{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/990 <br>KARAR NO: 2024/1319<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 04/11/2020<br>NUMARASI: 2015/1142 Esas - 2020/562 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 16/10/2024<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 352. Maddesi uyarınca dosya incelendi;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile;  Davacı ... Tur. Ltd. Şti. ile davalı ... Tur. İth. İhr. A.Ş. arasında 15.05.2012 tarihinde Rezervasyon Sistemi Kullanım sözleşmesi, 18.06.2012 Web Hotelier Hotel Channel Management Kullanım Taahhütnamesi imzalandığını, bu sözleşmeler ilgili süre maddeleri hükmünce hali hazırda geçerli ve taraflar arasında hüküm sürdüğünü, tarafların fesih yönünde bir ihtar veya itirazı da bulunmadığını, taraflarca imzalanmış Rezervasyon Hizmetleri Sistem Kullanım Sözleşmesi'nin 8. Maddesinde bu sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlıklarda İstanbul merkez mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olacağı kesin olarak hükme bağlandığını, davalının yetki itirazının mesnetsiz ve sözleşmeye aykırı olduğunu, İstanbul İcra Daireleri takibe yetkili olduğundan itirazın bu yönden iptaline karar verilmesini talep ettiklerini, taraflar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında borçlu şirket tarafından işletilmekte olan otellerin odalarının online satış mecralarında satılmasına yönelik satış kanalları online yönetim yazılım hizmetleri ve sözleşmelerde geçen diğer hizmetleri alacaklı/davacı tarafından borçlu şirkete sunulduğunu, davalı şirket ise bahsi geçen hizmetler karşılığı davacı servis sağlayıcısına sözleşmelerde düzenlenmiş kurulum, senelik bakım veya rezervasyon başına komisyon gibi ücretleri ödemek yükümlülüğü altına girdiğini, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca davacı şirket yükümlülüklerini yerine getirerek online rezervasyon sistemlerinin kurulumunu gerçekleştirdiğini ve davalı şirketin işletmekte olduğu otellere bahsi geçen hizmetlerin verildiğini, icra takibine konu olan ödenmeyen alacaklardan önce 2012 yılından 2014 yılı Eylül ayına kadar borçlu şirketin sunulan hizmetlere ilişkin faturalarını kabul ettiği ve ticari defterlerine işlediğini, borcun kaynağı olan cari hesap ekstresinde görülen yaklaşık 35.000TL'lik fatura tarafların ticari defterlerinde mevcut olduğunu borçlu tarafından itirazsız kabul edildiğini, borçlunun bilinmeyen bir şekilde 01.09.2014'den itibaren hizmet faturalarına alacaklıya iade etmeye başladığı, borçlu şirket, alacaklıya gönderdiği 4 adet ihtarname ile 10 adet faturayı iade etttiği, taraflar arasında cari hesap tutulduğu, borçlu 2012 ve 2013 yıllarında 9 ayrı kalemde ödemeler yaptığı, ödenmeyen borcun büyük kısmı itiraz edilmeyen faturalara olduğunu, borçlu tarafından iade edilen faturalara konu hizmetler, taraflar arasındaki sözleşmelerde düzenlenmiş olan yıllık sabit ücretler, bakım-destek ücretleri, rezervasyon başına toplam rezervasyon bedelinin belli bir yüzdesinden ibaret olan komisyon ücretleri olduğu bu hizmetlerin tümü alacaklı tarafından borçluya verildiği, bu komisyon ücretlerine ilişkin rezervasyonların yapıldığı online sistem kayıtlarında mevcut olduğu, davalının fatura borçlarına temel olan dördüncü borç kalemi ise sözleşmenin 7. Maddesinde geçen borçlunun haksız şekilde ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde mevcut borçlarına ilave olarak doğacağı düzenlenen cezai şart bedeli olduğunu, davalının sözleşme ilişkisi ile yükümlülük altına girdiği ve alacaklı tarafından sunulan hizmet bedellerine ilişkin faturalara dayanan, kısmen iade edilmiş olsa dahi iadeleri için hiçbir sebep olmadığından iadenin haksız olduğundan itirazlarının iptali ve borcu ödemeye mahkûm edilmelerini talep ve dava  etmişlerdir.<br>CEVAP: Davalı  vekili cevap dilekçesi ile;  Davacı tarafın dava dilekçesinde ve icra takibinde dayanmış olduğu sözleşmeyi kabul etmediklerini, müvekkil şirket tarafından imzalanan böyle bir sözleşmenin söz konusu olmadığını, bu husustaki itirazlarını icra takibine yapılan itirazlarında da beyan ettiklerini, dava dosyasına eklenmiş olan sözleşme fotokopisi üzerinde yapmış oldukları incelemede dahi sözleşmenin her sayfasında bulunan imzaların farklı farklı olduğunu, bir birine benzemediği açık şekilde görüldüğünü, müvekkili şirket yetkilileri tarafından böyle bir sözleşmeyi imzaladıkları iddia edilen imzaların da müvekkili şirket yetkililerine ait olmadığını, sözleşmede bulunan imzaların sahte olduğunu,  bu sebeple davacı tarafın sahte, imzaları müvekkiline ait olmayan sözleşmeye dayanarak ileri sürmüş olduğu tüm taleplerin hiç bir hukuki dayanağının olmadığını, davacının dayanmış olduğu sözleşme hakkında HMK 208 vb. maddeleri gereğince sahtecilik iddiasında bulunduklarını sahtecilik iddialarının sayın mahkemeniz tarafından bir ön sorun olarak değerlendirilmesi ve buna göre işlemlerin yapılmasını, davacı tarafın alacağın esasına yönelik olarak ileri sürmüş olduğu beyan ve iddiaları da kabul etmediklerini,  davacı tarafın iddia etmiş olduğu 2012 ile 2014 yılları arasındaki faturaların \"Rezervasyon Komisyon Bedeli\" olduğunu, zira davacı tarafın müvekkili şirketin otelinin odalarını internet üzerinden satışını yaptığını ve yapılan bu satışlardan payına düşen komisyon bedellerine dair fatura kesmiş ve bu komisyon bedellerini müvekkili tarafında ödemesinin yapıldığını, davacı tarafın müvekkili tarafından taahhüt edilmemiş olan, ayrıca davacı tarafça verilmeyen hizmetlere dayalı alacak talebinde bulunmaya başlaması ile söz konusu faturalara itiraz edilerek iade edildiği, davacı tarafın varlığını ifade ettiği cari hesabın oda satışlarından doğan komisyon bedellerine ilişkin cari hesap olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirketten yıllık sabit ücret, bakım-destek ücreti gibi bir taahhüt altına girmediği, davacı taraftan da böyle bir hizmet, destek ve bakım hizmeti almadığını, hizmet, bakım ve destek hizmetlerinin verildiğine dair dosya sunulan bir belge de söz konusu olmadığını, bu bakım, destek ve hizmetler ne zaman kime ne vasıl verildiği fiili olarak beli olmadığını,  bu sebeple davacı tarafın belirtmiş olduğu alacakları talep etme hakkı söz konusu olmadığını, davacının alacak kaleminin bir kısmının da taraflarınca sahtecilik iddiasında bulundukları sözleşmeye dayalı cezai şart talebi olduğunu, sözleşmenin kendisi sahte iken sahte sözleşme maddelerine dayanılarak alacak ve cezai şart talebinde bulunulamayacaklarını ve davacı tarafın bu talebinin hükmü olmadığını, davacı tarafın davasına dayanak yapmış olduğu sözleşmenin sahte olması nedeni ile sahtecilik iddiamızın ön mesele yapılarak sözleşmenin sahteliğinin incelenmesi için gerekli yazı, imza örneklerinin alınmasını, sahtecilik iddiasında bulundukları sözleşme aslının davacı tarafça ibrazının sağlanmasını, davaya dayanak yapılan belgenin sahte olması nedeni ile sahtecilik ön sorunun çözümü, davanın yetkisiz mahkemede açılmış olması nedeni ile yetkisizlik karar verilmesini, haksız ve hukuka aykırı olarak açılan davanın reddine, davacı tarafın icra inkâr tazminatına ve kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, \" Davalı tarafça takibe itirazında İcra Müdürlüğü'nün,  cevap dilekçesinde ise mahkememizin yetkisine itiraz edilmiş ise de tatbiki  gereken HMK'nın 10. ve TBK'nın 89. maddeleri  uyarınca para borçları yönünden ifa yerinin alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri olması, böylece davacının ikametgahı mahkemelerinin yetkili olması ve sözleşmedeki yetki şartı kapsamında (imza incelemesi neticesinde sözleşmenin bağlayıcı olduğu tespit edilmekle) İstanbul İcra Müdürlüğünün ve mahkememizin  yetkili olduğu anlaşılmış olup davalı yanın yetki itirazının yerinde olmadığı kanaatine varılmakla yargılamaya devam olunmuştur. Huzurdaki davada; ...davalı yanın sözleşme ilişkisini inkar edip metin üzerindeki imzanın şirket yetkililerine ait olmadığını beyan ettiği anlaşılmakla öncelikle taraflar arasında geçerli ve bağlayıcı bir sözleşme ilişkisinin tesis edilip edilmediği meselesi üzerinde durulmuştur. Bu noktada Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06/06/2001 tarih ve 2001/12-466 e - 2001/483 k. sayılı kararında işaret edildiği üzere;  ''Herhangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak; grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması; bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özellikleri tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması; gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır.''  Anılı tespitler kapsamında mahkememizce davaya konu alacak istemine dayanak, imza inkarı yöneltilen sözleşme aslı getirtilmiş, davalı şirket yetkililerinin uygulamaya elverişli imza asılları, davaya ve imza inkarına konu sözleşmenin düzenleme tarihinden önceki dönemlere ait mukayeseye elverişli belgeler, yine sözleşmenin düzenlenme tarihinden önceki döneme ait  şirket yetkililerinin resmi kurumlar önünde atılmış imzaları  celp edilmiş ve mahkeme huzurunda imza örnekleri alınmak sureti  ile grafoloji uzmanı bilirkişi heyeti marifeti ile inceleme icra edilmiştir. Anılı izahlara uygun şekilde icra edilen incelemede sözleşme üzerindeki imzanın davalı şirket yetkililerinden ...'ya ait olduğu tespit edildiği gibi şirket yetkililerinin münferiden yetkili oldukları görülmekle sözleşme ilişkisinin taraflar arasında geçerli ve bağlayıcı olduğu sonucuna varılmış olup devamında esasa yönelik incelemeye geçilmiştir. Bu noktada yürütülen yargılama sonucunda yapılan değerlendirme neticesinde; davacı tarafın online rezervasyon sistem hizmetinden kaynaklı faturalara bağlı bakiye alacağına dayalı olarak başlattığı icra takibinin, davalının ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde vaki itirazı nedeniyle durduğu, itirazın iptali davasının kanuni süre içerisinde ikame edildiği, davalı tarafın meşruhatlı davetiye ile ihtarına rağmen ticari defterlerini ve sair herhangi bir delili dosyaya ibraz etmediği,  usule ilişkin itirazların tetkiki sonrasında esasa yönelik incelemeye geçilebilmesi kapsamında yargılamanın makul sürede tamamlanmasına önem verilmesinin gerektiği,  her iki inceleme kapsamında usul ekonomisi ilkesi gözetilerek talimat yazılmasına yer olmadan davalı ticari defterlerinin (ödeme ve hizmetin verilmediği savunmasına ilişkin) ilgili kısımlarının HMK'nun 219. maddesine uygun örneklerinin mahkememize ibraz edilmesi istenilmesine rağmen sunulmadığı, bu nedenle yalnızca davacı tarafın ticari defterleri üzerinde mali müşavir bilirkişi, teknik sistem üzerinde ise Bilgisayar Programcısı bilirkişi marifetiyle inceleme yapılabildiği anlaşılmıştır. Davacı tarafça  ibraz edilen  2013-2014-2015 yıllarına ait ticari defterlerinin kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş olduğu, açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı ve defter kayıtlarının birbirini doğruladığı,  davacı şirketin ticari defter ve  kayıtlarında davalı şirketin cari hesap muavvin defter dökümü yevmiye maddeleri, fatura tarih ve bilgileri, ödeme bilgileri borç alacak durumunu gösteren tablonun detaylı şekilde eklendiği, dava konusu hesabı oluşturan alacağın davacının defter ve kayıtlarında davalı şirket müşteri hesabına borç olarak kaydedildiği, davacının defterlerinde kök rapor kapsamında  41.925,33-TL alacaklı göründüğü, ancak ek rapor kapsamında  davacı tarafça düzenlenen 15.09.2014 tarih ve ... nolu 1.263,58 TL bedelli faturanın sehven başka bir müşterisi olan ‘‘... Apart-... Apart-...’’ cari hesabına kaydedildiği, davalının cari hesabına kaydedilmemesi nedeniyle davalının alacak bakiyesine dahil edilmediği anlaşıldığından 1.263,58-TL fatura bedelinin davacı alacağına ilave edilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, söz konusu fatura bedeli davacı nezdindeki davalı cari hesabına ilave edildiğinde davacının alacaklı olarak göründüğü tutarın (41.925,33 + 1.263,58=) 43.188,91-TL olarak hesaplandığı görülmüştür. Teknik bilirkişi marifeti ile sistem üzerinde yapılan inceleme neticesinde ise davacının sunmuş olduğu rezervasyon hizmetinin, davalının “... Hotel” için 2012 yılından 2015 yılına kadar kullanıldığı, davalının “...” için 2012 yılından 2014 yılına kadar kullanıldığı,  davacının, davalının talepleri doğrultusunda, fiyatlandırma bilgilerini güncellediği, internet ortamında müşterilerin rezervasyon yapabilmeleri için internet sitesine gerekli kurulum ve güncellemeleri yaptığının tespit edildiği, yapılan teknik değerlendirmeler neticesinde davacı tarafça davalıya düzenlenen fatura muhteviyatı hizmetlerin davacı tarafça davalıya verildiğinin tespit edildiği anlaşılmış olup bu hali ile takip  tarihi itibari ile davacının davalıdan  43.188,91-TL  alacaklı olduğu, bu noktadan sonra hizmet  bedelinin ödendiğinin ispat yükünün davalı/alıcı üzerinde bulunduğu, davalının davacıya hizmet bedelini ödediğini HMK'nın 200-(1). maddesi uyarınca yazılı delille ispat edemediği, tüm bu nedenlerle davacı tarafın davalı taraftan takip tarihi itibariyle 43.188,91-TL tutarında alacaklı olup bu tutar yönünden başlatılan icra takibine davalı takip borçlusunun vaki itirazının haksız olduğu, alacağın fatura alacağına dayalı olup likit olduğu\" gerekçesiyle  davanın kısmen kabulü ile İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasında, takip tarihi itibari ile davacının davalıdan 43.188,91-TL alacaklı olduğunun tespiti ile bu miktara vaki itirazın iptali ile takibin, asıl alacak 43.188,91-TL  takip tarihinden  itibaren yıllık %12,50 oranını geçmemek üzere değişen oranlarda avans faizi uygulanmak sureti ile takibin diğer kayıt ve şartlarla aynen devamına, fazlaya dair istemin reddine, alacağın % 20'si oranındaki 8.637,78-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde;  müvekkil şirketin ticari defterleri ve esasa etki edecek diğer delilleri incelenmediğini, müvekkil şirketin adresine göre Fethiye Adliyesi'ne talimat yazılarak müvekkil şirketin ticari defterleri ve diğer delilleri üzerinde yapılacak inceleme neticesinde hüküm kurulması gerektiğini, bu nedenle İlk derece mahkemesince 29.01.2020 tarihinde yapılan duruşmada defter inceleme yönünden müvekkil şirketi için Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazılmasına karar verilmiş ise de davacı vekilinin duruşmadan hemen sonra yapılan itirazı üzerinde ilk derece mahkemesince bu ara karardan dönüldüğünü, ilk derece mahkemesince  söz konusu ara karardan dönülmesinin akla ve hukuka uygun hiçbir gerekçesi olmadığını,  müvekkilin anayasal hakkı olan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, söz konusu faturaların müvekkile teslim edilip edilmediği davacı tarafça ispat edilemediğini, ilk derece mahkemesince bu hususta yeterli inceleme yapılmadığını, davacı tarafça fatura konusu mal ve hizmet ifasına ilişkin herhangi bir  delil ileri sürülemediğini ve en nihayetinde davacı tarafça ispat edilemeyen dava konusu hizmetin verildiğine ilişkin olarak ilk derece mahkemesince hukuka aykırı karar verildiğini, ayrıca söz konusu sistemin müvekkil şirket nezdinde çalışıp çalışmadığı ve fatura konusu hizmetin ifasının gerçekleşip gerçekleşmediği  konusunda denetim yapılmadığını, davacı şirket merkezinde tek taraflı olarak yapılan inceleme neticesinde kanaate varıldığını, davacı tarafın talep etmiş olduğu hizmet bedeli, bakım onarım hizmeti, sistem bakım bedeli gibi hizmetlerin hizmet teslim işini davalı şirket nezdinde kimin imzaladığı, bakım fişi veya servis fişi mevcut olup olmadığı davacı tarafça somutlaştırılmadığını ve ispat edilemediğini, bu hususlar ayrıca ilk derece mahkemesince de araştırmaya ve incelemeye tabi tutulmadan karar verildiğini ileri sürmüştür.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, rezervasyon sistemi kullanım sözleşme ilişkisinden kaynaklanan faturaya dayalı  başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul ... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının rezervasyon hizmetleri sözleşmesinden kaynaklı fatura alacaklarına  istinaden toplam 44.176,00 TL  asıl  alacağın  tahsili için  takip başlattığı, davalının  yasal süresinde borca ve icra dairesinin yetkisine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece, kullanım sözleşmesine dayalı olarak hizmetin sunulup sunulmadığı, takibe dayanak faturaların taraf defterlerine kayıtlı olup olmadıkları, alacak taleplerinin fatura içerikleri ile uyuşup uyuşmadığı, davacının mevcut ise talip tarihi itibari ile talep edebileceği asıl alacak miktarının tespiti hususunda mali müşavir ... ve bilgisayar programcısı ...'den alınan 05/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle; ''... Davacı taraf delil listesinin 7. Sırasında “komisyon ücretlerine ilişkin rezervasyonların yapıldığı online sistem kayıtları” hususuna yer verildiği, yine aynı şekilde davacı tarafça 29.02.2016 tarihinde verilen beyan ekinde herhangi bir belge dosyada bulunmadığı, davacı tarafça davalıya kesilen faturaların davacı tarafça davalıya teslim edilip edilmediği hususunda yapılan incelemelerde; dava dosyasına faturaların sunulduğu ancak söz konusu faturalar üzerinde herhangi bir teslim alındığına dair imzaya rastlanılmamış olup incelemeye de bu yönde herhangi bir tebliğ/teslim belgesi sunulmadığı, davacı tarafça davalıya kesilen fatura muhteviyatı hizmetlerin davacı tarafça davalıya verilip verilmediği hususunda davacı şirketin yerinde yapılan teknik incelemelerde ise; davacının sunmuş olduğu rezervasyon hizmetinin, davalının “... Hotel” için 2012 yılından 2015 yılına kadar kullandığı, davalının “...” için 2012 yılından 2014 yılına kadar kullandığı, rezervasyon sisteminin sorunsuz çalıştığı, davacının, davalının talepleri doğrultusunda, fiyatlandırma bilgilerini güncellediği, internet ortamında müşterilerin rezervasyon yapabilmeleri için internet sitesine gerekli kurulum ve güncellemeleri yaptığı tespit edildiği, yapılan teknik değerlendirmeler neticesinde davacı tarafça davalıya düzenlenen fatura muhteviyatı hizmetlerin davacı tarafça davalıya verildiği\"  kanaatine varılarak davacının davalıdan icra takip tarihi itibariyle talep edebileceği asıl alacak tutarı 41.925,33 TL olarak hesaplanmış olup  30/12/2019 tarihli ek  raporda ''... Davacı tarafça davalı adına düzenlenen ancak davalı cari hesabında yer almayan  15.09.2014 tarih ve ... nolu 1.263,58 TL bedelli faturanın sehven ‘‘... Opera Apart-... Apart-...’’ cari  hesabına kaydedildiği tespit edildiği, söz konusu faturanın davacı tarafça davalı adına düzenlendiği ancak sehven başka bir cari hesaba kaydedildiği anlaşıldığından 1.263,58-TL fatura bedelinin davacı alacağına ilave edilmesi gerektiği kanaatine varıldığını, söz konusu fatura bedeli davacı nezdindeki davalı cari hesabına ilave edildiğinde davacının alacaklı olarak göründüğü tutar (41.925,33 + 1.263,58=) 43.188,91 TL olduğu \" yönünde tespitte bulunmuşlardır. Davalı vekilinin, davalı şirketin ticari defterlerinin incelenmediği savunma hakkının kısıtlandığına ilişkin itirazı yönünden; Davalı vekili, mahkemeye sunmuş olduğu 29/10/2019 tarihli dilekçe ile müvekkil şirket merkezinin Fethiye'de olduğunu bildirerek, defter incelemesi yapılabilmesi için Fethiye Asliye Hukuk Mahkemelerine talimat yazılması talebi üzerine mahkemenin 30/10/2019 tarihli duruşmasında, \" davalı vekilinin davalı şirketin defter ve belgelerini HMK 219. Maddesi gereğince defterlerin ilgili kısımlarının onaylı suretlerinin tasdikli şekilde inceleme gününde ibraz etmesi için inceleme gününe kadar davalı vekiline süre verilmesine, aksi takdirde ticari defterlerin ibrazından kaçınılmış sayılacağının iş bu duruşma zaptının tebliği suretiyle davalı vekiline ihtarına, incelemenin 19/11/2019 günü saat 14:30'a bırakılmasına, bilirkişilere 250*2=500,00-TL ücret takdirine 80,00-TL tebligat gideri ile birlikte davacı gider avansından karşılanmasına, eksik ise ikmali için davacı vekiline 2 haftalık süre verilmesine\"  karar verilmiş olup 29/01/2020 tarihli duruşmada \" dosyada masraf yetersizliğinden anılı duruşma zaptının tebliğ edilemediği, davacı vekilince delil avansının 12/11/2019 günü ikmal edildiği ve dosyanın ek rapor gönderildiği anlaşılmakla, bu kez davalı ticari defterleri üzerinde inceleme icrası amacıyla Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesi'ne talimat yazılmasına, talimat mahkemesiyle görevlendirilecek mali müşavir bilirkişiye 450-TL ücret takdirine, talimat masrafı ile gerekli delil avansının davacı vekilince HMK 324 maddesi uyarınca 2 haftalık kesin süre içerisinde ikmal edilmesine \" karar verilmiş ise de 30/01/2020 tarihli ara karar ile  \"... dosyanın fiziken ve UYAP kayıtları üzerinde yapılan incelemesi neticesinde ek rapor incelemesine yönelik gerekli delil avansının 12/11/2019 günü davacı vekilince yatırıldığı görülmüş ise de davalı ticari deftelerinin ibrazı ihtarının yapılabilmesi adına davalı vekiline çıkarılması gereken tebligat için gerekli masrafın anılı tarih öncesinde 2017 ve 03/01/2019 tarihlerinde davacı tarafça yatırılan gider avansından karşılanma imkanı varken sehven gözden kaçırıldığı anlaşılmakla; usul ekonomisi ilkesi gereğince Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesi'ne talimat yazılmasına yönelik mahkememizin 29/01/2020 tarihli duruşmasının 1 nolu ara kararından rücu edilerek mahkememizce davalı ticari defterlerinin inceleme günü olan 09/03/2020 günü saat 14:30'da mahkememiz kaleminde hazır edilmesinin davalı vekiline ihtar edilmesine, davalı vekilinin davalı şirketin ticari ve belgelerini HMK 219. Maddesi gereğince defterlerin ilgili kısımlarının onaylı suretlerinin tasdikleri gösterir şekilde inceleme günü dosyaya ibraz etmesi için inceleme gününe kadar süre verilmesine, aksi takdirde HMK 219. maddesine uygun şekilde defterlerin ilgili kısımlarının örneklerinin ibraz edilmediği takdirde ibrazdan kaçınmış sayılacaklarının iş bu ara kararın meşruhatlı şekilde tebliği sureti ile davalı vekiline ihtarına, inceleme günü defterlerin ibraz edilmesi halinde mali müşavir bilirkişiden ek rapor incelemesine\" karar verildiği, inceleme günü taraf vekilleri hazır olmadığı, mahkeme ara kararı gereğince HMK 219. Maddesine uygun şekilde defterlerin ilgili kısım örneklerinin ibraz edilmediği görülmekle, dosyanın bilirkişiye tevdi edilmediği anlaşılmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davalı vekili  mahkemeye sunmuş olduğu 29/10/2019 tarihli dilekçe ile müvekkil şirket merkezinin Fethiye'de olduğunu bildirerek, defter incelemesi yapılabilmesi için Fethiye Asliye Hukuk Mahkemelerine talimat yazılmasını talep etmesine rağmen  davalı ticari defterlerinin incelenmesi için mahkeme kaleminde hazır edilmesi yönünde karar verilmesi hukuka aykırı olup davalının ticari defter kayıtları incelenmeden hüküm kurulması davalının hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğindedir. Savunma hakkı, Anayasanın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde \"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.\" düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır. İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın \"açıklama ve ispat hakkı\"nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan  hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın, hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil  yargılamanın  her  aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. ( Yargıtay 22. H.D. 22/06/2020 tarih 2017/29720 E. 2020/6157 K. Sayılı ilamı) Kabule göre de; hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda  davacının sunmuş olduğu rezervasyon hizmetinin, davalının “... Hotel” için 2012 yılından 2015 yılına kadar kullanıldığı, davalının “...” için 2012 yılından 2014 yılına kadar kullanıldığı, davacının, davalının talepleri doğrultusunda, fiyatlandırma bilgilerini güncellediği, internet ortamında müşterilerin rezervasyon yapabilmeleri için internet sitesine gerekli kurulum ve güncellemeleri yaptığının tespit edildiği, yapılan teknik değerlendirmeler neticesinde davacı tarafça davalıya düzenlenen fatura muhteviyatı hizmetlerin davacı tarafça davalıya verildiğinin tespiti yapılmış ise de söz konusu faturaların bir kısmının \"senelik rezervasyon sistem bakımı\"  (10/09/2014 tarih ... ve ... nolu 3.729,15 TL tutarlı, 10/01/2015 tarih ... ve ... nolu 2.171,29 TL tutarlı) ile \"sözleşme ihlal bedeli açıklamalı\" ( 20/09/2014 tarih ... ve ... nolu 993,11 TL tutarlı) açıklamalı faturalar olduğu, bu bakımdan dayanak yapılan sözleşme kapsamında sistem bakımına ilişkin ne şekilde bir hizmet verildiği, sözleşme ihlalinden kaynaklı cezai şart alacağı bulunup bulunmadığı değerlendirilmeden karar verilmesi hatalı olmuştur.Açıklanan nedenlerle tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yönteminde usule aykırılık bulunmakla birlikte  yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda  kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın  353-(1).a.6 maddesi gereğince dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış, aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2015/1142 Esas - 2020/562 Karar sayılı 04/11/2020 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine, 5-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f7d527f339e591ed","SID":"df34a153cdf1067e"}}