{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/671 Esas<br>KARAR NO:2024/1618 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI:2021/83 Esas - 2021/463 Karar<br>TARİH:15/12/2021<br>DAVA:Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>KARAR TARİHİ:17/10/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacının, davalı şirketin hissedarı olduğunu, davalı tarafça, davacı aleyhine İstanbul 18. ATM'nin 2020/491 esas sayılı dosyasında sorumluluk davası açıldığını, bu davaya verdikleri cevap dilekçesinde genel kurul kararı olmadan sorumluluk davası açılamayacağını savunmaları üzerine işbu davanın konusunu oluşturan 3.2.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının düzenlendiğini, bu toplantının davet mektubunun davacıya 2.2.2021 tarihinde tebliğ edildiğini, TTK'nin 414. Maddesi uyarınca tebligatın en az iki hafta önce yapılmasının zorunlu olduğunu, davacının başka şehirde ikamet ettiğini ve sürelere uyulmaması nedeniyle olağanüstü genel kurul toplantısına katılamadığını, bu şekilde davacıya söz hakkı tanınmasının önüne geçildiğini, bu nedenlerle usulsüz olarak yapılan toplantıda alınan genel kurul kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sorumluluk davası açılması için genel kurul kararı olmasına gerek bulunmadığını, genel kurul toplantı çağrısı ve gündemi ihtiva eden yönetim kurulu kararının 14 Ocak 2021 tarihinde alındığını, bu kararın 19 Ocak 2021 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiğini, ilan tarihi ile toplantı günü arasında 14 gün kaldığını, toplantı tarihinin davacıya ayrıca iadeli taahhütlü mektupla bildirildiğini, yani çağrı usulünde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını, ayrıca davacının genel kurul kararı alınmasına etki edecek pay oranına sahip olmadığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 15/12/2021 tarih ve 2021/83 Esas - 2021/463 Karar sayılı kararında;\"Dava, anonim şirket olağanüstü genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir.Davacı, davalı şirketin ortağı olduğunu, \"03/02/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına usulüne uygun davet edilmediğini, toplantı ilanının süreye uygun olarak ilan edilmediğini, toplantıya katılamaması nedeniyle söz hakkını kullanamadığını ve bu nedenle davacı aleyhine karar alındığını\" ileri sürerek söz konusu genel kurulda alınan kararların iptalini istemektedir. Davalı, toplantının usulüne uygun ilan edildiğini, ayrıca tebligat usulsüz olsa bile davacının toplantıya katılmasının sonuca etkili olmadığını savunmaktadır. TTK'nin 381. maddesi uyarınca iptal davası açma süresi genel kurul tarihinden itibaren üç ay olup, işbu dava süresinde açılmıştır. Buna göre, taraflar arasında \"davacının, davalı şirketin hissedarı olduğu, 3.2.2021 tarihli toplantı  kararının 14 Ocak 2021 tarihinde alındığı, bu kararın 19 Ocak 2021 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği, toplantı tarihinin davacıya ayrıca iadeli taahhütlü mektupla toplantıdan bir gün önce 2.2.2021 tarihinde bildirildiği, davaya konu 03/02/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığı\" hususlarında uyuşmazlık bulunmadığı,Taraflar arasındaki uyuşmazlığın,a-Davacıya yapılan toplantı çağrısının usulsüz olup olmadığı, b-Toplantı ilanının TTK 414. Madde hükmüne uygun yapılıp yapılmadığı,c-Toplantı ilanı ve tebligat usülsüz ise ve davacı bu nedenle toplantıya katılamamış ise genel kurulda alınan kararların sadece bu nedenle iptali gerekip gerekmediği,ç-Toplantıda alınan kararların yeterli nisapla alınıp alınmadığı, d-Davacının toplantıya katılamamasının, toplantıda alınan kararlara etkili olup olmadığı, e-Toplantıda alınan kararların iptali gerekip gerekmediği noktalarında toplandığı tespit olundu. 4-Davaya konu genel kurul tutanağı:  Davaya konu 03/02/2021 tarihli \"... Şirketi'nin 03/02/2021 Tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantı Tutanağı\" başlıklı tutanağın incelenmesinde; toplantıya 210.000 nama yazılı paya ayrılan şirket sermayesinin 189.175 adedinin sahibi ...'nin temsil edildiği, 20.925 adedinin sahibi ...'ın temsil edilmediği, gündemin 3. Maddesinin \"21.4.2016-16.7.2019 dönemleri arasında yönetim kurulu üyeliği yapmış ...'ın yaptığı işler sebebiyle TTK md.555 aleyhine sorumluluk davası açılmasına onay verilmesi\" başlıklı olduğu, devamında \"21/04/2016-10/07/2019 dönemleri arasında yönetim kurulu üyeliği yapmış olan ... hakkında yönetim kurulu üyeliği sırasında gerçekleştirdiği iş ve işlemlere ilişkin şirket tarafından TTK md.555 uyarınca açılmış olan İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/491 esas sayılı davaya onay verilmesi oya sunulmuştur. Toplantıda hazır bulunan ortak ....'nin vekili ...'ın kullandığı 189.175 adet olumlu oyu ile kabul edilmiş ve onay verilmiştir.\" şeklinde olduğu anlaşılmıştır.İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü kayıtlarına göre davalı ...'nin olağanüstü genel kurul toplantısının 3.2.2021 tarihinde yapılacağına dair ilanın 19.Ocak.2021 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlandığı ancak 3.2.2021 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan kararların tescil edilmediğinin bildirildiği anlaşılmıştır. 5-Bilirkişi raporu: Mali müşavir bilirkişi ... tarafından düzenlenen 02/12/2021 tarihli  bilirkişi raporunun sonuç bölümünde; \"Genel Kurul Kararı İptali Talebi Yönünden: davacının davalı şirketin münferit imza yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu, 2016-2017-2018 mali yılları için çalışmalarından, eylem ve işlemlerinden dolayı iptale uğramamış geçerli genel kurul kararları ile ibra edildiği, 2019 mali yılı çalışma, eylem ve işlemlerine ilişkin olarak ibra kararının bulunmadığı, davacının davalı şirketin 20.925 adet hisse karşılığı 523.125 TL, 949,96 oranında ortağı olduğu, davalı şirket tarafından davacı aleyhine İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/491 E. Sayılı dosyasında davacı sorumluluğu nedeniyle tazminat davası ikame ettiği, mahkeme ara kararında taraflar arasında tebligat tarihleri hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, bilirkişi tarafından tebligat hususunun incelenmesine gerek bulunmadığı belirtildiğinden işbu hususta inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, işbu tespitler kapsamında dava konusu 03.02.2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların iptali gerekip gerekmediği hususunda takdirin Sayın Mahkemeye ait olduğu kanaatlerine varılmıştır.2 şeklinde görüş bildirilmiştir. 6-Davalı ... A.Ş.'nin 03.04.2018 tarihli, 2016-2017 yıllarına ait olağan genel kurul toplantı tutanağı: Tutanağın ilgili bölümlerinin incelenmesinde:; “Hazır bulunanların listesinin tetkikinden, şirketin toplam 600.000 TL sermayeye tekabül eden 24.000 adet hissesinin tamamının toplantıda asaleten temsil edildiği ve toplantı nisabının teşkil edildiği anlaşıldı. TTK 416.maddesi uyarınca itiraz eden olmadığı görülerek bu toplantının ilansız ve davetsiz yapılabileceği tespit edildi. Toplantı ... tarafından açılarak toplantı gündeminin görüşülmesine geçildi. 3-)2016-2017 yıllarına ait bilançolar ve kar/zarar hesapları okundu ve müzakere edildi. Yapılan oylama sonucunda bilançolar ve kar/zarar hesapları katılanların oybirliği ile tasdik edildi.6-) Yönetim kurulu üyelerinin 2016-2017 mali yılları için çalışmalarından, eylem ve işlemlerinden dolayı ibra edilmelerine oybirliği ile karar verildi...” şeklinde belirtildiği görülmüştür.7-Davalı ... A.Ş.'nin 10.07.2019 tarihli, 2018 yılına ait olağan genel kurul toplantı tutanağı: Tutanağın ilgili bölümlerinin incelenmesinde; \"Hazır bulunanlar listesinin tetkikinden, şirketin toplam 5.252.500 TL sermayeye tekabül eden 210.100 adet hissesinin 20,925 hisse adedinin asaleten, 189.175 adedinin vekaleten temsil edildiği ve böylece gerek kanun ve gerekse ana sözleşmede öngörülen ...toplantı nisabının mevcut olduğunun anlaşılması üzerine toplantı ... tarafından açılarak toplantı gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.3)2018 yılına ait yönetim kurulu faaliyet raporu okunarak müzakere edildi ve yapılan oylama sonucunda yönetim kurulu faaliyet raporu oybirliği ile tasdik edildi.4-)2018 yılına ait bilançolar okundu, müzakere edildi. Oybirliği ile tasdik edildi.5-)2018 yılına ait kar/zarar hesapları okundu ve müzakere edildi. Yapılan oylama sonucunda kar/zarar hesapları katılanların oybirliği ile tasdik edildi.7-) Yönetim kurulu üyelerinin 2018 mali yılı için çalışmalarından, eylem ve işlemlerinden dolayı ibra edilmelerine oybirliği ile karar verildi.9-)28.04.2019 tarihinde yönetim kurulu üyeliği süresi sona eren ve tekrar yönetim kurulu üyeliğine aday olmayan ...T.C. Kimlik No.lu ... “ın görevinden azline ve tüm imza yetkilerinin iptaline, \"yönetim kurulu üyeliklerine, üç yıl süre için görev yapmak üzere aşağıdaki kişilerin;... temsilcisi olarak,...Yönetim Kurulu Üyesi olarak, ... Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçilmiştir...” şeklindebelirtildiği görülmüştür. 8-Yönetim  Kurulu Kararı: Davalı ... A.Ş.'nin 14.01.2021 tarihli, 2021/1 no.lu yönetim kurulu kararının incelemesinde, ilgili bölümlerinde; “Şirketimiz, ... A.Ş. (“Şirket”) Yönetim Kurulu toplanarak; Şirketimiz Pay Sahiplerinin aşağıda yazılı gündem maddelerini görüşüp karara bağlamak üzere 03/02/2021 tarihinde saat: 10.00” da ... Beykoz/İstanbul adresinden gerçekleştirilecek Olağanüstü genel kurup toplantısına davet edilmesine karar verdi. Sonuçta;1. Türk Ticaret Kanunu'nun 414.maddesi uyarınca, şirketimiz pay sahiplerinin aşağıda yazılı gündem maddelerini görüşüp karara bağlamak üzere 03.02.2021 tarihinde saat: 10.00'da ... Beykoz/İstanbul adresinde gerçekleştirilecek Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'na davet edilmesine; ve 2. Diğer yasal işlemlerin ikmal edilmesine, oybirliğiyle karar verildi. Olağanüstü Genel Kurul Toplantı Gündemi: 1. Açılış ve Başkanlık Seçimi; 2. Toplantı Başkanlığına Genel Kurul Toplantı Tutanaklarını imza yetkisi verilmesi, 3. 21.04.2016-10.07.2019 dönemleri arasında yönetim kurulu üyeliği yapmış ...”ın yaptığı işlerle şirketi zarara uğratması sebebiyle TTK m.555 uyarınca aleyhine sorumluluk davası açılmasına onay verilmesi...” şeklinde belirtildiği, ilgili kararın 19 Ocak 2021 tarihli, 10248 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 813.sayfasında yayımlandığı görülmüştür.9-Davalı şirketin ortaklık yapısı: Davalı şirketin 08.03.2019 tarihli genel kurulunda şirketin sermayesinin 3.552.500 TL artırılmasına karar verildiği, işbu artırılma kararı sonrası şirket ortaklık  yapısının aşağıdaki tablodaki gibi olduğu görülmüştür.10-Davacının davaya konu genel kuruldan önceki genel kurullarda ibra edilip edilmediği hususunda inceleme: Somut olayda, davacının davalı şirketin münferit imza yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu, mali müşavir bilirkişi tarafından davalı şirketin 2016-2017-2018-2019-2020-2021 yıllarında yapılan olağan ve olağanüstü genel kurullarında davacının ibrasına ilişkin karar olup olmadığı yönünde yapılan incelemede; 03.04.2018 tarihli olağan genel kurulda davacının da olduğu yönetim kurulu üyelerinin 2016-2017 mali yılları için çalışmalarından, eylem ve işlemlerinden dolayı ibra edilmelerine oybirliği ile karar verildiği, 10.07.2019 tarihli olağan genel kurulda yine davacının da olduğu yönetim kurulu üyelerinin 2018 yılı mali yılı için çalışmalarından, eylem ve işlemlerinden dolayı ibra edilmelerine oybirliği ile karar verildiği, ayrıca 10.07.2019 tarihli genel kurulda, 28.04.2019 tarihinde yönetim kurulu üyeliği süresi sona eren ve tekrar yönetim kurulu üyeliğine aday olmayan (davacı) ...'ın görevinden azline ve tüm imza yetkilerinin iptaline karar verildiği, davalı şirket genel kurullarında 2019 mali yılı için yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin karar bulunmadığı, özetle, davacı şirket ortağı eski yönetim kurulu üyesinin 2016-2017 ve 2018 yılları için yapılan genel kurullarda faaliyetlerinden dolayı ibra edildiği, ancak 2019 yılı (01.01.2019-10.07.2019 tarih aralığı) faaliyetlerinin ibra edilmediği tespit edilmiştir. 11-Emsal Yargıtay kararları: Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12/10/2014 tarih, 2014/8853 esas, 2014/16232 karar sayılı ilâmının ilgili bölümünde; \"...Dava, anonim şirket olağanüstü genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkin olup, davalı şirketin ortağı olan davacı, 12.03.2012 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına usulüne uygun davet edilmediği, toplantı ilanının süreye uygun olarak ilan edilmediği ve toplantı gündemine TTK 369. maddedeki hususların alınmadığını ileri sürerek söz konusu genel kurulda alınan kararların iptalini istemiştir.Usulsüz çağrı toplantıda hazır bulunmayan ortağa genel kurul kararının iptali davası açma hakkı sağlar ve alınan kararların Yasaya, ana sözleşmeye, iyiniyet kaidelerine aykırı alındığının ayrıca ispatı gerekir. Tek başına usulsüz çağrı genel kurul kararının iptalini gerektirmez.12.03.2012 tarihli genel kurulun toplanma amacı organsız kalan şirkete yönetim kurulu üye seçimi ve organ teşkilinin sağlanması olup, mahkeme kararıyla atanan murakıp tarafından bu yönde gündem maddeleri oluşturulmuş ve toplantıda gündemde yer alan konulara dair kararlar yeterli nisapla alınmıştır. TTK 369. maddesindeki hususların toplantı gündeminde yer almaması en fazla çağrıda eksiklik olarak nitelendirilebilecek olup gündem maddeleri içinde yer almayan hususlara dair toplantıda karar alınmamış olması, söz konusu genel kurul kararlarının iptali için gerekçe olamayacağı gibi alınan kararların bu nedenle iyiniyete aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılarak yönetim kurulunun seçimine dair usulune uygun alınmış kararların iptali cihetine gidilemez. Mahkemece bu hususlar gözetilerek davanın reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.\" görüşlerine yer verilmiştir. Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/6357 esas, 2016/702 karar sayılı ilâmının ilgili bölümünde; \"Dava, anonim şirket genel kurul kararının iptali veya butlanının tespiti istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nın 538/2'inci maddesinde şirketin önemli miktarda aktiflerin toptan satılabilmesi için genel kurul kararının gerekli olduğu ve bu karar hakkında 421'inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarının uygulanacağı belirtilmiş, aynı Kanunun  421'inci maddesinin 3'üncü fıkrasında bu tür kararların sermayenin en az yüzde yetmişbeşini oluşturan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oylarıyla alınacağı, 4'üncü fıkrasında ise üçüncü fıkralarda öngörülen nisaplara ilk toplantıda ulaşılamadığı takdirde izleyen toplantılarda da aynı nisabın aranacağı, ayrıca nisabın sağlanması bakımından oyda imtiyazın dikkate alınmayacağı düzenlenmiştir. İptali istenen genel kurul kararının 9. maddesinde beş kısımda mütalaa edilen şirket mallarının gerek pazarlık suretiyle gerek toptan veya perakende satılabilmesi için tasfiye yetkilisi ...'in tek başına yetkili kılınmasına karar verilmiştir. Dava konusu genel kurulun %64,68 oranında hissedarın katılımı ile gerçekleştirildiği anlaşıldığından şirket aktifinin toptan satılabilmesi için kanunda aranan ve tasfiyede de uygulanması gerekli nisabın sağlanamadığı, bu durumda anılan maddenin yoklukla malul olduğu nazara alınmaksızın yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.\" şeklinde görüş bildirilmiştir. Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 18.06.2018 tarih, 2016/12403 esas, 2018/4469 karar sayılı ilâmında \"Dava, anonim şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı şekilde yönetim kurulu üyeleri ve şirketi zararlandırıcı işlem yapan yöneticiler aleyhine sorumluluk davası açılmaması için alınan genel kurul kararında yönetim kurulu üyelerinin oydan yoksunluk hallerinin bulunmadığı gerekçesiyle genel kurul kararının (6) numaralı maddesinin iptali talebinin reddine karar verilmiştir. Oysa, yönetim kurulu üyeleri için TTK’nın 436/2. maddesinde öngörülen oydan yoksunluk halinin, sorumluluğa ilişkin davanın açılması hakkındaki kararın oylanması halinde de uygulanması gerekir. Şöyle ki, TTK’nın 436/2 maddesi gereğince yönetim kurulu üyeleri kendi ibralarında oy kullanamayacaklarına göre, ibra edilmemenin tamamlayıcısı niteliğinde olan ve ibraya oranla daha ağır bir durumu ifade eden sorumluluk davasının oylamasında da bu hakka sahip olamazlar. Somut olayda, genel kurul gündeminin (6). maddesinde yer alan, yönetim kurulu üyeleri ve şirketi zararlandırıcı işlem yapan yöneticiler aleyhine sorumluluk davası açılması hususu görüşülerek yönetim kurulu üyelerinin kullandıkları oylar neticesinde sorumluluk davası açılması talebi reddedilmiştir. Bu durumda, mahkemece, yönetim kurulu üyeleri ve şirketi zararlandırıcı işlem yapan yöneticiler aleyhine sorumluluk davası açılması hususunda da TTK’nın 436/2 maddesinde öngörülen oydan yoksunluk halinin aranması gerektiği ve somut olayda yönetim kurulu üyelerinin oy kullanmasının sonuca etkili olduğu gözetilerek genel kurulda alınan (6) numaralı kararın iptaline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.\" şeklinde görüş bildirilmiştir.Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.04.2016 tarih, 2015/8671 esas, 2016/3576 karar sayılı ilâmında \"...Dava, davalı şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. Davacılar tarafından düzenlenen vekaletnamenin usulüne uygun olmadığından bahisle davacıların vekili dava konusu genel kurul toplantısına katılamamış, aynı genel kurul toplantısına katılan dava dışı ... gündemin 4'üncü maddesinde yer alan 2011 yılına ait bilanço ve kâr/zarar hesaplarının müzakere ve oylanmasının TTK'nın 377'nci maddesi uyarınca bir ay süre ile ertelenmesini talep etmiş, ortağın bu talebi 1/10 azınlık payının sağlanamadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Mahkemece de, davacıların toplantıya katılmalarının engellendiği, buna bağlı olarak dava açma haklarının bulunduğu kabul edildiğine göre, toplantı tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 377'nci maddesi uyarınca bir değerlendirme yapılarak dava konusu toplantıda alınan bilanço ve kâr/zarar hesaplarının tasdikine ilişkin 4 nolu karar ve buna bağlı olan yönetim kurulu üyelerinin ve denetçinin ibrasına ilişkin 5 nolu kararın davacıların azınlık haklarını kullanmasına engel olup olmadığının belirlenmesi gerekirken bu hususta bir gerekçeye yer verilmeksizin  davacıların oylarının karar yeter sayısını etkilemeyeceği gerekçesiyle davanın tümüyle reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.\" şeklinde görüş bildirilmiştir. Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin17.06.2019 tarih, 2018/3242 esas, 2019/4516 karar sayılı ilâmında \"Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde, İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, 6102 sayılı TTK'nın 446/1-b maddesi uyarınca davacılara usulüne uygun çağrı yapılmadığı ve bu usulsüzlüğün genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunun anlaşılması nedeniyle genel kurulda alınan kararların iptalinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.\" şeklinde görüş bildirilmiştir. Bu ilâma konu İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesinin 05/04/2018 tarih, 2017/675 esas, 2018/357 karar sayılı ilâmının gerekçe kısmında; \"<br>GEREKÇE: Davalı şirketin, ana sözleşmesinin 7. maddesinde; \"Şirkete ait ilanların TTK nun 37. Madde hükümleri saklı kalmak şartıyla  şirket merkezinin bulunduğu yerde en az bir gazete ile asgari 7 gün evvel yapılır.\" şeklinde  düzenleme bulunmaktadır. Mahkemece toplantı için çıkartılan tebligatlara  ilişkin bir araştırma yapılmadan salt sunulan Ticaret Sicil Gazetesi nüshası esas alınarak ana sözleşme gereği  şirket merkezinin bulunduğu yerde yayınlanan gazetede ilan yapılmaması  çağrıdaki usulsüzlük olduğu kabul edilerek  istinafa konu karar verilmiş olmakla birlikte esas olarak salt çağrıdaki usulsüzlük yapılan toplantıda alınan kararların iptalini gerektirmemektedir. Esas olan alınan kararın mahiyeti ve çağrı usulüne uygun yapılsaydı ve davacılar toplantıya katılsaydı karar alma nisabının değişip değişmeyeceğidir. Davacıların davalı şirkette %25 erden %50 pay sahibi olduğu anlaşıldığına göre davacılar toplantıya katılmış olsaydı karar alma nisabı değişecek durumdadır. Davacılar usule uygun toplantı çağrısı yapılmadan toplanan genel kurula katılsaydı bu durumun karar alma nisabını  etkileyecek olması göz önüne alındığında, mahkemece verilen iptal kararı sonuç olarak yerinde bulunmaktadır. 6102 sayılı TTK 620 ye göre kanun veya esas sözleşmede aksi öngörülmediği takdirde seçim kararları dahil tüm genel kurul kararları, toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınır. şirkete müdür atanması TTK 621 de önemli kararlar arasında gösterilmemiştir. Şirketin 28/09/2016 tarihinde yapıldığı anlaşılan Genel kurul toplantısında davacıların katılması durumunda karar nisabı temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınacağı için en az % 75 oyla karar alınabilecekken davacıların (usulsüz çağrı nedeniyle) toplantıya katılmaması nedeniyle davalı şirketin toplantıya katılan % 50 pay sahibinin katıldığı toplantıda katılan pay sahibinin oy oranıyla alınan kararın geçerli olmadığı kabul edilmek durumundadır. Sonuç olarak ilk derece mahkemesi kararı varılan sonuç itibariyle usul ve yasaya uygun olup istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden başvurunun reddi doğrultusunda aşağıdaki hüküm kurulmuştur.\" şeklinde hüküm kurulmuştur.12- Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hukuki nedenler ve sonuç: Müsnet davada, davalı şirket, davacı aleyhine İstanbul 18. ATM'nin 2020/491 esas sayılı dosyasında sorumluluk davası açmış, Mahkemece sorumluluk davası açılması için genel kurul kararı olmaması nedeniyle o davada davacı olan işbu davanın davalısı şirkete özel dava şartı olan bu eksikliği tamamlaması için süre verilmiş, davalı şirket de, sorumluluk davasındaki bu eksikliği tamamlamak için işbu davaya konu 03/02/2021 tarihli toplantıyı yapmış ve davacımız ... hakkında 21/04/2016-10/07/2019 dönemleri arası için TTK md. 555 uyarınca sorumluluk davası açılmasına onay verilmiştir.Davaya konu toplantı 19.01.2021 tarihinde yapılmış, davalı şirket,  toplantı yapılacağına ilişkin tebligatı 22.01.2021 tarihinde postaya vermiş, tebligat toplantıdan bir gün önce 02.02.2021 tarihinde davacıya tebliğ olunmuştur. Davaya konu olağanüstü genel kurul toplantısının 3.2.2021 tarihinde yapılacağına dair ilân 19.Ocak.2021 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlanmıştır.TTK'nin \"Çağrının şekli\" başlıklı 414. Maddesi \"(1) Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir.(2) Sermaye Piyasası Kanununun 11 inci maddesinin altıncı fıkrası hükmü saklıdır.\" hükmünü haizdir.Müsnet davada, davalı şirket, makul süre içinde sayılabilecek şekilde 19.01.2021 tarihli ilândan üç gün sonra davacıya tebligat gönderdiği, tebligatın da davacıya toplantıdan bir gün önce tebliğ olunduğu anlaşılmaktadır.Eğer tebligat davacıya hiç yapılmasaydı, bu taktirde toplantıda alınan kararların butlanı gündeme gelebilirdi. Ancak davacıya tebligat toplantıdan önce yapıldığı için olayımızda toplantıda alınan kararların butlanın söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır.Ancak, tebligat, toplantıdan bir gün önce davacıya tebliğ edilmiş olup, tebligatın davalı tarafça bilerek geciktirildiği yani davalının kötü niyetli olduğu hususu da davacı tarafından kanıtlanamadığından, bu durumda davacıya tebligatın TTK'nin 414. Maddesine aykırı şekilde yapıldığı kanaatine varılmıştır. Ama bu durumda toplantıda alınan kararların butlanı değil iptal edilebilirliği gündeme gelecektir. Bu bakımdan TTK'nin \"İptal davası açabilecek kişiler\" başlıklı 446. Maddesinin birinci fıkrasının b bendi \"...b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri,....iptal davası açabilir.\" hükmünü haizdir. İlgili madde uyarınca esas olarak salt çağrıdaki usulsüzlük yapılan toplantıda alınan kararların iptalini gerektirmemektedir. Esas olan alınan kararın mahiyeti ve çağrı usulüne uygun yapılsaydı ve davacı toplantıya katılsaydı karar alma nisabının değişip değişmeyeceğidir. Bu hususla ilgili olarak, davalı şirketin 210.00 adet nama yazılı payı olduğu, şirketin büyük ortağı ...'nin payının 189.175 adet, davacının payının ise 20.925 adet olduğu, buna göre davacının payının % 9.96 olduğu anlaşılmaktadır.Keza, TTK'nin \"Oydan yoksunluk\" başlıklı 436. Maddesi \"(1) Pay sahibi kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz. (2) Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz.\" hükmünü haizdir. Buna göre, davacı toplantıya katılsa bile oy kullanamayacak olması ve toplantıda alınan kararın %90'ın üzerinde oyla alındığı anlaşıldığından davacının iptalini istediği toplantıya katılmasının hiç bir önemi olmadığı kanaatine varılmıştır. Üçüncü olarak, davacı, daha önceki toplantılarda ibra edildiğinden alınan kararın iptalini talep etmiş ise de, bilirkişi tarafından yapılan inceleme sonucunda, davacının daha önceki dönemler için ibra edildiği ancak 01.01.2019-10.07.2019 dönemi için ibra edilmediği, ibra edilmemiş olan sürenin kısıtlı olmasının ancak sorumluluk davasındaki miktarı etkileyeceği, davacının bir gün için dahi olsa ibra edilmemesi halinde hakkında sorumluluk davası açılabileceği kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak, yukarıda anlatılan nedenlerle, davacıya yapılan toplantıya çağrı tebligatının usulsüz olduğu, ancak toplantıdan bir gün önce olsa bile toplantıdan önce tebligat yapıldığı, bu nedenle genel kurul kararının butlanı şartının oluşmadığı, genel kurul kararının iptali yönünden ise, davacı toplantıya katılsa bile sonucun değişmeyeceği ve davacının 01.01.2019-10.07.2019 dönemi için ibra edilmemiş olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. .\"gerekçesi ile, ''Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; genel kurula yapılan çağrının yasaya ve yönetmeliğe aykırı ve usulsüz şekilde tebliğ edildiğini, Müvekkiline, yapılan toplantıya çağrı tebligatının usulsüz olduğunu, Genel Kurulun 03.02.2021 tarihinde yapıldığını ancak tebligatın açıkça yasaya aykırı şekilde toplantı tarihinden bir gün önce tebliğ edildiğini, TTK 414'üncü madde ve Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmelik' in 10. maddesine  göre genel kurulun toplantıya çağrılması, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan ilanla gerçekleştirileceğini, bahsi geçen çağrının ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılmasının zorunlu olduğunu, mevzuatta bahsedilen söz konusu şekil şartlarının, seçimlik olmadığını, mevzuat gereği hem ana sözleşmede gösterilen şekle, hem şirketin internet sitesinde hem Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılmasını hem de pay sahibine iadeli taahhütlü mektupla iki hafta önceden bildirilmesinin zorunlu olduğunu, bu şartların her birinin tek tek gerçekleştirilmesi gerektiğini,Ancak davalı tarafından söz konusu şartlara uymadıklarını, kanunda bu durumun çok açık ve net bir şekilde belirtildiğini, buna rağmen davalı tarafından kanuna uyulmayarak tebligatta usulsüzlük yapıldığını, Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmelik'in 10. Maddesinde açıkça;\"Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede belirtilen şekilde, internet sitesi açmakla yükümlü olan şirketler internet sitelerinde ve her halde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan ile çağrılır. Çağrı, toplantıya elektronik ortamda katılma sistemini uygulayan şirketlerde elektronik genel kurul sisteminde de yapılır. Ayrıca, pay defterinde yazılı pay sahipleri ile önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adresini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. 6362 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü saklıdır. Genel kurulun toplantıya çağrısı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır.\" hükmüne amirdir.Nitekim Yerel Mahkeme tarafından verilen kararda da tebligatın usulsüz yapıldığı sabit kılınmıştır. Gerekçeli kararda; \"Sonuç olarak, yukarıda anlatılan nedenlerle, davacıya yapılan toplantıya çağrı tebligatının usulsüz olduğu...\" denilerek tebligatın usulsüz olduğu kanaatine varıldığını,Davalı şirketin, tebligatı usulsüz bir şekilde bilerek geç tebliğe çıkarttığını ve kötü niyetli hareket ettiğini,Her ne kadar Yerel Mahkeme \"tebligatın davalı tarafça bilerek geciktirildiği yani davalının kötü niyetli olduğu hususu da davacı tarafından kanıtlanamadığından...\" şeklinde belirtmişse de gündem konusu itibariyle müvekkilini doğrudan ilgilendiren genel kurula çağrının müvekkiline yalnızca bir gün önceden tebliğ edildiğini, müvekkilinin şehir dışında ikamet etmesi dolayısı ile tebliğ tarihinin ertesi günü genel kurul toplantısına katılma ihtimali bulunmadığını, kanuna ve yönetmeliğe aykırı şekilde yapılan tebligatın açıkça kötü niyetli bir şekilde geciktirildiğini, bu durumda genel kurul toplantısının butlanının söz konusu olacağını,Bilirkişi raporu ve gerekçeli kararda müvekkilinin ibra edilip edilmediği ile ilgili değerlendirmelerin dava konusu ile bir ilgisinin bulunmadığını, İşbu davanın konusu genel kurul kararının iptali olduğunu, bilirkişinin raporda müvekkilinin söz konusu dönemlerde ibra edilip edilmediğine yönelik değerlendirmelerinin hiçbir hukuki izahının olmadığını, müvekkili aleyhine İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/491 esas sayısı ile ikame edilen sorumluluk davasında ibra hususunun hali hazırda değerlendirildiğini, işbu davanın konusu müvekkilinin ibra edilip edilmediğinin değil, genel kurul kararın usulsüz çağrı yapılması sebebi ile iptali hakkında olduğunu, bu sebeple bilirkişi raporunda müvekkili açısından 2019 yılı faaliyetleri bakımından ibra edilmediğinin tespitinin yapılmasının ve yerel mahkemenin de bu durumu gerekçesinde göstererek davayı reddetmesinin hukuka aykırı olup bozulması gerektiğini,Usulsüz tebligat bakımından kanun normunu yok sayıp etki kuralının uygulanmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, Yerel Mahkeme gerekçeli kararında \"genel kurul kararının iptali yönünden ise, davacı toplantıya katılsa bile sonucun değişmeyeceği anlaşılmakla davanın reddine\" şeklinde hüküm kurulduğunu, Yerel Mahkemenin kurula çağrının usulsüz bir şekilde tebliğ edildiğini ancak müvekkilinin toplantıya katılsa bile sonucun değişmeyeceğini belirterek davayı reddettiklerini, kanun ve yönetmeliğin çok açık olduğunu, usulsüz tebligatın varlığı halinde genel kurul kararının iptal edileceğinin söylendiğini, yerel mahkemenin kanunu yok sayarak hukuka aykırı bir hüküm verdiğini, kaldı ki ibra hususunda tüm hesap dönemi değil müvekkilinin görevde bulunduğu ve ihtilaflı ve halen yargılaması devam eden kısa bir dönem için müvekkiline kendisini savunma hakkı verilmeksizin hiçbir ispata dayalı olmayan beyanlar ile ibra gerçekleştirilmediğini, bu durumda müvekkilinin hak kaybına uğradığını,Sadece oy sayısına göre yapılan bir tespitin hatalı sonuçlara sebebiyet vereceğini, genel kurula katılamayan ortakların diğer oylar üzerinde etkili olacak açıklamaları vasıtasıyla kararın yönünü değiştirebileceği hususu göz ardı edilmemesi gerektiğini, sadece nisaba göre yapılan değerlendirme ve hükmün hukuk ve kanunla bağdaşmadığını, TTK’nın ortaklara tanıdığı genel kurula katılma hakkı; aynı zamanda genel kurulda konuşma, öneride bulunma ve soru sorup bilgi alma, oy kullanma, genel kurulda alınan kararlara muhalefet etme gibi hakları da bünyesinde barındıran bir üst kavram olduğunu, bu durumda, ortağın genel kurul kararının oluşumuna katılımının sadece verdiği oya indirgenmesi halinde yeterli ve hakkaniyetli bir değerlendirme yapılmasının mümkün olamayacağını, bu kişilerin sahip oldukları payları az sayıda olsa da, sahip oldukları bilgi sayesinde kararın alınmasında diğer ortaklar üzerinde etkili olabileceklerini, bundan dolayı, sadece pay miktarına bakılarak yapılan bir değerlendirmenin doğru bir sonuç vermeyeceğini,Bu durumda, müvekkilinin diğer oylar üzerindeki etkisinin dikkate alınmaksızın sadece genel kurulda kullanmadığı oy sayısına göre hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu ve değerlendirmenin hatalı yapılmasına neden olduğunu, bu bağlamda, işbu iptal davasında, kanuna aykırılığın genel kurul kararının alınmasında etkili olup olmadığının tespitinin sadece yetersayı kıstasına göre yapılmaması, ihlalin ağırlığı ve vazgeçilmez ortaklık hakları üzerindeki etkileri de göz önünde bulundurularak değerlendirmenin daha geniş bir perspektiften yapılmasının hakkaniyet ve menfaatler dengesi bakımından daha uygun olacağını,Yerel Mahkemenin tüm bu hususları göz ardı ettiğini ve hatalı bilirkişi raporunu hükme esas alarak hukuka aykırı bir karar verdiğini, açıkladıkları tüm bu nedenlerle haksız olarak reddedilen davanın istinaf incelemesi sonucu bozulması ve davanın kabulüne hükmedilmesini talep etme zorunluluğu doğduğunu,İleri sürerek; Yukarıda arz ve izah etmeye çalıştığımız nedenlerle,gerekçelendirmiş olduğumuz itirazlarımız doğrultusunda ve mahkemenizce re'sen gözetilecek hususların da incelenmesi sonucunda ortaya çıkacak nedenler dikkate alınarak;İstinaf incelemesinin duruşma açılarak değerlendirilmesine, Yerel mahkeme tarafından verilen kararın kaldırılarak davanın ve istinaf talebimizin kabulüne,Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini vekâleten talep ederiz.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; davalı şirketin 03/02/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 3 nolu kararın TTK'nın 445 ve devamı maddeleri uyarınca iptali talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Anonim Şirketlerde genel kurul toplantılarına çağrı usulünü düzenleyen TTK'nın 414/1. maddesi uyarınca; genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. TTK'nın \"iptal sebepleri\" başlıklı 445. maddesi uyarınca; aynı kanunun 446. maddesinde sayılan kişiler, genel kurulda alınan kararların kanun veya şirket esas sözleşmesine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesi ile kararların iptalini talep edebilirler. TTK'nın \"iptal davası açabilecek kişiler\" başlıklı 446. maddesinde ise, bu davayı açma hakkının kimlere ait olduğu düzenlenmiştir. TTK'nın 446/1-b bendine göre; toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri iptal davası açma hakkını kazanacaktır. Somut uyuşmazlıkta; davacının davalı şirkette %9,96 hisse oranına, dava dışı ortak ...'nin %90,04 hisse oranına sahip olduğu, davalı şirketin davacı aleyhine İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/491 esas sayılı dosyasında açtığı sorumluluk davasında alınan ara karar uyarınca davalı şirketin  03/02/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısı yapıldığı, genel kurul kararı yapılmasına ilişkin yönetim kurulu tarafından 14/01/2021 tarihinde karar alındığı, yönetim kurulu kararı, çağrı ve gündem maddelerinin Ticaret Sicil Gazetesi'nde 19/01/2021 tarihinde yayımlandığı, davacı adına çağrıya ilişkin iadeli taahhütlü mektubun 22/01/2021 tarihinde postaya verildiği ve davacıya 02/02/2021 tarihinde tebliğ edildiği, söz konusu toplantıya davacının katılmadığı ve  davacı aleyhine sorumluluk davası açılması için genel kurul kararı aldığı, % 90,04 hisseye sahip...'nin tüm paylarının toplantıda temsil edildiği, söz konusu toplantının 3 nolu maddesinde davacı aleyhine açılan sorumluluk davasına onay verildiği anlaşılmıştır.Davalı şirket tarafından yönetim kurulu kararı, çağrı ve gündem maddelerinin Ticaret Sicil Gazetesi'nde 19/01/2021 tarihinde yayımlandığı ve toplantı tarihinin 03/02/2021 tarihi olduğu ve bu tarihler dışlandığında çağrının toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılmadığı, bunun yanında çağrıya ilişkin iadeli taahhütlü mektubun davacı ortağa toplantıdan önce makul bir sürede ulaşmadığı ve dava konusu olağanüstü genel kurula çağrının usulsüz olduğu açıktır. Bu sebeple TTK'nın 446/1-b maddesi uyarınca davacının iş bu iptal davası açmakta aktif husumet ehliyeti ve hukuki yararı bulunmaktadır. Bununla birlikte TTK'nın 446/1-b maddesi uyarınca çağrının usulüne uygun olmaması tek başına ilgili toplantıda alınan kararın iptali sonucunu doğurmayacaktır. Bu usulsüzlüğün genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunun iddia ve ispat edilmesi gerekir. Dava konusu davacı aleyhine açılan sorumluluk davasına onay verilmesine ilişkin 3 nolu olağanüstü genel kurulu kararının %90,04 pay oranına isabet eden 189.175 olumlu oy ile alındığı, davacının %9,96 hisse oranına isabet eden 20.925 oy oranının bu kararın alınmasına etkisinin olmayacağı gibi, aleyhine açılan sorumluluk davasına onay verilmesine ilişkin kararda da oy kullanmasının mümkün olmadığı, kararın alınmasında toplantı ve karar yeter sayılarının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı tarafından çağrı usulsüzlüğünün genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunun ve tebligatın kötü niyetli olarak geciktirildiğinin ispat edilmediği ve karara ilişkin başkaca bir usul ve yasaya aykırılığın da ileri sürülmediği anlaşılmakla Mahkemece bu gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Bunun yanında Mahkemece davacının ibra edilmediği dönemlerin belirlenmesine ilişkin irdelemenin kararın başkaca bir sebeple usul ve yasaya aykırı olup olmadığının tespiti yönünde yapıldığı, ancak davacı tarafından iddia edilmemesine rağmen Mahkemece resen bu yönde incelenme yapılması usul ve yasaya uygun değil ise de sonuca etkisinin bulunmadığı anlaşılmakla kaldırma sebebi yapılmamıştır. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf edenler tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 17/10/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4103d68b34b31d4a","SID":"57f702b7f09acd3a"}}