{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ  <br>DOSYA NO: 2024/1289 <br>KARAR NO: 2024/1141<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 10/07/2024<br>NUMARASI: 2024/436 Esas (Derdest) <br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 22/10/2024<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sırasında verilen ara kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, taraflar arasında yapılan 21.03.2022 tarihli sözleşme kapsamında \"davalı şirkete ait otelin odalarının davacı şirket tarafından revize edildiği\" ancak bu sözleşme kapsamında tahakkuk eden toplam 4.469.500-TL alacağın davalı tarafça ödenmediği iddiasıyla, bu bedelin davalıdan tahsili amacıyla Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üstünden yapılan icra takibine davalı tarafından yapılan itirazının iptali talebine ilişkin olup, bu kapsamda, İİK’nın m. 257 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati haciz-ihtiyati tedbir kararı verilmesi de talep edilmiştir. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde, müvekkili şirketin davalıya ait otelde gerçekleştirdiği yapım işleri sonucu düzenlenen davaya konu faturaya konu işlerin sözleşme kapsamındaki işlerden olmayıp, davalının talepleri sonucu ve muvafakati doğrultusunda sözleşme harici ekstra yapılan işler olduğunu, bu nedenle davalının sözleşme kapsamında tüm ödemelerin yapıldığı yönündeki beyanının bu noktada bir önemi bulunmadığını, faturanın içeriği yapılan ancak bedeli ödenmeyen işlerden ibaret olup söz konusu işlere ilişkin bedellerin rayice göre hesaplandığını belirtmiştir. Mahkemece 10/07/2024 tarihli ara kararla, davacının talep dilekçesi incelendiğinde; alacağın varlığı yargılamayı gerektirdiğinden ve bu aşamada alacağı yaklaşık olarak ispat edilemediğinden ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinafında, ihtiyati tedbirin diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki koruma olduğunu, ihtiyati tedbir kararının kabul edilebilmesi bakımından HMK'nın 390/3. maddesi hükmünde ihtiyati tedbir isteyenin haklılığı konusunda tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüş olup, yasanın hükümet gerekçesinde de belirtildiği üzere yaklaşık ispat durumunda \"...hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimalini gözardı edemez... bu sebepledir ki haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması...\" hususunun hükme bağlandığını, 6100 sayılı HMK m.389/1’e göre gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde de ihtiyati tedbir kararı alınabileceğini, bu hallerde davanın açılmasından hüküm verilinceye kadar geçecek zaman zarfında daha ziyade bir düzenleme veya eda amaçlı ihtiyati tedbir kararı alınarak taraflardan biri (veya her iki taraf) için doğabilecek bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın engellenmesinin amaçlandığını, alacağın varlığı sabit olup davalı yanca \"kötü niyetli olarak\" ödeme yapılmadığını, dava konusunun 'para alacağı olduğunu' ve davalı yanca ödeme yapmaktan kaçınılması halinin ivedilikle tedbir/haciz uygulanmasını zorunlu hale getirdiğini, zira alacağın muaccel olduğu ve vadesinin geldiği dava dilekçesi ekinde sunulu kayıtlar ile sabit olup davalı yanca borca itiraz dilekçesinde 'muaccel olmayan bir alacak\" dan da bahsedilmediğini, takibe konu borcun dosyaya sunulmuş olan faturalar ile sabit olduğunu, müvekkili şirketin alacağının sabit olduğunun şirket ticari kayıtlarında, dosyaya sunulan ve celbi istenecek deliller üzerinde yapılacak incelemeler ile de tespit olunacağını, kaldı ki; ihtiyati tedbir şartlarında aranan ''gecikme sebebiyle bir sakıncanın veya ciddi bir zararın doğmasından endişe edilmesi'' halinin somut olayda oldukça açık olduğunu, davalı tarafın süreci uzatarak ödemekten kaçınma halini uzatmaya çalıştığını, bunun da müvekkiline olan zararı her geçen gün arttırdığını, davalı tarafın borcun kendisine ait olduğunu işbu faturalar ve ekte sunulan yazışmalar ile açıkça kabul ettiğini, bu noktada öncelikle teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini, aksi kanaatte ise makul bir teminat yatırılmasına karar verilmesi talep ettiklerini belirterek, 10/07/2024 tarihli ara kararın 1 numaralı ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddine ilişkin kararına karşı istinaf taleplerinin kabulü ile bu kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Davada, taraflar arasındaki 21.03.2022 tarihli \"davalı şirkete ait otelin odalarının davacı şirket tarafından revize edilmesine\" ilişkin sözleşme kapsamında ilave iş bedeli talep edilmiş olup, bununla birlikte ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinde de bulunulmuştur. HMK'nın 389. maddesi uyarınca, \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.\" Aynı Kanun'un 390/3 maddesinde, ''Tedbir talep eden taraf,  dilekçesinde  dayandıgı ihtiyati tedbir sebebini  ve türünü açıkca belirtmek ve  davanın esası yönünden  kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir. İhtiyati haczi düzenleyen İ.İ.K.'nın 257. maddesi uyarınca, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmemiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya 3. şahısta olan menkuller ve gayri menkul mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği, borçlunun muayyen ikametgahı yoksa veya borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa, borcun vadesi gelmemiş olsa bile ihtiyati haciz istenebileceği düzenlenmiştir. İhtiyati haciz talep eden, öncelikle dilekçesinde dayandığı ihtiyati haciz sebebini  açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorundadır.Dosya kapsamı değerlendirildiğinde; dava dilekçesindeki talep alacak istemine ilişkin olduğundan, tedbir konulması istenenin aynı ihtilaflı olmadığından, uyuşmazlık konusu olmayan mallar üzerine ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğinden, mahkemece davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddinin yerinde olduğu, ihtiyati haciz istemi yönünden ise; dava dosyası henüz layihalar aşamasında olup, tarafların iddia ve savunmalarını ispatlayacak deliller tam olarak toplanmamış, dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların haklılığını yaklaşık ispat ölçüsünde ortaya koyacak deliller henüz sunulmamış olduğundan yaklaşık ispat koşulunun bu aşamada henüz gerçekleşmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle mahkemece dosya kapsamındaki delillerin değerlendirilmesi suretiyle davacı vekilinin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme ara kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 10/07/2024 tarih ve 2024/436 Esas sayılı ara kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince REDDİNE, 2-İstinaf harçları peşin alındığından ayrıca harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-f bendi gereğince  KESİN olmak üzere 22/10/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.    </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"16a1109a79311f7d","SID":"5664a5326d68a9f5"}}