{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1583 <br>KARAR NO:2024/1452<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:03/06/2021<br>NUMARASI:2020/270 Esas - 2021/486 Karar<br>DAVA:İtirazın İptali<br>Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA:Davacı vekili, davalının Almanya'da ... şirketi kurduğunu, şirketine yatırımcı arayışına girdiğini, müvekkilinin davalının şirketine para yatırdığını, davalı hakkında Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nce dolandırıcılıktan cezaya hükmedildiğini ve Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 15/07/2008 tarihli kararıyla tüketici iflası kararı verildiğini, şirkete para yatıran ve dolandırılan alacaklıların alacaklarını iflas masasına yazdırdıklarını, müvekkilinin de alacağını iflas masasına yazdırdığını, buna göre müvekkilinin 7.406,51-Euro alacağı bulunduğunu; davalının Almanya'daki iflas tasfiyesinde kötüniyetli olarak Bodrum Bitez'de kain 256 ada 35 parseldeki taşınmaz malvarlığını beyan etmediğini, alacağın tahsili için İstanbul .... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığını ancak borçlunun takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına  karar verilmesini talep  etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili, müvekkilinin Berlin/Almanya'da ikamet ettiğini,  dava dışı ...'nin davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği Almanya’da faaliyet gösteren şirket olduğunu, müvekkilinin ...’nin yetkilisi bulunduğunu, ancak iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının ...'den olduğunu iddia ettiği alacaklarını müvekkilinden tahsil etmeye çalıştığını, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, sunulan belgelerin İİK 68 anlamında belge olmadığını, davanın yetki itirazı sebebi ile reddi gerektiğini, alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI VE SÜREÇ:Mahkemece, ilk olarak 2019/378 esas,  2019/1171 karar sayılı ve 20/11/2019 tarihli kararla, uyuşmazlığa konu şirket Almanya'da bulunduğundan HMK 14/2'ye göre davanın Alman Mahkemelerinde görülmesi gerektiği, Türk Mahkemeleri'nin davayı görmeye yetkili ve görevli bulunmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiştir.Kararın istinafı üzerine Dairemizin 2020/344 E., 2020/431 K. sayılı ve 17/04/2020 tarihli ilamıyla \"HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili mahkeme davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yine 9. maddede Türkiye'de yerleşim yerinin bulunmaması halinde yetki düzenlenmiş olup, maddeye göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkeme davalının Türkiye'de mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesidir. Davaya konu takibe davalı tarafça yapılan itirazda verilen vekaletnameye göre davalının adresi Şişli/ İstanbul olarak belirtilmiştir. Buna göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayan davalının mutat meskeni Şişli/İstanbul'dur. HMK nın 9. maddesine göre davada mahkeme yetkili olup, yetkisizlik kararı verilmesi hatalı olmuştur.\" denilerek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.Kaldırma kararı sonrası mahkemece, bekletici mesele yapılması ara kararına rağmen davacı vekilinin 31/05/2021 tarihli dilekçesiyle Alman Asliye Ceza Mahkemesi kararının sonucu beklenmeksizin davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiği, bu talebin delillerin hasredilmesi niteliğinde olduğu ve mevcut delil durumuna göre karar verildiği; Alman Asliye Ceza Mahkemesinin ibraz edilen kararının kesinleşmemiş olduğu için hükme esas alınacak bir delil niteliğinde olmasının mümkün olmadığı; geriye temel delil olarak Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin İflas Mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetveli kaldığı, bu belgenin ilam niteliğinde olmadığı, öyle olduğu kabul edilse dahi itirazın kesin kaldırılması için kullanılabileceği, iptali davasında zarar ile sorumluluğun ispatının gerektiği ve bu belgenin alacağın varlığını ispatlamaya yeterli olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde, olaylar, deliller ve hukuki olgular irdelenmeden, emsal bilirkişi raporu ve hukuki mütalaaya değinilmeden, MÖHUK-TTK konusunda uzman akademisyen bilirkişi tarafından Alman Hukuku ve TTK 553 kapsamında değerlendirme yapılmaksızın, müvekkilinin hak arama hürriyetini kısıtlayan ve adalet duygusunu zedeleyecek karar verildiğini; Alman Ceza Mahkemesi kararında davalının ceza alacağının kesinleştiğini, kararın sadece dolandırıcılığın nitelikli hallerinin olup olamayacağı hususunda bozulduğunu, her halükarda davalının haksız eylemleri nedeniyle ortaya çıkan zarardan sorumlu olacağını; 31/05/2021 tarihli dilekçede ceza mahkemesi kararının bekletici mesele yapılması kararından rücu edilmesi istenildiğini, o karara dayanılmasından vazgeçilmediğini veya delillerin hasredilmediğini; Alman mahkemesi tarafından düzenlenen iflas tablosunun uluslararası geçerli İİK 68 kapsamında belge ve HMK 204/2 uyarınca kesin delil olduğunu; davalının, kusuru olmadığına yönelik esasa dair hiç bir geçerli delil gösteremediğini, savunmasını sadece usuli itirazlarına dayandırdığını; seri dosyalardan alınan emsal bilirkişi raporları ve BAM kararlarının dikkate alınmadığını, o kararlarda yaklaşık ispatın bulunduğuna dair karar verildiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>GEREKÇE:Dava, Almanya'da kurulan davalının yöneticisi ve hakim ortağı olduğu ... şirketi'ne yatırım yapan davacının, yatırımcıların zararına olarak  topladığı parayı şirketin  amacına uygun olarak kullanılmadığının ceza yargılamasında  tespit edildiğini ileri sürerek davacı zararının davalıdan tahsiline ilişkindir.Davalının kişisel iflas kararının, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmediği, bir malvarlığı olmadığından iflasının kapatıldığı hususunda uyuşmazlık yoktur. Dairemizce, istinaf incelemesinde olan benzer dava dosyalarında Ceza davasında  yazılan gerekçeli kararın tamamı  ve noter onaylı sureti bir kısım dosyalarda mevcut olup; davacı dahil 5411 yatırımcının yatırdığı paralar ve isimleri listeler halinde gerekçeli karar ekinde mevcut bulunmaktadır (Örn. Hamburg Bölge Mahkemesinin 20. Büyük Ceza Dairesi'nin 9 Nisan 2013 tarihli 620 KLS 1/11 5500 Js 24/06/5550 kararın tam metni, İstanbul 10. ATM'nin 2019/630 ve İstanbul 6. ATM'nin 2020/269 esas sayılı dosyaları). Esasen davalının; davacının, dava dışı şirkete yatırdığı paranın varlığına ve miktarına itirazı olmayıp uyuşmazlık şirkete yatırılan para nedeniyle davalıdan talepte bulunulup, bulunulamayacağı noktasındadır. Davalı tarafça; açılan iflas kararının tenfizi yoluna gidilmeden; şirketin borcunun davalıdan tahsilinin istenilmeyeceği, davalının davacının zararından sorumlu olmadığı ileri sürülmüştür. Davacının kaydını talep ettiği alacağı davalının Almanya'daki iflas masası tarafından reddedilmiş, mahkemece yapılan inceleme sonunda alacağın sebebi \"haksız fiil \"olarak belirtilerek kayıt edilmiş, iflas idaresinin ve müflis davalının itirazı reddedilmiştir. Eldeki dava; sadece davalının iflas idaresince verilen alacak kayıt belgesine dayalı olarak açılmamış, ceza davasında verilen mahkumiyet kararına dayanılmıştır. İtirazın iptali davasında yargılama genel hükümlere  göre yapılır. Davalının iflasını istemesi nedeniyle şahsi iflasının açıldığı ve malvarlığı olmadan kapatıldığı, iflas kayıt tablosunun tek başına alacağı kanıtlamadığı açıktır. Somut olayda davalı yöneticinin haksız fiil sorumluluğu olup olmadığı hususunda, tüm deliller değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekir.Dava, haksız fiil hükümlerine dayalıdır. MÖHUK'un 34/1 maddesi uyarınca \"Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna\" tabidir. Uyuşmazlığın esasına maddi hukuk bakımından Alman Hukukunun uygulanması gerekir. Davanın nitelemesi, usulü itirazların halli; ispat kuralları, geçici hukuki koruma (ihtiyati haciz) aşamaları; hakimin hukukuna (lex fori ) tabidir. Bu aşamalar ile ilgili olarak yapılan istinaf incelemelerinde, bu nedenle Türk Hukuku uygulanmıştır.MÖHUK'un 2. maddesi \"Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular.\" hükmünü içermektedir. Davacı tarafça davalı şirket yöneticisinin mali ve finans sorumlusu olarak topladığı paraları amacı dışında kullanarak şirkete yatırım yapan davacının yatırımını kaybettiği, davalının kusurlu eylemleriyle davacının zararına sebep olduğu ileri sürülmüştür.Davacının talebinin Türk hukukunda karşılığı şirket yöneticisinin sorumluluğuna ilişkindir. Türk Hukukunda, yöneticinin gerek TTK'da özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse TBK'nın haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir. Alman Hukuku'nda anonim şirket kurucularının ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu Aktiengesetz'de (Paylı Ortaklıklar Kanunu) düzenlendiği, ancak üçüncü kişilerin şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan yönetim kurulu üyelerine karşı açtıkları davalara ilişkin olarak anılan kanunda bir hüküm bulunmadığından, bu nitelikteki davalarda haksız fiil hükümleri uygulanmaktadır. Alman Medeni Kanunu’nun (BGB) 823. maddesi uyarınca: “Kasıtlı olarak veya ihmâlle bir başkasının hayatını, bedenini, sağlığını, özgürlüğünü, mülkiyetini veya bir başka hakkını hukuka aykırı olarak ihlâl eden kişi, bundan kaynaklanan zararı karşı tarafa tazmin etmekle yükümlüdür”MÖHUK’un 8. maddesine göre zamanaşımı hakkında uygulanacak hukuk, ilişkinin esasına uygulanacak hukuktur. ...’nin 197/5 hükmü gereği, iflas prosedürü çerçevesinde tespit edilen alacaklara ilişkin zamanaşımı süresi 30 yıldır. Alman İflas Kanunu’nun (InsO) 178/3 maddesinin, “tabloya geçirilen kayıtlar, tespit edilmiş alacakların miktarı ve sırası bakımından iflas idaresi ve bütün iflas alacaklıları için kesin hüküm gücü taşıyan bir mahkeme kararı gibi etkiye sahiptir” şeklindedir. Bu kural iflas tasfiyesi prosedürü dışında bireysel takiplerde de uygulanacaktır. Buna göre iflas kapandıktan sonra da, alacak davası açılması durumunda iflas idaresinin kayıt kararı, alacaklı için (lehine) bir mahkeme kararı hükmündedir.Alman Medeni Kanunu'nun (BGB) 849 maddesinde,  bir kimsenin mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar görenin, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebileceği düzenlenmiştir. Bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmektedir. Aynı Kanunun 246. maddesi  gereğince, bir hukuki işlemden veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz %4 orandadır.Eldeki dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılmış bireysel bir alacak davası olup, davacının iflas tablosuna (sıra cetveli) dayandığı, davalının iddiasının aksine aynı taraflar arasında aynı konu hakkındaki uyuşmazlığa ilişkin bir yabancı kararın mevcudiyetine rağmen, taraflardan her birinin yabancı mahkeme kararının tanınması tenfizi yoluna başvurmayıp, aynı konuda aynı taraflar arasındaki bir davayı Türkiye’de yeniden açmasının mümkün olduğu, iflas kararı Türkiye’de tenfiz edilmediğinden alacaklılardan her biri Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açabileceği, Alman iflas kararının bir sonucu olan “müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının” Türkiye’de bir etkisi bulunmamaktadır. Davanın karşı yanı hakkında, Türkiye dışında  iflas kararı verilmiş olsa dahi, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir (Yargıtay 11. HD'nin 2007/13214 esas, 15912 karar sayılı ve 17/12/2007 tarihli ilamı). \"Yabancı mahkeme kararına konu alacağın iflas masasına kaydedilmesi, alacağı hükme bağlayan yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesi anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, salt hüküm altına aldığı alacak iflas masasına kaydedilmekle, yabancı mahkeme ilamı Türkiye’de tenfiz edilmiş olmaz. Çünkü, bir alacağın iflas masasına kaydedilmesi ancak, iflas işlemlerin yürütülebilmesi için gereken adımlardan sadece birini oluşturur ve bu adım, alacağın tahsili sonucunun gerçekleşmesi için tek başına yeterli değildir. Dolayısıyla, tanıma kararıyla alacağın tahsili değil, yalnızca alacağın masaya kaydı sağlanır; tanınan yabancı mahkeme kararı bu kayıt işleminin dayanağını oluşturur. ... Bu açıklamalara göre, somut olayda davacının, yabancı mahkeme kararlarının tanınması suretiyle alacağın iflas masasına kaydedilmesi yönündeki isteği hukuka uygundur.\" (Yargıtay HGK'nın 2009/19-161 esas, 2009/207 karar ve 27/05/2009 tarihli ilamı). HGK'ya göre tenfiz edilmemiş yabancı mahkeme kararı dahi, iflas idaresince belge olarak kabul edilerek masaya alacak kaydı yapılabilecektir.Yukarıda yazılan emsal kararlara göre, davacının talebi iflas prosedürüne ilişkin olmayıp genel hükümlere göre alacağını ispatlayarak itirazın iptaline ilişkindir. İtirazın iptalini talep için elde İİK'nın 68. maddesinde yazılı belge bulunması gerekmez. Davalının malvarlığı bulunmadığından iflasın kapatıldığı, davalının iflasının kapatılması iflas kararı hiç verilmemiş olmayacağından iflas masasına kayıt edilen alacak nedeniyle 30 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir Davalının sorumluluğu ceza davasında yapılan tespitlere göre belirlenecektir.Hamburg Eyalet Mahkemesi  20. Büyük Ceza Dairesi'nin  09/04/2013 tarihli kararı ile \"davalı  ... ve şirketin diğer ortağı ...'nin  yargılandığı davada davalının; gerek ...gerekse bu şirketin tüm hisselerine sahip ... nin yönetim kurulu üyesi oldukları, ... (davalı) şirket politikası, şirket grubunun tamamının organizasyonu ile şirketler grubu içerisinde, ...'nin ise halkla ilişkiler ve tahvillerin pazarlanmasından sorumlu olduğu, 2004 yılının sonunda -Solar tahvilleri-ni yıllık %8,25 faiz ve 6 yıllık bir vadeye bağlanan organizasyon yapısı ile yatırımcılara sundukları, yatırımcılara hemen hemen tamamının öncelikle güneş enerjisi olmak üzere yenilebilir enerjilere yatırılacak olacağı intibası uyandırıldığı, yıllık %8,25 gibi yüksek bir faiz ve vade bitiminde nominal değer üzerinden güvenli yatırım sözü verildiği, Kasım 2004 tarihinden, Mart 2006 tarihine kadar 5411 vakıada toplam nominal değeri 49.369.000-Euro olan şirket adına tahakkuk eden faizleriyle, 50.200.000-Euro yatırıldığı, alınan paraların eylem planına uygun olarak yenilebilir enerji alanına yatırılmadığı, büyük ölçüde risk yüklü sanat objeleri temininde, pazarlama masrafları ile yatırımcıların faiz ödemelerinde kullanıldığı, Şubat 2005'ten Mart 2006'ya kadar 4.618 adet yatırımcıdan toplam 41.914.000-Euro topladığı, ... açısından kendisinin en geç 2005 Ağustos sonu itibariyle amaçlanan mali olanak kullanımından haberi olduğu, kendisine atfedilen suç döneminde 9.800.000-Euro tahvil  ödemesi yapıldığı, sanat objeleri ile ticaret ümit edildiği gibi başarılı yürümediğinden yatırımcı Avukatları tarafından pek çok sayıda  dava açıldığı ...'nin iflasının ortaya çıktığı, iddianamenin kapsadığı yatırımcıların en az %85 tutarında bir zarara uğradıkları, davalıların eyleminin makbuz dolandırıcılığı olduğunu kabul ile ... ortak ve yöneticileri davalı ve ...'nin dolandırıcılık suçu işlediğinden davalının 5 yıl, ...'nin ise 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına\" karar verilmiştir. Alman  Federal Mahkemesi 5. Ceza Dairesi 18/02/2014 tarihli kararıyla; Eyalet Mahkemesinin ceza belirlerken amacına aykırı yatırım yapılan paralar için kabaca belirlenmiş asgari bir paydan dolayı  sanıkların her biri için ilgili sürede yatırım toplamının  sadece %20'si kadar zarar görüldüğü varsayımından hareket ettiği, ... dolandırılan sözleşme bitiminde yanlış yönlendirilmişse (makbuz dolandırıcılığı) zararın tespiti için gerekli olan sözleşme ortağına karşı kazanılmış olan hakkın para değerinin toplam netleştirilmesinin ve verilen para taahhüdünün birbiriyle karşılaştırılması, dolandırılan mevcut durumdaki yatırımcılar gibi hamiline yazılı hisse satın almak için sözleşmenin akdedilmesiyle riskli bir işe girdiyse zararın tespiti için belirleyici faktör aldatma ve hatalardan kaynaklanan kayıp  riskidir. Sadece tehdit edici, belirli olmayan bir varlık akışı ancak tehlikede olan varlığın ekonomik değeri zaten düşmüş ise bir zararın ortaya çıktığını gösterir. Bu zarar riski nedeniyle, aldatılan kişi tarafından kazanılan hakkın parasal değerinin, girilen yükümlülüğün değerinden düşük olması durumudur. Bu düşük değer ticari bakış açısına göre somut bir şekilde tespit edilmeli ve gerektiğinde ekonomik hasarı belirlemek üzere bir bilirkişi yardımı ile ölçülmelidir. ... Yatırım dolandırıcılığına ilişkin olarak Federal Mahkemenin kişisel zarar etkisine bağlanan hukuki şekline ilişkin, içtihatlara göre toplam netleştirmede hakkı ihlal edilen için erişilenin sübjektif değeri dikkate alınmalı ve eğer kendisi işin farklılığı ve riski bakımından elde etmek istediğinden (aluid) tamamen farklı bir şey elde edecek şekilde yanıltıldıysa  ve alınan ödeme kendisi için tamamıyla kullanılmaz ise bu durumda yatırımcının ödemesinin tamamı zarar olarak görülebilir. ... Hamiline yazılı tahvil vasıtasıyla kıymetlendirilen geri ödeme hakkına ilişkin ekonomik değer belirlenmemiştir. Bu değer ve yatırımcıların bundan kaynaklanan finansal zarar, karardaki diğer tespitlerden de çıkartılamaz. Bölge mahkemesi tarafından tespit edilen gerçeklere dayanarak pek çok husus, tahvil süresinin bitiminden sonra nominal tutarı geri alma ihtimalinin çok az olduğuna işaret etmektedir. Şirketlerin gergin bir likidite durumuna sahip olması yanında sanat satışlarından 37,9 milyon Euro tutarındaki bir alacak dikkate alınmaksızın 31 aralık 2005 tarihi itibariyle 39 milyon Euro kayıp ortaya çıkması, mali denetmenin buna işaret etmesi buna işaret etmektedir. Ancak bunların hepsi yatırımın taahhüt edildiği tarihte geri ödeme haklarının değerliliğindeki eksikliğin ve bunun neticesinde finansal zararı belgelemek için yeterli olmamaktadır. Faiz alacağı da dikkate alınarak geri ödeme haklarının değerinin gerekli somut tespitine ilişkin olarak daha ziyade tasarruf tarihinde mevcut olan zarar riski mevcut şirket varlığı vasıtasıyla ve davalıların planları  doğrultusunda rakamlara dökülerek  bilirkişi yardımı alınarak rakama dökülmesi gerektiği \"...Davalı yanında yargılanan diğer ortak ... yönünden ise; \"adı geçenin aktif bir fiil ile dolandırıcılık yaptığı yeterince belgelenemediği, zira bu tespitlerden kendisinin Yoleri'nin sözleşmeye aykırı araç kullanma amacına bilgiye ulaşmasından sonra davalı Bode ile ilişkili dolandırmaya yönelik satış faaliyeti üzerinde örgütsel kontrolünü gerekçelendiren veya devam ettiren faaliyetler görülmemektedir. Federal Başsavcının da daha detaylı izah ettiği gibi kararda tespit edilen şimdiye kadar belgelenmemiş bir finansal zarar mevcudiyetini varsayan gerçek durum bazında dolandırıcılık koşullarının ihmal edilmek suretiyle doğrudan gerçekleştirilmiştir. Eğer finansal zarar ispatlanamayacak olursa yeni yerel mahkeme StGB264a maddesi doğrultusunda bir sermaye yatırım dolandırıcılığının  söz konusu olup olamayacağını kontrol etmek zorunda kalacaktır.\" denilerek karar bozulmuştur.Gerek Hamburg Eyalet Mahkemesi, gerekse Federal Mahkemece; özellikle davalı yanında  diğer ortak ...'nin aktif olarak dolandırıcılık fiili kanıtlanamadığından beraatına karar verilmiş, ancak davalı bakımından böyle bir tespit yapılmamıştır. ...şirketinin, ... dışındaki tek ortak ve yetkilisi davalı ...'dir. Federal Mahkemenin, Eyalet Mahkemesi'nin olayı makbuz dolandırıcılığı nitelemesini doğru bulmayarak; davalının eyleminin yatırım dolandırıcılığı teşkil edebileceği, yatırımcıların finansal zararlarının bilirkişi aracılığıyla hesaplanması gerektiği, faiz gelirleri de dahil olmak üzere tüm finansal zararın hesaplanması gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verildiği belirlenmektedir. Davalı vekilinin, müvekkili hakkında verilen mahkumiyet kararı bozulduğundan ortadan kalktığı yolundaki itirazları bozma kararı içeriğine göre yerinde değildir.Davalı dışındaki ortağın beraat ettiği gözetildiğinde; ceza  yargılamasında  yapılan tespitlere göre davacının aldığı Solar tahvilleri için ... şirketine ödediği yatırım bedelinin davalının suç teşkil eden eylemi ile davacının zarara uğradığının kabulü gerekir. Topladığı sermayenin (Davalı hakkında açılan dava dosyalarına sunulan diğer yatırımcılar tarafından, davadışı ... şirketine karşı açılıp kesinleşen Hamburg asliye hukuk mahkemesi kararlarında,  davadışı şirketin 2005 yılında topladığı yaklaşık  50. milyon Euro'nun 25. milyon Euro'su ile sanat eseri satın alındığı, şirketin borca batık iflas halinde olduğu tesbitleri bulunmaktadır) amacı dışında kullanıldığı sabit görülen davalı hakkında devam eden ceza davasının sonunda verilecek kararın sonuca bir etkisi olmayacağından, ceza davası sonucunun beklenmesine gerek bulunmamaktadır. Alman Medeni Kanunu'nda haksız fiil failinin sorumluluğu için mahkumiyet kararı verilmesi ve kesinleşmesi şart değildir. Davalının kusurlu eylemiyle, davacı yatırımcının zararına sebep olduğunun kabulü ile, davacının davalının iflas masasından tahsil edemediği alacağını talep etmekte haklı olduğu, davalının davacının  yatırım yaptığı şirketin beraat kararı verilen diğer ortak dışındaki tek ortağı ve yetkilisi olduğu, tahvillerden elde ettiği gelirleri amacı dışında  kullanarak tükettiğinin belirlendiği, suçunun yatırım veya makbuz dolandırıcılığı olarak nitelendirilmesinin veya bozma kararından sonra hakkındaki ceza davasının durdurulmasının eldeki davaya etkisi olmadığı, davalının kusurlu eylemleriyle davacının zararına  sebeb olduğundan  davacının  zararını  tazmin ile yükümlü olduğu sonucuna varılmıştır.Davacının asıl alacak ve masraflara ilişkin olarak 7.406,51-Euro alacak kaydı yapılmış, icra takibinde 7.406,51-Euro asıl alacak, 2.888,69-Euro işlemiş faiz toplamı 10.295,20-Euro alacak talep edilmiştir. Davalı zarar tarihinden itibaren %4 oranda faiz ödemekle yükümlüdür. Davacının talebiyle bağlı olarak iflas masasına başvuru tarihi 01/09/2008 tarihinden itibaren takip tarihi olan 21/03/2018 tarihine kadar işlemiş faiz talep hakkı olduğu, asıl alacağa %4 oranın altında talep olunan miktara talebiyle bağlı sayılarak üstündeki miktarlar %4 oran ile sınırlanarak davacının işlemiş faiz alacağı 2.479,14-Euro olarak hesaplanmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın kısmen kabulüne, işlemiş faiz bakımından fazla istemin reddi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle davanın tümüyle reddine karar verilmesi doğru değil ise de yapılan hata yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın kaldırılarak davanın kısmen kabulüne, toplam 9.885,65-Euro alacak bakımından itirazın iptaline, fazla istemin reddine, asıl alacağa yıllık %4 oranı geçmemek üzere talebiyle bağlı kalınarak 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduata verilen en yüksek oranda temerrüt faizi işletilmesine ve şartları bulunmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/06/2021 Tarih 2020/270 Esas - 2021/486 Karar sayılı kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA; \"Davanın Kısmen Kabulüne; davalının İstanbul .... İcra Dairesinin 2018/10912 esas sayılı icra takip dosyasına yaptığı itirazın 7.406,51-Euro asıl alacak,  2.888,69-Euro işlemiş faiz  olmak üzere toplam 9.885,65-Euro alacak bakımından itirazın iptaline, asıl alacağa takip tarihinden  itibaren  yıllık %4 oranı geçmemek üzere 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduatlara verilen en yüksek oranda faiz işletilerek takibin devamına, fazla istemin reddine, Koşulları olmadığından davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine \"İlk derece mahkemesine ilişkin olarak ;\"Alınması gereken 3.703,82-TL harcın davacı tarafından mahkeme veznesine yatırılan 713,75-TL harç ile icra veznesine yatırılan 250,57-TL harç olmak üzere toplam 964,32‬-TL harçtan mahsubu ile kalan 2.739,50-TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,Davacı tarafından yatırılan toplam 1.000,22‬-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacı tarafından yapılan 236,70-TL yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 227,28-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 50-TL yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 1,98-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına, Davacı lehine takdir olunan 30.000-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davalı lehine takdir olunan 2.246,30-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,\"Davacı tarafından yatırılan 59,30-TL peşin istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine Davacı tarafından yapılan 50,80-TL istinaf yargı giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 49-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 11/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6197c71586f1c124","SID":"a0279658c02c57a6"}}