{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>9.HUKUK DAİRESİ <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br>ESAS NO: 2024/599 <br>KARAR NO: 2024/1784<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ: 07/02/2023<br>NUMARASI: 2020/71 Esas - 2023/94 Karar<br>DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan)<br>KARAR TARİHİ: 17/10/2024<br>Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;     <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Olay tarihi olan 24/09/2005 tarihinde ... mah. ... Sokak ile ... sokak kesişiminde ... sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile davacının sevk ve idaresinde .. .aracın çarpışması sonucu davacının ağır bir şekilde yaralandığını,  vücudunda kalıcı sakatlık oluştuğunu, Denizli Devlet Hastanesinden alınan 28.01.2014 tarihli özürlü sağlık kurulu raporuna göre davacıda %26 oranında kalıcı sakatlık bulunduğunu, bu şekilde beden gücünde kayıp olduğunu ve tazminat ödenmesi gerektiğini, kazaya sebebiyet veren ve tamamen kusurlu bulunan ... plakalı aracın olay tarihinde davalı ... Sigorta tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalı bulunduğunu belirterek şimdilik 2.000 TL kalıcı sakatlık (maluliyet) tazminatını davalı sigorta şirketinin temerrüde düştüğü başvuru tarihi olan 24/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 26.11.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 50.000,00 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, davalı şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, davacının sürekli sakatlığının adli tıp kurumundan alınacak rapor ile ispatlanması gerektiğini, zarar hesabı için seçilecek bilirkişinin aktüer  siciline kayıtlı kişilerden olması gerektiğini, davalının yalnızca dava tarihinden itibaren faizden sorumlu olabileceğini, olaya uygulanması gereken faiz türünün yasal faiz olduğunu,  davacının müterafik kusurunun bulunup bulunmadığının mahkemece tespiti ile tazminattan düşülmesi gerektiğini, davacının emniyet kemeri takmadığının tespit edildiğini, tedavi masrafları bakımından davalı şirketin herhangi bir sorumluluk almadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini  talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, \"Davanın kısmen kabulü ile, 2.000,00-TL maddi tazminatın (davalının sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalıya başvuru tarihinden 8 iş gün sonrası olan 12.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya dair ıslaha konu talebin ise zamanaşımı nedeniyle reddine\" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  davalı iddia ve savunmalarını genişlettiklerini ve buna muvafakatları bulunmadığını, bedensel zararlara ilişkin tazminat davalarında zamanaşımının başlangıcı olay tarihi, tazminat sorumlusunu öğrenme tarihi ya da sürekli sakatlığa ilişkin düzenlenen kesin raporun öğrenildiği tarih olduğunu,olay tarihinin 24.09.2005 tarihi olduğu, davadan evvel bedensel zarara ilişkin kesin raporun düzenlenmediğini, dava açıldıktan sonra İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Dairesi’nce düzenlenen maluliyet raporunun 04.05.2016 tarihinde tarafına tebliğ edildiğini, yine zararın miktarının hesap bilirkişi raporuyla öğrenildiği, hesap bilirkişi raporunun 07.10.2016 tarihinde  tebliğ edildiği, gerek maluliyet raporunun gerekse hesap raporunun tebliği tarihinden itibaren ıslahın 2 yıllık süre dolmadan 26.11.2016 tarihinde yapıldığı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nin ilamı gereği İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu’ndan alınan maluliyet raporunda davacının maluliyetinin dava konusu kazada meydana gelen yaralanmalarının yapılan tedaviler neticesinde fizyolojik iyileşme süresi tamamlandıktan sonra oluşan fonksiyonel ve anatomik kayıplar nedeniyle geliştiği, davacının geçici iş göremezlik yani tedavi sürecinin 9 ay süreceği ve maluliyet oranının dava konusu kaza tarihi olan 24.09.2005 tarihinden 9  ay sonrasında (24.06.2006 tarihinde) başladığının belirtildiği, davacının tedavisinin tamamlandığı kaza tarihinden 9 ay sonrası olan 24.06.2006 tarihinden itibaren maluliyetinin başladığı, 24.06.2006 tarihinden itibaren 8 yıllık uzamış zamanaşımı süresi hesaplandığında dava zamanaşımının 24.06.2014 tarihinde dolacağı ve işbu davanın da kaza tarihinden itibaren 10 yıllık uzun süreli zamanaşımı dolmadan 11.03.2014 tarihinde açıldığı ve  dolayısıyla da zamanaşımı süresinin her halükarda dolmadığını belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, yaralamalı trafik kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminat istemine ilişkin olup, istinaf açısından uyuşmazlık konusu, HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. Mahkemece ilk verilen davanın kabulüne ilişkin hükmün davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 12/10/2019 tarih, 2017/2166 Esas - 2019/3983 Karar sayılı kararı ile \" ...İlk Derece Mahkemesince Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu'ndan dosyada bulunan  kaza nedeniyle davacının gördüğü tedavilere  ilişkin tüm belgeler,  raporlar ve tedavi evrakları incelenmek suretiyle ve davacıda bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, davacının yaralanması nedeniyle kazadan sonra gelişen bir durum olup olmadığı, maluliyetin gelişen bir durumdan ortaya çıkıp çıkmadığı, hangi tarihte maluliyet durumunun saptanabilir olduğu,  tedavilerinin ne zaman sona ereceği, vücut çalışma gücü kaybının hangi tarihte kesin olarak  belirlenebilir duruma geldiği konusunda değerlendirme içeren rapor alındıktan sonra, gelişen durumun olup olmadığı da dikkate alınarak, dava ve  ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı defi’nin buna göre değerlendirilmesi gerekirken...\"gerektiği gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince; Dairemiz kararı doğrultusunda gelişen durumun tespiti için ATK dan verilen 12/12/2022 tarihli raporuna göre; davacının 24.09.2005 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucunda geliştiği bildirilen arızası hakkında Kurulca 08.06.2020 tarihinde tespit edilmiş olan  %32.2 maluliyet oranının; davacının dava konusu kazada meydana gelen omur vertebra kırığı yaralanmasının kırık bölgesinde uygulanan anterior stabilizasyon nedeniyle nedeniyle gelişmiş olduğu, maluliyetinin dava konusu kazada meydana gelen yaralanmalarının yapılan tedaviler neticesinde fizyolojik iyileşme süresi tamamlandıktan sonra oluşan fonksiyonel ve anatomik kayıplar nedeniyle geliştiği, bu nedenle tespit edilen %32.2  maluliyet oranının dava konusu kaza tarihi olan 24.09.2005 tarihinden 9  ay sonrasında başladığı, 9 ay olarak takdir edilen iyileşme süresi zarfında kişinin maluliyet oranının %100  olduğu, kişinin maluliyetine neden olan omur anterior stabilizasyonunun kalıcı bir durum olduğu, hayat boyu kalabildiği, ancak klinik gereklilik durumunda (komplikasyon, yeni gelişen tedavi yöntemleri vb. nedenlerle ) çıkarılabileceği, bu durumun ön görülemez bir durum olduğunun kabulü gerektiği kaza tarihinden cihetle kişinin maluliyetinin dava konu kaza tarihi olan 24.09.2005 tarihinden itibaren başladığı, itibaren iyileşme süresi olan 9  aylık zaman diliminde maluliyetinin %100  olduğu, iyileşme süresi tamamlandıktan sonra (kaza tarihinden 9  ay sonrasına denk gelen tarih) maluliyetinin %32.2  olduğu tespit edildiği bildirilmiştir.  Mahkeme 12/12/2022 tarihli ATK maluliyet raporuna göre mahkemece, trafik kazası nedeniyle davacının maluliyet durumunun saptanabilir olduğu tarihin kaza tarihinden 24.09.2005 itibaren 9 ay sonrası olduğu bu haliyle; dava nedeniyle zamanaşımı başlangıç tarihinin 24.03.2006 tarihi olarak kabulü ile, 5237 sayılı TCK'nın 89.maddesinde düzenlenen ve somut olayda eyleme uyan taksirle yaralama suçunun ceza zamanaşımı süresi aynı Kanun'un 66/1-e maddesine göre 8 yıl olduğuna göre açılan dava 8 yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olup zamanaşımı süresinin 24.03.2014 tarihinde sona erdiği; dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı ancak somut uyuşmazlıkta dava kısmi dava olarak açıldığı bu durumda sadece dava konusu edilen kısım yönünden zamanaşımını keseceği, davaya konu edilmeyen alacak kısmı yönünden kesmeyeceği bu haliyle zamanaşımı süresinin 24.03.2014 tarihinde sona erdiği; ıslah tarihi olan 26.11.2016 tarihi itibariyle dava konusu alacağa yönelik 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu ve davalı vekilince ıslah dilekçesine karşı da 07.12.2016 tarihinde zamanaşımı definde bulunulduğuna göre ıslah zamanaşımı dolduğundan bu yönden davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.<br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:1-Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE,2-Peşin alınan harç yeterli olduğundan başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.17/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"01706a1639ac7e79","SID":"692c255ced1df9c5"}}