{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  25. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/1345 - 2024/2202<br>T.C.<br>ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 25. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/1345 Esas<br>KARAR NO\t: 2024/2202<br>KARAR TARİHİ\t: 15/10/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 13/03/2024<br>NUMARASI\t\t: 2024/60 Esas, 2024/210 Karar<br><br>DAVACI\t:<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALI\t:<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat <br><br>Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü. <br>Dava, haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı taraf yolsuz tescile dayandığını istinaf dilekçesinde ileri sürmüş ise de, maddi vakıaya bakıldığında, davalı bankanın haciz işlemine ve bu işlemi haksız ve kötüniyetle gerçekleştirdiğine dayanıldığından, Dairemizce maddi vakıa ile bağlı kalarak hukuki nitelemede bulunulmuştur.<br> Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalarını Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin bozma ilamı sonucu Eskişehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/644 Esas no.lu dosyada verdiği ve kesinleşerek ilama dönüşmüş olan 2016/278 Karar sayılı ve 08/12/2016 tarihli kararının kazıye-i muhkem halini aldığının, buna rağmen yerel mahkemenin aynı konuyu incelemesi ve kazıye-i muhkem kararına aykırı karar vermesinin usule aykırı olduğunu, Yargıtay'ın bozma ilamı sonucu, davalı banka adına yapılan tescilin yolsuz olduğuna dair verilen kararın Yargıtay ilamına dönüşmesi ve bu ilama dayanılarak, taşınmazın müvekkil adına tescil edilmesine rağmen, yerel mahkemenin Yargıtay ilamını yok sayarak, davalının kusurlu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdiğini, davanın konusunun, yolsuz tescil nedeniyle müvekkil şirketin uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini olduğunu, davalı bankanın, müvekkil şirketle hiçbir ilgisi olmayan alacağından dolayı yolsuz olarak müvekkil şirketin taşınmazına haciz koyarak, alacağına mahsuben yolsuz ihaleyle dava konusu un fabrikasını satın aldığını, müvekkil şirketin un fabrikasını yolsuz bir şekilde kendi adına tescil ettirerek, müvekkilin un fabrikasını kullanmasını engelleyen davalı bankanın eylemi ile oluşan zarar arasında illiyet bağını oluşturacağını, yolsuz olarak müvekkilin taşınmazını kendi adına tescil eden ve müvekkilin taşınmazdan istifadesini 10 yıl engelleyen bankanın söz konusu zararların tek müsebbibi ve tek sorumlusu olduğunu, bu nedenle davalı bankanın kusurlu ve kötü niyetli olmadığı gerekçesiyle davayı reddeden yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemenin sadece kusur ve kötü niyet ile manevi tazminatı irdelediğini, diğer konulara değinmediğini, harçlar, vekalet ücreti ve masraflarla ilgili de hukuka aykırı karar verdiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.<br>Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 25/03/2022 tarih ve 2018/650 Esas, 2022/203 Karar sayılı kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 17/10/2023 tarih ve 2022/1324 Esas, 2023/2243 Karar sayılı kararı ile \"...Somut olayda davanın, taraflar arasındaki ticari ilişki neticesinde yapılan haciz işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır tacir olan tarafların, ticari işletmeleriyle ilgili bulunan uyuşmazlığın çözümünde, asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Mahkemece, asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek mahkemenin görevli olması dava şartı noksanlığı sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir iken yanılgılı değerlendirme ile işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 28/01/2016 gün, 2015/14896 Esas, 2016/1211 Karar sayılı ilamı emsal niteliktedir...\" gerekçesiyle HMK'nın 353/1-a-4 maddesi uyarınca kaldırılarak dava dosyasının yeniden görülmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, Dairemiz kaldırma kararı sonrasında Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 30/10/2023 tarih ve 2023/850 Esas, 2023/775 Karar sayılı kararı ile görevsizlik nedeniyle usulden ret kararı verdiği bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 27/12/2023 tarih ve 2023/3223 Esas, 2023/3031 Karar sayılı kararı ile HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.<br>Dava, haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.<br> Haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Buna karşılık, haksız haciz  kararı alan alacaklının  kusursuz  sorumluluğu  sadece  maddi  tazminat bakımından geçerli olup, manevi tazminat yönünden TBK’nın 49. maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Bu itibarla, alacaklının kötüniyetli veya iyiniyetli olup olmadığı da sonuca etkili olup, ağır olmasa da kusurlu olması da gerekmektedir. (Bkz. Prof. B. Kuru, İcra ve İflas Hukuku, Ankara, 1993, Cilt 3, Sh.2583 v.d).<br>Aynı yöndeki Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 06.07.2020 tarih 2019/2535 Esas, 2020/2544 Karar sayılı ilamında da;  Haksız hacze dayalı manevi tazminat istemi 818 sayılı BK.'nun 49. maddesinden (6098  sayılı TBK'nun 58. maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu nedenle de takip (haciz) yaptıran kişinin takipte veya haciz işleminde kötü niyetli ve kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe  manevi tazminatla sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir. <br>Şu halde haksız haciz sebebiyle tazminat davasında, maddi tazminat için haczin haksız olması ve zararın meydana gelmesi yeterli iken  manevi tazminata hükmedebilmek için davalı alacaklının icra takibinde kötüniyetli veya ağır kusurlu olması gerekir.<br>Somut dosyada davacı taraf, davalının günlük 60 ton kapasiteli un fabrikasına hukuka aykırı şekilde el koymasından doğan maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş, ilk derece mahkemesince \"... Davacı, davalı tarafın haksız haciz eyleminden kaynaklı zarara uğradığını iddia etmiş ise de, haksız eylemden kaynaklı tazminat talepli eldeki davada, davacının bir zararının oluşması, davacının zararı oluşsa bile davalının kusurlu olması ve zarar ile kusur arasında illiyet bağının bulunması gerektiği, somut olayda ise, davalı bankanın alacaklı olarak yasal hakkını kullanarak takip talebinde bulunması, buna istinaden İcra Dairesince icra dosyasında haciz ve satış işleminin yapılması, davacı şirketin de ihalenin feshi davasından feragati nedeniyle ihalenin kesinleşmesi ve bu kesinleşme neticesinde dava konusu taşınmazın alacaklı olan davalı banka adına satışının ve tapuda tescilinin yapılması, bu nedenle, alacaklı olan davalı bankanın un fabrikasının bulunduğu taşınmaza hukuka aykırı bir biçimde el atmasının söz konusu olmaması, eş söyleyişle, davalının kusurlu bir eyleminin bulunmaması, ayrıca davacının ihalenin feshi davasından feragat ederek talep ettiği dönemlere ilişkin mevcut ise zarara kendi kusuru ve eylemleriyle sebebiyet vermesi nedeniyle zarara davacının katlanması gerektiği, davacının kendi eylem veya kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği, bu haliyle davalı bankanın haciz işleminde herhangi bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmakla, sübut bulmayan davanın reddine...\"karar verilmiştir. <br>Dosyada mevcut belgelerin incelenmesinde:<br>Davalı banka tarafından 13/02/2002 tarihinde Ankara 10. İcra Dairesinin 2002/3050 sayılı dosyasında kredi sözleşmesi borçlusu ....Anonim Şirketi ve müşterek müteselsil kefilleri ... ...'a karşı icra takibi başlatıldığı, kefillerin ortağı olduğu ....Kollktif Şirketi adına tescilli 12705 parsel sayılı taşınmaza haciz konulduğu, kıymet takdiri sonucunda taşınmazın ihalesi sürecine girildiği, yapılan 2. ihalede, taşınmazın alacaklarına mahsuben davalı banka tarafından satın alındığı;<br>Takip borçlusu ... ...'ın kolektif şirket adına bu ihalenin feshine yönelik açtığı davada ilk olarak, Eskişehir 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2008/842 Esas, 2008/1015 Karar sayılı ilamındaki gerekçeye göre, tebligat usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshine karar verildiği, kararın temyiz incelemesi sırasında, takip konusu kredi sözleşmesine göre müşterek borçlu ve müteselsil kefil olan ... ...'ın davadan feragat etmesi üzerine, Eskişehir 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2009/631 Esas, 2009/694 Kararı ile ihalenin feshi davasının reddine karar verildiği;<br>Davalı bankanın ihale ile satın alma işlemi ile oluşan tapu kaydına göre, ... parsel) sayılı taşınmazın, davacı şirket adına kayıtlı iken, icra dosyasında yapılan ihale sonucu borcuna mahsuben davalı banka adına tescil edildiği; <br>Bu defa davacı kolektif şirketin, aynı taşınmaz hakkında, şirket ortaklarının kefil olduğu borç nedeniyle satın alınmasının yok hükmünde olduğu iddiasıyla, davalı şirkete tapu iptali ve tescil davası açtığı; ilk olarak, Eskişehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 08/05/2014 tarih ve 2013/499 Esas - 2014/350 Karar sayılı ilamına göre, TMK 2.maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına göre davacının dava açma hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği; kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 25.05.2016 tarih, 2014/16433 esas, 2016/6417 Karar sayılı bozma ilamında yer alan \"...ihale sonucu edinilen mülkiyete dayalı tescilin yolsuz olduğu ileri sürülerek tapu iptal ve tescil davası açılmasına da yasal engel yoktur...\" gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verildiği; bozma kararına uyan mahkemenin 08.12.2016 tarih, 2016/454 Esas, 2016/278 Karar sayılı ilamı ile  taşınmazın davacı şirket adına tesciline karar verildiği ve kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 01.11.2017 tarih, 2017/1045 Esas, 2017/5994 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, 16/05/2018 tarihinde kesinleşen karar uyarınca taşınmazın tekrar davacı kolektif şirket adına tescil edildiği anlaşılmıştır.<br>   <br>Yukarıda özetlenen icra takibi kapsamında  davalı şirketin haciz talebi ile başlayan, kıymet takdiri, ihale işlemleri ile devam eden süreçte itiraz ve şikayet haklarını kullanmayan davacı tarafın, lehe sonuçlanan ihalenin feshi davasından temyiz aşamasında feragat etmesi nedeniyle, taşınmazın davalı adına cebri icra yolu ile tescil edilmesinde ve hacizden itibaren davacı tarafın taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunamamasında, davalının kusuru yahut kötüniyetinin bulunduğunun ispatlanamamasına göre, davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine Dairemizce de varılarak ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.<br>Yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden yapılan incelemede istinaf edenin sıfatına göre yapılan değerlendirme sonucunda buna yönelik istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle,<br>1)İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası b bendinin 1 numaralı alt bendi gereğince; davacı tarafın istinaf başvurusunun  ESASTAN REDDİNE, <br> 2)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gerekli istinaf karar ve ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,<br>3)İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin üzerinde bırakılmasına, <br>4)Temyizi kabil olan bu kararın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4.maddesi gereğince;Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. Maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde  temyiz yolu açık olmak üzere 15/10/2024 tarihinde oy birliği ile  karar verildi.   <br><br><br><br><br><br><br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/10/2024<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br> e-imza<br><br>Üye<br><br> e-imza<br><br><br>e-imza <br><br>Katip<br><br>e-imza <br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1bec80801880c8a5","SID":"25cd7b3d2d3c95dd"}}