{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi               21.Hukuk Dairesi  2023/1206 Esas 2024/1074  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2023/1206 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1074<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 12/04/2023 <br>NUMARASI\t\t: 2022/283 Esas 2023/464 Karar<br>DAVACI \t:<br>VEKİLİ\t<br>DAVALILAR \t:<br>DAVA\t: Hisse Devrinin Pay Defterine İşlenmesi - Ortaklığın Tespiti<br>DAVA TARİHİ\t: 18/03/2022<br><br>KARAR TARİHİ\t: 10/10/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 04/11/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki hisse devrinin pay defterine işlenmesi, ortaklığın tespiti istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.  <br>\tDAVA<br>\tDavacı dava dilekçesinde özetle; davalı ...'ın diğer davalı şirketteki 3.580 adet hissesini 164.680,00 TL bedelle hisse devir sözleşmesi akdedilmek suretiyle satın aldığını, hisse bedelini ödediğini, hisse devir sözleşmesinin davalı ... tarafından dava dışı ...'a verilen vekaletname uyarınca ... tarafından imzalandığını, aynı gün kendisi adına hisse senedi geçici ilmühaberi düzenlendiğini, hisse devir sözleşmesinin imzalanmasından sonra 02/04/2012 tarihinde davalı şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine müracaat ederek devraldığı nama yazılı 3.580 adet hissenin pay defterine işlenmesini talep ettiğini, davalı şirket yetkilileri tarafından dilekçesinin işleme alındığını, davalı şirketin kendisine yazdığı yazıda devredilen payların pay defterine işlendiğinin belirtildiğini, yazı ekinde pay defterinin ilgili sayfasının bir suretinin gönderildiğini, şirketin yeni pay defteri bastırdığını ve paylarının bu deftere işlenmediğini duyduktan sonra şirket pay defterine yeniden kaydını sağlamak üzere şirkete ikinci kez başvuruda bulunduğunu, ...'tan devir alınan hisselerin kendi adına ve hesabına aldığını beyan ederek hisse devir işlemlerinin şirketçe onanmasını talep ettiğini, şirketin onaylama istemini 3 içinde reddetmediğini, devir işleminin şirketçe onaylandığının kabul edilmesi gerektiğini, davalı ...'ın hisse devir işlemleriyle ilgili olarak birçok kişi hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan suç duyurusunda bulunduğunu belirterek davalı şirkette daha önce mevcut olan paylarıyla davalı şirket hissedarı davalı ...'tan 02.04.2012 tarihli hisse devri sözleşmesiyle devir aldığı 3.580 adet hissenin şirket pay defterine hükmen işlenmesine, toplam pay miktarına göre şirketteki ortaklığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili dahil tüm şirketlerin arşivlerine el koyan ve arşiv belgeleri üzeriyle geçmişe dönük belgeler tanzim etmek suretiyle işbu davayı kurgulayan dava dışı ...'ın hazırlayıp davacıya imzalattığı dilekçe ve eklerine itibar edilmemesi gerektiğini, dava konusu hisseleri satın aldığını iddia eden davacının ödeme hususunu yazılı delille ispatlayamadığını, davacının kendisine hisse sattığını iddia ettiği davalı ...'ın, vekaleten hisse devir işlemlerini yaptığını iddia ettiği öz kardeşi ... tarafından hisse devir tarihinden önce, 04.02.2012 tarihinde kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde öldüresiye darp edildiğini, bu olay nedeniyle de ... ve üç oğlu hakkında ceza mahkemesince mahkumiyet kararı verildiğini, tüm şirketlerin merkezi olan 15 katlı binayı cebirle işgal edip, kurucu ve en yetkili hissedarı davalı ... adına hisse devri yapması, bunu da el koyduğu arşivden bulduğu 24 yıl öncesinin genel vekaletnamesine dayandırmasının, muhakeme sahibi bir kişinin kabul edeceği bir işlem olmasa gerektiğini, kurgunun bir başka ve en önemli delilinin yeni pay defteri hazırlanan şirketin en yetkili kişisi olan yönetim kurulu başkanı ...'ın sattığı iddia edilen hisseleri yeni pay defterine kaydetmeyip, vekaletle eski deftere kayıt ettirmesi olduğunu, hazırlanan mizansenin kendi içinde çeliştiğini, müvekkili şirketin bütün genel kurul toplantılarına katılan ve vekaletle pay devri yaptığı iddia edilen ...'ın hiç bir genel kurul toplantısında dava konusu pay devri yapıldığını iddia etmemesi, tutanağa geçirmemesi, hazirun cetveline itiraz etmemesi gibi bir çok vakıanın, gerçekte dava konusu pay devrinin yapılmadığının bir başka delili olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir. <br>\tDiğer davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmiş ise de, diğer davalı davaya cevap vermemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, Eski Türk Ticaret Kanununun 411. maddesinin “Nama yazılı hisse senetleri yerini tutmak üzere çıkarılan ilmühaberlerin nama yazılı olması lazımdır. Bunların devri nama yazılı hisse senetlerinin devrine ait hükümlere tabidir”, 416. maddesi “Nama yazılı hisse senetleri, csas mukavelede aksine hüküm olmadıkça devrolunabilir. Devir cira edilmiş senedin devralana teslimi ile olur. Şu kadar ki; devir, şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder”, 417. maddesi “Şirket, nama yazılı hisse senetleri sahiplerini ad, soyad ve adresleriyle bir pay defterine kaydeder.”, 418. maddesi “Şirket, devir keyliyetini esas mukavelede derpiş olunan sebeplerden dolayı pay defterine kayıttan imtina edebilir.” hükümlerini içerdiği, dava konusu olayda davacının TTK'nun yürürlüğe girmesinden sonra aynı Kanunun 493 ve 494. maddeleri gereğince, davalı şirkete bildirimde bulunduğu, davalı tarafça bu bildirime karşı bir cevap verilmediği, davalının söz konusu devir işleminin vekil sıfatıyla ... tarafından yapıldığını, ..., asil ... ve devir alan ...'ın kardeş oldukları, devir tarihi sırasında devreden asil ... ile ... arasında husumet olduğu, ...'ın husumet nedeniyle vekalet ilişkisine aykırı olarak hisseleri davacıya devrettiğini savunduğu, Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesinin karara çıkan 2012/482 esas sayılı dosyası incelendiğinde vekil ...'ın asil ...'a karşı kişi hürriyetini mahrum bırakmak suçunu işlediği, bu dosyada tanık olarak dinlenen davacı ...'ın taraflar arasındaki tartışmaya şahit olduğunu belirttiği, olay tarihinin 04/02/2012 devir tarihinin ise hemen sonrası 02/04/2012 tarihi olduğu, somut olayda uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun vekilin sadakat ve özen borcunu düzenleyen 390. maddesinde ise; ''Vekilin mesuliyeti, umumi surette işçinin mesuliyetine ait hükümlere tabidir. Vekil, müvekkile karşı vekaleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir. Vekil, başkasını tevkile mezun veya hal icabına göre mecbur olmadıkça veya adet başkasını kendi yerine ikameye müsait bulunmadıkça müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur.<br>'' düzenlemesinin yer aldığı, vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında bulunduğu, sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğünün daima mevcut olduğu, davalının davacının vekil ile işlem yaparken vekilin  vekalet görevini kötüye kullandığını bildiği ya da bilmesi gerektiği, yapılan hisse devir işleminin batıl olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı  vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararında husumete gerekçe olarak gösterilen Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/488 Esas sayılı dosyasında müvekkilinin tanık listesinde yer alması olduğunu, bunun gerekçe gösterilmesinin fahiş hata niteliğinde bulunduğunu, müvekkilinin tanık listesinde yer almasının davalıyla arasında husumetin varlığını ispat edemeyeceğini, dosyada tanık olarak verdiği ifadenin davalı ... lehine olduğunu, müvekkili ile davalı ... arasında herhangi bir sorun bulunmadığını, mahkemenin müvekkilinin tanık ifadesinin aksine zanla hüküm verdiğini, ... ile ...'ın ... Grubu şirketlerinin iki hakim ortağı olduğunu, birlikte çalıştıkları süre boyunca birbirlerine verdikleri genel vekaletnamelerle işlemler yaptıklarını, ...'ın ...'ı azletmediğini, ...'ın vekaletnameye dayanarak bugün bile işlem yapabilecek yetkiye sahip olduğunu, hisse devir işleminin yapıldığı 2012 yılında bu sözleşmeler davalı şirkete gönderildiğinde suç duyurusunda bulunan davalı ...'ın vekalet ilişkisi kapsamında bir hakkın kötüye kullanıldığı iddiasının hukuki uyuşmazlık olduğu gerekçesiyle herhangi bir işlemde yapmadığını, mahkeme kararının üzerine düşen yasal yükümlülükleri yerine getirmeyen davalı ...'ın himayesine yönelik olduğunu, korunması gereken kişinin yükümlülüklerin yerine getirilmesinde olumsuz etkilenen müvekkili olduğunu, müvekkilinin davalının hisselerini kötü niyetle ele geçirme amacı olsaydı, hisselerin tamamını üstüne geçireceğini, diğer iki hissedar arasındaki husumet nedeniyle müvekkilinin talebinin reddedildiğini, bu iki kişinin davalı şirkette hissedar olduklarını, husumetin müvekkilinin şahsıyla ilgili olmadığını, bu hususu doğrudan ispatlayan bir emare bulunmadığını, tanık ifadelerindeki beyanların mahkemece gözetilmediğini, davayı taraflar arasındaki husumete dayandırmanın hatalı olduğunu, davanın konusunun bu olmadığını, davalı şirket tarafından yapılan başvurulara cevap verilmemesi, verilen vekaletname kapsamında yapılan işlemlerin iptali için işlem yapılmaması, halen vekaletnameye ait azil düzenlenmemesinin davalıların yapılan işlemleri bildiği, onayladığı ve kabul etmesinden kaynaklandığını, müvekkilinin borsaya kote edilmemiş nama yazılı payının pay defterine kaydedilmesini talep etmesi üzerine davalı şirketin müvekkilinin talebini reddetmeyerek zımni kabul yetkisini kullandığını, davalının hisse devir sözleşmesinin iptali için bir dava açmadığını, mahkemece deliller değerlendirilmeden hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalı lehine vicdani kanaate varıldığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; anonim şirket hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve toplam pay miktarına göre anonim şirket ortaklığının tespiti istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tDavalı şirket ticaret sicil kayıtları, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/23264 sr. sayılı dosyasının Uyap'tan gelen sureti, yargılama aşamasında mali müşavir bilirkişiden alınan 04/08/2022 tarihli kök, 09/11/2022 tarihli ek rapor, pay defteri suretleri, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ilanları, davacı tarafından davalı şirkete yapılan 02/04/2012 ve 02/07/2012 tarihli başvuru dilekçesi, davalı şirket tarafından davacıya verilen 19/04/2012 tarihli cevap, davacı ile davalı ... arasında akdedilen 02/04/2012 tarihli hisse devir sözleşmesi, hisse senedi geçici ilmuhaber, davalı şirket ana sözleşmesi, davalı ... tarafından dava dışı ...'a verilen 31/05/1988 tarihli vekaletname sureti, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/488 Esas 2015/377 Karar sayılı karar sureti, Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/01/2021 tarih 2021/111 Esas 2021/64 Karar sayılı karar sureti, davalı şirketin genel kurul toplantı tutanakları, hazirun cetvelleri dosya içerisinde yer almaktadır. <br>\tDavalı ... tarafından dava dışı ...'a 31/05/1988 tarihli vekaletname verilmiş olup, vekaletnamede, vekile anılan davalı adına hareketle şirketlerdeki her türlü hisselerini devretme hak ve yetkisi verilmiştir. <br>\tAnılan vekaletnameye dayanılarak davalı ...'ın davalı şirketteki 3.580 adet hissesinin 164.680,00 TL bedel ile davacı ...'a devrine ilişkin 02/04/2012 tarihli hisse devir sözleşmesi akdedilmiş olup, anılan sözleşme devir alan sıfatıyla ..., devir eden sıfatıyla ... adına 31/05/1988 tarihli vekaletnameye istinaden ... tarafından imzalanmıştır. <br>\tDavalı şirket tarafından dava dışı ... (yönetim kurulu üyesi), ... (yönetim kurulu başkan yardımcısı) imzalarını içerir 02/04/2012 tarihli hisse senedi geçici ilmuhaberi düzenlenmiş olup, belgede belge sahibi ortak olarak ...'ın ismi ile 3.729,18 adet hissesi olduğu belirtilmiştir. <br>\tDavacı tarafından davalı şirkete verilen 02/04/2012 tarihli yazı ile, ...'tan 02/04/2012 tarihinde satın aldığı nama yazılı 3580 adet hisse senedinin pay defterine işlenmesi talep edilmiştir. <br>\tDavalı şirket tarafından davacıya verilen 19/04/2012 tarihli cevapta, ...'tan devraldığı 3580 adet nama yazılı şirkete ait hisselerin pay defterine işlenmesine ilişkin talepleri doğrultusunda devraldığı payların pay defterinin 10. sayfasına 9 no'lu üye kayıt numarasıyla işlendiği bildirilmiş, yazı ekinde yazıda belirtilen pay defteri sureti gönderilmiştir. <br>\tDavacı tarafından davalı şirkete yapılan 02/07/2012 tarihli başvuru dilekçesi ile, ...'dan devraldığı nama yazılı 3580 adet hissenin pay defterine işlenmesinin 02/04/2012 tarihli yazısıyla talep edildiği, şirketin 19/04/2012 tarihli yazısıyla paylarının pay defterine işlendiğini bildirildiğini, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK'nun 493. Maddesinde payı devralanın payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmezse, şirketin devrin pay defterine kaydını reddedebileceğinin belirtildiğini, 02/04/2012 tarihinde ...'tan devraldığı 3500 adet nama yazılı hisseleri kendi adına ve hesabına aldığını beyan ederek hisse devir işlemlerinin şirketçe onaylanmasını talep etmiştir. <br>\tDavalı şirketin 27/05/2013 tarihli genel kurul toplantısı hazirun cetvelinde davacının işbu dava konusu olan devraldığını ileri sürdüğü hisse gösterilmeksizin 149,18 adet hisse sahibi olduğuna yer verilmiştir. Anılan toplantıya davacı ile dava dışı vekil ... katılmamış, davalı ... ise katılmıştır. <br>\tYargılama aşamasında alınan bilirkişi kök raporunda, ortaklar pay defteri dışında davalı şirketin kanuni defterlerinin ibraz edilemediği, davalı şirketin 2012 yılı işlemlerine bilgisayarda yer alan kayıtlardan nüfuz edildiği, davalı şirketin yeni bir ortaklar pay defterine 22/03/2012 tarihinde tasdik ettirdiği, pay defterinden 27/03/2012 tarihinde 27/03/2012 tarihli gazete ilanına istinaden açıklamasıyla 14 ortağın hisse bilgilerini içeren kayıtlar yapıldığı, davacıya pay devrine ilişkin bir kaydın ise bulunmadığı, 27/05/2013 tarihinde yapılan davalı şirket genel kurulunda davacının hissesinin 149,18 olarak gösterildiği tespit edilmiştir.<br>\tİtiraz üzerine alınan ek raporda, kök rapordaki görüş tekrar edilerek ortaklar pay defterinin ibraz edilemediği, 2012 yılıyla ilgili tespitlerin manyetik ortamda bulunan kayıtlardan temin edildiği, pay defteriyle ilgili olarak bilgilerin bilirkişi kök raporunda yer aldığı gibi olduğu belirtilmiştir. <br>\tAnkara Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/23264 sr. sayılı dosyasında, ... tarafından 31/05/1988 tarihli vekaletname ile aralarındaki olaylara rağmen ... şirketindeki hisselerinin bir kısmını 02/04/2012 tarihinde, kız kardeşlerine vekaleti kötüye kullanarak devrettiği, sahte senet tanzim ederek icra takibine girişilmesine sebep olduğu, yanlış adrese tebligat yaptırarak haksız yere haciz işlemine neden olduğu, sahte genel kurul tutanağı tanzim edildiği, geçerli ancak kötüye kullanılan vekaletname ile haksız olarak devredilen hisseleri alarak sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarının işlendiği iddiasıyla yapılan  şikayet üzerine dava dışı ..., davacı ... vs. aleyhine tacir veya şirket yöneticileriyle kooperatif yöneticilerinin dolandırıcılığı suçundan ceza soruşturması yapıldığı, yapılan soruşturma sonunda vekalet ilişkisi kapsamındaki iddiaların hukuki uyuşmazlık konusunu oluşturacağı, diğer atılı suçların oluşmadığı gerekçesiyle şüpheliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. <br>\t Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/01/2021 tarih 2021/111 Esas 2021/64 Karar sayılı dosyasında, ...'ın katılan, ... vs.'nin sanık olarak yer aldığı 04/02/2012 tarihinde meydana gelen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kemik kırılması suretiyle kasten yaralama suçlarından yapılan ceza yargılaması sonunda sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ayrı ayrı beraatlerine, sanık ...'ın katılanı yaralama suçundan mahkumiyetine karar verildiği görülmüştür.<br>\t Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/488 Esas 2015/377 Karar sayılı dosyada, SPK tarafından ..., ... ve ... aleyhine iflas talebiyle açılan davada yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilerek davalıların şahsi iflaslarına, 01/07/2015 günü saat 11:44 itibarıyla iflasın açılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay denetiminden geçerek 21/11/2018 tarihinde kesinleştiği dosya içeriğiyle sabittir. <br>\tDavacı yan davalı anonim şirkette davalı ...'a ait olan hisselerini 3580 adedini hisse devir sözleşmesiyle devraldığını, şirketin hisse senedi geçici ilmuhaberi düzenleyerek devraldığı nama yazılı hisseleri pay defterine işlediğini, şirketin yeni pay defteri bastırarak devraldığı payların deftere işlenmediğini duyması üzerine şirkete yeniden devrin pay defterine işlenmesi için başvuruda bulunduğunu, 6102 sayılı TTK'nun yürürlükte olduğunu, şirketin 3 ay içerisinde hisse devrini reddetmediğinden devrin şirketçe onaylandığını kabulü gerektiğini iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tUyuşmazlık, davacının davalı ...'ın davalı anonim şirkette bulunan hisselerini davalının verdiği vekaletnameye dayalı olarak vekil ile akdettiği hisse devir sözleşmesi uyarınca devraldığı hisselerin pay defterine işlenmesi koşulunun oluşup oluşmadığı, davacının davalı şirketteki ortaklık durumu hususlarından kaynaklanmaktadır. <br>\tDavacı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, yukarıda açıklandığı üzere davacı, davalı ...'ın davalı şirketteki 3580 adet hissesini davalı tarafından dava dışı ...'a verilen 31/05/1988 tarihli vekaletnameye dayalı olarak vekil sıfatıyla hareket eden ... ile akdettiği 02/04/2012 tarihli hisse devir sözleşmesi nedeniyle devraldığını, ve aynı tarihte şirkete başvurması üzerine devrin pay defterine işlendiğini, adına geçici ilmuhaber düzenlendiğini, 6102 Sayılı TTK'nun yürürlüğe girmesinden sonra hisse devrini pay defterine işlenmesi talebinde bulunduğunu, davalı şirketin ise bu talebe ilişkin bir cevap vermediğini ileri sürerek işbu davayı açmıştır. \t<br>\tVekil ...'a davalı tarafından verilen 31/05/1988 tarihli vekaletnamede vekilin davalının şirket hisselerini devretme hak ve yetkisi bulunmaktadır.  <br>\tDavalı yan devir tarihinden önce davalı ile vekil ... arasında gerçekleşen yaralama olayı nedeniyle husumet bulunduğunu, davalı, vekil ve davacının kardeş olduğunu, vekilin yaşanan husumet nedeniyle vekalet ilişkisine aykırı olarak davalının hisselerini davacıya devrettiğini ileri sürmüştür. <br>\tBurada tartışılması gereken husus, vekilin vekalet görevini sadakat ve özen borcunu yerine getirerek ifa edip etmediği, vekil olduğu tarafın zararına hareket edip etmediği, vekil ile işlem yapan tarafın vekilin sadakat ve özen borcuna aykırı hareket ettiğini bilerek hisse devir sözleşmesini akdedip etmediği hususudur. <br>\tYukarıda açıklandığı üzere, davalı ... ile vekil ... arasında yaşanan 04/02/2012 tarihli yaralama eylemi nedeniyle vekil ... hakkında davalı ...'ı yaraladığı sabit görülerek mahkumiyetine karar verilmiştir. Anılan dosyada davacı ... tanık sıfatıyla dinlenmiştir. Dava konusu hisse devir sözleşmesi ile anılan tarihten sonra 02/04/2012 tarihinde akdedilmiştir. <br>\tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03/07/2024 tarih 2023/1-605 Esas 2024/356 Karar sayılı kararında; \".... 2. 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesinin birinci fıkrasında [818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 386 ncı maddesinin birinci fıkrasında] vekâlet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesiyle vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak görülmesini, yapılmasını üstlenir. <br>\t3. Vekâlet sözleşmesinin tarafları vekâlet veren ile vekildir. Vekâlet veren gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi vekil de gerçek ya da tüzel kişi olabilir. Sözleşmenin konusunu ise herhangi bir hukuki işlem yahut maddi bir eylemin yapılması oluşturabilir. Ancak sözleşmenin geçerli olması için konusunun mümkün olması yanında kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmaması gerekir.<br>\t4. Vekâlet sözleşmesini 6098 sayılı Kanun'un 40 ilâ 48 inci (818 sayılı Kanun'un 32 ilâ 40 ıncı) maddeleri arasında düzenlenen temsil ilişkisi ile karıştırmamak gerekir. Aralarında yakın bir ilgi bulunmakla birlikte vekâlet sözleşmesi ile vekil vekâlet verenin bir işini görmeyi ya da bir işlemini yapmayı borçlanırken, vekâlet veren de onun yaptığı giderleri ve verdiği avansları ödemeyi borçlandığından vekâlet iki taraflı bir sözleşmedir. Temsil yetkisi ise tek taraflı bir hukuki işlemdir. Genel olarak vekâlet, vekil ile vekil eden arasındaki iç ilişkiyi, temsil ise vekil edenin vekil aracılığı ile işlem yaptığı üçüncü kişi ile arasındaki dış ilişkiyi ifade eder. <br>\t5. Türk Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, diğer bir anlatımla vekil edenin yararına ve onun iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar. Vekâlet sözleşmesi, başkasının işini görmeye ilişkin bir sözleşme olduğundan esas itibariyle işin müvekkilin menfaatine yapılması gerekir. Bu durum iş görme sözleşmesinin doğal bir sonucudur.<br>\t6. Nitekim satışın yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'un 389 uncu maddesinin birinci fıkrasında vekilin, müvekkilinin açık olan talimatına muhalefet edemeyeceği hükmüne yer verildikten sonra 390 ıncı maddesinde; “Vekilin mesuliyeti, umumi surette işçinin mesuliyetine ait hükümlere tabidir. Vekil, müvekkile karşı vekâleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir. Vekil, başkasını tevkile mezun veya hal icabına göre mecbur olmadıkça veya adet başkasını kendi yerine ikameye müsait bulunmadıkça müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur” hükmüne yer verilmiş olup; buradaki “iyi bir suretle ifa” deyimini “sadakat ve özenle ifa” olarak anlamak gerekir. <br>\t7. Sadakat borcu kavramı, vekilin gerek vekâletin ifası sırasında gerekse sonrasında kendisine duyulan güvene uygun olarak müvekkilinin menfaatlerini sözleşme ile güdülen amaç çerçevesinde koruma ve kendi menfaatini müvekkilinkine tâbi kılma yükümlülüğünü ifade eder. Vekilin iş görme ile hedeflenen sonucun başarılı olması için hayat deneylerine ve işlerin normal akışına göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması ve başarılı sonucu engelleyebilecek davranışlardan kaçınması ise özen borcunun konusunu oluşturur. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanlarda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. Bu nedenle vekil üzerine aldığı işi ifa ederken aynı şartlar altında iş gören basiretli, özenli bir vekil gibi hareket etmelidir. <br>\t8. Bu itibarla vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olacağı açıktır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. <br>\t9. Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet görevinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Dolayısıyla böyle bir durumda vekil eden zararlandırılırken, vekil çok zaman kendisine veya başka bir kimseye çıkar sağlamaktadır. Oysa ki, sadakat ve özen borcunun temel amacı başkası adına iş gören kimsenin yetkisini kötüye kullanma riskini önlemektir. Vekâlet sözleşmesi, güven esasına dayalı bir iş görme edimi ihtiva ettiğinden bu güvenin korunması her şeyden önce 6098 sayılı Kanun'un 506 ncı (818 sayılı Kanun'un 390 ıncı) maddesinin bir gereği olduğu gibi 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir. <br>\t10. Uygulamada vekâlet görevinin kötüye kullanılması durumlarının özellikle vekilin satmakla yetkili kılındığı bir taşınmazı rayiç değerine nazaran çok düşük bir bedelle satarak devrettiği hâllerde yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.12.2019 tarihli ve 2017/1-1272 Esas, 2019/1399 Karar ile 12.07.2023 tarihli  ve 2023/1-249 Esas, 2023/747 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekilin, vekâlet sözleşmesinde belirtilen yetkilerin dışına çıkması, vekil edenin talimatına uygun hareket etmemesi ve onun yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapması durumunda değinilen maddeler uyarınca sorumlu olacağı açıktır.<br>\t11. Diğer taraftan vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile de karşılaşılır. Bu durumda vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dâhi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.<br>\t12. Ne var ki üçüncü kişi vekil ile çıkar ve iş birliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Kanun maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından resen göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler de bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarihli ve 2011/14-609 Esas, 2011/744 Karar sayılı kararı). <br>\t13. Vekâlet görevi kötüye kullanılmış ve vekille sözleşme yapan kişi vekil ile el ve iş birliği içerisinde ise veya en azından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor yahut bilmesi gerekiyorsa vekil eden, sözleşmenin feshini, bu bağlamda sözleşmeye göre tapuda intikal yapılmışsa tapunun iptalini her zaman isteyebilir.<br>\t14. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı konusu 4721 sayılı Kanun'un “İspat yükü” başlıklı 6 ncı maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür\" şeklinde düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesine göre de “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir”. Açıklanan bu genel hükümler uyarınca vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ispat yükünün bu iddiayı ileri süren davacı tarafa ait olacağı açıktır. ...\" denilmiştir. <br>\tYapılan açıklamadan anlaşılacağı üzere, vekil hukuki işlemde temsil ettiği taraf yararına ve onun iradesine uygun hareket ederek zararına sebebiyet olacak davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.<br>\tVekil ... 04/02/2012 tarihinde davalı ...'ı yaraladıktan sonra, aralarında oluşan husumete rağmen 02/04/2012 tarihinde, 31/05/1988 tarihli vekaletnameye dayanarak davalının davalı şirketteki hisselerinin davacıya devrine ilişkin hisse devir sözleşmesini akdetmiştir. <br>\tDavacı ..., vekil ve davalının kardeşi olup, yaşanan yaralama olayının tanığı sıfatıyla ceza yargılaması sırasında dinlenilmiş olup, taraflar arasındaki husumeti bilmektedir. Davacının tanıklık beyanının vekil ve/veya davalı ... lehine/aleyhine olması bu durumu değiştirmeyecektedir. <br>\tHal böyle olunca mahkemece, dava konusu hisse devir sözleşmesinde vekil sıfatıyla hareket eden ...'ın sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı, davalıyı zararlandırıcı davranıştan kaçınmadığı, davacının vekil ile davalı arasındaki husumeti ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bildiği gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>\t2-Davacıdan alınması gerekli olan 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>\t3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalılar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 10/10/2024<br><br>Başkan -                  Üye -                 Üye -           Zabıt Katibi - <br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"54ce8555b938cae3","SID":"74b04bd28c19c37b"}}