{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/631 Esas<br>KARAR NO:2024/1615 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI:2017/1413 Esas- 2021/661 Karar<br>TARİH:14/09/2021<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:17/10/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Davacı ile davalı arasında 12.11.2014 tarihinde yufka alım satımı sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmeye göre yufka teslimatlarım müşteri şirketlere davacının yaptığını, yufka verilen ticari işletmelerin iade yapması halinde ise bu iadelerin günü güne doğrudan davacı tarafından yapıldığını, iade faturaları incelendiğinde bu gerçekliğin ortaya çıkacağını, yufkaların imalatı ve alıcıya tesliminin davacı tarafından yapılmasına rağmen davalının haksız bir şekilde davacıya iade faturası kesip gönderdiğini, bu faturaların hiç birinin davacı tarafından kabul edilmediğini, ayrıca bu faturaların bir kısmına noter aracılığıyla itiraz edildiğini, her gün alıcılara yufka teslimatı yapan, yufkaları dağıtan ve yufka iadelerini alan davacıya davalı tarafından iade faturası kesilmesinin akıl, mantık ve dürüstlük kuralı ile izahının mümkün olmadığını, davalının bu tutumunun kötü niyetin ispatı olduğunu, davalının bu mesnetsiz iade faturalarını keserek, hiçbir emek sarf etmeden, davacı karşısında ekonomik gücünü baskı unsuru olarak kullanarak haksız kazanç sağlamayı amaçladığını, tarafların ticari defterleri, iade faturaları ve tanık anlatımları incelendiğinde, davacının davalıdan alacaklı olduğunun açık bir şekilde görüleceğini, davalı aleyhine ... sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının icra takibine haksız itiraz ettiğini ve takibin durduğunu belirtmiş olup, davanın kabulüne, davalının haksız ve kötü niyetli olarak yaptığı itirazın iptaline, durmuş olan takibin faizi ile devamına, davalının haksız ve kötü niyetli olarak borca itiraz etmesi nedeni ile dava değerinin %20'si oranında icra inkar tazminatı ödemesine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı tarafça ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının üzerine düşen yükümlülükleri tam olarak yerine getirmediğini, iade alması gereken tarihi geçmiş ürünleri mağazalardan almadığından söz konusu ürünlerin mağazalar tarafından imha edildiğini ve müvekkil şirket adına iade faturası düzenlendiğini, davacı adına düzenlenen iade faturalarının keyfi bir fatura olmadığını, davacının sorumluluklarını yerine getirmemesi sebebi ile davacı adına düzenlenen iade faturaları olduğunu, her işlemin usulüne ve hukuka uygun olarak yapıldığını, davacının tüm taleplerinin haksız olduğunu, tamamen ticaretin sona ermesi sebebi ile müvekkile zarar vermek maksadı ile ve haksız kazanç elde etmek amacı ile bu taleplerde bulunduğunu, defter ve kayıtlar incelendiğinde müvekkili şirketin ticaret gereğince tüm ödemeleri eksiksiz yaptığının görüleceğini, davacının iddia ve tüm taleplerinin haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak kaydıyla tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi  14/09/2021 tarih ve 2017/1413 Esas- 2021/661 Karar sayılı kararında; \"Dava hukuki niteliği itibari ile taraflar arasında sözleşme gereği düzenlenen fatura alacağına ilişkin başlatılan icra takibine yapılan itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.... sayılı dosyası getirtilerek dosyamız içerisine alınmıştır. Dosya incelenmesinden ödeme merinin davalı borçluya 14.09.2016 tarihinde tebliğ edildiği, davalının 18.10.2016 tarihinde itiraz ederek takibi durdurduğu , duran takip üzerine davanın 31.10.2016 tarihinde açıldığı, itirazın ve davanın süresinde olduğu anlaşılmıştır.Usulüne uygun taraf teşkili sağlanmış taraf delilleri getirtilerek tahkikat aşamasında değerlendirilmiştir. Taraflar arasında Yufka Tedarik sözleşmesi imzalandığı, iş bu sözleşme uyarınca davacının , davalı adına, davalı tarafın belirlediği program dahilinde müşterilere yufka, yufka çeşitleri  dağıtımı yapması, satılmayan ürünler geri alınarak, yerine yeni ürün koyması, geri alınmayan ürünler için davacıya iade faturası kesileceği, davalının aylık ciro üzerinden %2 ciro pirimi keseceği  ve sair  hususlarının düzenlendiği görülmüştür. Davalı taraf savunmasında; davacının üzerine düşen yükümlülükleri tam olarak yerine getirmediğini, iade alması gereken tarihi geçmiş ürünleri mağazalardan almadığından söz konusu ürünlerin mağazalar tarafından imha edildiğini ve müvekkil şirket adına iade faturası düzenlendiğini, davacı adına düzenlenen iade faturalarının keyfi bir fatura olmadığını, davacının sorumluluklarını yerine getirmemesi sebebi ile davacı adına düzenlenen iade faturaları olduğunu, her işlemin usulüne ve hukuka uygun olarak yapıldığını belirtmiştir. Taraflar tacir olup delil olarak ticari defterlere dayandıklarından defterlerin incelenmesi kararı verilmiş olup davacı defterleri Ankara da olduğundan davacı defter ve kayıtları Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesin 2020/162 Tal dosyasından incelenmiştir. dosyaya sunulan bilirkişi raporunda, davacının 2017 yılından yaşanan hırsızlık nedeniyle davacı defterlerinin  sunulamadığından fiziki olarak incelenemediği, ancak dosyada mevcut cari hesap ekstresine göre yapılan incelemede, tarafların ticari defterlerinde uyuşmazlık bulunan kayıtların taraflarca ispat edilmesi gerektiği kanaatlerine ulaşılmıştır şeklinde rapor tanzim edildiği görülmüştür. Davalı defterlerinin incelenmesi sonucunda ;Davacı şirketin kayıtlarında yer alan, davalı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 30.06.2016 tarih, ... Satın alma İade Faturası açıklamalı, 2.972,72 TL tutarlı ve aynı tarih ... Satın alma İade Faturası açıklamalı 5.180,98 TL tutarlı olmak üzere toplam 8.153,70 TL tutarlı faturalar davalı tarafa borç içerdiği, işbu faturaların davacı şirketin davalı tarafa “iade” ettiğini usulüne uygun delillerle ispat etmesi gerektiği, Davalı şirket tarafından davacı şirkete borç olarak kaydedilen 79 adet belge karşılığı toplam 73.722,00 TL tutarlı faturalardan, davalı şirketin defterlerinde kayıtlı olup, davacı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olmayan 5 adet ürün iade faturası ve 1 adet yıllık ciro primi faturası toplamı 23.434,64 TL olarak tespit edilmiş olup, davalının işbu faturalardan “iade” açıklamalı fatura içeriği malı davacıya iade ettiğini, “ciro primi” açıklamalı 6.549,54 TL’ nin de kendi lehine tahakkuk ettiğini ispatlaması gerektiği, belirtilmiştir. RApor denetlebilir olup hükme esas alınmıştır. Bu haliyle 8.153,70 TL iade faturası kesen davacının bu faturaların sebebi malları iade ettiğini, davalının ise 5 adet iade ve1 adet ciro pirim faturası içeriğini ispat edemediğinden davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile, ''1-Davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile; davalının... sayılı  icra dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen  iptaline, takibin 23.432,64  TL üzerinden devamına, Alacağa takip tarihinden itibaren yasal faizi uygulanmasına, 2-Alacak likit ve itiraz haksız olmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddine '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle;Davalı hakkında ... sayılı dosyası üzerinden 31.999,43 TL tutarında ki fatura alacaklarının tahsili için ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın icra takibine itiraz ettiğini ve icra takibinin durduğunu, Durmuş olan icra takibinin devamı için açılan itirazın iptali davasında  İstanbul Anadolu 1.Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/1413 E sayılı dosyası üzerinden  31.999,43 TL ye yapılan itirazın iptalini talep ettikleri davanın 8.153,70 TL'lik kısmını '... iade faturası kesen davacının bu faturaların sebebi malları iade ettiğini ispat edemediği...' gerekçesi ile reddedip takibin 23.432,64 TL üzerinden devamına karar verdiğini ve davalı tarafı icra inkar tazminatı ödemeye mahkum etmediğini, Dava dilekçesi ve ekinde sunulan sözleşmeden açıkça görüleceği üzere davacı müvekkilin davalı ile imzaladığı sözleşme uyarınca dava dışı 3 kişi şirketlere yufka ürettiğini  ve teslimatını yaptığını, İşin doğası gereği yufka üreten ve bunu 3 kişi şirketlere dağıtanın, iadeleri alanın davacı müvekkil şirket olduğunu, davalı tarafın hiç bir şekilde yufka üretimine ve dağıtımına katılmadığını, 3. kişiler tarafından iade edilen yufkalar da işin muhattabı olan davacı müvekkile bizzat 3 kişilerce yapıldığını, zira işin doğası gereği yufka iadelerin işin hiç bir yerinde yer almayan davalı tarafından yapılmasının mümkün olmadığını, hal böyle olunca da işin doğası gereği davalı tarafın davacı müvekkile aide faturası düzenleme imkanı bulunmadığını, Ancak davalı tarafın kötü niyetli olarak davacı müvekkile toplam 8.153,70 TL bedelli 2 adet  iade faturası keşide ederek gönderdiğini, 3. Kişi müşteriler ile muhattap olan davacı müvekkil iken, davacı müvekkilin üretmini ve dağıtımını yapmış olduğu yufkaları davalı tarafın iade alamayacağının işin doğası gereği de açıkça ortada olmasına rağmen davanın 8.153,70 TL lik kısımının reddine karar verilmesinin yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Yerel mahkemenin davanın kısmen kabulüne karar verirken alacak likit olmadığı gerekçesi ile davalının icra inkar tazminatı ödemesine karar vermediğini, Davalı tarafın defterlerinde davaya konu faturalar kayıtlı olduğundan davalının borcu bilmediğinin kabul edilemez olduğunu, davalı tarafın faturalar üzerinden ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek belirleyebilecek durumda olduğunu, Ekte sunulan yargı kararlarından da görüleceği üzere davalının borcunu tespit edebilecek durumda olması halinde alacağın likid sayılması gerektiğini ve davanın bir kısmının kabulüne karar verilmesi halinde dahi davalının kötü niyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesi gerektiğinin açıkça belirtildiğini,'...takip konusu alacak, taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayalı olarak davacı tarafından düzenlenen ve davalı tarafından itiraz edilmeksizin defterlerine kaydedilmiş bulunan faturalara dayanmakta olup, bu itibarla, miktarı davalı yönünden bilinebilir, hesap edilebilir, belirlenebilir olan bu alacağın likit alacak niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Mahkemece, dava konusu alacağın bu niteliği gözetilerek, yargılama sonunda itirazın haksızlığı belirlenen alacak tutarı üzerinden davacı yararına İİK'nın 67/2. maddesi uyarınca icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle bu istemin reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur...' Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/553 E. 2014/4497 K ve 11.06.2014 tarihli kararı  '...Borçlu belirli bir alacak için yapılan icra takibinde borcun bir kısmına itiraz etmek istediğinde, itiraz ettiği kısmı açıkça göstermek zorundadır. Borçlu buna uymaz ve borcun tamamına itiraz ederse, itirazın iptali davası sonucunda borçlu olduğu miktar bakımından icra inkâr tazminatı ödemekle yükümlüdür (Yargıtay 9.HD. 4.4.2008 gün 2007/14360 E, 2008/7511 K.).Somut uyuşmazlıkta; davacı ücret alacakları ile iş sözleşmesinde kararlaştırılan izin alacağının tahsili için takip başlatmış ve davalı da bu takibe karşı borcunun bulunmadığından bahisle genel bir itirazda bulunmuştur. Takibe konu alacakların hesabı kayda dayalı yapılmış olup, izin alacağı da taraflar arasındaki bireysel iş sözleşmesi ile kararlaştırılmıştır. Dolayısıyla takip konusu alacaklar belirlenebilir niteliktedir.Bu durumda, Mahkemece icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir...' Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 2016/36199 E. 2017/259 K. 17.01.2017 tarihli kararı Davalı tarafın sırf zaman kazanmak için icra takibine itiraz ettiğinden ve alacak likit olduğundan davalının icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmemesinin yasaya aykırı olduğunu, bu sebeple kararın kaldırılarak davalı tarafın %20 oranında icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesi gerektiğini beyanla, İstanbul Anadolu 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1413 E sayılı dosyası üzerinden 8.153,70 TL'sini reddine karar verdiği kısmın kaldırılarak, davanın tamamının kabulü ile ... sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibinin  31.999,43 TL lik kısmının devamına , icra takibine kötü niyetli olarak itiraz eden davalının davanın kabul edilen kısımının %20'si oranın da icra inkar tazminatı, mahkeme masrafları ile yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf talebine konu İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesince tesis edilen 2017/1413 E. 2021/661 K. 14.09.2021 tarihli kararda özetle: \".. 8.153,70 TL iade faturası kesen davacının bu faturaların sebebi malları iade ettiğini, davalının ise 5 adet iade ve 1 adet ciro pirim faturası içeriğini ispat edemediğinden davanın kısmen kabulüne karar verilerek  davalının ... sayılı icra dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptaline, takibin 23.432,64TL üzerinden devamına\"  karar verildiğini, Ancak mezkur kararın aleyhe olan kısmının hukuka açıkça aykırı olup yapılacak inceleme neticesinde yerel mahkemece tesis edilen kısmen kabul kararın kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, İstinaf talebine konu 14.09.2021 tarihli kararda esas alınan 29.07.2021 tarihli  bilirkişi raporu düzenlenirken davacı tarafın ticari defterleri üzerinde hiçbir inceleme yapılmadığını, yalnızca cari hesap ekstreleri ve sair vesikalar incelenerek bilirkişi  raporu tanzim edildiğini, dolayısıyla davacı tarafın ticari defterleri incelenmeden tanzim edilen mezkur rapor hükme esas alınacak mahiyette olmadığından  yerel mahkemeden yeni bir rapor tanzim ettirilmesi talep edildiğini, ancak mezkur talebin yerel mahkemece reddedildiğini, itirazları karşılanmadan eksik incelemeyle istinaf talebine konu hatalı kısmen kabul kararı tesis edildiğini, Huzurdaki dosya kapsamında 15.04.2019 tarihli Bilirkişi Raporu, 30.12.2019 tarihli Bilirkişi Ek Raporu, 04.12.2020 tarihli Talimat Bilirkişi Raporu ve 29.07.2021 tarihli Bilirkişi 2. Ek Raporu olmak üzere toplamda 4 rapor tanzim ettirildiğini, ancak mezkur raporlar düzenlenirken yalnızca müvekkil şirkete ait ticari defterlerin incelendiğini, davacı tarafa ait ticari defterlerin zayi olduğu iddiasından bahisle işbu raporların hiçbirinde davacı tarafın defter incelemesi yapılmadığını, dolayısıyla bilirkişilerce yapılan incelemenin cari hesap ekstreleri ve diğer vesikalarla sınırlı kalmışken yerel mahkemece ek rapor alınmadan karar verilmesinin kararın eksik incelemeye dayalı olduğunun açık kanıtı olduğunu, <br>Her ne kadar davacı tarafça ticari defterlerin zayi olduğundan bahisle defter üzerinde inceleme yapılmasının mümkün olmadığı iddia edilmişse de;  zayi davası açılıp açılmadığı hakkında açıklama dahi yapılmadığını, yerel mahkemece de davacının ticari defterleri incelenmeden hüküm tesis edildiğini,Basiretli bir tacirin en önemli yükümlülüklerinden birinin defter tutma yükümlülüğü olup; ticari defterlerin m.82/7'de sayılan hallerde zayi olması durumunda ise ilgili şirket tarafından 15 gün içinde zayi belgesi verilmesi talepli dava ikame edilmesi gerektiğinin açıkça kanun hükmü altına alındığını, Somut olayda davacı tarafça ticari defterler ve şirkete ait diğer kayıtların hırsızlık olayı sonucu kaybolduğundan bahisle defterlerin ibraz edilemediğinin ifade edildiğini, mezkur hırsızlık olayı dosyada mübrez 16.08.2017 tarihli ifade tutanağı ile kayıt altına alındığını, ancak zayi davası açılıp açılmadığının bilgisinin davacı tarafça verilmediğini, Davacı şirket yetkilisi ... tarafından 16.08.2017 tarihinde verilen ifadede şirket yetkilisinin; içerisinde şirketin ticari defterlerinin, sair belgelerinin bulunduğu 25 koliyi 08:00'da kapının önüne bıraktığını, 15:20 sıralarında ise kolilerin yerinde olmadığını fark ettiğini ifade ettiğini, Davacı  şirketin ticari defterlerin bulunduğu kolileri alelade bir şekilde kapıya bırakmasının  ticari defterlerin muhafaza edilmesi konusunda  basiretli tacir gibi davranılmadığının açıkça kanıtlar nitelikte olduğunu, Eğer davacı şirketin ticari defterleri hırsızlık sonucunda kaybolmuş ise de, bu durumda hırsızlık eyleminde davacı şirketin kusurlu olduğunu, bu bağlamda davacı tarafın ticari defterleri ibrazdan kaçınıp kaçınmadığı hususunun yerel mahkemece değerlendirilmesi gerekirken bu hususta da hiç inceleme yapılmadan, davacı tarafın zayi olan defterler hakkında dava açılıp açılmadığı hakkında beyanda bulunmasına ilişkin süre verilmeden karar tesis edilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Konuyla alakalı olarak Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2017/2209 E. 2017/ 2426 K.  06.07.2017 tarihli kararı: \" Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır. Davalı vekilinin dilekçelerinde ve delil listesinde bakiye kısım kira bedeli ödemesi ile ilgili olarak şirket kayıt ve defterlerinin incelenmesini talep ettiği açıktır. Bu durumda mahkemece kira parasının ödenip ödenmediği hususunda HMK'nun 222.maddesi de dikkate alınarak davalının dayandığı tüm delillerinin toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmediğinden hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.” şeklinde olduğunu, Somut uyuşmazlıkta ticari defterlerin davacının kusurlu eylemleri sonucu zayi olduğu ve bu duruma ilişkin bir zayi belgesi alınmadığını, dolayısıyla davacı taraf iddiasını ispat edemediğinden davanın reddedilmesi gerekirken kısmen kabul yönünde karar kurulmasının mezkur kararın kaldırılmasını gerektirdiğini, Dosya kapsamındaki bütün bilirkişi raporlarında davacı tarafın muavin defterlerine itibar edilerek alacak hesaplandığını, ancak yalnızca muavin defterlere itibar edilerek alacak hesaplaması yapılmış olan bilirkişi raporlarının, objektiflik ve bilimsellikten uzak olduğundan hükme esas alınmasının da hukuka aykırı olduğunu,  bu yönüyle de istinaf talebine konu kısmen kabul kararının kaldırılarak davanın reddedilmesi gerektiğini, Taraflar arasında akdedilen 12.11.2014 tarihli sözleşmenin 10.2. Maddesinin: \"İşbu sözleşmeden doğabilecek uyuşmazlıklarda ...'nın defter ve kayıtlarının, bilgisayar kayıtlarının, bilgisayar çıktılarının ve ... tarafından düzenlenen tutanaklarının geçerli, bağlayıcı ve kesin delil olacağını, bunlara karşı her türlü itiraz ve def'i haklarından ve dava halinde ...'nın defter, kayıt, belge ve tutanaklarının usulüne uygun tutulduğu hususunda yemin teklif haklarından peşinen feragat ettiğini ve bu maddenin HMK 193.maddesi anlamında kesin delil sözleşmesi niteliğinde olduğu kabul ve beyan eder.\" şeklinde olduğunu, İşbu hüküm kesin delil sözleşmesi niteliğinde olduğundan; ve dahi davacı taraf defterler ibraz etmediği gibi bir zayi davası da ikame etmediğinden müvekkil şirketin ticari defterleri de kesin delil olarak kabul edilmeli ve defterdeki kayıtlara itibar edilerek alacak hesaplaması yapılması gerektiğini, Dolayısıyla dosyada mevcut bütün bilirkişi raporlarında yapılan hesaplamaların gerçeği yansıtmadığını, hal böyleyken huzurdaki istinaf talebine konu yerel mahkeme kararının eksik incelemeye dayalı olduğunu,Müvekkil şirketin davacı tarafa borcu olduğunu asla kabul etmemekle birlikte; bir anlık kabulde dahi; bilirkişice kendileri tarafından ispatı istenen 5 adet iade faturalarının yalnızca 2 tanesine davacı tarafça itiraz edildiğini,  bu durumda  tebliğden itibaren 8 gün içinde itiraz edilmeyen faturalar bakımından ispat yükünün karşı tarafa ait olduğunu,  davacı tarafın ısrarla defterlerini ibraz etmekten imtina etmekte iken ispat yükünün ticari defterlerini ibraz etmeyen davacı tarafa geçtiğini, Davacı tarafça dava konusu faturalardan yalnızca; ... fatura nolu, 29.06.2016 tarihli, 4.410,53-TL değerindeki fatura,... fatura nolu, 07.07.2016 tarihli, 2.323,02-TL değerindeki faturaya itiraz edildiğini, Konuyla alakalı olarak 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 21. Maddesi: “ Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.\"  şeklinde olduğunu, Dolayısıyla mezkur istinaf talebine konu yerel mahkeme kararında her ne kadar mezkur faturalara konu malların iadesine ilişkin teslim tesellüm belgelerinin ispat yükümlülüğünün kendilerine ait olduğu ifade edilmişse de;  yukarıda yer verilen iki fatura haricindeki diğer faturalara 8 günlük itiraz süresi içinde  davacı tarafça itiraz edilmediğini, Bu bağlamda söz konusu bilirkişi raporunda kendileri tarafından ispatı istenen;... fatura nolu, 07.06.2015 tarihli, 2.062,52-TL tutarındaki fatura,... fatura nolu, 07.07.2015 tarihli, 4.516,41-TL tutarındaki fatura,<br>... fatura nolu, 07.08.2015 tarihli, 3.572,52-TL tutarındaki faturalar kapsamında davacı tarafça süresi içinde itiraz edilmediğinden ispat yükünün davacı yana ait olduğunu, ancak yerel mahkemece bu hususun nazara alınmadan tesis edilen kararın bu yönüyle de hukuka aykırı olduğunu, Yine istinaf talebine konu yerel mahkeme kararında 6.549,54-TL tutarındaki yıllık ciro primi fatura içeriği ve teslim tesellümünün ispata muhtaç kaldığı yönünde bir  değerlendirmede bulunulduğunu, ancak yıllık ciro priminin temelinin taraflar arasındaki sözleşmenin 3.2. maddesine dayandığını, 12.11.2014 tarihli sözleşmenin 3.2. Maddesi: \"..., Üstleniciye yapmış olduğu aylık cirosu üzerinden %2 oranında aylık ciro primi faturası düzenler.\" şeklinde olduğunu, Dolayısıyla mezkur ciro primi faturasının da ilgili Sözleşme kapsamında düzenlenmiş olup; taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında mezkur ciro faturası düzenlendiğini, mahkemenin ciro faturasının mahiyetini göz ardı ederek ciro faturası miktarı olan 6.549,54-TL'lik ciro primi fatura içeriği ve teslim tesellümünün  ispat yükünün kendileri tarafına yüklenmesinin doğru olmadığını, yerel mahkeme kararının bu yönüyle de hatalı olup mezkur kısmen kabul kararının kaldırılması gerektiğini, Huzurdaki istinaf talebine konu kararda davalı müvekkilin defterlerinde kayıtlı olup karşı tarafın defterlerinde kayıtlı olmayan \"iade faturaları ve ciro primi\" açıklamalı faturaların kendileri tarafından ispat edilmesi gerektiği ifade edilmiş ise de kendileri tarafından sunulan 07.08.2021 tarihli dilekçe ekinde  ilgili iade faturalarının yer aldığı, bu halde dahi yerel mahkemenin dosyayı bilirkişiye tevdi etmeden karar tesis ettiğini, 29.07.2021 tarihli bilirkişi raporunda: \"davacının 8.153,70-TL iade fatura içeriği malı davalıya, ya da adına hareket edenlere teslim ettiğinin, aynı şekilde davalının kendi defterine kaydettiği 23.434,64-TL \"ciro primi ve iade\" açıklamalı fatura içeriklerinin teslim ve tesellümünü ispata muhtaç kaldığı\" ifade edildiğini,Taraflar arasında akdedilen 12.11.2014 tarihli sözleşmenin 6.1. maddesi: \"Sözleşme konusu ürünlerin üretimi, sevkiyatı ve iadesi tamamen Üstleniciye aittir. Satılmayan ürünler geri alınarak yerine yeni ürün konulacaktır. Geri alınmayan ürünlerin bedeli üstleniciye iade kesilecektir.\" şeklinde olduğunu,Dolayısıyla mezkur sözleşme hükmü gereğince satılmayan veya ayıplı olan malların davacı şirket tarafından geri alınarak yerine ürün konulacağını, aksi halde davalı şirkete iade faturası kesileceğini, nitekim somut olayda madde metnindeki olayların gerçekleştiğini, malları geri alınmayan mağazaların müvekkil şirkete iade faturası kestiğini, Dolayısıyla iade faturalarının davacı müvekkil tarafından davalı adına değil, davacı müvekkil müşteri mağazaları ..., ... gibi mağazalar tarafından müvekkil şirket adına kesildiğini, akabinde müvekkil şirketin de davacı şirkete  iade faturası kestiğini, Ayrıca mezkur iade faturalarının her ürün için tek tek değil toplu bir şekilde tanzim edildiğini, bu bağlamda; ... fatura nolu, 29.06.2016 tarihli, 4.410,53-TL değerindeki iade  faturası... fatura nolu, 07.07.2016 tarihli, 2.323,02-TL değerindeki iade faturası...fatura nolu, 07.06.2015 tarihli, 2.062,52-TL tutarındaki iade faturası ... fatura nolu, 07.07.2015 tarihli, 4.516,41-TL tutarındaki iade faturası... fatura nolu, 07.08.2015 tarihli, 3.572,52-TL tutarındaki iade faturalarını  07.09.2021 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ekinde yerel mahkemeye sunulduğunu, ancak yerel mahkemece ispatı istenen iade faturaları hiç sunulmamış gibi eksik incelemeyle hüküm tesis edildiğini, Hükme esas alınan 29.07.2021 tarihli bilirkişi raporunda her ne kadar fatura içeriklerinin teslim ve tesellümünün ispata muhtaç kaldığı ifade edilmişse de davacı tarafın, taraflar arasında bağıtlanan 12.11.2014 tarihli sözleşmeye aykırı bir şekilde sözleşme konusu malları ayıplı olarak ifa ettiğini, son kullanım tarihi geçmiş ürünlerin iadesi işleminin de davalı müvekkil tarafından değil ifanın yapıldığı mağaza tarafından yapıldığını,Dolayısıyla iade faturalarına konu malların son kullanma tarihi geçtiği için malların ..., ... ilgili mağazaları tarafından imha edilmekte olup; bu sebeple malların teslim edildiğine dair teslim tesellümlerin sunulmasının kendileri tarafından mümkün olamadığını, Ayrıca yine 29.07.2021 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde yerel mahkemeye sunulan mail ve whatsapp yazışmalarından da anlaşılacağı üzere son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin teslim alınmasının davacı tarafa defaatle ihtar edildiğini, ürünlerin zamanında teslim alınmadığını, bu sebeple mağaza tarafından imha edilmek zorunda kalındığını, akabinde ... şirketine kendileriyle olan ticari ilişkinin sonlandırıldığı ifade edilmişse de anlamsız bir şekilde davacı tarafça yufka dağıtımına devam edildiğini, Dolayısıyla yerel mahkemece taraflar arasındaki ticari ilişkinin nasıl işlediğini ve ticari ilişkiye konu malların mahiyetini dikkate almadan eksik incelemeyle huzurdaki istinaf talebine konu hüküm tesis edildiğini, Son kullanma tarihi geçmiş olan ürünlerin zamanında davacı şirket tarafından teslim alınmadığı için davacı ve davalı arasındaki sözleşmenin 6.1. maddesi kapsamında ..., ... gibi mağazalar tarafından imha edildiğini; mezkur mağazaların imha edilen ürünlere ilişkin müvekkil adına iade faturası düzenlediğini, Son tahlilde; Yerel mahkemece davacı tarafın defterlerinin incelenmemesi, defterlerin gerçekten zayi olup olmadığı hakkında araştırma yapılmadan yalnızca muavin defterler ve cari hesap ekstreleri bakımından inceleme yapılması, Bilirkişice tarafımızdan ispatı istenen 5 adet iade faturalarının yalnızca 2 tanesine davacı tarafça itiraz edildiği ve bu durumda  tebliğden itibaren 8 gün içinde itiraz edilmeyen faturalar bakımından ispat yükünün karşı tarafa ait olduğunun gözetilmemesi, Tarafımızca sunulması istenen iade faturalarını Sayın Mahkemeye ibraz etmemize rağmen Mahkemenin bu hususta gerekli incelemeyi yapmaması, Ciro primi fatura içeriği ve teslim tesellüm akımından ispat yükünün kendileri tarafına yüklenilmesi başta olmak üzere yerel mahkemece tesis edilen kısmen kabul kararının kaldırılması gerektiğini beyanla, tehir-i icra talebinin kabulü ile mezkur hüküm kesinleşene kadar icranın geri bırakılmasına, duruşma talebinin kabulü ile huzurdaki dosyanın duruşmalı olarak incelenmesine,  istinaf  taleplerinin kabulü ile haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak tesis edilen  İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/1413 E. 2021/661 K. 14.09.2021 tarihli kısmen kabul kararının kaldırılarak davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen 12/11/2014 tarihli \"Yufka Tedarik ve Dağıtım Sözleşmesi\" kapsamında davacı tarafından davalı müşterilerine teslim edilen fatura konusu ürünlere ilişkin bakiye cari hesap alacağının ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. <br>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabul ve kısmen reddine, davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih,  2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı). Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın ispatı için yeterli değildir. Fatura içeriği malın teslim edildiğinin/hizmetin verildiğinin, faturaya konu alacağın dayanağının ve iade faturası düzenlenmesi halinde iade faturası dayanağının düzenleyen tarafça ispat edilmesi gerekir. Fatura sözleşmenin ifası aşamasına ilikin olmakla fatura düzenlenmesine dayanak mal veya hizmet tesliminin ve iade faturası düzenlenmesi halinde dayanağının faturayı düzenleyen tarafından geçerli yazılı deliller ile ispat edilmesi gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında 12/11/2014 tarihli \"Yufka Tedarik ve Dağıtım Sözleşmesi\" akdedildiği, sözleşmenin 2. maddesine göre sözleşmenin konusunun davacının sözleşmede belirtilen yufka çeşitleri ve benzeri ürünleri üreterek davalının müşterilerine sevkiyatının sağlanması olduğu, 5.2 maddesine göre ürünlerin son üretim tarihinin gelmesinden bir gün önce raftan üstlenici tarafından kaldırılacağı, 6.1 maddesine göre sözleşme konusu ürünlerin üretimi, sevkiyatı ve iadesinin tamamen üstleniciye ait olduğu, satılamayan ürünlerin geri alınarak yerine yeni ürünler konulacağı, geri alınmayan ürünlerin bedellerinin üstleniciye iade kesileceği, 3.2 maddesine göre davalının davacıya yapmış olduğu aylık cirosu üzerinden % 2 oranında aylık ciro primi faturası düzenleyeceği hükümleri düzenlenmiştir. Taraflar arasında davacı tarafından faturalara konu ürünlerin davalının müşterilerine teslim edildiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Davacının zayi olduğu gerekçesi ile tüm defter ve kayıtları sunulamamış ve üzerinde inceleme yapılamamış olsa da, davacının sunulan muavin defter dökümüne göre davacının davalıdan 31.586,64 alacaklı olduğunun, davalının defter ve kayıtlarına göre davalının davacıya borcunun olmadığının göründüğü, davacı muavin defter dökümü ve davalı defter ve kayıtları arasındaki farklılığın davacı tarafından düzenlenen 30/06/2016 tarihli 2.972,72 TL bedelli ve 30/06/2016 tarih ve 5.180,98 TL bedelli iade faturalarının davalının defter ve kayıtlarında yer almamasından, davalı tarafından düzenlenen 07/06/2015 tarih 2.062,52 TL bedelli, 07/07/2015 tarih 4.516,41 TL bedelli, 07/08/2015 tarih 3.572,52 TL bedelli, 29/06/2016 tarih 4.410,63 TL bedelli, 07/07/2016 tarih 2.323,02 TL bedelli ürün iade faturaları ve 13/02/2016 tarih 6.549,54 TL bedelli yıllık ciro primi faturalarının davacının muavin defter dökümünde kayıtlı olmamasından kaynaklandığı, bunun dışında tarafların kayıtlarının birbirleri ile örtüştüğü tespit edilmiştir. Davalı tarafından söz konusu ürün iade faturalarının taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 6.1 maddesine göre müşterileri tarafından kendisine iade faturası düzenlenmesi üzerine kendisinin de davacıya iade faturası düzenlediğini ve buna ilişkin faturaları sunduğunu, yıllık ciro primi faturasının da taraflar arasındaki sözleşmenin 3.2 maddesine göre düzenlediğini ileri sürülmesine, bu şekilde davalı tarafından düzenlenen farklı faturalar davacı tarafından muavin defteri dökümüne göre kayıtlarına alınmasına, davalı tarafından müşterileri tarafından düzenlenen iade faturalarının dosyaya sunulmasına rağmen Mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında söz konusu faturalar incelenerek davalı tarafından düzenlenen ürün iade faturaları karşılaştırılmamış ve  düzenlenen yıllık ciro priminin sözleşmeye uygun olup olmadığı tespit edilmemiştir. Davalı tarafından istinaf sebebi olarak ileri sürülen bu sebepler ve diğer sebepler yargılama aşamasında bilirkişi kök ve ek raporlarına karşı ileri sürülmesine rağmen bilirkişi tarafından raporlarda ve Mahkemece gerekçeli kararda değerlendirilmemiş ve sözleşme hükümleri ile birlikte taraflar arasındaki ticari işleyiş irdelenmemiştir. HMK'nın 297/1-c maddesinde, hükmün, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri de kapsaması gerektiği öngörülmüştür. Kararlarda bulunması gereken gerekçeler sayesinde taraflar, hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi, karar aleyhine kanun yoluna başvurulduğunda da kanun yolu incelemesi bu gerekçe ve hüküm sonucuna göre yapılabilecektir. Bu hususlar dikkate alındığında Mahkemece HMK'nın 297. maddesine uygun olarak tarafların tüm iddia ve savunmalarına itibar edilme ve edilmeme sebeplerine ilişkin gerekçe yazılmadığından istinaf sebepleri denetlenememiştir. Bu sebeple davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Açıklanan nedenlerle davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 297 ve 353/1-a-6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, davalının sair istinaf sebepleri ve davacının istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun kısmen KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/09/2021 tarih ve 2017/1413 Esas- 2021/661 Karar sayılı kararının HMK'nın 297, 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, -Davalının sair istinaf sebepleri ve davacının istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-İİK'nın 36.maddesi uyarınca yatırılan teminatın, yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 17/10/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.   </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"87d0e79f5da00cd0","SID":"e3a082e227dbf1de"}}