğu, bu halde eş rızasının aranmayacağı, davacının  banka çalışanlarının hileli davranışlarda bulunduğunun ispatlanamadığı, davacı tarafından davalı bankaya kefalet sözleşmesinin feshini ve kefaletten istifa talebini içeren 17.10.2019 tarihli ihtarname gönderilmiş ise de davacı kefilin tek taraflı irade beyanı ile kefalet sözleşmesinden dönemeyeceği, bu halde davacının davalı bankaya bildiriminin geçerli olmadığı, davacının geçerli kefaleti kapsamında davalı bankaya nakit borcunun arabuluculuk son tutanağında belirtildiği şekilde ödendiği, ancak gayrinakit borcunun bulunduğu, bu halde davacının kefalet sözleşmesinin geçersizliği talebinin reddinin gerektiği; bono yönünden ise, 6102 sayılı TTK'nın 778. maddesi göndermesi ile, bonolar hakkında da uygulanması gereken TTK'nın 676. maddesine göre, bono bedelinin hem yazı hem de rakamla gösterilmesi ve her iki bedel arasında fark bulunması halinde yazı ile gösterilen bedelin üstün tutulacağı, dava konusu bonoda bono bedelinin rakam ile 250.000-TL olarak, yazı ile ise \"ikiyüzelli TürkLirası\" olarak belirtildiği, bu halde yasanın amir hükmü gereğince yazı ile belirtilen bedelin bono bedeli olarak kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle davacı borçlunun dava konusu bono yönünden 249.750-TL borçlu olmadığının tespitine karar verildiği, davacı tarafından davalının icra takibinde kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığından davacının 04/07/2017 tarihli kefalet sözleşmesinin hükümsüzlüğünün tespiti talebinin reddine, davacının menfi tespit isteminin kabulü ile dava konusu bono nedeniyle davacının davalıya 249.750-TL yönünden borçlu olmadığının tespitine, davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili; davalının senede dayalı bir alacağının bulunmadığını ikrar ettiğini, senede dayalı olarak müvekkili aleyhine ihtiyati haciz talep ettiğini, bu talep karşısında müvekkilinin cebri icra baskısı altında borcu ödediğini, buna rağmen mahkemece davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, kefalet sözleşmesi bakımından ise hileyi ortaya koyacak bir çok emare bulunduğunu, müvekkilinin kefalet sözleşmesini imzalarken sadece tek bir kredi borcuna kefil olmak için bankaya gittiğini, sadece 116.000-TL'lik krediye kefil olmak istediğini, banka personelinin ise müvekkilini aldatarak ve iradesini sakatlayarak genel bir kefalet sözleşmesi imzalattığını, olay günü müvekkilinin iradesi sakatlanarak farklı rakamlardan oluşan bir çok evraka imza attığını, senedin de imza kısmı hariç banka personeli tarafından doldurulduğunu, müvekkilinin çek zorunlu karşılık bedellerinden sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, sözleşmede bu yönde hüküm bulunmadığını, müvekkilinin bu bedelleri cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kaldığını belirterek, kararın kefalet sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti ve kötü niyet tazminatı bakımından kaldırılarak davanın kabulünü talep etmiştir. Davalı vekili; senede dayalı olarak müvekkilince muaccel 133.115-TL alacak için ihtiyati haciz talep edildiğini, asıl borçlunun bu borcu ödediğini, ancak kendisine verilen ibranamede borçlunun o tarih itibariyle kayıtlara intikal etmeyen borçları dolayısıyla dava ve takip haklarının saklı tutulduğunu, borçlunun henüz vadesi gelmemiş borç ve risk bakiyesi bulunduğundan bononun kendilerine teslim edilemediğini, dava tarihi itibariyle de borç ve riskin devam ettiğini, dolayısıyla bonoya konu alacak yapılan ödemeler kadarıyla sona ermişse de, halen borç bulunduğundan senede konu alacağın devam ettiğini, davacının borçlu olduğu bilirkişi raporuyla tespit edilmişken bono yönünden sırf şekli bir hataya dayalı olarak menfi tespit davasının kabulünün hatalı olduğunu, senet üzerinde \"bin\" ibaresi bulunmadığından rakam ile yazı arasında fark oluştuğunu, ancak Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere borçlunun risk bakiyesi dikkate alındığında, senet bedelinin 250-TL olamayacağını, bu nedenle senet bedelinin 250.000-TL olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, kefalet sözleşmesinin aldatma (hile) nedeniyle geçersizliğinin tespiti,alacaklı bankaya kredi borcunun tahsili için verilen bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 6098 sayılı TBK'nın 36. maddesine göre; taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir. Aldatmadan söz edebilmek için gerekli unsurlar; aldatma eylemi, aldatma kastının bulunması, zarar ve aldatma ile zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır.Aldatma eylemi, sözleşmenin karşı tarafınca veya bu kişinin bilgisi kapsamında üçüncü kişi tarafından aldatıcı hareketlerle gerçekleşmektedir. Karşı tarafı aldatmaya yönelmiş bir eylem olmadan açıklanan irade beyanı her ne kadar yanılgı içerse de, aldatma kastı bulunmadığından hile eylemi gerçekleşmemiş kabul edilecek ve sözleşmenin hileye dayanarak iptal edilebilmesi ihtimali gündeme gelmeyecektir. Aldatma kastından söz edebilmek için ise, eylemi gerçekleştiren kimse yaptığı şeyin doğru olmadığını bilmeli ve karşı tarafı kandırma kastıyla hareket etmelidir. İlave olarak da yapılan hukuki işlem ile gerçekleştirilen eylem arasında illiyet bağı bulunmazsa, hileden söz edebilmek mümkün değildir. Davacı tarafından; asıl borçlunun sözleşme tarihinde çektiği 116.000-TL tutarlı krediye kefil olmak istenildiği, ancak banka görevlilerinin hile ile kendisine genel bir kefalet sözleşmesi imzalattıkları ileri sürülmüş olsa da iddiayı ispatlar delil gösterilmiştir.Kefalet sözleşmesinin geçersizliği istemine ilişkin davanın reddine karar verilmesi yerindedir. Somut olayda; davalı banka ile dava dışı ... arasında 04.07.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalının da aynı tarihli ve 200.000-TL bedelli kefalet sözleşmesini müteselsil kefil olarak imzaladığı, sözleşmenin kanunda öngörülen şekil şartlarını taşıdığı, eş rızasının da alınmış olduğu, ayrıca davacının keşidecisi olduğu 05.07.2017 keşide ve 01.10.2019 ödeme tarihli, 250.000-TL bedelli bononun düzenlenerek davalı bankaya teslim edildiği, bononun miktar hanesi rakam ile 250.000-TL olarak düzenlenmişken, yazıyla \"ikiyüzelli\" ibaresinin yazıldığı, senette herhangi bir tahrifat olmaksızın bedel bakımından yazı ile rakamlar arasında çelişki bulunduğu anlaşılmaktadır.6102 sayılı TTK'nın 676/1. maddesi hükmüne göre, poliçe bedeli hem yazı hem de rakamla gösterilip de, iki bedel arasında fark bulunursa, yazı ile gösterilen bedel üstün tutulur. Ancak bu kural, senette tahrifat olmaması koşulu ile uygulanır. Somut olayda bononun düzenlenme tarihindeki Türk Lirasının değeri ve alım gücü ile taraflar arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesi ve kefalet sözleşmesi limitleri göz önüne alındığında, 250-TL için bono düzenlenmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu nedenle bononun yazı ile yazılı miktar kısmı yazılırken \"bin\" ibaresinin maddi hataya dayalı olarak metne yazılmadığının kabulü gerekir. Aksi yöndeki kabul aşırı şekilcilik olup, ağır hak kaybına sebebiyet verecek niteliktedir.Bu nedenle bono bedelinin 250.000-TL olarak kabulü gerekmektedir (emsal: Yargıtay HGK 2022/11-622 esas 2023/354 karar sayılı, Yargıtay 11 HD 2022/1704 esas 2023/5407 karar sayılı, Yargıtay 12 HD 2023/3655 esas 2023/3534 karar sayılı ve 2022/10344 esas 2023/2842 karar sayılı ilamları). Bu nedenle mahkemece bonoya dayalı menfi tespit isteminin sırf bu nedenle kabulü hatalı olup, bu istem bakımından davacının davalı bankaya borçlu olup olmadığının tespiti ile sonuca gidilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporunda; taraflarca imzalanan sözleşme doğrultusunda davalı banka tarafından dava dışı asıl borçluya 116.000-TL taksitli kredi kullandırıldığı, kredi kartı tahsis edildiği ve çek kredisi kapsamında 20.10.2017, 31.07.2018 ve 17.10.2018 tarihlerinde çek karnesi verildiği, davalı banka tarafından düzenlenen 26.08.2019 tarihli kat ihtarı ile asıl borçludan 130.349,20-TL nakit alacağın ödenmesi ile 46.690-TL çek sorumluluk bedelinin depo edilmesinin ihtar edildiği,  nakit alacak bakımından bankaca bonoya dayalı olarak ihtiyati haciz talebinde bulunulduğu, ancak ihtar konusu nakit alacağın 07.10.2019 tarihinde asıl borçlu tarafından ödendiği, davalı banka tarafından davacı kefil ile dava dışı asıl borçluya hitaben düzenlenen 26.12.2019 tarihli kat ihtarında ise nakde dönüşen çek sorumluluk bedellerinden kaynaklanan 17.209,83-TL alacağın ödenmesinin talep edildiği, kat ihtarının her iki muhataba da tebliğ edilemediği, bu kat tarihi itibariyle davalı bankanın tazmin edilen çek bedellerinden kaynaklanan toplam 17.187,33-TL nakit ve iade edilmeyen çek yaprakları nedeniyle 26.390-TL gayrı nakit riski bulunduğu, dava tarihi itibariyle ise davalının toplam 29.851,24-TL nakit ve 17.215-TL gayrı nakit olmak üzere toplam 47.066,24-TL alacağının bulunduğu, davalı tarafça alacağın Amasya İcra Dairesinde başlatılan takiplere konu edildiği, ancak tarafların 14.10.2020 tarihinde anlaşması sonucunda nakit alacağın 42.340,59-TL olarak belirlenerek davacı tarafından 6 eşit taksitte ödenmesinin karalaştırıldığı, belirlenen bu tutarın yargılama sırasında davacı tarafından davalı bankaya ödendiği, davacının davalı bankaya nakit borcunun kalmadığı, ancak bankaya iade edilmemiş 4 adet çek sorumluluk bedelinden kaynaklanan 8.510-TL gayrı nakit borcu kaldığı tespit edilmiştir.Kefalet sözleşmesinde davacı kefilin nakit borçlar yanında gayrı nakit kredilerden doğmuş ve doğacak borçlardan sorumlu olacağı hüküm altına alınmış olup, bu nedenle davacı kefil davalı bankanın bakiye 8.510-TL gayri nakit alacağından sorumludur. Davacı tarafından düzenlenen bononun da genel kredi ve kefalet sözleşmesinden kaynaklanan borçların tahsili amacıyla düzenlenerek davalı bankaya teslim edildiği göz önüne alındığında, davacının bono nedeniyle davalıya 8.510-TL borçlu olduğunun kabulü ile bakiye 241.490-TL'lik kısmı yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekir.İİK'nın 72/4. maddesi; \"...Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez...\" şeklindedir.İİK'nın 72/5 maddesine göre; “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.” Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Somut olayda ise davalı alacaklının takipte kötü niyetli olduğu ispat edilememiştir. Bu nedenle kabul edilen kısım bakımından davacının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmesi yerindedir. Davacının ihtiyati tedbir istemi mahkemece reddedilmiş olmakla, reddedilen kısım bakımından İİK'nın 72/4 maddesinde düzenlenen inkar tazminatı talep koşulları ise oluşmamıştır. Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, bonoya dayalı menfi tespit isteminin hatalı gerekçeyle kısmen kabulü doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak \"senet nedeniyle davacının sorumlu bulunduğu 8.510-TL dışında kalan  241.490-TL için kabulüne ,fazla istemin reddine\" karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/10/2021 Tarih 2020/163 Esas - 2021/930 Karar sayılı kararın HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; \"Davacının 04/07/2017 tarihli kefalet sözleşmesinin hükümsüzlüğünün tespiti talebinin reddine,Davacının menfi tespit isteminin kısmen kabulü ile davacının 05/07/2017 düzenleme, 01/10/2019 vade tarihli, keşidecisi davacı ..., lehtarı ... olan 250.000-TL bedelli bononun 241.490-TL'lik kısmı bakımından davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazla istemin reddine, Koşulları oluşmadığından kabul edilen kısım bakımından davacı yararına kötü niyet tazminatı, reddedilen kısım bakımından davalı yararına icra  inkar tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına\" İlk derece mahkemesine ilişkin olarak; Alınması gereken 16.496,18-TL karar ve ilam  harcından davacı tarafından peşin yatırılan 4.265,11-TL harcın mahsubu ile kalan 12.231,07-TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, Davacı tarafından yatırılan toplam 4.319,51-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan 1.000-TL bilirkişi ücreti ve 142,20-TL posta masrafı olmak üzere toplam 1.142,20-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 571-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Menfi tespit talebi yönünden; davacı lehine takdir olunan 25.932,50-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Menfi tespit talebi yönünden; davalı lehine takdir olunan 8.510-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Kefalet sözleşmesinin hükümsüzlüğü talebi yönünden; davalı lehine takdir olunan 4.080-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320-TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davanın kabulü oranında hesaplanan 1.276-TL'sinin davalıdan, kalan 44-TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,\" Davacıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile kalan 368,30-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Yatırılan 4.265,11-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davalıya iadesine, Davacı tarafça yapılan 22-TL istinaf yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 11-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, kalanın üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 40-TL istinaf yargı giderinin red oranında hesaplanan 20-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 14/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ca565c232c5b7200","SID":"0173bb09d633077e"}}