{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">lT.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>3. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO: 2024/778 <br>KARAR NO: 2024/3000<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 12/12/2023<br>NUMARASI: 2017/773 E - 2023/1049 K<br>DAVANIN KONUSU: Alacak<br>KARAR TARİHİ: 12/11/2024<br>Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak,ilk derece mahkemesince verilen kararın  istinaf edilmesi sebebiyle,dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ibraz ettiği dava dilekçesinde; Müvekkili şirketin 2005 yılından bu yana her türlü inşaat taahhüt işleri ile uğraştığını, ortaklarının aynı zamanda karı-koca olan ... ve ... olduğunu, müvekkili şirketin sahibi ... piyasada çok eski olmadığından tanınmak ve maddi olarak güçlenmek amacıyla kat karşılığı inşaat sözleşmeleri kapsamında inşaat işleri ile uğraştığını, yine taşeron firma olarak inşaat ve inşaata dair her türlü tadilat, dekorasyon vb.işleri yerine getirdiğini, ...'in araştırmaları neticesinde Darıca, Kocaeli'de bir arsanın kat karşılığı verilmek istendiğini öğrendiğini ve  bölgede gayrimenkul fiyatlarının hızla arttığını ve bu işin karlı bir iş olacağına kanaat getirdiğini, ... bir yandan arsa sahibi ile görüşmeler yaparken, bir yandan da kendi sermayesi yetersiz olduğu ve tek başına bu işi yapamayacağı için bu işi birlikte yapacağı ortak araştırmaya başladığını, bu araştırmalar neticesinde aynı mahallede oturan köylüsü ve akrabası olan, ekonomik durumları da yeterli olan davalılar ile görüştüğünü, onlar ile ortaklaşa inşaat yapmak için üzere sözlü olarak anlaştığını, müvekkili davalılar ile olan tanışıklığı ve ilişkisi kapsamında yazılı bir anlaşma yapma ihtiyacı hissetmediğini, taraflar arasındaki anlaşma kapsamında ... ile davalıların inşaatı üç ortak olarak ve giderlere eşit katlanmak kaydıyla yapacaklarını, kendilerine düşen 6 daireyi satıp satış parasını eşit olarak paylaşacaklarını, Bu anlaşmadan sonra inşaat yapılacak taşınmazın sahibi dava dışı ... San. Tic. Ltd.Şti. ile 15.9.2011 tarihinde Kartal ... Noterliği'nde Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi imzaladıklarını, bu sözleşme gereğince yüklenici olan müvekkili şirketin Kocaeli, Darıca ilçesi, ... Mh. Mevkinde bulunan tapuda ... pafta ... parsel nosuyla kayıtlı taşınmaz üzerine 13 dairelik bina inşa etmeyi taahhüt ettiğini, Davacının  sermayesi, ortak bulmasına rağmen yetersiz olduğundan davaya konu şirket adına kayıtlı Kartal ilçesi, ... mh. ... ada, ... parselde kayıtlı taşınmazı 101.000,00 TL bedelle davalı ...'ya satış göstererek devrettiğini ve karşılığında ... adına bankadan 100.000,00 TL kredi alındığını, kredi her ne kadar ... adına alınmış ise de geri ödemelerinin  davacı şirket sahibi ... tarafından yapıldığını, Binanın yapım aşamasında gerekmi beton,demin ve tuğla ihtiyacının davacı tarafından   dava dışı ... İnş.Ltd. Şti.nden  sağlandığını, bunun karşılığında davacının kimi zaman nakit kimi zaman çek ile ödeme yaptığını, davalıların bu şirkete yapılan bir kısım ödemelerini karşıladıklarını, İnşasına başlanan binanın kabası tamamlandıktan sonra ortakların kendi hisselerine düşen daireleri topraktan satarak nakit gelmesini sağlamaya çalıştıklarını, ancak işe başlamadan evvel yapılan araştırmanın aksine istedikleri rakamlardan topraktan satışın mümkün olmadığını, İnşaat bitiminde kar edemeyeceklerini anlayan davalıların bu ortaklığa devam etmek istemediklerini bildirdiğini, bu durum müvekkili tarafından kabul edilmemiş ise de, inşaat süresi ruhsat tarihinden itibaren 12 ay olarak belirlendiğinden müvekkilinin kaba inşaat halindeki binayı kendi imkanları ile tamamlamak durumunda kaldığını ve zarara uğradığını, öyle ki inşaat yapılması gereken işlemler noksan yapıldığından davacının kendisinde kalacak dairelerin dahi arsa sahibine  devretmek zorunda kaldığını, Davacının, davalı tarafın kendisini oyaladığını anladığını, ev emaneten verilmesine rağ- men iade edilmemesi ve adi ortaklığa yapılan masrafların üzerine yıkılması, bundan dolayı alacaklı olmasına rağmen davalıların kötü niyetli davranması nedeniyle davalı ... aleyhine başka mahkemede tapu iptal ve tescil davası açtığını, Neticede, taraflar arasındaki adı ortaklığın davalıların tek taraflı ve kusurlu hareketleri nedeniyle sona erdirilmek istendiğini, ancak müvekkilinin tek başına masraflara katlanıp zarara uğradığını, bu nedenle davalı taraftan alacaklı olduğunu beyanla; Davalıların adi ortaklık nedeniyle edimlerini yerine getirmediklerinin tespitine, HMK.' nin 107. Md uyarınca alacağın tespiti ile şimdilik 10.000.00 TL nin son dairenin satışının gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Davacı tarafın kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve adi ortaklık iddiasına dayalı olarak açtığı davada Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğunu, Kabul anlamına gelmemek kaydıyla adi ortaklığın konusunu oluşturduğu iddia edilen kat karşılığı inşaat sözleşmesinin 15.09.2011 tarihinde imzalandığını, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nun 66. Maddesinde \"haksız surette mal iktisabından dolayı ikame olunacak dava, mutazarrır olan tarafın verdiğini istirdata hakkı olduğunu ıttılaı tarihinden itibaren 1 sene müruruyla ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren 10 senenin müruruyla sakıt olur\" denildiğini, dava açıldığı tarihte yürürlükte olan TBK'da öngörülen 2 yıllık zaman aşımı süresinin de davanın açıldığı tarih (23.08.2016 günü) itibariyle  dolduğunu, Davacı ile davalılar arasında hiçbir zaman adi ortaklık sözleşmesi veya bir inanç söz- leşmesinin kurulmadığını, müvekkillerinin davacı ile dava dışı ... Ltd.Şti. arasında imzalanan kat karşılığı inşaat sözleşmesinden haberdar olmadığı gibi bu sözleşme ile ilgilerinin de bulunmadığını, bu nedenle sözleşme gereğince edimleri yüklenen ve borç altına giren tarafını sadece davacı olduğunu, Davacı, adi ortaklık sözleşmesi gereğince yapacağı işe sermaye sağlamak adına maliki olduğu Kartal, ... Mah., ... ada, ... parselde kayıtlı taşınmazın davalı ...'ya devrettiğini ve bu işlem ile kredi çekilerek inşaata sermaye bağlandığını iddia etmiş ise de, söz konusu taşınmazın müvekkili ... tarafından ücreti ödenerek satın alındığını, kaldı ki böyle bir hukuki ilişkinin inanç sözleşmesi niteliği arz ettiğini ve yazılı delil ile ispatlanmasının gerektiğini, davacının bu hususta yazılı bir delil sunmadığını, bu konuda tanık dinlenmesine muvafakatlarının olmadığını, İst. Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/352 E. Sayılı dosyasında davalı ... adına açılan tapu iptal ve tescil davasında tüm delillerini sunduklarını, taşınmazda davacı şirketin yetkilisi ...'in kiracı olarak oturduğunu, bu nedenle faturaların davacı adına olmasının normal olduğunu, bilahare taşınmazdan tahliye edilen davacının açılan dava ile hukuki öcünü almaya çalıştığını, Davacı tarafça müvekkiline yapılan ödemelerin ise, davacının müvekkiline olan borcu ödemek amacıyla yapıldığını ve eldeki dava ile ilgisinin bulunmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İstanbul Anadolu 27. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/324 E., 2016/321 K. Nolu 24.11.2016 tarihli ilamında; \"Somut olayda; davacı şirket, davalılarla kâr ve zarara ortak olmak üzere inşaat yapmak ama- cıyla adi ortaklık kurduklarını, davalıların bu ortaklıktan kâr edemeyeceklerini anlayınca edimlerini yerine getirmediğini iddia etmektedir. Olayımızda davacı zaten inşaat şirketi olup tacirdir. Davacının iddiası davalı- larla inşaat yapmak üzere adi ortaklık kurulduğu yönündedir. Bu olayda davacının iddiası davalıların da tacir olduğu yönündedir. Bu nedenle tarafların ticari faaliyetine yönelik davada uyuşmazlığın asliye ticaret mahke- mesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.\" denilerek, \"Göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan HMK nun 114/1-c ve 115/2. Maddeleri uyarınca davanın usulden REDDİNE, HMK'nin 20(1) maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde ve yasal süre içinde istem halinde dosyanın görevli İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine \" karar verilmiş, iş bu kararın istinaf yoluna gidilmeksizin kesinleşmesi nedeniyle dosya Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmiştir. İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonunda ise 2017/773 E., 2023/1049 K. Nolu 12.12.2023 tarihli ilam ile \" DAVANIN REDDİNE\" karar verilmiştir.<br>İstinaf Başvurusu: Hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Adi ortaklık ilişkisinin yazılı delil ile ispatlanması gerektiğine dair görüş birliği  bulunduğunu, Ancak dosya içinde ortaklık için davalı ... adına ... Soğanlık şubesinden çekilen 100.000,00 TL ve ... bankası Kaynarca şubesi'nden çekilen 60.000,00 TL tutarındaki  kredinin davacı şirket yetkilisi ve onun akrabaları tarafından ödenmesine dair belgelerin delil başlan- gıcı mahiyetinde olduğunu, davacı şirket adına kayıtlı ... mah. ... pafta ... ada ... parselin 19.10.2011 tarihinde davalı ...'a devredildiği gözetildiğinde, 20.10.2011 tarihinde -devirden bir gün sonra- kredi çekilmesinin tesadüf olmadığını, Davalı ... aleyhine İstanbul 13. AHM'da açılan 2021/51 E. 2023/67 K. Nolu  tapu iptali davası sonunda \"DAVANIN REDDİNE\" karar verildiğini, bu dosya şu anda istinaf aşamasında olup içinde delil başlangıcı mahiyetinde belgeler ve tanık beyanlarının bulunduğunu, ayrıca davacının bu taşınmazda kiracı durumunda olmadığını, davalı tarafça böyle bir delil sunulmadığını, Diğer yandan eldeki  dosyaya ibraz olunan bilirkişi raporunda da \"taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamasına rağmen, davacının kısıtlı muhasebe kayıtlarına ve ciro edilen çeklere göre taraflar arasında konut yapımına ilişkin bir maddi ilişkinin olduğu anlaşılmaktadır\" denildiğini, müvekkilinin inşaat malzemelerini temin ettiği dava dışı ... İnşaat şirketine verdiği ve muavin defterine ... İnşaat çek olarak girişi yapılan çeklerin de adi ortaklık ilişkisinin ispatı noktasında delil başlangıcı olduğunu ve  mahkemece göz ardı edildiğini beyanla kararın kaldırılmasını istemiştir. İstinaf sebepleri ve 6100 sayılı HMK'nun 355 md. ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre; Dava, adi ortaklık kapsamında davacı tarafça sarf olunan masrafların tahsili ve uğranılan zararın tazmini  talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince \"adi ortaklığın ve alacağın varlığı\"nın ispatlanamadığı gerek- çesiyle DAVANIN REDDİNE karar verilmiş olup bu karar istinafa getirilmiştir. Bu aşamada adi ortaklığın tanımı ve ispatı hususunda açıklama yapılmasında fayda bulunmaktadır. Bilindiği üzere, adi ortaklık; iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK md 620/1). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (katılım paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur. Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir. Adi ortaklık sözleşmelerinin kuruluşu bakımından, ortakların esaslı noktalarda uyuş- ması gerekir (TBK md 2/1). Eş söyleyişle, ortakların şahsı, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba, katılım payının türü ve kapsamı, ortaklık açısından esaslı unsurlar olup, bunlarda uyu- şulması ortaklık sözleşmesinin kurulması için yeterlidir. Ortaklar, ikinci derecedeki noktalarda uyuş- mamış olsalar bile, ortaklık kurulmuş sayılır. Adi ortaklık sözleşmesi yazılı yapılabileceği gibi sözlü de yapılabilir. İhtilaf halinde, bu ortaklığın var olduğunu ileri süren kişi, iddiasını, HMK'nın 200. md gereğince senetle ispat etmelidir. Her ne kadar adi ortaklık ilişkisi her hangi bir şekle bağlı değilse de, bu kural geçerlilik şekli bakımından söz konusu olup, ihtilaf çıktığında adi ortaklık sözleşmesinin varlığını ispat yükü, adi ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer. Bu durumda, davacı ortaklığın varlığını ispat ile yükümlüdür. Adi ortaklıkta yazılı sözleşme, geçerlilik koşulu değil, bir ispat aracıdır. HMK'nın 200/1 md gereğince; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri 2.500,00 TL'yi geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Sözü geçen maddenin 2. fıkrası gereğince, senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati halinde tanık dinlenebilir. Somut olayda, davacı adi ortaklığın varlığını, davalı tarafın ortaklıktan kaynaklanan edimlerini yerine getirmediğini, bilahare ortaklığın davalı tarafça sonlandırıldığını iddia ettiğine göre, ortaklığın ve alacağın varlığını ispat yükü davacıya düşmektedir. Davacı adi ortaklığın varlığı noktasında; ortaklık konusu inşaata sermaye temin etmek üzere davalı ... adına kredi çekildiği ve bu kredilerin müvekkili ile yakınları tarafından ödendiği, kredinin çekilmesinin hemen sonrasında davacıya ait taşınmazın satış gösterilmek suretiyle davalı ... adına devredildiği, inşaatın yapımı için gereken malzemeler karşılığı dava dışı şirkete davacı tarafça nakit /ve çek olarak ödeme yapılması vs hususlarına dayanmaktadır. 1.Ortaklığın konusunu oluşturduğu iddia edilen Kocaeli, Darıca  ilçesi, ... Mh. mevkinde bulunan tapuda ... pafta ... parsel nosuyla kayıtlı taşınmaz üzerine inşa olunacak bina ile ilgili Kartal ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ve 15.9.2011 tarihli Gayrimenkul Satış Vaadi ve  Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi yüklenici durumundaki davacı şirket ile taşınmaz maliki olan dava dışı ... San. Tic. Ltd.Şti. tarafından imzalanmış olup davalılar bu sözleşmenin tarafı değildir. 2.Dosya kapsamında dava konusu inşaatın birlikte yapılacağı, kar ve zararın paylaşılacağına dair hükümler içeren sözleşme, protokol vs yazılı belge  bulunmamaktadır.3.Celp olunan banka kayıtlarından davalı ... tarafından ... Soğanlık Şubesi'nden 19.10.2011 tarihinde 100.000,00 TL tutarında konut kredisi çekildiği tespit edilmiştir. Davacı bu kredi taksitlerinin kendisi ve yakınları tarafından ödendiğini beyan etmiş ise de, ödeme belgelerinde ortaklık ile ilgili bir açıklamanın bulunmadığı anlaşılmakla, bu kredi işleminin ortaklığın varlığını ispata tek başına elverişli olmadığı değerlendirilmiştir. 4. Davacı şirket vekili, davalı ...'nın ...'tan çektiği 100.000,00 TL'lik kredinin hemen sonrasında 20.10.2011 tarihinde müvekkili şirkete ait Kartal, ... Mah., ... ada, ... parselde kayıtlı taşınmazın davalı ...'ya devredildiğini, bunun tesadüf olmadığını, sonuçta kredi taksitlerinin de kendisi tarafından ödendiğini beyan etmektedir. Dosyada mevcut tapu kayıtlarının tetkikinden; davacı şirketin maliki olduğu Kartal, ... Mah., ... ada, ... parsel, 14 bağımsız bölüm nolu  taşınmazın 19.10.2011 tarihinde satış  yoluyla davalı ...'ya devredildiği, aynı tarihte taşınmaz üzerine ... lehine 100.000,00 TL tutarında ipotek tesis edildiği görülmüştür. Tapu kaydına ekli 19.10.2011 tarih ... yevmiye nolu resmi senet örneğinin tetki- kinde, taşınmazın 101.000,00 TL bedelle davalıya satıldığı, satış bedelinin nekden ve tamamen alın- dığı belirtilmiş olup tapudaki işlemlerde de  ortaklık ile ilgili bilgi /belge bulunmamaktadır. 5. Davacı şirket davalı ... aleyhine İstanbul 13. AHM'de açtığı tapu iptali ve tescil davasında; davalı ile aralarında sözlü adi ortaklık ilişkisi kurduklarını, buna göre ... parsel sayılı taşınmaz üzerinde dava dışı ... Sn.Tc.Ltd.Şti. ile 15.09.2011 tarihinde Kartal ...Noterliği'nce kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlenerek bahse konu taşınmaz üzerine 13 adet bağımsız bölümün yapılması karşılığında anlaştıklarını, davacı şirket sermayesinin yetersiz olması nedeniyle, yine davacı şirket adına kayıtlı ... (eski ...) ada ... parsel sayılı taşınmazdaki 14 nolu bağımsız bölümün davalıya bahse konu inşaat işlemlerinin tamamlanması amacıyla kredi temini için devredildiğini, davalının bu temlik karşılığında bankadan 100.000,00 TL’lik kredi kullandığını, ilerleyen süreçte işlerin iyi gitmemesi nedeniyle aralarındaki ortaklığın bozulduğunu, kredi ödemelerinin davacı şirket yetkilisi ... ve ailesi tarafından yapıldığını ileri sürerek, davalıya kredi temini için devredilen ... (eski ...) ada ... parsel sayılı taşınmazdaki 14 nolu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile davacı şirket adına tesciline karar verilmesini istediği, Davalının, dava konusu taşınmazı bedelini ödemek suretiyle iktisap ettiğini, aralarında herhangi bir ortaklığın söz konusu olmadığını, davacı şirket yetkilisinin çekişme konusu taşınmazdan İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyası ile kira alacağının tahsili suretiyle başlatılan takip sonucunda tahliye edildiğini, iddiaların yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunduğu, Mahkemece, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2.Hukuk Dairesi tarafından 6100 sayılı HMK’nin 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, Hükmün temyizi üzerine Yargıtay 1. HD'nin 2019/4230 E., 2020/6838 K. Nolu 17.12.2020 tarihli ilamında; Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden;dava konusu ... ada ... parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 14 nolu bağımsız bölüm davacı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ne ait iken, şirket yetkilisi olarak ...’in katıldığı 19.11.2018 tarihli işlem ile davalı ...’ya satış suretiyle devredildiği, tescil işlemi sağlandıktan sonra ... İçmeler Şubesi lehine taşınmaz üzerinde birinci derecede 100.000,00-TL bedelli ipotek tesis edildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borç- larını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mül- kiyetin naklinin  hukuki  sebebini teşkil eder. Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek  ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır. Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç  sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır. Uygulamada mesele,05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle  çözüme gidilmektedir. Söz konusu kararda; eski hukuka göre  mümkün ve geçerli olan muvazaa ve  nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanunun yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği  tartışılmıştır. Anılan kararda; çeşitli sebep  ve amaçlarla bir taşınmaz  kaydına gerçek malik yerine  başka bir  nam ve bir sözleşmede akitlerden  biri yerine üçüncü  bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu, bu gibi hallerde  vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına  yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir  maksatla üçüncü şahıslardan  gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, “kötüniyetli  ve haksız gizlemeler” dışında,belirtilen  olasılıklara  göre açılacak bir davanın, gerçekten, ya  mevcut bir hakka dayanarak  bir el değiştirme  veya  bir hakkın korunması  niteliğini taşıyacağı; bu durumun da, temsil ve vekalet ilişkisinde, mülkiyette halefiyet esası olarak kabul edilmiş bir husus olup, halefiyeti düzeltme  amacıyla  öncelikle mülkiyetin  vekile aidiyeti  düşünülse bile, temsil hüküm- lerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamayacağı, zira TBK'nin 509. maddesindeki  “Vekilin, kendi adına ve vekâlet veren hesabına gördüğü işlerden doğan üçüncü kişilerdeki alacağı, vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği anda, kendiliğinden vekâlet verene geçer.” hükmünün bu düşün- ceyi  doğruladığı, öte yandan gerek taşınır,  gerek taşınmaz  mallara ilişkin  olsun  nam-ı  müstear hadise- lerinde, meselenin bir istihkak ve mülkiyet davası niteliğini geçemeyeceğinden, ne resmi senet, ne de şekil mese- lesinin bahse konu olamayacağı, meselenin akitte ve isimde muvazaayı  kapsamına alan TBK'nin 19. maddesi kapsamında düşünülmesinin kanunun amacına uygun düşeceğine, değinildikten sonra sonuçta, nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delil ile ispatının mümkün olduğuna, hükmolunmuştur. İçtihadı Bileştirme kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı bulunduğu tar- tışmasızdır. Nam-ı müstear  için düzenleme getiren 1947 tarihli kararın, teminat amacıyla  temlike dair inanç sözleşmelerini kapsadığı da  kuşkusuzdur. Uygulamada anılan sözleşmeler gerek özü, gerek işleyişi açısından, genelde muvazaa, özelde ise nam-ı müstear başlıkları altında nitelendirilegelmektedir. Belirtilen İçtihadı Bir- leştirme Kararında da değinildiği üzere; inanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakı- mından tarafları bağlayıcı, diğer yandan, mülkiyetin  naklinin  sebebini  teşkil  etmesi  açısından  tasarruf  işlemlerini  bünyesinde barındıran sözleşmelerdir. Bu durumda koşulların oluşması halinde taşınmaz mülki- yetini nakil özelliğini taşıdığı kabul edilmelidir. İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi  gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak  anlamını  taşıyacağından  kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz. 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler  var ise bunların yazılı delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, yazılı delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da  şüphesizdir. Somut olaya gelince, davacı tarafından inançlı işlemin varlığıyla ilgili yazılı belge sunulmamış ise de; davalının taşınmazı temlik alırken dava dışı ... A.Ş.'den 100.000,00 TL bedelli kredi temin ettiği, yargılama aşamasında davacı tarafından değişik tarihlerde ve meblağlarda anılan bankaya ödemelerin yapıldığına ilişkin dekont suretlerinin sunulduğu, ibraz edilen  dekontların davalının çektiği kredi borcuna ilişkin olduğunun tespit edilmesi halinde HMK'nın 202. maddesi kapsamında delil başlangıcı olarak kabul edileceğinde kuşku yoktur. Ne var ki, mahkemece ilgili bankaya yazılan müzekkere cevabının yeterli açıklama içer- diğini söyleyebilme olanağı da yoktur. Hal böyle olunca; davacı tarafından ibraz edilen dekont suretleri de eklenmek suretiyle yeniden ... İçmeler Şubesine müzekkere yazılarak, ödemelerin hangi hesaptan mahsup edildiği tereddüde mahal bırakmayacak şekilde tespit edildikten sonra, çekişme konusu taşınmazın satışına ilişkin kredi ödemesine ait olduğunun tespiti halinde davacının diğer bildirdiği delillerde toplanmak suretiyle, yukarıdaki ilkeler doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.\" denilerek kararın bozulmasına karar verildiği, Bozma sonrasında mahkemece yapılan yargılama sonunda 2021/50 E., 2023/67 K. Nolu 21.02.2023 tarihli ilamda; \"davalının dava konusu taşınmazı ... Tuzla İçmeler Şubesi'nden kredi kullan- mak suretiyle ve davacı şirketin yetkilisi ...'den satın aldığı, kredi ödemelerinin davalı tarafça yapıldığı, davacı tarafça davalının hesabına yapılan ödemelerin taşınmazın kira bedeline ilişkin olduğu, her ne kadar davacı taraf inançlı işlem sonucu taşınmazın davalıya devredildiğini iddia etmiş ise de, bu hususu kanıtlayamadığı, Yargıtay bozma ilamı sonrası getirtilen banka dekontları ile ödemelerin denkleştirilmesinde  davacı iddialarının muallakta kaldığı, dinlenen davacı tanıklarının beyanlarının davacı iddialarını desteklemediği ve davacının davasını ispat edemediği\" gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, iş bu dosyanın henüz istinaf aşamasında olduğu anlaşılmaktadır. 6. a.) Mali bilirkişi Prof. Dr. ... dosyaya ibraz ettiği 11.10.2021 tarihli raporunda;\" taraflar arasında, yazılı bir sözleşme olmadığı, dava dışı, başka bir şirketle inşaat sözleşmesi düzenlendiği, taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamasına rağmen, davacının kısıtlı muhasebe kayıtlarına ve ciro edilen çeklere göre, taraflar arasında konut yapımına ilişkin bir maddi ilişkinin olduğunun anlaşıldığı, mali yönden, yapılan incelemede davacı şirketin genel kabul görmüş muhasebe sistemi ve tek düzen hesap planına göre, alınan çek karşılığı giriş ve gayri resmi ortaklık ve maddi destek ile ilgili, alınan sipariş avansı veya avans veya takibi gereken, ilgili hesaplara ayrıntılı olarak alınmadığından hangi tarihte ne miktarda, destek olunduğu net olarak tespit edilmediği, gayrimenkul satışı yapılmış olmakla birlikte 60 aylık taksitli kredi davalıya gerçek kişi olarak verilen krediden kaynaklı olduğu, bu nedenle şirket kayıtlarında olmadığı gibi, şahsın hangi tarihlerde ödemesi ile ilgili ödeme dekontları bildirilmediği gibi, ödeme konusunda kimin ve kimler tarafından yapıldığının net olarak tespit edilmediği, davacı kayıtlarında, davalılardan ...'nın sahibi olduğu ... Gıda Şirketi cari hesabı yıllar itibariyle, 2011 yılında, 104.260,00 TL 2012 yılında ayrı hesapta 18.000,00 TL gibi hareket gördüğünün saptandığı, bütünlük içinde değerlendirildiğinde taraflar arasında, gayri resminin mevcut olduğu, ancak gerek sözleşmenin olmayışı, gerekse tüm maddi olguların muhasebe kayıtlarına intikal etmediği gibi, tanık anlatımı, prjoe ile ilgili ibraz edilen cd nin veya fiziki incelemenin teknik bilirkişi marifetiyle yapılması ve hukukçu ve nitelikli hesaplama bilirkişi kurulu ile denetime elverişli bir tespitin yapılabileceği, aksi durumda, işbu raporunun tarafların iddia ve savunmalarını net destekler bir rapor olmayacağı\" belirtilmiştir. b.)  Maltepe Ü. Hukuk F. Medeni Hukuk ABD öğretim üyesi ve inşaat mühendisi bilirkişi vasıtasıyla yapılan incelemeler sonucu  düzenlenen 20.03.2023 tarihli raporda; \"Tüm dosya kapsamı incelendiğinde davacı ... San.Tic.Ltd.Şti. ile davalılar ... ve ... arasında (TBK m. 620 vd. hükümlerince) adi ortaklık sözleşmesinin kurulup kurulmadığı, bu kişilerin adi ortaklık sözleşmesi ile “emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi” üstlenip üstlenmedikleri, davacının dilekçelerinde belirttiği şekildeki amaç doğrultusunda hareket edip etmedikleri, TBK m. 1 hükmünce “karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla” sözleşmenin kurulup kurulmadığı, sözleşme var ise bile tam olarak hangi esaslı ve ikincil noktalarda tarafların uyuştuğu hususunun açık bir şekilde anlaşılamadığı; bu noktada HMK m. 194(1) hükmünce de takdirin, münhasıran Mahkeme'ye ait olduğu, Dosyaya 11.10.2021 tarihinde mali müşavir bilirkişi tarafından sunulan bilirkişi raporunun sonuç kısmında belirtildiği üzere taraflar arasında her ne kadar yazılı bir sözleşme bulunmasa da “davacının kısıtlı muhasebe kayıtlarına ve ciro edilen çeklere göre taraflar arasında konut yapımına ilişkin bir maddi ilişkinin olduğu” yönündeki mali görüşe göre eğer mahkemece taraflar arasında TBK m. 620 vd. hükümlerince adi ortaklık sözleşmesinin kurulduğu tespit edilir ise bu takdirde TBK m. 638/son hükmünce her bir davalının, müteselsil sorumlu olacağı kanaatine varılabileceği, Hal böyle olmakla davacının dava dilekçesinde talep ettiği üzere “taraflar arasındaki adi ortaklık neticesinde davalıların edimlerini yerine getirmediklerinin tespiti'nin mümkün olmadığı; yukarıda belirttiğimiz üzere tarafların irade beyanlarının ne olduğunun açık bir şekilde anlaşılamaması sebebiyle davalıların davacıya ödemek zorunda olduğu toplam alacağın tespiti'nin de borçlar mevzuatı yönünden mümkün olmadığı \" belirtilmiştir. 7.) Mahkemece 02.05.2023 duruşmada verilen 4 nolu ara karar gereğince, davacı vekili ibraz ettiği dilekçesinde davaya konu ettiği şimdilik 10.000,00 TL 'lik alacak kaleminin 6.000,00 TL'sinin inşaatın yapım bedelinden davalılar payına düşen kısım, 2.000,00 TL'sinin müvekkilinin adi ortaklık nedeniyle zarara uğraması sonucu KKİS gereğince kendisine düşen daireleri acil şekilde ve gerçek değerinin altında satmasından kaynaklanan zarar, 2.000,00 TL'sinin davalı ... adına ... ve ...'den çekilen kredilerin ödenmesinden kaynaklandığını açıklamıştır. Dosya kapsamına göre; taraflar arasında adi ortaklığın varlığını ispata yarar sözleşme , protokol vs yazılı delil bulunmadığı, para transferine ilişkin dekontlarda da ortaklığa ilişkin bir açıklamaya yer verilmediği, kaldı ki Yargıtay 3. HD'nin ve dairemizin yarlaşık kararlarında belirtildiği üzere  tarafların imza ve beyanlarını içermeyen dekontların delil başlangıcı sayılmayacağı, ayrıca tanıkla ispat yasağının istisnasını oluşturan hallerin mevcut olduğu, bu nedenle tanık deliline başvurulamayacağı gibi dinlenen tanık beyanlarının da hükme esas alınamayacağı, adi ortaklık iddiasının yasal deliller ile ispat edilemediği ortadadır. Mahkemece son celsede davacı tarafa delilleri arasında bulunan yemin delili hatırlatılmış, davacı vekilince yemin deliline başvurmayacakları yönünde beyanda bulunulmuştur. İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen  Tapu İptali ve Tescil davasına konu inançlı işlemin de ortaklık kapsamında gerçekleştiğine dair  somut bilgi belge yoktur. Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesince verilen kararda vakıa ve hukuki değerlendirme noktasında, usul ve esasa aykırılık tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvuru- sunun HMK 353/1-b-1 md gereğince reddine karar vermek gerekmiştir. <br>K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine, Alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.  12.11.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c4b4859bc0a80968","SID":"702afe1b0d17bd74"}}