{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ADANA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     <br>\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t          T.C.<br>ADANA<br>\t BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>   3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/2897<br>KARAR NO\t: 2024/2671<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t: ...   (...)<br>ÜYE\t: ...\t\t\t\t\t(...) <br>ÜYE\t: ...         (...)<br>KATİP\t: ...      (...)<br><br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: .... Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI\t: ... Esas, ... Karar<br><br>DAVACI\t: ... - ... -<br>VEKİLLERİ\t: Av. ... <br>\t: Av. ...<br>DAVALI\t: 1- ... Sigorta A.Ş. <br>VEKİLLERİ\t: Av. ... -<br>\tAv. ... -<br>DAVALI\t: 2- ... - ... - <br>VEKİLİ\t: Av. ... -<br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan tazminat)<br>KARAR TARİHİ\t: 07.11.2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 07.11.2024<br><br><br>.... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 14/09/2010 günü, ... plakalı aracı ile ... Bulvarını takiben ... kavşağı istikametinden gelip  İl Jandarma Komutanlığı istikametine doğru seyir halindeyken, ... plakalı aracın sürücüsü davalı ...'nın virajda hızını alamayıp hızından dolayı direksiyon hakimiyetini kaybederek aracıyla müvekkilinin aracına çarpması sonucu davacı müvekkilinin yaralandığını, kaza ile ilgili .... Sulh Ceza Mahkemesi'nin Esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığını, ancak şikayet yokluğu sebebiyle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, kaza sonrası müvekkilinin sol bacağının iki yerinden kırıldığını, müvekkilinin ameliyat olup bir hafta yoğun bakımda kaldığını, yoğun bakımdan çıktıktan sonra ... Eğitim Araştırma Hastanesinde 1 ay süreyle yataklı tedavi gördüğünü, kaza sonrası müvekkilinin sağlık durumunun basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğunu, kaza sebebiyle müvekkilinin yatalak duruma geldiğini, yaklaşık sekiz ay boyunca evinde  ayağa kalkamadan yatakta tedavi gördüğünü, bir buçuk yıl boyunca tek koltuk değneği ile yürüdüğünü, müvekkilinin sol bacağında meydana gelen kırık sebebiyle toplamda 4 ameliyat geçirdiğini, kaza sebebiyle eski haline gelemediğini, yürüyüşünde halen aksamaların mevcut olduğunu, doktorların müvekkiline bacağındaki kırıkların kaynamayacağını belirttiğini, müvekkilinin kazadan önce toptan ayakkabı terlik ticareti işinde asgari ücretle çalıştığını, kaza sebebiyle 3 yıl boyunca çalışamadığını, kaza sebebiyle bir yıl geçici iş göremez raporu ve ödeneği aldığını, müvekkilinin çalışma gücünü kısmen kaybettiğini,  askere gittiğinde müvekkili hakkında  ... Askeri Hastanesi tarafından 11/09/2013 tarih 9218 sayılı rapor ile ''askerliğe elverişli değildir'' kararı verildiğini ve müvekkilinin... Askerlik Şubesi tarafından terhis edildiğini beyan ederek 3.000,00 TL maddi, 10.000,00TL manevi olmak üzere toplam 13.000,00 TL tazminatın davalı ... yönünden kaza tarihi olan 14/09/2010 tarihinden, sigorta şirketi açısından dava tarihinden itibaren başlayacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>ISLAH : Davacı vekili 06.11.2019 tarihli dilekçesi ile dava değerini maddi tazminat yönünden 144.114,63 TL'ye ıslah etmiştir.<br>CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; ... plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde trafik sigortası ile sigortalı olduğunu, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, sürücülerin kusur durumlarının, davacının sakat kalıp kalmadığının ve sakatlık oranı hakkında Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinden rapor alınmasını talep ettiklerini, davacının sakatlıktan dolayı herhangi bir sosyal kurumdan tazminat alıp almadığının araştırılmasını talep ettiklerini, davacının sosyal kurumdan tazminata veya aylığa bağlanması halinde bu ödemelerin sakatlık tazminat hesabından düşülmesinin gerektiğini, sakatlık tazminat hesabının Hazine Müsteşarlığınca kabul gören aktüer uzmanı tarafından yaptırılmasını talep ettiklerini, davacının gelirinin tespitinde SGK kayıtlarının, vergi kayıtlarının esas alınmasını talep ettiklerini, müvekkili şirketin temerrüde düşmediğini, ...99/1 hükmü gereğince; sigortacının, zarar görenin tazminat ödemeyi gerektiren belgeleri kendisine vermesinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödeme yapmadığı takdirde temerrüde düşeceğini, zarar görenin faiz talebi hakkının ancak temerrüd tarihinden itibaren doğacağını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde davacı tarafın müvekkili hakkında ileri sürdüğü iddiaların gerçekle uzaktan yakından hiçbir ilgisi bulunmadığını, öncelikle zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacı, davacı tarafın yapılan ceza yargılamasında şikayetçi olmadığını beyan etmiş bulunduğundan manevi tazminat davası açma hakkı bulunmadığını, kazanın oluşumunda müvekkilinin hiçbir kusurunun bulunmadığını, her ne kadar kaza tutanağında müvekkiline de tali kusur izafe edilmiş ise de bu tespiti kabul etmediklerini, kaza tutanağında müvekkiline atfedilen kusurun davacının uğradığı zarara neden olan kusur olmadığını, kazanın oluşumuna asıl etkenin davacının direksiyon hakimiyetini kaybederek spin atması olduğunu, bunun sonucunda davacının refüje çıkarak direğe çarptığını, davacının yaralanmasının bu anda gerçekleşmiş olduğunu, müvekkilinin ise davacıya çarpmamak için manevra yaparak kendisinin de refüje çıktığını, ancak davacının aracına çarpmasının söz konusu olmadığını, bu halde davacının tamamı ile kendi kusuru nedeni ile yaralanmış olduğunu, müvekkilinin aracı arkadan geldiğini ve davacı aracına müdahalesi bulunmadığını, bu nedenle kusur durumunun tam anlamı ile tespiti için Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden veya Karayolları Fen Heyetinden kusur raporu alınmasını gerektiğini, davacının Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinden alınacak rapor ile maluliyetinin tespit edilmesini, davacı tarafından müvekkilinden istenilen tazminat miktarının kabul etmediklerini, davacının kendi kusurlu hareketi ile kazaya sebebiyet vermiş olduğundan istenilen tazminat miktarının yerinde olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, maddi tazminat davasının kabulü ile, 141.114,63.TL'nin davalı ... yönünden kaza tarihi olan 14/09/2010 tarihinden davalı ... yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, davalı ... yönünden manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile, 4.000,00 TL manevi tazminatın 14/09/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı  ...'dan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği görüldü.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davacı vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; dosyada mevcut 26.02.2021 tarihli kusur bilirkişi raporunda tarafların %50'şer oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, buna rağmen yerel mahkemece davacının 27.12.2015 tarihli kusur raporuna itiraz etmemesi sebebiyle davalı lehine usuli hak oluşması gerekçesiyle 27.12.2015 tarihli kusur rapora göre hüküm kurmuş olmasının, hakkında herhangi bir kanuni düzenleme bulunmayan ve temelleri içtihatlar ile atılmış ve sınırları çizilmiş olan usuli kazanılmış haklara ilişkin olarak, bu hususun yargılama da bir sınır olarak müvekkili aleyhine uygulanmış olmasının, müvekkilinin hak kaybı yaşamasına sebebiyet verdiğini, hükme esas alınan 25.09.2019 tarihli hesap raporunun Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, 2022 yılında yapılan değişiklik ile net asgari ücret 2019 yılına göre yaklaşık %100 oranında artış göstermiş olduğunu,  dosya çerisinde yer alan hesap raporunun müvekkilinin gerçek zararını tam olarak yansıtamamış olduğunu, dava konusu kaza ve devamında müvekkilinin yaşantısının etkilendiği boyut göz önüne alındığında hükmedilen manevi tazminatın düşük kaldığını ve manevi tazminat davasının tümden kabulüne karar verilmesinin gerektiğini, manevi tazminat yönünden kısmen kabul kararı verilmiş ise de lehlerine vekalet ücreti hükmedilmemiş olmasının hatalı olduğunu ve kararın düzeltilmesinin gerektiğini, müvekkilinin kazayı 12 yıl önce geçirmiş ve bu kaza nedeniyle son 6 yıldır kronik osteomyelit rahatsızlığı çektiğini, müvekkilinin uygulanan tedaviler sonucunda durumunda herhangi bir değişiklik meydana gelmemiş, durumu herhangi bir şekilde iyiye gitmemiş olup, bu hususun müvekkilinin rahatsızlığının ne boyutta olduğunun açık göstergesi olduğunu ve dosyaya sundukları 01.12.2021 tarihli beyan dilekçesi ve ekleri ile de bu hususun ayrıntılı bir şekilde izah edildiğini ve müvekkilinin meslekte kazanma gücü kaybı oranında herhangi bir değişiklik olmayacağı ve bu oranın dosya kapsamında kesinleştiği kanaatinde olduklarını, yapılacak istinaf incelemesinde dikkate alınmasını talep ettiklerini beyan ederek kararın kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.<br> Karara karşı davalı... A.Ş. (Yeni ünvan ... Sigorta A.Ş.)  vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; ATK'dan aldırılan son raporda kalıcı maluliyetin tespit edilemediğinin belirtildiğini, müvekkili şirketin ancak kaza ile illiyet bağı tespit edilen kalıcı (iyileşme olasılığı bulunmayan) maluliyetlerden sorumlu olup iyileşmesi mümkün arazlardan müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, bu kapsamda kalıcı maluliyetin tam olarak tespit edilememiş olduğunu, ıslah zaman aşımı itirazlarının göz önüne alınmamış olduğunu, yaralanma ile müvekkili şirkete sigortalı aracın kusuru arasında illiyet bağı bulunmadığını beyan ederek kararın kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.<br>Karara karşı davalı ... vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; dosyaya sunulan tüm ATK raporlarında davacının rahatsızlığının tedavi ile düzelebilme ihtimalinin bulunduğunun ifade edildiğini, bu halde davacının sürekli iş göremezliğine dair kesin bir rapor bulunmadığını, dolayısıyla davacının davasını ispatlayamamış olduğunu, davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafında beyan ettiği üzere kazanın 11 yıl önce meydana gelmiş ancak davaya konu şikayetlerinin 5 yıldır devam ettiğinin belirtilmiş olduğunu, bu durumun ATK raporlarında bahsedilen tedavi edilebilme olanağının, davacının ihmali davranışı neticesinde ortaya çıkmış olabileceğini de ortaya koyduğunu, bu hususun araştırılmamış olmasının hukuka aykırı bir kararın oluşmasına neden olduğunu, dosyaya sunulan kusur raporlarının tümünün olayın oluş şekline uygun olmadığını, kaza sonrası tutulan tutanaklar ve alınan ifadelerin araçların birbirine temasının olmadığını ortaya koymasına karşın bunun aksi yönünde yapılan değerlendirmelerin, raporların  yanlış hazırlanmasına neden olduğunu, dava konusu olayda iki ayrı kaza meydana geldiğini, bunu tek bir kaza gibi değerlendirerek yargılama yapılmasının hukuka aykırı kararın ortaya çıkmasına neden olduğunu, ıslaha karşı zamanaşımı itirazında bulunmuş olmalarına karşın bu itirazlarının değerlendirilmemiş olmasının usule aykırı bir durum olduğunu, hükmedilen manevi tazminat miktarının olayın oluş şekli ve kusur oranları dikkate alındığında çok fazla olduğunu beyan ederek kararın kaldırılması ile talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br> Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50, 54/1-3, 55 ve 56. maddeleri kapsamında, trafik kazasına dayalı açılan, çalışma gücünün azalmasından veya yitirmesinden doğan (malüliyet) maddi ve manevi tazminat davasıdır.<br>İlk derece mahkemesince, maddi tazminat davası yönünden davanın kabulüne, manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>Hükmü, davacı vekili, davalı... A.Ş. (Yeni ünvan ... Sigorta A.Ş.) vekili ve davalı ... vekili istinaf etmiştir.<br>Davalılar vekilinin ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğradığına yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde; <br>\tSomut olayda davacı HMK 107. maddesi gereği belirsiz alacak davası olarak maluliyetten kaynaklı kaynaklı maddi tazminat talep etmiştir belirsiz alacak davasında zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için değil, tüm dava için kesilir. 6100 sayılı HMK hükümleri gereğince davacının iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın, davanın başında belirtmiş olduğu alacak talebini HMK 107/1. maddesi hükmüne göre bilirkişi raporu ile tam ve kesin olarak belirlendiği anda arttırması mümkündür. HMK 107/2. maddesi gereğince yapılacak bu artırım bir ıslah olmadığı gibi, bu artırım nedeniyle zamanaşımı da söz konusu değildir.<br>\tDavalılar vekilinin ve davacı vekilinin hükme esas alınan kusur oranına yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde; <br>\tSomut olayda, 14.09.2010 günü, saat 19.30 sıralarında, davacı sürücü ...'nın, yönetimindeki ... plakalı otomobil ile ... Butvarını takiben ... Kavşağı yönünden İl Jandarma Komutanlığı yönüne doğru so! şerit üzerinde seyir halinde iken sağa manevra yaptığı sırada, yakın gerisinde sağ şeritte seyir halinde olan davalı sürücü ...'nın yönetimindeki ... plakalı araç ile sol şeride geçmek için sola manevra yaptığı sırada her iki aracın teması neticesinde her iki sürücünün de direksiyon hakimiyetini kaybederek orta refüj üzerinde bulunan aydınlatma direğine çarpması neticesinde yaralanma ve maddi hasar ile sonuçlanan dava konusu trafik kazası meydana gelmiştir.<br>\tDosya içinde mevcut, bilirkişi 'dan alınan 28/12/2015 tarihli raporda; 14/09/2010 tarihinde meydana gelen yaralanmalı ve maddi hasarlı kazanın oluşumunda ... plakalı toyota otomobil sürücüsü davacı ...'nın %75 (yüzde yetmişbeş) oranında kusurlu olduğuna, ... Renault marka otomobil sürücüsü davalı ...'nın ise %25 (yüzde yirmibeş) oranında kusurlu olduğu kanaatine varılmış şeklinde düzenlendiği anlaşılmıştır.<br>Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı'nın 11/05/2017 tarihli raporunda sürücü davacı ...’nın %75  (Yüzde  yetmiş   beş)  oranında   kusurlu, davalı sürücü  ...’nın  %25  (Yüzde  yirmi   beş)  oranında kusurlu olduğu kanaati belirtilmiştir.<br> Karayolları Fen Heyeti'nden seçilecek 3'lü bilirkişinin hazırladığı 26/02/2021 tarihli bilirkişi heyeti raporunda, davacı sürücü ...'nın, meydana gelen olayda % 50 (yüzde elli) oranında kusurlu olduğu, davalı sürücü ...'nın olayda %50 (yüzde elli) oranında kusurlu bulunduğu görüş ve kanaati bildirilmiştir. <br>Dosya içindeki taraf İfadelerden de anlaşılacağı üzere, olay yeri virajlı kesimde ... plakalı aracın sol şeritte, ... plakalı aracın ise sağ şeritte yan yana olacak şekilde, mahal şartlarına göre yüksek bir hızla seyir halinde iken, ... plakalı aracın sol şeride geçmek için hızını düşürdüğü, ancak dikkatsiz ve tedbirsizce sol şeride doğru manevra yaptığı sırada yakın önünde sol şeritte seyir halinde olan ... plakalı aracın da dikkatsiz ve tedbirsizce sağ şeride doğru manevra yaptığı ve bu sırada ... plakalı aracın, ... plakalı aracın muhtemelen sağ arka tekerlek kesimine çarpmasının akabinde her iki sürücünün de direksiyon hakimiyetini kaybettiği kanaatine varılarak değerlendirme yapılmıştır.<br>Mevcut verileri göre, davacı sürücü ...; yönetimindeki araç ile seyir halinde iken daha dikkatli ve tedbirli davranmamakla, meskun mahal hız sınırının üzerinde bir hızla seyretmekle, ön ilerisine azami dikkatini vermemekle, aracının hızını; aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamakla, virajlı kesime yaklaşırken hızını azalttmamakla, tek yönlü yolun sol şeridini takiben geldiği olay yerinde sağ şeride doğru manevra yapmadan önce yakın gerisinde sağ şeritteki araç trafiğini dikkatle kontrol etmemekle, böylelikle sol şeritten sağ şeride doğru kontrolsüzce manevra yaptığı sırada sağ şeritte seyir halinde olan davacının da aynı anda sola manevrası sırasında davalı aracının yönetimindeki araca temas etmesinin akabinde direksiyon hakimiyetini kaybetmekle, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 46. Maddesi (b ve c ) bendi, 51. Maddesi, 52. maddesi (a) ve (b) bendi hükümlerine aykırı, dikkatsiz ve tedbirsizce davranışları nedeniyle, aynı Kanun'un 84. maddesinde belirtilen asli kusurlu hallerden “manevraları düzenleyen genel şartlara uymamakla” meydana gelen olayda, davalı sürücü ile eşit oranda kusurlu olduğu, davalı sürücü ... yönetimindeki araç İle seyir halinde iken daha dikkatli ve tedbirli davranmamakla, meskun mahal hız sınırı üzerinde bir hızla seyretmekle, ön ilerisine azami dikkatini vermemekle, aracının hızını; aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamakla, virajlı kesime yaklaşırken hızını azaltmamakla, olay yerinde sol şeritte seyir halinde olan araca yakın mesafede iken dikkatsiz ve tedbirsizce sol şeride doğru manevra yapmakla, böylelikle sağ şeritten sol şeride doğru manevra yaptığı sırada yakın önünde sol şeritte seyir halinde olan davacı aracının da aynı anda sağa manevrası sırasında, aracının davacı aracına temasının akabinde direksiyon hakimiyetini kaybetmekle, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 46. Maddesi (b ve c ) bendi, 51. Maddesi, 52. Maddesi (a) ve (b) bendi hükümlerine aykırı, dikkatsiz ve tedbirsizce davranışları nedeniyle, aynı Kanun'un 84. Maddesinde belirtilen asli kusurlu hallerden “manevraları düzenleyen genel şartlara uymamakla” meydana gelen olayda davacı sürücü ile eşit oranda kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle davalılar vekillerinin istinaf başvurusu haksız bulunmuştur.<br>Belirmek gerekir ki,  HMK'nın 357. maddesinde \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz.\" hükmü düzenlenmiştir.  Davacı vekiline 28/12/2015 havale tarihli kusur bilirkişi raporları usulüne uygun şekilde 11.01.2016 tarihinde tebliğ edilmiş, ancak vekil tarafından rapora karşı süresi içinde bir itirazda bulunmadığı, öte yandan hükme esas alınan hesap raporunda davacının kusurunun %75 olduğunun kabulü ile hesaplama yapıldığı, bu raporun davacı vekiline 30.05.2019 tarihli duruşma sırasında elden usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği ve davacının işbu bilirkişi raporuna göre davasını 06.11.2019 tarihinde ıslah ettiği ve yine ıslah dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğuna ilişkin bir beyanda bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafından ilk derecede ileri sürülmeyen kusura yönelik iddiaların istinaf aşamasında ileri sürülemeyeceğinden, bu yöndeki istinaf başvurusu haksız bulunmuştur.<br>\tDavalılar vekilinin hükme esas alınan maluliyet raporuna yönelik istinaf başvurusunun değerlenrdilmesinde;<br>Bilindiği üzere Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre maluliyet oranları Adli tıp Kurumu 3. İhtisas dairesi ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim dalı başkanlığından oluşturulacak bilirkişi heyetinden kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuat yönetmelik hükümlerine uygun olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. <br>Buna göre 11/10/2008-01/09/2013 tarihleri arasında  gerçekleşen kazalar için \"Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği\" çerçevesinde düzenlenmiş düzenlenmiş sağlık kurulu raporu alınması gerekmektedir. <br>  Mahkemesince, 22.02.2019 tarihli ATK 2. İhtisas dairesinin düzenlediği maluliyet raporunun, kaza tarihi olan 14.09.2010 tarihinde yürürlükte bulunan 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan \"Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği\"  hükümlerine düzenlendiği ve kaza ile oluşan yaralanma arasında illiyet bağı kurulacak şekilde davacının iş bu kaza nedeni ile %59 oranında kalıcı bir maluliyetinin bulunduğu tespit edilmiştir.<br>Aynı raporda, Osteomiyelitin tedavisi mümkün bir kırık komplikasyonu olduğu, tedavi edilmesi durumunda maluliyetinin yeniden değerlendirilmesinin uygun olacağı görüşü bildirilmiş, bunun üzerine Mahkemesince alınan 04.08.2021 tarihli Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Adli Tıp Kurul maluliyet raporunun, kaza tarihi olan 14.09.2010 tarihinde yürürlükte bulunan 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan \"Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği\"  hükümlerine düzenlendiği ve kaza ile oluşan yaralanma arasında illiyet bağı kurulacak şekilde davacının iş bu kaza nedeni ile %59 oranında kalıcı bir maluliyetinin bulunduğu tespit edilmiştir. <br>Bu raporda da, osteomiyelitin tedavisi mümkün bir kırık komplikasyonu olduğu, tedavi edilmesi durumunda maluliyetinin yeniden değerlendirilmesinin uygun olacağı görüşü bildirilmiştir. Kazanın gerçekleşme tarihinin 2010 yılı olduğu her iki rapor düzenlenme tarihleri arasında yaklaşık 2 yıl geçmesine rağmen bir iyileşme sağlanmadığı da dikkate alında, ilk derece maskesince davacının kalıcı maluliyetten kaynaklı maluliyet oranının %59 olarak kabul edilmesi yerinde görülmüştür.<br>Bu nedenle davalılar vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu haksız bulunmuştur. <br>Davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin hükmedilen manevi tazminat miktarına yönelik istinaf başvurusunun değerlenildirilmesinde;<br>6098 TBK'nın 56/2. maddesi hükmüne göre “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.”Aynı Yasanın 51.maddesinde de “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.” hükmüne yer verilmiştir.<br>Somut olayda 15.04.2015 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davalı ... 'nın sürücüsü, aracın, davacının sürücü olarak bulunduğu araca  çarpması neticesinde meydana gelen trafik kazasında davacının vücudunda %59 oranında kalıcı maluliyet oluşacak biçimde yaralandığı, alınan kusur raporlarına göre trafik kazasının meydana gelmesinde davalı sürücünün % 25 oranında kusurlu olduğunun kabulü ile eldeki dosyaya baktığımızda tarafların belirlenen ekonomik sosyal durumları, kusur oranları, kaza ve davanın tarihi, davacının yaşı, paranın satın alma gücü, olay tarihi birlikte değerlendirildiğinde hükmolunan manevi tazminatın düşük olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. <br>HMK'nın 355. maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;<br>Yukarıda açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre, ilk derece mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu yönüyle kabulü ile, HMK 353/1-b-2. maddeleri gereği ilk derece mahkemesi kararının yeniden hüküm kurulmak üzere ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davalı... A.Ş. (Yeni ünvan ... Sigorta A.Ş.) vekili ve davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun REDDİNE, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen KABULÜ ile;<br> 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b/2. maddesi hükmü uyarınca  düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... tarih ve ... Esas, ... Kara sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353.maddesinin 1.fıkrası (b) bendinin 2.maddesi uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında  karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla; <br>2-Maddi tazminat davasının KABULÜ İLE,<br>-141.114,63 TL'nin davalı ... yönünden kaza tarihi olan 14/09/2010 tarihinden, davalı ... yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE,<br>3-Manevi tazminat davasının davalı ... yönünden KABULÜ ile;<br>-10.000,00 TL manevi tazminatın 14/09/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı  ...'dan alınarak davacıya ÖDENMESİNE,<br>-Davalı ... aleyhine açılan manevi tazminat davasının REDDİNE,<br>Harç yönünden:<br>4-Harçlar Kanunu uyarınca maddi ve manevi tazminat davaları yönünden alınması gereken toplamda 10.322,64 TL karar harcından peşin ve ıslah harcı olarak yatırılan toplamda 526,39‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 9.796,25‬ TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile (Davalı ... şirketinin sorumluluğunun 9.113,15‬ TL ile sınırlı olmak üzere) Hazineye gelir kaydına,<br>b-)İlk derece mahkemesince 10.02.2022 günlü karar ile davalılardan tahsiline karar verilen harcın davalıdan tahsil edilmemiş olması ve fakat harç tahsil müzekkeresi çıkartılmış olması halinde söz konusu harç tahsil müzekkeresinin tahsil edilmeksizin iadesinin ilk derece mahkemesince istenilmesine, <br>c-)Harç tahsil edilmiş ise tahsil edilen miktarın Dairemizce tahsiline karar verilen  bakiye harçtan mahsubu ile bakiyesinin tahsilinin istenmesine, <br>Yargılama giderleri yönünden:<br>5-Davacı tarafından yapılan toplamda 554,09 TL harç giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,<br>6-Davacı tarafından yapılan 5.910,21‬ TL (Kusur bilirkişi, hesap bilirkişisi, ATK maluliyet raporu, posta gideri) yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak  (Davalı ... şirketinin sorumluluğunun 5.518,95 TL ile sınırlı olmak üzere) davacıya ödenmesine,<br>7-HMK'nın 333. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avanslarının bulunması halinde ilgililerine iadesine, <br>Vekalet ücreti yönünden:<br>8-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden, yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca  maddi tazminat davası yönünden hesaplanan 17.355,89 TL vekalet ücretinin  davalılardan alınarak davacıya ödenmesine,<br>9-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden, yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca  manevi tazminat davası yönünden hesaplanan 10.000,00 TL vekalet ücretinin  davalı ... Çetinkaya'dan alınarak davacıya ödenmesine,<br>10-Davalı ... yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca hesap olunan 5.100,00 TL vekalet  ücretinin  davacıdan alınarak işbu davalıya ödenmesine,<br>İstinaf giderleri açısından;<br>11-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep  halinde iadesine,<br>12-Harçlar Kanunu gereğince davalılardan alınması gereken 9.912,78 TL  istinaf karar harcından, davalılar tarafından yatırılan toplamda 4.981,4‬0 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.931,38‬ TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile [Davalı... A.Ş.nin (Yeni ünvan ... Sigorta A.Ş.) sorumluluğunun 4.658,14‬ TL ile sınırlı olmak üzere] Hazineye gelir kaydına,<br>13-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığı için istinaf incelemesi için vekalet ücreti  takdirine yer olmadığına,<br>14-Davacı tarafından yapılan 40,16 TL istinafa dosya gönderme ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, <br>15-Davalılar tarafından yapılan istinafa dosya gönderme ücretinin, davalıların üzerinde bırakılmasına,<br>16-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince, varsa, istinaf eden tarafça yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre İİK'nın 36/5. fıkrası gereğince yatıran/ sunan tarafa iadesine,<br><br>Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, dosya üzerinde yapılan  inceleme sonucunda oy çokluğu ile karar verildi. 07.11.2024<br><br>     ...             ...  \t\t\t        ...                  ...<br>      Başkan ...                Üye ...                 Üye ...                    Katip ...<br>        (Karşı Oy)<br><br>\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\tKARŞI OY ŞERHİ<br><br>\t\t\t\t\t\t\tDairemizin kararındaki sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden aktüer bilirkişi raporu alınmalı ve davacının gerçek zararı belirlenerek buna göre hüküm tesis edilmesi gerektiği kanaatindeyim,<br>Şöyle ki ; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen ... ve ... başvurusu Başvuru Numarası: 2020/21347 başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararda usulü kazanılmış hak ilkesine ilişkin olarak<br>\" 48. Usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi, usul hukukuna ilk olarak Yargıtayın içtihadı birleştirme kararlarıyla girmiştir (bkz. §§ 25, 26). Söz konusu içtihadı birleştirme kararlarıyla çizilen çerçeveye göre bu ilke; ilk derece mahkemeleri bakımından mahkemenin bozma kararına uyması hâlinde artık bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve/veya hüküm vermek zorunda olmasını, ayrıca bozma kararı dışında kalan kısım hakkında yeniden inceleme yaparak karar verememesini, temyiz mercii yönünden ise bozma kararında belirtilen bozma gerekçeleriyle kendisinin de bağlı olmasını ve bozma kararı dışında kalan kısım hakkında tekrar inceleme yapamamasını ifade etmektedir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2019/115, K.2020/31, 12/6/2020, §§ 3, 4).<br>49. Anılan ilkenin uygulama alanının zaman içinde yine içtihat yoluyla genişletildiği ve yukarıda belirtilen içtihadı birleştirme kararlarıyla oluşturulan ilk çerçevesinin ötesine geçirildiği, bu bağlamda sadece bozma ve bozmaya uyma kararları ekseninde uygulanan bir usul kuralı olmaktan çıkarılarak bu ilkenin uygulanması suretiyle yargılama sürecinde taraflar, mahkeme ya da Yargıtay tarafından yapılan herhangi bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan böyle bir hakkın oluştuğundan söz edilebileceği yönünde bir yaklaşımın benimsendiği görülmüştür. Nitekim bu kapsamda yargılama sürecinde taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin -bilirkişi raporunun süresi içinde itiraz etmeyen taraf aleyhine kesinleştiği kabulünden hareketle- itiraz eden taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturmasının da Yargıtay içtihadıyla kabul edilerek anılan ilkenin uygulama alanına dâhil edilen hâllerden biri olduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 28).<br>50. Bununla birlikte medeni yargılama usulüyle ilgili yürürlükteki mevzuatta usule ilişkin kazanılmış hak ilkesini bu lafzıyla ya da içtihat yoluyla geliştirilen uygulama biçimleri itibarıyla bir usul kuralı olarak açıkça düzenleyen herhangi bir kanun hükmü yoktur. Nitekim Yargıtay da anılan ilkeyi uyguladığı kararlarında bu hususu dile getirmiş, usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir yasal hükmün bulunmadığını, konunun yargı içtihadı ile geliştiğini belirtmiştir.<br>51. Somut davada Mahkeme, usuli kazanılmış hak ilkesini başvurucuların maddi hukuka ilişkin birtakım haklarının ortadan kalkmasına yol açacak biçimde uygulamıştır. Anılan uygulamanın dayanağını Yargıtay içtihadı oluşturmakta ise de yargısal içtihadın bu kapsam ve mahiyette bir uygulamaya hukuksal dayanak teşkil edemeyeceği açıktır. Zira aksi yöndeki kabul, Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini öngören 13. maddesi hükmüyle bağdaşmaz. Kuşkusuz yargısal içtihatlar, belirli bir konuyu düzenleyen kanun hükmünün uygulanmasını gösterme ve bu bağlamda hukuki belirliliği sağlamada temel kaynaklardan biridir. Ancak yargısal içtihatların bu işlevini yerine getirebilmesinin ön şartı o konuyu düzenleyen bir normun varlığıdır. Nitekim idari davalarda da daha önce sadece içtihadi bir uygulama zemini bulunan usuli kazanılmış hak ilkesi 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesinin (4) numaralı fıkrasına 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenen \"Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır.\" biçimindeki hükümle idari yargılama usulü bakımından -bozma kararı bağlamıyla ve temyiz incelemesinin kapsamıyla sınırlı olarak- yasal bir dayanağa oturtulmuştur.<br>52. Diğer yandan Mahkeme, somut davada usuli kazanılmış hak kavramını uygularken değerlendirmesini başvurucuların ilk bilirkişi raporuna itiraz etmediği olgusuna dayandırmıştır. Bu itibarla mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinde 6100 sayılı Kanun'un bilirkişi raporuna itiraz müessesesini düzenleyen 281. maddesinin de ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.<br>53. Anılan Kanun hükmüne göre tarafların bilirkişi raporunun kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz etme, bu suretle raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını ya da yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep etme hakları bulunmaktadır. Keza mahkeme de aynı mülahazalarla resen bilirkişiden ek rapor isteme yoluna gidebilecek ya da gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bir bilirkişi görevlendirerek tekrar inceleme yaptırabilecektir.<br>54. Söz konusu hükmün gerekçesinde \"Burada rapora itiraz için taraflara tanınmış bulunan onbeş günlük süre, kesin süredir; hak düşürücü bir nitelik taşır. Dolayısıyla, taraflar, bu süre içerisinde, itirazlarını dile getirmez ise bilirkişi raporu, onlar bakımından kesinleşir; yani taraflar rapora itiraz olanağını tümüyle kaybederler Ancak, anılan hâl, mahkemenin, ihtiyaç duyuyorsa, bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen yetkilerini kullanmasına, yani bilirkişiden re’sen ek rapor talep etmesine veya inceleme yaptırmak üzere yeni bir bilirkişi atamasına herhangi bir engel oluşturmaz\" ifadelerine yer verilmiştir.<br>55. Gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde söz konusu kanun hükmü ile bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz etmeyen tarafın artık rapora itiraz etme imkânını yitireceğinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna karşılık anılan hükmün usule ilişkin bir işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi hâline, rapora itiraz etmeyen tarafın maddi hukuka yönelik bir hakkını sona erdirecek ya da diğer taraf lehine bu nitelikte bir hakkın doğmasına yol açacak biçimde sonuç bağladığı söylenemez. Başka bir anlatımla bilirkişi raporuna itiraz biçimindeki usul işleminin yapılmamasının ortadan kaldırabileceği tek hak, yine usuli bir hak olan rapora itiraz etme hakkıdır. Nitekim Kanun’un 94. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da ifade edildiği üzere tarafın kesin süre içinde yapması gereken bir işlemi süresi içinde yapmaması sadece o işlemi yapma hakkını ortadan kaldırabilir. Aksi yöndeki kabul Kanun’un 281. maddesinin (3) numaralı fıkrasının mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceği biçimindeki hükmünü anlamsız ve işlevsiz kılacağı gibi Kanun’un kendi hükümleri arasında da çelişki oluşturacaktır. Dolayısıyla bilirkişi raporuna itirazla ilgili anılan usul kuralından bir tarafın alacağını talep edemeyeceği anlamının çıkarılması, kuralın öngörülemez biçimde yorumlanması suretiyle ulaşılan bir sonuç olacaktır.<br>56. Bu itibarla Kanun'un bilirkişi raporuna itiraz müessesesiyle ilgili söz konusu hükmünün, bilirkişi raporuna itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluşturma sonucunu bağladığı biçimindeki bir yorumun anılan hükme yönelik öngörülebilir bir yorum olmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla yargılama sırasında alınan ilk bilirkişi raporuna itiraz edilmediği için talep miktarının bu raporda hesaplanandan fazla olan kısmının davalı lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin söz konusu müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunmadığı görülmektedir.\"  şeklindeki gerekçe ile 6100 sayılı yasa hükümlerinde usulü kazanılmış hak ilkesinin kanuni bir dayanağının bulunmadığı, belirtilmiştir. <br>Bu konuya ilişkin (Usulü kazanılmış hak ilkesine ilişkin olarak ) bir Yargıtay İçtihatları birleştirme kararı olmadığı sadece Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 4/2/1959 tarihli ve E.1957/13, K.1959/5 sayılı kararının ve  Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 9/5/1960 tarihli ve E.1960/21, K.1960/9 sayılı kararının Yargıtay Hukuk daireleri tarafından yorumlanması ile usulü kazanılmış hak uygulamasının genişletildiği anılan kararın 48 ve 49 numaralı paragraflarında belirtilmiştir.  Buradan hareketle Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından söz konusu uygulamanın kanuni dayanağının olmadığını ve bu durumun netice olarak kişilerin mahkemeye erişim hakkının ihlaline neden olduğu kabul edilmiştir  <br> Anayasa Mahkemesi anılan kararında \"59. Bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz edilmemesine, karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak teşkil edeceği sonucunun bağlanmasını, yargılamanın taraflarca titizlikle takip edilmesi suretiyle usul ekonomisinin temin edilmesi amacına yönelik olduğu söylenebilir. Diğer yandan bu nitelikteki bir müdahalenin diğer amacı da bilirkişi raporuna itiraz eden tarafın kendi itirazı dolayısıyla daha aleyhe oluşabilecek bir durumun önüne geçilmesi, başka bir ifadeyle rapora itiraz şeklinde bir usul işlemini yapan tarafın bu işleminden kendisinin değil karşı tarafın -itirazı yapan aleyhine- yararlanmasının önüne geçilmesi ve bu suretle itiraz edenin haklarının korunması olabilir. Zira rapora itiraz eden taraf kendi itirazı sonucunda itiraz öncesi duruma nazaran daha aleyhine olacak bir durumla karşılaşacak olursa bu, onun itiraz hakkını kullanmaktan imtina etmesine yol açabilecektir.<br>60. Ancak bilirkişi raporunda eksiklik, hata ya da açıklığa kavuşturulması gereken hususlar olduğunun düşünülmesi üzerine yeniden bilirkişi raporu alınmasını istemenin sadece davanın taraflarına sağlanmış usuli bir güvenceden ibaret olmayıp aynı zamanda uyuşmazlığı çözmekle ve bu bağlamda maddi gerçeği ortaya çıkarmakla yükümlü olan mahkemeye verilmiş yargısal bir görev ve yetki olduğu da dikkatten kaçmamalıdır. Başka bir anlatımla mahkemenin gördüğü lüzum üzerine resen yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması yoluna gitmesi biçimindeki bir ihtimalin varlığı da gözetilmelidir. Bu bağlamda yargı merciinin maddi gerçeği ortaya çıkarması ve uyuşmazlığı sağlıklı bir şekilde çözümlemesi gerekliliği yukarıda belirtilen amaçların elde edilmesi pahasına görmezden gelinemez. Zira uyuşmazlıkların çözümü için öncelikle maddi vakıanın/gerçekliğin aydınlatılması devletin ilgili hakları gerçekleştirme ve koruma yükümlülüğünün bir gereğidir. Kanuna dayalı haklı nedeni gösterilemediği takdirde uyuşmazlığın esasıyla ilgili olarak mahkemenin vakıayı aydınlatarak ulaştığı sonuçtan tarafların veya onlardan birinin yararlanamayacağı ileri sürülemez.Aksinin kabulü ile maddi hak talebinin kısıtlanması, usul hukukunun adil yargılanma hakkı güvenceleri içinde maddi hukukun gerçekleşmesine, başka bir deyişle hakların korunmasına hizmet etme amacına da aykırı olacaktır. Öte yandan devletin hakları koruma ve gerçekleştirmeye ilişkin yükümlülükleriyle ve adil yargılanma hakkının gerekleriyle bağdaşmayan, maddi gerçekliğin usule feda edilmesi anlamına gelen böyle bir yoruma dayanılması hukuk devleti ilkesini de zedeleyecektir.\"  şeklindeki gerekçe ve kabul ile karşı tarafın itirazı olmasa dahi hakimin maddi gerçeği araştırma görevinin olduğu ve bu kapsamda rapora itiraz etmeyen yönünden ortada maddi bir gerçek var ise bu maddi gerçeğe rağmen usul hükümleri gerekçe gösterilerek karar verilmesinin hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı ve söz konusu müdahalenin ölçülü olmayacağı belirtilmiştir. <br>Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda davacı tarafından davalılar aleyhine 14.09.2010 gününde meydana gelen trafik kazasından kaynaklı yaralanmaya bağlı olarak maddi ve manevi tazminat davası açılmıştır, yapılan yargılama sırasında tarafların kusur oranlarına ilişkin olarak ilk önce 28.12.2015 havale tarihli bilirkişi raporu alınmış, söz konusu raporda davacı ...'in %75 oranında kusurlu olduğu, davalı sürücünün ise %25 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Bu kusur raporundan sonra mahkemesince davacının maluliyet oranına ilişkin olarak araştırma yapılmış ne var ki kusur durumuna ilişkin olarak Ankara ATK Trafik İhtisas Dairesinden 11.05.2017 günlü kusur raporu alınmıştır, alınan bu kusur raporunda da yine davacı ...'in %75 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Davalı vekili söz konusu kusur durumuna itirazlarını sunmuştur.<br>\t\t\t\t\t\t\t\tMahkemesince yargılamaya devam edilerek Atk 2. İhtisas Kurulundan davacının %59 oranında maluliyetin olduğuna ilişkin 22.02.2019 günlü sağlık kurulu raporu temin edilmiştir, söz konusu raporun alınmasından sonra dosya aktüer bilirkişiye teslim edilmiş ve yapılan hesaplama sonucunda davalı araç sürücüsünün %25 kusuruna göre ve davacının %59 oranındaki maluliyeti dikkate alınarak 144.114,63 TL maddi zararının olduğu belirlenmiştir. Davacı vekili söz konusu rapora uygun şekilde 06.11.2019 günlü talep arttırım dilekçesi ile dava değerini belirlenen miktar üzerinden arttırmış ve eksik harcı tamamlamıştır.<br>\t\t\t\t\t\t\t\tMahkemesince davacının maddi zararı belirlenmiş ve davacı vekili tarafından beyan dilekçesi sunulmuş olmasına rağmen davalının itirazları üzerine bu kez ilk önce maluliyete ilişkin olarak Atk 2. İhtisas Kurulundan yeniden rapor alınmış sonrasında kusur durumuna ilişkin olarak ise Karayolları Trafik Fen Heyetinden 26.02.2021 günlü heyet raporu alınmıştır, söz konusu bu raporda ise kazanın oluşumunda davacı ile davalı araç sürücüsünün %50 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. <br>\t\t\t\t\t\t\tBu noktada kusur durumuna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede her ne kadar mahkemesince ilk alınan 28.12.2015 günlü bilirkişi raporunda ve Atk Trafik İhtisas Dairesinin 11.05.2017 günlü raporunda davacı sürücünün %75 oranında kusurlu olduğu belirlenmiş ise de dosya içerisinde bulunan ceza soruşturmasındaki ifadeler, kaza tespit tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre kazanın ne şekilde gerçekleştiği tam ve kesin olarak belirlenememektedir, zira davacı sürücü ceza soruşturmasındaki aşamalardaki beyanlarında kazanın oluşumuna ilişkin olarak farklı beyanlarda bulunmaktadır, aynı şekilde davacı sürücü Alper'in beyanları da davacı sürücünün beyanları ile çelişmektedir. Taraflar arasındaki trafik kazası nedeniyle dosyamız davalısı hakkında açılan kamu davasında .... Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/2547 Esas, 2011/594 Karar sayılı dosyasında şikayet yokluğu nedeniyle düşme kararı verilmiş olup, hukuk mahkemelerini bağlayacak nitelikte bir kesin hüküm, maddi olgu tespiti bulunmamaktadır. Bilindiği üzere Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarına göre kazanın oluşumunda tarafların kusur durumlarının tam ve kesin olarak tespit edilememesi durumunda (Örneğin hangi tarafın kırmızı ışık ihlali yaptığının belirlenememesi durumunda) kazaya karışan tarafların hakkaniyet gereği %50 oranında kusurlu oldukları kabul edilmektedir, buna göre mahkemesince Karayolları Trafik Fen Heyetinden alınan 04.08.2021 günlü kusur raporundaki oranlar kabul edilmeli ve buna göre hüküm tesis edilmesi gerekmektedir. Davacı yargılamanın devamı sırasında mahkemesince alınan 04.08.2021 günlü kusur raporuna uygun şekilde karar verilmesi talebinde bulunmuş, ne var ki mahkemesince bu talep kabul edilmemiştir. Şu halde dosyadaki mevcut delil durumuna göre kazanın oluşumunda tarafların %50 oranında kusurlu olduklarına ilişkin maddi bir gerçek bulunmakta iken sadece davacının süresi içerisinde dosyadaki kusur bilirkişi raporlarına itiraz etmediği gerekçesi ile davacının uğramış olduğu gerçek zararın talep edilemeyeceği hususu hatalıdır. Mahkemesince davacının 06.11.2019 günlü bedel arttırım beyanından sonra yargılamaya devam edilmiş ve tarafların gerçek kusur durumlarının ne olduğu hususunda araştırma yapılmıştır, yapılan inceleme ve araştırmalar sonucunda tarafların kazanın oluşumunda %50 oranında kusurlu oldukları belirlendiğine göre bu maddi gerçeğe uygun bir şekilde hüküm tesis edilmesi gerekmektedir.\t\t\t<br>\t\t\t\t\t\tZira  Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen ... ve ... başvurusu Başvuru Numarası: 2020/21347 başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararda da belirtildiği gibi yargılama süresi içerisinde alınan bilirkişi raporlarına tarafların süresi içerisinde itiraz etmemiş olması nedeni ile davacının belirlenen gerçek zararı talep edemeyeceği şeklinde yorumlanması doğru değildir. Ortada  maddi bir gerçek varken  bu maddi gerçeğe rağmen usul hükümleri gerekçe gösterilerek sırf bilirkişi raporuna süresinde itiraz edilmediği gibi şekli bir gerekçe ile karar verilmesi hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacaktır bu şekilde bir yorum yapılması Anayasa'nın 36.maddesinde ve AİHS 6 maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı kapsamında kalan mahkeme erişim hakkının ihlaline neden olabilecektir.<br> Dairemizce yapılan müzakere sırasındaki görüşmelerde Heyet ile aramdaki bir diğer uyuşmazlık konusu ise  Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan ... VE ... başvurusu Başvuru Numarası: 2020/21347 başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararının iş bu dosyada uygulanma olanağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Zira bir kısım görüşe göre söz konusu Anayasa Mahkemesi kararı bireysel başvuru sonrasında verilmiş olup bir norm denetimi üzerine verilen bir karar olmadığından bağlayıcılığı bulunmadığı düşünülmektedir  <br>İlk olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen ... ve ... başvurusu Başvuru Numarası: 2020/21347 başvuru numaralı 21.12.2023 tarihli kararında da aynı şekilde davacının bilirkişi raporuna süresi içerisinde itiraz etmemiş olması nedeni ile davalı lehine usulü kazanılmış hak oluştuğu değerlendirilerek ilk alınan bilirkişi raporuna göre karar verilmiş ve ek davanın reddine karar verilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin Genel Kurulu tarafından verilen ... ve ... başvurusuna ilişkin (Başvuru Numarası: 2020/21347) 21.12.2023 tarihli kararında belirtilen bireysel başvuruya konu olay ile dosyamıza konu olay ile benzer mahiyette olduğu görülmüştür. Bu noktada Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı vermiş olduğu, aynı olaya ilişkin olarak eldeki davada söz konusu Anayasa Mahkemesi kararının uygulanamayacağının söylenmesi kabul edilemez. <br>Öte yandan T.C Anayasası'nın 153. Maddesi hükmünün incelenmesi gerekmiştir. <br>Madde 153  \" Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.<br>Anayasa Mahkemesi bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. [94]<br>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. [95]<br>İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun (…)[96] teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.<br>İptal kararları geriye yürümez.<br>Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.\" şeklindedir. Maddenin son fıkrası açık bir şekilde Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmî Gazetede hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağını hüküm altına almıştır.<br> Söz konusu Anayasa hükmünde herhangi bir ayrım bulunmamakta herhangi bir istisna getirilmemiştir. Diğer bir ifade ile Anayasa Mahkemesi kararlarının sadece somut norm denetimi sonucu verilen kararlarının bağlayıcı olduğuna dair bir anlam çıkarılamayacaktır. Anayasa'nın 153/ son maddesi gereği Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru yolu ile vermiş olduğu kararlarında da benzer olaylar için bu kararların bağlayıcı olduğu muhakkaktır ki bu durum Anayasa Mahkemesi kararlarının objektif etkisinden kaynaklanmaktadır. <br>Anayasa Mahkemesi kararlarınını objektif etkisine ilişkin olarak yine Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından verilen K. V. Başvurusuna ilişkin 2014/2293 Başvuru Numaralı kararına bakmak gerekmektedir. <br>Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu anılan kararında objektif etkiye ilişkin olarak <br>\" 52. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında objektif ve subjektif olmak üzere iki temel işlevi bulunmaktadır. Mahkemenin objektif işlevi Anayasa’nın temel hak ve özgürlükleri düzenleyen hükümlerini yorumlamak ve bunların uygulanmasını gözetmektir. Subjektif yönü ise bireysel başvuru yoluyla önüne gelen somut olayda anılan hükümlerin ihlal edilip edilmediğini incelemek, gerektiğinde başvurucu lehine giderime hükmetmektir.<br>53. Mahkemenin Anayasa’yı yorumlama ve uygulama şeklinde ortaya çıkan objektif işlevinin subjektif işlevine göre ön planda olduğu kabul edilmelidir. Zira bireysel başvuru yolunun temel ilkelerinden ikincillik ilkesi ile bunun yansıması olarak Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen bireysel başvuruda bulunmadan önce başvuru yollarının tüketilmesi koşulu dikkate alındığında temel hak ve özgürlüklerin korunmasında öncelikle kamu makamları ve derece mahkemelerinin, sonrasında ise Anayasa Mahkemesinin rolü bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir. Belli bir meselede bu merciler tarafından Anayasa’ya uygun korumanın sağlanmadığının ileri sürülmesi hâlinde bireysel başvuru yapılabilir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi, o meseleye ilişkin olarak Anayasa’yı yorumlar ve bir karar verir. Bundan sonra kamu makamları ve derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin uygulamalarını bu yorum çerçevesinde gerçekleştirmeleri beklenir. Aksi durum, aynı meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların Anayasa Mahkemesi önüne taşınması sonucunu doğurur. Bu şekilde işleyen bir bireysel başvuru yolunun sürdürülebilmesi ise imkânsızdır. Söz konusu yolun işlerliğini devam ettirmesinde Mahkemenin Anayasa’yı yorumlaması kritik öneme sahiptir. Bu işlevini en iyi şekilde yerine getirebilmesi ise -her bir başvuruda adaleti sağlamaktan ziyade- Mahkemenin daha önce Anayasa’yı yorumlamadığı meselelere odaklanmasına bağlıdır.\" şeklinde açıklama yapılmıştır. <br>Bu şekilde Anayasa mahkemesi, mahkemece bireysel başvuru neticesinde verilen ihlal kararları sonrasında derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin uygulamalarını bu yorum çerçevesinde gerçekleştirmesi gerekliliğine işaret etmiştir. <br>Öte yandan Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru neticesinde verilen hak ihlallerine ilişkin benzer nitelikte kararlar verilmesi sonrasında bu hak ihlallerinin önüne geçebilmek adına  yasa koyucu tarafından hak ihlallerine ilişkin olarak gerekli yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Buna ilişkin olarak en somut örnek bilindiği üzere kamulaştırma davalarında Anayasa Mahkemesi tarafından bireysel başvuru dosyalarında  verilen hak ihlalleri sonrasında Yasa koyucu tarafından gerekli yasal değişiklikler yapılmıştır.<br>Tüm bu Anayasa ve Yasa hükümleri ile Anayasa Mahkemesi kararları bir arada değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi Genel kurulunca verilen ... ve ... başvurusu dosyasında vermiş olduğu adil yargılanma hakkının ihlaline ilişkin kararın gerekçesinde belirtilen hususların eldeki iş bu dosyada da uygulanması  zorunludur, ki Anayasa'nın 153/son maddesi hükmü ve Anayasa Mahkemesi kararlarının  objektif etkisi de bunu gerektirir. <br>\t\t\t\t\t\tBu nedenlerle eldeki iş bu dosyada davacı yönünden mahkemeye erişim hakkının engellenmesi ve davacının hak kaybına önüne geçilebilmesi amacıyla dosyada yeniden aktüer bilirkişi raporu alınması ve karar tarihindeki asgari ücret verileri dikkate alınarak belirlenen maddi tazminat miktarına göre kazanın oluşumunda tarafların %50 oranındaki kusurları dikkate alınarak davacının gerçek zararının tespiti ile buna göre karar verilmesi gerektiği halde davacının bu yöndeki istinaf başvurusunun reddine karar verilmesinin hatalı olduğu kanaatimde olduğumdan dairemizin kararına bu yönleriyle katılmamaktayım. <br><br>\t                      ...    <br>\t                  Başkan ...   <br>                    (Karşı Oy)       <br>                    <br><br>  İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"806cf096df1d3833","SID":"09a88902a39c8760"}}