{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/357 Esas<br>KARAR NO: 2024/1663<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 23/12/2021<br>NUMARASI: 2019/426 E. - 2021/293 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/10/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, 1963 yılında  İspanya’da kurulan, pek çok firmayı bünyesinde barındıran ve sektöründe lider bir şirketler grubu olduğunu, müvekkilinin ülkemizde en çok tercih edilen hazır giyim mağazalarından olan ve içlerinde \"...\" ve \"...\" markalarının da bulunduğu toplam sekiz farklı marka grubu altında faaliyet gösteren mağazaların da sahibi olduğunu, müvekkilinin \"...\" markasını ilk kez 1979’da İspanya’da tescil ettirdiğini, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ilk defa 1994 yılında ... tescil numarası ile tescil edildiğini, akabinde zaman içinde muhtelif sayılarla tescil ettirildiğini ve TPMK nezdinde ... sayı ile tanınmış marka olarak özel koruma altında olduğunu, davalının sistematik bir şekilde müvekkiline ait tanınmış markaları tahrif ederek tescil ettirme ve bu tescillerden haksız yarar sağlama çabasında olduğunu, dava konusu ... tescil numaralı \"...\" markasını kötü niyetle tescil ettirdiğini, davalının tamamen kötü niyetle müvekkilinin tanınmış markalarını taklit etme ve  onlardan haksız kazanç sağlama amacında olduğunu, dava konusu \"...\" markasının 25. sınıfta, yani müvekkilinin \"...\" ibareli tanınmış markası ile aynı sektörde tescilli olduğunu, söz konusu markanın müvekkilinin markaları ile görsel ve işitsel yönlerden iltibasa sebep olduğunu, davalı markasının müvekkiline ait hem Türkiye’de, hem de dünya çapında tanınmış \"...\" markası ile bağlantılı olduğu ve/veya müvekkilinin seri markalarına ait bir serinin devamı niteliğinde olduğu algısını yarattığını, davalının \"...\" ibaresini tesadüfen kullanmadığını, kötü niyetle ve haksız rekabet yaratma amacı ile seçtiğini ve davalı yanın söz konusu fiillerinin müvekkilinin marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini iddia ederek, davalı adına tescilli ... tescil numaralı \"...\" ibareli markanın hükümsüzlüğünü, müvekkilinin tescilli \"...\" ibareli markasından doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetin tespitini, men'ini ve ref'ini, talep ve dava etmiştir.Davalıya usulüne uygun tebligat yapılmış ve davalı yan her ne kadar davanın esasına ilişkin bir cevap dilekçesi vermemiş ise de, davalı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçesindeki beyanları ile, müvekkilline ait \"...\" ibareli markası ile davacı yanın \"...\" markası arasında kavramsal, işitsel ve bütün marka algılaması yönünden herhangi bir iltibas bulunmadığını, davacı yanın markasının tanınmış marka olmasının yargılama bakımından fark oluşturmadığını, \"...\" markası üzerinden müvekkili tarafça bir yarar sağlanmadığını ve marka itibarının zarar görmediğini ve müvekkilinin \"...\" ibareli marka tescilinin kötü niyetli olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; \"....Dosya kapsamı deliller ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; davacı adına tescilli \"...\" esas unsurlu markanın davalı adına tescilli markanın tescil tarihinden önce tanınmış marka statüsünde olduğu, markalar arasında görsel ve işitsel olarak benzerlik bulunduğu, markalar arasında anlam olarak farklılık arz etse de, davacı markası ile çağrıştırma-bağlantı kurma ihtimaline sebep olacağı, \"...\" kelimesinin başına eklenmiş olan \"...\" ibaresinin olağan alıcılar nezdinde bu tehlikeyi ortadan kaldırmayacağı, davalının \"...\" markası, \"...\" markasının ulaştığı yüksek tanınmışlık düzeyi de dikkate alındığında, davacının \"...\" markaları ile bağlantı kurulma-çağrıştırma ihtimali sebebi ile iltibasa sebep olabileceği gibi, markanın ününden haksız yararlanılmasına, itibarına zarar verilmesine ve ayırt edici karakterinin zedelenmesine de neden olabileceği, davalı marka tescilinin tesadüfen gerçekleştirilmiş olmasının olanaklı görünmediği, bu nedenle tescilin kötü niyetli olduğu sonuç ve kanaatine varılarak, hükümsüzlüğe dair davanın kabulü gerekmiştir. Davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabete ilişkin talebine gelince, davalının marka tescilinden başka fiili kullanımına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. SMK'nun 29. Maddesinde  Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller \"a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde  kullanmak. b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini  kullanmak suretiyle markayı taklit etmek. c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit  edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri  satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç  etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride  bulunmak.  ç) Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu  hakları üçüncü kişilere devretmek.\" olarak belirtilmiştir. Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2008/8495 esas ve 2009/12863 karar sayılı ilamında da sadece marka tescil başvurusunda bulunma eyleminin marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmeyeceği belirtilmiştir. Bu itibarla, davalının SMK 29 maddesi anlamında herhangi bir eylemi ispatlanamadığından, davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabete ilişkin talebi yönünden davasının reddine\" karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Müvekkiline ait ''...'' markası ile davacı yanın ''...'' markası arasında kavramsal, işitsel, görsel ve bütün marka algılaması yönünden herhangi bir iltibas bulunmadığını, 6769 Sayılı Sınai ve Mülkiyet Kanunu madde 6 ile düzenlenme şartlarının mevcut olmadığını, -ele alınan markalar arasında ise iltibasa sebep olacak bir benzerlik bulunmadığını, ... tescil numaralı küçük harfle ve siyah kalın puntoyla yazılı ''...'' ibareli markası ile davacı yanın büyük harfle ve siyah kalın puntoyla yazılı  ''...'' markası arasında kanun koyucunun aradığı şartlar çerçevesinde bir benzerlik olmadığı gibi her iki marka arasında tüketici tarafından karıştırılma ihtimali de bulunmadığını, her kadar her iki markanın tescili 25. sınıf da yer alan ''koruyucu amaçlı olanlar hariç her türlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar, fularlar, şallar, bandanalar, eşarplar, kemerler'' sınıfında olsa da müvekkile ait marka tescilinin hükümsüzlüğü için yeterli  olmadığını, ''...'' kelimesinin Türkçe'de bir karşılığı bulunmamasına rağmen ''...'' kelimesi “farkında olmadan”, “bilmeden”, “kaza sonucu olarak”, “rastlantıyla” anlamlarına gelmekte ve işbu kelime halk tarafından yaygın olarak kullanılan anlamı bilinen günlük dile ait bir sözcüğü oluşturduğunu, iki marka arasındaki fark kavramsal yönde kalmayıp işitsel olarak da farklı olduğunu,  ''...'' kelimesinin iddia edildiğinin aksine ''...'' kelimesinin önüne ''...'' ibaresi konularak oluşturulmamış tamamen farklı bir kelime olarak varlığını sürdürmenin yanında işitsel olarak da tüketicide bağımsız bir nitelik kazandığını,  Müvekkilin ait ''...'' ibareli marka ile karşılaşan tüketicilerin zihninde davacı yana ait marka gelmeyecek olup kavramsal anlamını oluşturan rastlantı, bilmeden anlamları çağrışım yapacağını, zaten görsel olarak da birbirine benzemeyen iki markanın tüketici nezdinde karıştırılmasının söz konusu olmayacağını, orta zekalı, makul ortalama bir tüketicinin her iki markanın birbirinden bağımsız ve bağlantılı olmadığını anlayacağını, -genel izlenime etki eden ve marka değerlendirmesinde tüketicide görsel anlamda imtina bırakan unsurun kelimenin ilk heceleri olduğunu göstereceğini, müvekkilinin markası ''...'' olup ilk hecesi ''...'' ile başladığını,  davacı yanın markasının ise ''...'' olup tüketicide iki marka arasında bir bağlantı veya benzerlik olduğuna dair bir izlenim oluşturmayacağını, Yargıtay'ın bu yönde kararlarının olduğunu, -müvekkili ve davacı yana ait markalar arası iltibas oluşturacak bir benzerlik bulunmadığını, 6769 Sayılı Sınai ve Mülkiyet Kanunu ile Paris Sözleşmesi hükümleri çevresinde somut uyuşmazlık yeteri kadar aydınlatılamamış ve doğru bir şekilde değerlendirilmemiş olduğunu, -davacı yanın markasının tanınmış marka olmasının yargılama bakımından fark oluşturmamakta olup  ''...'' markası üzerinden taraflarınca bir yarar sağlanmadığı gibi karşı marka itibari zarar görmediğini,  Kanun koyucunun 6769 Sayılı Sınai ve Mülkiyet Kanunu madde 6/5'de tanınmış marka sahibine karşı güçlü koruma yolları oluşturduğunu, tanınmış marka sahibine karşı geniş koruma mekanizması sağlanmış olmasına karşın söz konusu yollara başvurulması için öncelikle bazı şartların oluşması gerektiğini, tanınmış marka sahibinin itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterine zedeleyecek veyahut marka üzerinden yarar sağlanması gerektiğini,  dava konusu uyuşmazlık bakımından müvekkilinin, ''...'' markası üzerinden hiçbir yarar sağlamadığını ayrıca ''...'' markasına taraf markası ''...'' üzerinden herhangi bir itibarın zarara görmesine yada  ayırt edici karakterinin zedelenmesine sebebiyet de verilmemiş olduğunu, davacı yanın işbu yöndeki söylemleri ispat edilmediğini, davacı yana ait markanın tanınmış olup olmamasının bir önem arz etmediğini, müvekkili tarafından davacı yanın markası üzerinden bir yarar elde edilmediğini, -''...'' ibareli markanın sahibi müvekkilinin  kötü niyetli olmamakla birlikte kötü niyet iddialarının davacı yanca ispat edilmeden yerel mahkeme tarafından değerlendirildiğini, başvuru anında kötü niyetli olup olmadığı, şartların oluşup oluşmadığı ve başvuru anında tüm koşulların bir bütün olarak değerlendirilmesi ve kötü niyetin bu yönde ve zaman olarak geriye dönük başvuru tarihinde ispat edilmesi gerektiğini, yerel mahkeme tarafından davacı markasının tanınmış marka olduğundan bahisle müvekkilinin kötü niyetli olduğunu ve tescilin tesadüfen gerçekleştirilmiş olmasının mümkün olmadığı denilerek kötü niyet iddialarını kabul şeklindeki kanaatinin kabulünün mümkün olmadığını, davanın reddi gerekirken yerel mahkeme tarafından verilen kararın kabulü mümkün olmadığından kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;  Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere, davaya konu “...” markasının müvekkili markalarına iltibas derecesinde benzer olup, anlamsal farklılık bu benzerliği ortadan kaldırmadığını,  davaya konu ... esas unsurlu “...” markası, görsel ve işitsel yönden birbirlerine iltibas derecesinde benzerlik teşkil ettiğini, esaslı unsurunu oluşturan ... ibaresinin birebir aynen içeriyor oluşu markaları fonetik açıdan da ayırt edilemeyecek derecede benzer kıldığını ve bunun sonucu olarak toplum nezdinde davaya konu markanın müvekkili markalarının bir yansıması olduğu izlenimi yaratıldığını,  ... markasına eklenen “...” hecesinin dava konusu markayı müvekkili markalarından farklılaştırmak için yeterli olmayacağını, dosyaya sunulun 22.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda da açıkça ifade edildiği gibi \"Kavramsal (anlamsal) açıdan farklı olan markalar arasında da pekâlâ iltibas söz konusu olabilir. Salt kavramsal farklılığın karıştırılma ihtimalini mutlak olarak bertarı ği şeklin in bir kabulde bulunulamaz. Marka hukukunda, karıştırmanın ihtimal olarak varlığının yeterli olması ve bağlantı kurulma ihtimalinin varlığında da iltibas sonucunun doğması mümkün ve yeterlidir.” her ne kadar davaya konu “...” markası Türkçede sözlük anlamı var olan bir ibareden oluşsa da, somut olayın koşulları göz önünde bulundurulduğunda bu anlamsal farklılığın markalar arasındaki iltibası ortadan kaldırmadığını, tanınmışlığının en yüksek olduğu 25. sınıftaki giyim ve tekstil ürünleri üzerinde tescil edildiğini, tanınmış ... markasını gayet iyi bilen tüketicilerin “...” markasını birebir aynı ürünler üzerinde gördükleri durumda dikkat ve algılarını ... ibaresine yönelteceklerini,davalının, müvekkilinin ... markalarının tanınmışlığı üzerinden haksız kazanç elde etmediğini ve bu sebeple davaya konu markanın SMK m. 6/5 uyarınca hükümsüz kılınmasının haksız olduğunu iddia etmişse da bu iddiaları açıkça hukuka aykırı ve mesnetsiz olduğunu, hükümden açıkça görüldüğü üzere, tanınmış bir markanın geniş korumadan yararlandırılması için haksız kazancın sağlanmış olması veya ayırt edici karakterin zedelenmiş olması aranmadığını,  zararların gerçekleşecek olması ihtimalinin varlığı SMK m.6/5 uyarınca bir markanın hükümsüz kılınması için yeterli olduğunu,  Müvekkiline ait ... markasının TÜRKPATENT tarafından ... sayı ile tanınmış marka olarak özel koruma altına alındığını ve markanın tanınmışlığı mahkeme kararları ile de kabul edildiğini,  davalı tarafın haksız kazancın sağlanmadığı veya müvekkili markasının itibarının zedelenmediğine dair iddialarının hukuki bir karşılığı bulunmadığını, bilirkişi raporunda da açıkça “Tüketici, içerisinde “...” ibaresi geçen 25. sınıftaki herhangi bir markayı gördüğünde, doğrudan ve hızlıca davacı markasını hatırlayıp onunla arasında bağlantı kurabileceğinin belirtildiğini, tanınmış ... markasının ayırt edici karakterinin çok yüksek oluşu, yüksek derecede kalite ve güven sembolü haline gelmiş olması, davalı markasının tescilli olduğu 25. sınıfın doğrudan ... markasının en yoğun tanındığı alan olması gibi hususlar da düşünüldüğünde, davalı markasının “...” markasının sulanmasına yol açacağı değerlendirildiğini, davalının, dava konusu “...” markası, davalının müvekkilinin markalarını tahrif ederek oluşturduğu tek marka olmadığını, Davalının 28.03.2013 tarihinde  hem müvekkilinin tanınmış ... markasını tahrif ederek ... sayılı ve 25. sınıfı kapsayan “...” markası ile yine müvekkilinin tanınmış ... markasını tahrif ederek ... sayılı ve 25. sınıfı kapsayan “...” markası için başvurularda bulunduğunu, aynı gün başvurusunu yaptığı “...” ve '...” markalarını tesadüfen seçmediğini ve işbu benzer markaları müvekkilin tanınmış olduğu giyim ürünleri üzerinde tescil ettirerek müvekkili ve markalarının tanınmışlığından haksız kazanç sağlamaya çalıştığını gösterdiğini,  davalı “...” markası ile de müvekkili markalarının tanınmışlığından haksız yararlanma niyeti olduğu halde TÜRKPATENT tarafından reddedilme riskini azaltmak için ... olarak başvuru yaptığını, Davalı ilgili argümanların soyut kaldığını iddia etmişse de aksine TÜRKPATENT tarafından müvekkili markalarının taklidi olduğu gerekçesiyle resen reddedilen “...” markası ile aynı gün başvurulan dava konusu “...” markasının da kötü niyetli olduğunu somut olarak kanıtladığını, benzer mahiyetteki dosyalarda davalının markasını \"tesadüfen\" seçerek tescil ettirmiş olduğunun hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve tescilin kötüniyetli yapıldığının kabulü gerektiği hukuki ve vicdani kanaatiyle davalının markasının hükümsüzlüğüne karar verildiğini, Yargıtay kararları bulunduğunu,  davalının istinaf talebinin reddi ile davaya konu markanın SMK 6/9 uyarınca da hükümsüz kılınmasına dair ilk derece mahkemesi kararının onanmasını talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; davalı adına tescilli ... sayılı “...” markasının SMK m. 6/1, 6/3, 6/5, 6/6 ve 6/9 uyarınca hükümsüzlüğü, davalının ... markası veya benzeri ibareler üzerindeki kullanımları ile doğan marka tecavüzü ve haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i talepli olarak açılmıştır. Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gelen kayıtlardan, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... tescil numaralı \"...\" esas unsurlu markaların davacı adına, ... tescil numaralı \"...\" ibareli markanın ise davalı adına  tescilli olduğu anlaşılmıştır. Dosyanın tevdi olunduğu bilirkişi hazırlamış olduğu 25/11/2021 havale tarihli raporunda sonuç olarak, davacının \"...\" markasının, davalıya ait ... tescil numaralı “...” markasının koruma tarihi olan 28.03.2013 ve öncesinde tanınmış marka niteliğine kavuşmuş olduğu, bu tanınmışlığın yoğun olarak davalı markasının da tescilli olduğu 25. sınıfta giyim ürünleri bakımından olduğu, davalının \"...\" markası, \"...\" markasının ulaştığı yüksek tanınmış düzeyi de dikkate alındığında, davacının \"...\" markaları ile bağlantı kurulma-çağrıştırma ihtimali sebebi ile iltibasa sebep olabileceği gibi, markanın ününden haksız yararlanılmasına, itibarına zarar verilmesine ve ayırt edici karakterinin zedelenmesine de neden olabileceği, davalı marka tescilinin tesadüfen gerçekleştirilmiş olmasının olanaklı görünmediği, böyle olmakla birlikte kötü niyet konusundaki takdirin Mahkemeye ait olduğu, davacının hükümsüzlük gerekçesi olarak, ...com alan adı ve içeriğindeki markasal kullanıma da dayanabileceği, dosyada davalının fiili marka kullanımı tespit edilmediğinden, davacının marka hakkına  tecavüze ve haksız rekabete dayalı taleplerinin yerinde olmadığı belirtilmiştir. Mahkemece markanın hükümsüzlüğü davasının kabulüne, markaya tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesi davasının reddine karar verilmiş olup, iş bu karara karşı davalı tarafından markanın hükümsüzlüğü yönünden verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulduğundan istinaf incelemesi markanın hükümsüzlüğü yönünden yapılmıştır.Markaların karıştırılma ihtimali bulunması 6769 sayılı SMK'nun 25. maddesinde hükümsüzlük sebebi olarak sayılmıştır.Marka tescilinde nispi ret sebeplerinin yer aldığı 6769 sayılı SMK'nun 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Karıştırılma (iltibas) tehlikesi, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle, sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir. Diğer bir tanıma göre karıştırılma ihtimali, bir -tescilsiz- işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önce tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple ya aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesidir. Yapılacak incelemede karıştırılma (iltibas) ihtimalinin araştırılmasına ilk önce markalar arasında ayniyet ya da benzerlik bulunup bulunmadığından başlanması gerekir. Bunun için de ilk önce markalar arasında ayniyet veya benzerlik ve daha sonra mal ve/veya hizmetler arasında ayniyet veya benzerlik olup olmadığı araştırılmalıdır. Burada iltibas tehlikesinin belirlenmesinde, benzerliğin vasat düzeydeki tüketicilerin ilk bakışta ürün veya hizmetin karıştırılmasına sebep olması veya karıştırma tehlikesinin bulunması ölçütü esas alınır. Ancak özel alıcı grubu olan hedef kitle de somut olayda nazara alınabilir. Dosya kapsamına göre davacı  markalarının \"...\",  ibareli olduğu,  davalının markasının ise  \"...\" ibareleri oluştuğu,  taraf markalarında  \"...\" kelimesinin  ortak olarak ve ön planda kullanılmış olduğu ve taraf markalarının 25. Sınıfta aynı emtialar için tescilli  oldukları, karıştırma ihtimalinin değerlendirilmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınarak bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiği,  çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alındığında, taraf markalarına ait esas unsurların “...” unsuru olduğu, her iki taraf markalarında da “...” ibaresini ön plana çıkaracak şekilde markaların oluşturulduğu, markanın ayırt edicilik düzeyi, tescil kapsamındaki mal/hizmetler yönünden tanımlayıcılığı ve bu nedenle zayıflığı ya da kullanımla sonradan yüksek ayırt edicilik veya tanınmışlık kazanıp kazanmadığı önemli bir faktör olup, bütüncül olarak değerlendirme yapıldığında, görsel olarak farklılıklar bulunmasına karşın bu görsel küçük  farklılığın ayırt edici olmadığı, markalar arasındaki benzerliği ortadan kaldırmadığı ve bu nedenle, iki markanın  benzer olduğu, taraf markalarının aynı sınıfta tescilli olduğu ve tarafların aynı alanda faaliyet gösterdiği, davacının sektörde tanınmış bir firma olduğu, Davacı adına kayıtlı ''...'' markasının 2005 yılından bu yana tekstil alanında tanınmış marka olduğu gerek bilirkişi raporu ile gerekse davacının  05.07.2005 tarihinde yapmış olduğu başvuru akabinde Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından ... ile tanınmış marka olarak özel koruma altına alındığı  da dikkate alındığında, taraf markalarını aynı anda ya da farklı zamanlarda gören ortalama tüketicilerin, bu markaların ilişkili markalar olduğunu düşünmesi; bu markaların farklı markalar olduğunu anlasa dahi, aynı firmaya ait seri markalar olduğunu, davalı markasının davacı markasının bir türevi yahut alt/yan markası olduğunu düşünmesinin de bağlantı kurma ihtimalini ortaya çıkaracağı, davaya konu markalar arasında ortalama tüketici nezdinde karıştırma ihtimalinin bulunduğu SMK'nun 6/1 ve  25.maddesi bağlamında hükümsüzlük koşullarının  oluştuğu, 6769 sayılı SMK 6/1 v 6/5 md gereğince hükümsüzlük  kararı verilmesi usul ve yasaya uygundur. Ancak Mahkemece kötüniyetli olduğu gerekçesi de kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, başkasına ait olduğunu bildiği yahut bilmesi gerektiği bir markadan haksız bir şekilde yararlanma amacıyla yapılmış tescil kötüniyetli olup, \"Tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı bir şekilde kullanılması yoluyla, başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuru ve tescilleri kötüniyetli marka tescili olarak kabul edilmelidir.\"(Y.11.H.D. 01.12.2011 T, 2010/4126 e. 2011/16279 k.). Yargıtay 11. HD'nin 13/02/2019 gün 2017/3943 E, 2019/1154 Karar sayılı kararında; \"...Kabule göre, Mahkemece davalı marka başvurusunun kötüniyetli olduğu gerekçesiyle de davanın kabulüne karar verilmiş ise de; bir markanın kötü niyetle tescil ettirilmesi hali, mülga 556 sayılı KHK’da açıkça bir hükümsüzlük sebebi olarak sayılmamış ise de, MK 2. maddesinden hareketle, Dairemizin yerleşik uygulamaları doğrultusunda kötü niyetle marka başvurusu bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmektedir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte,  genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. Ayrıca buna gerek ve ihtiyaç da bulunmamaktadır. Bu bağlamda, KHK’nın 8/3 maddesi uyarınca önceye dayalı hakkın ihlali, KHK’nın 8/4.maddesi veya Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markanın aynısı veya benzerinin tescil ettirilmesi gibi hususlar tek başına kötü niyetli başvuru olarak görülemez. Oysa somut olayda, mahkemece, kötü niyete ilişkin her hangi bir objektif delil ve emare gösterilmeksizin, sırf tanınmış markanın benzerinin tescil başvurusunda bulunulmasının kötü niyetli başvuru olarak kabulü de doğru bulunmamış ve bu sebeple de hükmün mümeyyiz davalılar yararına bozulması gerekmiştir.\" denilmektedir. Davacının tescilli markasının aynısı/benzerinin tescil edilmesinin tek başına davalının kötüniyetli olduğunu göstermeyeceği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince, bilirkişi raporundaki hatalı görüş esas alınarak kötüniyetli tescil olduğuna yönelik gerekçenin yerinde olmadığı, Davacı markalarının ayırt edici olduğu, ortalama tüketici nezdinde davalı markalarının davacı markalarının serisi, devamı gibi algılanacağı,  tarafların markaları arasında işletmesel bağlantı yönünden iltibas tehlikesinin bulunduğu, tescilli sınıflarda  ürünlerin hedef kitlelerinin ve dağıtım kanallarının aynı olması nedeniyle ortalama tüketicide karışıklık tehlikesi yaratacağından, işletmesel bağlantı kurulabileceğinden  davanın kabulüne karar verilmesinde aykırılık bulunmadığı ancak, davalı vekilinin kötüniyetli tescile yönelik yapmış olduğu istinaf başvurusu haklı bulunmakla, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kısmen  kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın düzeltilmiş gerekçe ile kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin KISMEN KABULÜ ile, 2-Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 23/12/2021 tarih, 2019/426 E. - 2021/293 K. sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, düzeltilmiş gerekçe ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 3-Davacının marka hükümsüzlüğüne dair davasının KABULÜNE, dava konusu 2013/28690 tescil nolu markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, -Davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabete ilişkin talebi yönünden davanın REDDİNE, 4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a- Marka hükümsüzlüğü davası yönünden, 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından peşin alınan 44,40 TL'nin mahsubu ile 383,20 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b- Markaya tecavüz ve haksız rekabet davası yönünden, 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/c-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 44,40 TL başvurma harcı,  44,40  peşin harç, 6,40 TL vekalet harcı olmak üzere  toplam 95,20 TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4/ç-Davacı tarafından yapılan 197,50 TL tebligat - tezkere masrafı ve 1.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.197,50 TL yargılama giderinin, davanın kısmen kabulü nedeniyle 598,75 TL'sinin, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin üzerinde bırakılmasına, 4/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/e-Karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince reddedilen tecavüz davası nedeniyle hesaplanan  40.000,00 TL vekalet ücretinin, davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 162,10 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 70,50 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 232,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 17/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ac16a39271cd97ba","SID":"9bf0b8f54de082ad"}}