{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/193 <br>KARAR NO:2024/1463<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:06/10/2021<br>NUMARASI:2019/630 Esas - 2021/759 Karar<br>DAVA:İtirazın İptali <br>Davanın usulden reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA:Davacı vekili; davalının Almanya'da ... şirketini iki ortak ile kurduğunu ve şirketine yatırımcı arayışına girdiğini, şirkete yatırım yapan yatırımcıların borçlu tarafından kendilerine vaadedilen amaca yönelik olması şartı ile yatırım yaptıklarını, ancak davalının yatırımcıların sermayelerini şirkette vaat edilen hedefe uygun şekilde kullanmadığını, bundan dolayı Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin 09.04.2013 tarihli ve ... ve ... (...) sayılı kararı ile davalı aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıl mahkumiyet kararı verildiğini, davalının Almanya'daki iflas tasfiyesinde iflas prosedürü devam ederken edindiği Bodrum -Bitez ... ada, ... parselde kain, 1.781,54 m2'lik taşınmaz mal varlığını beyan etmediğini, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin iflas mahkemesi olarak verdiği 18.03.2015 tarihli yazısı ve ekindeki alacaklı ve borçluyu gösteren tablonun İİK'nın 68.maddesi kapsamında belge olduğunu ileri sürerek, davalının İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin dava değeri kadar devamına, alacağın takip talebi çerçevesinde öngörülen oranlarda asıl alacağa işleyecek temerrüt faizi ile birlikte tahsiline, haksız ve kötü niyetli itiraz nedeni ile İİK.nun 67/2 maddesi uyarınca dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili; davacının dava dışı ... 'den alacaklı olduğunu iddia ettiğini, İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/413 Esas ve İstanbul 20. Asliye hukuk Mahkemesi'nin 2017/497 Esas sayılı dosyasında sunulan Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 3280373/07 numaralı mahkeme kararında  davacının ..., davalının ... olduğunun anlaşıldığını, davalının adı geçen şirketin yetkilisi olduğunu, davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının adı geçen şirketten olduğunu iddia ettiği alacaklarını hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalıştığını, davaya konu ticari ilişkide taraf olmayan davalıya karşı husumet yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, müvekkilinin adresinin Berlin/Almanya olması nedeniyle mahkemenin yetkisinin bulunmadığını, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI:İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 24/09/2019 tarihli 2018/166 E. 2019/390 K. Sayılı ilamıyla davanın görev yönünden reddine karar verilmesi üzerine yargılamaya kararı veren mahkemece devam edilmiş olup mahkemece; davacı tarafın delil olarak temelde Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetveline ve Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin dosyasına dayandığı, Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin 09.04.2013 tarihli kararı ile davalı aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıl mahkumiyet kararı verildiği, karardan hangi müştekinin ne kadar zarara uğrayarak suçun mağduru olduğunun belli olmadığı gerekçesiyle kanun yolu aşamasında bozulduğu, Alman Asliye Ceza Mahkemesinin kararı kesinleşmediğinden hükme esas alınamayacağı, davacı tarafından delil olarak dayanılan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetveli kararının ilam niteliğinde bir belge olmadığı, İİK'nın 68.maddesi kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, davacı tarafından dava dilekçesi ekinde ibraz ettiği hukuki görüşe göre iflas tablosunun İİK 68.maddesi kapsamında belge olduğunun kabulü halinde bile bu belgenin icra mahkemesinde itirazın İİK'nın 68.maddesi gereğince kesin kaldırılması için kullanılabileceği, eldeki davanın ise itirazın iptali davası olduğu, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatının gerektiği, bu belgenin alacağın varlığını ispata yeterli olmadığı,Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin 09.04.2013 tarihli kararının kesinleşmesi halinde delil niteliği taşıyabileceği, davanın ceza mahkemesi kararının kesinleşmesi beklenmeden açıldığı, davacının davasının erken açılan dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili; mahkemenin ihtilafın çözümünde hukuki sebebi yanlış belirlediğini, delillerinin hatalı şekilde değerlendirildiğini, Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararında davalının beraatine karar verilmediğini, aksine üst mahkeme tarafından dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme yapıldığının tespit edildiğini, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi (İflas Mahkemesi) tarafından düzenlenen 67a In 237/08 Esas No.lu iflas tablosunun uluslararası olarak geçerli ve İİK'nın 68. maddesi kapsamında resmi bir belge olduğunu, seri dosyalardan alınan emsal bilirkişi raporları, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararların mahkemece dikkate alınmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından çok sayıda dosyaları hakkında yaklaşık ispatın mevcut olduğuna karar verildiğini, bilirkişi raporları da dikkate alınarak, davadaki haklılıklarının ispat edildiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava; Almanya'da kurulan davalının yöneticisi ve hakim ortağı olduğu ... şirketi'ne yatırım yapan davacının şirket  tarafından toplanan sermayenin yatırımın amacına uygun olarak kullanmadığının ceza yargılamasında  tespit edildiği ileri sürülerek davacı zararının davalıdan tahsiline ilişkin olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.Davalının şahsi iflas kararı, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmemiş olup, davalının bir malvarlığı olmadığından iflası kapatılmıştır. Ceza davasında yazılan gerekçeli kararın tamamı  ve noter onaylı sureti dosyaya ibraz edilmiş olup davacı dahil 5411 yatırımcının yatırdığı paralar ve isimleri listeler halinde mevcut gerekçeli karar ekinde mevcut bulunmaktadır. Esasen davalının; davacının, dava dışı şirkete yatırdığı paranın varlığına ve miktarına itiraz olmayıp uyuşmazlık şirkete yatırılan para nedeniyle davalı şirket yöneticisinden talepte bulunulup, bulunulamayacağı noktasındadır.Mahkemece, davacının alacağının iflas tablosunda yer almasının alacağı ispata yeterli olmadığı, ayrıca davalı hakkında Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının bozulduğu, kararın kesinleşmediği, davanın erken açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.Ancak, davacının alacak kayıt talebi davalının iflas masası tarafından reddedilmiş, mahkemece yapılan inceleme sonunda alacağın sebebi \"haksız fiil\" olarak belirtilerek  iflas masasına  kayıt edilmiş, iflas idaresinin ve müflis davalının itirazı reddedilmiştir. Eldeki davada, 29.09.2008 tarihli alacak kayıt belgesi yanında, davalı hakkındaki ceza davasına da dayanılmıştır. Bu yönüyle dava haksız fiil hukuki sebebine dayalı olarak açılmış olup, dosyadaki deliller değerlendirilirken alacak kayıt belgesi yanında ceza dava dosyasındaki maddi olay tespitlerinin de dikkate alınmasında zorunluluk bulunmaktadır.Davacının amacı genel hükümlere göre alacağını ispatlayarak itirazın iptalini sağlamak olduğundan dosyadaki tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekmektedir.Dosyada alınan Bilirkişi heyeti raporunda, davacının haksız fiil kaynaklı alacak talebi hakkında MÖHUK'un 34. maddesi gereğince Alman hukukunun uygulanması gerektiği, Alman hukukunda üçüncü kişilerin anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan doğruya yönetim kurulu üyeleri aleyhine açıkları davaların haksız fillere ilişkin genel hükümler çerçevesinde çözümlendiği, davacının ibraz ettiği Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin (iflas Mahkemesi) 67a IN 237/08 dosya numaralı ... seri numaralı iflas tablosunun apostille şerhi taşıması sebebiyle nezdinde “resmi belge” ve “kesin delil” olarak kabul edilmesi gerektiği ve İİK nın68 kapsamında belgelerden olduğu, MÖHUK'un 8. maddesi uyarınca işbu alacakla ilgili zamanaşımı uyuşmazlıklarının da Alman hukukuna göre çözümlenmesi gerektiği, Alman MK(BGB) md 197 (5) uyarınca iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar bakımından zamanaşımı süresinin 30 sene olduğu, dava konusu alacağın 30 senelik zamanaşımı süresine tabi bulunduğu, faiz oranının ve faizin başlangıç tarihinden de Alman hukukuna göre belirlenmesi gerektiği, zarar görenin Alman MK(BGB) md 849 uyarınca zararın meydana geldiği tarihten itibaren faiz talep edebileceği ancak davacı, borcun davalının sıra cetveline kaydedildiği tarih olan 29.09.2008 tarihinden itibaren faiz talep ettiği için faiz başlangıç tarihi olarak 29.09.2008 tarihinin esas alınması gerektiği belirtilmiştir.Dava, haksız fiil hükümlerine dayalı olarak açılmış olup, MÖHUK'un 34 (1) maddesi uyarınca \"Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna\" tâbidir. Haksız fiilin işlendiği yer Almanya olduğundan uyuşmazlığa (maddi hukuka yönelik) Alman hukukunun uygulanması gerekir. MÖHUK'un 2. maddesi gereğince \"Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular.\"Davanın konusu, Türk hukukunda yöneticinin sorumluluğu olarak adlandırılan tazminat davasıdır. Türk hukukunda, yöneticinin gerek TTK'da özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir. Alman Hukukunda anonim şirket kurucularının ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu Aktiengesetz (Paylı Ortaklıklar Kanunu)de düzenlenmiştir. Ancak üçüncü kişilerin şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan yönetim kurulu üyelerine karşı açtıkları davalara ilişkin olarak anılan kanunda bir hüküm bulunmadığından, bu nitelikteki davalarda haksız fiil hükümleri uygulanmaktadır.Alman Medenî Kanunu’nun 823. maddesi uyarınca: “Kasıtlı olarak veya ihmâlle bir başkasının hayatını, bedenini, sağlığını, özgürlüğünü, mülkiyetini veya bir başka hakkını hukuka aykırı olarak ihlâl eden kişi, bundan kaynaklanan zararı karşı tarafa tazmin etmekle yükümlüdür”MÖHUK’un 8. maddesi uyarınca zamanaşımı hakkında uygulanacak hukuk, ilişkinin esasına uygulanacak hukuktur. ...’nin 197/5 hükmü gereği, iflâs prosedürü çerçevesinde tespit edilmiş alacaklara ilişkin zamanaşımı süresi 30 yıldır. Alman İflas Kanunu’nun (InsO) 178/3 maddesi, “tabloya geçirilen kayıtlar, tespit edilmiş alacakların miktarı ve sırası bakımından iflâs idaresi ve bütün iflâs alacaklıları için kesin hüküm gücü taşıyan bir mahkeme kararı gibi etkiye sahiptir” şeklindedir. Alman İflas Kanunu'nun 302.maddesine göre, iflasın kaldırılması ve borçtan kurtulma kararı kasten işlenen haksız fiilden  doğan borçları kapsamamaktadır. Buna göre iflas kapandıktan sonra açılacak davada iflas idaresinin kayıt kararı, alacak bakımından mahkeme kararı hükmünde kabul edilecektir.Alman Medeni Kanunu'nun (BGB) 849. maddesi, bir kimse mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebilir. Bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmektedir. Aynı kanunun 246. maddesi gereğince bir hukuki işlemden  veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz oranı %4 orandadır.Eldeki dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılmış bireysel bir alacak davası olup, davacı iflâs tablosuna (sıra cetveli) dayanmaktadır. Davalının iddiasının aksine, aynı taraflar arasında aynı konu hakkındaki uyuşmazlığa ilişkin bir yabancı kararın mevcudiyetine rağmen, taraflardan her birinin yabancı mahkeme kararının tanınması tenfizi yoluna başvurmayıp, aynı konuda aynı taraflar arasındaki bir davayı Türkiye’de yeniden açması mümkündür. İflâs kararı Türkiye’de tenfiz edilmediğinden alacaklılardan her biri Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açmasında bir engel bulunmamaktadır. Alman iflâs kararının bir sonucu olan “müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının” Türkiye’de bir etkisi bulunmamaktadır. Davanın karşı yanı hakkında, ülke dışında  iflas kararı verilmiş olsa dahi, iflas kararı Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir. (Yargıtay 11 HD nin 17.12.2007 tarihli, 2007/13214 esas-15912 karar sayılı ilamı) \"Yabancı mahkeme kararına konu alacağın iflas masasına kaydedilmesi, alacağı hükme bağlayan yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesi anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, salt, hüküm altına aldığı alacak iflas masasına kaydedilmekle, yabancı mahkeme ilamı Türkiye’de tenfiz edilmiş olmaz. Çünkü, bir alacağın iflas masasına kaydedilmesi ancak,iflas işlemlerin yürütülebilmesi için gereken adımlardan sadece birini oluşturur ve bu adım, alacağın tahsili sonucunun gerçekleşmesi için tek başına yeterli değildir. Dolayısıyla, tanıma kararıyla alacağın tahsili değil, yalnızca alacağın masaya kaydı sağlanır; tanınan yabancı mahkeme kararı bu kayıt işleminin dayanağını oluşturur. ...Bu açıklamalara göre, somut olayda davacının, yabancı mahkeme kararlarının tanınması suretiyle alacağın iflas masasına kaydedilmesi yönündeki isteği hukuka uygundur.\"(Yargıtay HGK nın 2009/19-161,2009/207 karar 27.5.2009 tarihli ilamı) HGKna göre tenfiz edilmemiş yabancı mahkeme kararı dahi iflas idaresince belge olarak kabul edilerek masaya alacak kaydı yapılabilecektir. Yukarıda yazılan emsal kararlara göre, davacının talebi iflas prosedürüne ilişkin olmayıp, bireysel alacak istemine ilişkindir. Davalının iflasının kapatılması kararı ile iflas alacağı ortadan kalkmadığından davada talep edilen alacağa 30 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. 30 yıllık zamanaşımı süresinin Almanya’da gerçekleştirilen iflâs yoluyla takibe rağmen Türkiye’de açılmış bireysel alacak davasında da tatbik alanı bulacağının, iflas idaresi tarafından düzenlenen belgenin apostil şerhi içerdiğinden bu belgenin HMK’nın 224. maddesi uyarınca “resmî belge” olarak kabulü gerekmektedir.Hamburg Eyalet Mahkemesi'nin 9 Nisan 2013 tarihli kararı ile \" davalı ve diğer ortak ...'nin gerek ...gerekse bu şirketin tüm hisselerine sahip ... nin yönetim kurulu üyesi oldukları, ... (davalı) şirket politikası, şirket grubunun tamamının organizasyonu ile, ...'nin ise halkla ilişkiler ve tahvillerin pazarlanmasından sorumlu olduğu, 2004 yılının sonunda -...-ni yıllık %8,25 faiz ve 6 yıllık bir vadeye bağlanan organizasyon yapısı ile yatırımcılara sundukları, yatırımcılara hemen hemen tamamının öncelikle güneş enerjisi olmak üzere yenilebilir enerjilere yatırılacak olacağı intibası uyandırıldığı, yıllık %8,25 gibi yüksek bir faiz ve vade bitiminde nominal değer üzerinden güvenli yatırım sözü verildiği, kasım 2004 tarihinden, mart 2006 tarihine kadar 5411 vakada toplam nominal değeri 49.369.000-euro olan şirket adına tahakkuk eden faizleriyle, 50.200.000-euro yatırıldığı, alınan paraların eylem planına uygun olarak yenilebilir enerji alanına yatırılmadığı, büyük ölçüde risk yüklü sanat objeleri temininde, pazarlama masrafları ile yatırımcıların faiz ödemelerinde kullanıldığı, Şubat 2005 den Mart 2006 ya kadar 4.618 adet yatırımcıdan toplam 41.914.000-euro topladığı, ... açısından kendisinin en geç 2005 ağustos sonu itibariyle amaçlanan mali olanak kullanımından haberi olduğu kendisine atfedilen suç döneminde 9.800.000-euro  ödeme yapıldığı, sanat objeleri ile ticaret ümit edildiği gibi başarılı yürümediğinden yatırımcı Avukatları tarafından pek çok sayıda  dava açıldığı ...'nin iflası ortaya çıktığı, iddianamenin kapsadığı yatırımcıların en az %85 tutarında bir zarara uğradıkları, davalıların eyleminin makbuz dolandırıcılığı olduğunu kabul ile ... ortak ve yöneticileri davalı ve ... nin dolandırıcılık suçu işlediği gerekçesiyle davalının 5 yıl, ...'nin ise 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına\" karar verilmiştir. Alman Federal Mahkemesi 5. Ceza Dairesi'nin 18 Şubat 2014 tarihli kararıyla; \"Eyalet Mahkemesinin ceza belirlerken amacına aykırı yatırım yapılan paralar için kabaca belirlenmiş asgari bir paydan dolayı sanıkların her biri için ilgili sürede yatırım toplamının sadece %20'si kadar zarar görüldüğü varsayımından hareket ettiği, dolandırılan sözleşme bitiminde yanlış yönlendirilmişse (makbuz dolandırıcılığı) zararın tespiti için gerekli olan sözleşme ortağına karşı kazanılmış olan hakkın para değerinin toplam netleştirilmesinin ve verilen para taahhüdünün birbiriyle karşılaştırılması, dolandırılan mevcut durumdaki yatırımcılar gibi hamiline yazılı hisse satın almak için sözleşmenin akdedilmesiyle riskli bir işe girdiyse  zararın tespiti için belirleyici faktör aldatma ve hatalardan kaynaklanan kayıp  riskidir. Sadece tehdit edici, belirli olmayan bir varlık akışı ancak tehlikede olan varlığın ekonomik değeri zaten düşmüş ise bir zararın ortaya çıktığını gösterir. Bu zarar riski nedeniyle, aldatılan kişi tarafından kazanılan hakkın parasal değerinin, girilen yükümlülüğün değerinden düşük olması durumudur. Bu düşük değer ticari bakış açısına göre somut bir şekilde tespit edilmeli ve gerektiğinde ekonomik hasarı belirlemek üzere bir bilirkişi yardımı ile ölçülmelidir... Yatırım dolandırıcılığına ilişkin olarak Federal Mahkemenin kişisel zarar etkisine bağlanan hukuki şekline ilişkin, içtihatlara göre toplam netleştirmede hakkı ihlal edilen için erişilenin sübjektif değeri dikkate alınmalı ve eğer kendisi işin işin farklılığı ve riski bakımından elde etmek istediğinden (aluid\") tamamen farklı bir şey elde edecek şekilde yanıltıldıysa  ve alınan ödeme kendisi için tamamıyla kullanılmaz ise bu durumda yatırımcının ödemesinin tamamı zarar olarak görülebilir. ..Hamiline yazılı tahvil vasıtasıyla kıymetlendirilen geri ödeme hakkına ilişkin ekonomik değer belirlenmemiştir. Bu değer ve yatırımcıların bundan kaynaklanan finansal zarar, karardaki diğer tespitlerden de çıkartılamaz. Bölge mahkemesi tarafından tespit edilen gerçeklere dayanarak pek çok husus, tahvil süresinin bitiminden sonra nominal tutarı geri alma ihtimalinin çok az olduğuna işaret etmektedir. Şirketlerin gergin bir likidite durumuna sahip olması yanında  sanat satışlarından 37,9 milyon euro tutarındaki bir alacak dikkate alınmaksızın 31 aralık 2005 tarihi itibariyle 39 milyon euro kayıp ortaya çıkması, mali denetmenin buna işaret etmesi buna işaret etmektedir. Ancak bunların hepsi yatırımın taahhüt edildiği tarihte geri ödeme haklarının değerliliğindeki eksikliğin ve bunun neticesinde finansal zararı belgelemek için yeterli olmamaktadır. Faiz alacağı da dikkate alınarak geri ödeme haklarının değerinin gerekli somut tespitine ilişkin olarak daha ziyade tasarruf tarihinde mevcut olan zarar  riski mevcut şirket varlığı vasıtasıyla ve davalıların planları doğrultusunda rakamlara dökülerek bilirkişi yardımı alınarak rakama dökülmesi gerektiği \"..Davalı yanında yargılanan diğer ortak ... yönünden ise; \"adı geçenin aktif bir fiil ile dolandırıcılık yaptığı yeterince belgelenemediği, zira bu tespitlerden kendisinin ...'nin sözleşmeye aykırı araç kullanma amacına bilgiye ulaşmasından sonra davalı ... ile ilişkili dolandırmaya yönelik satış faaliyeti üzerinde örgütsel kontrolünü gerekçelendiren veya devam ettiren faaliyetler görülmemektedir. Federal Başsavcının da daha detaylı izah ettiği gibi kararda tespit edilen şimdiye kadar belgelenmemiş bir finansal zarar mevcudiyetini varsayan gerçek durum bazında dolandırıcılık koşullarının ihmal edilmek suretiyle doğrudan gerçekleştirilmiştir. Eğer finansal zarar ispatlanamayacak olursa yeni  yerel mahkeme StGB264a maddesi doğrultusunda bir sermaye yatırım dolandırıcılığının  söz konusu olup olamayacağını kontrol etmek zorunda kalacaktır.\"denilerek karar bozulmuştur.Gerek Hamburg Eyalet Mahkemesi gerekse Federal Mahkeme tarafından; özellikle diğer ortak ...'nin aktif olarak dolandırıcılık fiili kanıtlanamadığından beraatına karar verilmiştir. Ancak, davalı bakımından böyle bir tespit yapılmamıştır. ... dışındaki tek ortak ve yetkili davalı ... kalmaktadır. Federal Mahkeme'nin, Eyalet Mahkemesinin olayı makbuz dolandırıcılığı nitelemesini doğru bulmayarak; davalının eyleminin yatırım dolandırıcılığı teşkil edebileceği, yatırımcıların finansal zararlarının bilirkişi aracılığıyla faiz gelirleri de dahil olmak üzere tüm finansal zararın hesaplanması gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bu yönüyle davalı vekilinin müvekkili hakkında verilen mahkumiyet kararının ortadan kalktığı yolundaki itirazları ile mahkemenin gerekçesi bozma kararı içeriğine göre yerinde değildir. Ceza  yargılamasında yapılan tespitlere göre davacının şirketten aldığı solar tahvilleri için ...şirketine ödediği yatırım bedelinin davalının organizasyonunda suç teşkil eden eylemler ile tüketildiği ceza davasında belirlenmiştir. Yatırımcı davacının, davalının haksız fiilinden zarara uğradığı sabit olup; davalı hakkında devam eden ceza davasının sonunda verilecek kararın sonuca bir etkisi olmayacağından ceza davasının sonucunun beklenmesine gerek bulunmamaktadır. Haksız fiil failinin sorumluluğu için mahkumiyet kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi şart değildir. Davalının; kusurlu eylemiyle davacı yatırımcının zararına sebep olduğunun kabulü ile; davacının davalının iflas masasından tahsil edemediği alacağını talep etmekte haklı olduğu, davalının davacının  yatırım yaptığı şirketin beraat kararı verilen diğer ortak dışındaki tek ortağı ve yetkilisi olduğu, tahvillerden elde ettiği gelirleri amacı dışında  kullanarak 5411 adet yatırımcının zararına sebep olduğunun Federal Mahkeme kararıyla belirlendiği, suçunun yatırım veya makbuz dolandırıcılığı olarak nitelendirilmesinin, veya bozma kararından sonra hakkındaki ceza davasının durdurulmasının eldeki davaya etkisi olmadığı, davalının kusurlu eylemleriyle davacının zararına sebep olduğundan zararı  tazmin ile yükümlü olduğu sonucuna varılmıştır. Davacının asıl alacak ve masraflara ilişkin 9.697,80-Euro alacak kaydı yapılmış olup, BGB 246.madde uyarınca haksız fiil hükümlerine göre zararın doğumu tarihinden itibaren davalı % 4 oranda faiz ödemekle sorumludur. İcra  takibinde % 4 ü aşan oranlarda işlemiş faiz talep edildiği ,dava dilekçesinde talebin sınırlandırıldığı işlemiş faiz ile birlikte  13.444.98 -euro toplam alacak talep edilmiştir. Ancak davacının talebiyle bağlı olarak iflas masasına başvuru tarihinden takip tarihine kadar geçen 8 yıl 133 gün için davacının  9.697,80-euro alacağına toplam 3.244,62-Euro faiz işlemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın kısmen kabulüne, işlemiş faiz bakımından fazla istemin reddi gerekirken, davanın tümüyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, davacı vekilinin  istinaf nedenleri yerinde olduğundan başvurunun kabulü ile kararın kaldırılmasına, yapılan hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, kararın kaldırılarak davanın kısmen kabulüne, toplam 12.942,42-Euro alacak bakımından itirazın iptaline, fazla istemin reddine, asıl alacağa yıllık %4 oranı geçmemek üzere talebiyle bağlı kalınarak 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduata verilen en yüksek oranda temerrüt faizi işletilmesine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/10/2021 Tarih 2019/630  Esas - 2021/759 Karar sayılı kararının HMK.'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; \"Davanın kısmen kabulüne; davalının İstanbul ... İcra  Dairesinin 2017/5678 esas sayılı dosyasındaki itirazın 12.942,42-Euro toplam alacak üzerinden iptaline; 9.697,80-Euro asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %4 oranını aşmamak üzere 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarınca 9.697,80-Euro mevduata fiilen uygulanan oranlarda temerrüt faizi işletilerek takibin devamına fazlaya ilişkin talebin reddine,İcra takip tarihindeki kur karşılığı üzerinden %20 oranda hesaplanan 10.351,08-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine\"İlk derece mahkemesine ilişkin olarak ;\"Alınması gereken 4.352,23-TL  karar ve ilam harcından davacı tarafından mahkeme veznesine yatırılan 820,86-TL ve icra veznesine yatırılan 309,45-TL olmak üzere toplam 1.130,31‬-TL harcın mahsubu ile kalan 3.221,92‬-TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,Davacı tarafından yatırılan 1.166,21‬-TL peşin harçların davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacı tarafından yapılan 2.400-TL bilirkişi ücreti ve 218,70-TL posta masrafı olmak üzere toplam 2.618,7‬0-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 2.488-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, Davacı lehine taktir olunan 30.000-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davalı lehine takdir olunan 2.474-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Yatırılan 59,30-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine,Davacı tarafça yapılan 19,50-TL istinaf yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 18,52-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 50-TL istinaf yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 3-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.14/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"44e7606d69205ec9","SID":"0d3bee6e5b74fa99"}}