{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ....<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: ....<br>KARAR NO\t: ....<br>KARAR TARİHİ\t: 06/11/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t: ....<br>ÜYE\t\t: ....<br>ÜYE\t\t: ....<br>KATİP\t\t: ....<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 09/05/2024<br>NUMARASI\t: ....... Esas ....... Karar<br><br>DAVACI\t: .......  <br>VEKİLİ\t: Av. ....<br>DAVALILAR\t: 1- .......  <br>\t2- ....... <br>\t3- ....... SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ  <br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 06/11/2024<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 07/11/2024<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ....... yönetiminde olan ....... plakalı araç ile ....... yönetiminde olan ....... plakalı araç arasında 23/05/2021 tarihinde elim bir trafik kazası meydana geldiğini, 23/05/2021 tarihli kaza tutanağına göre müvekkilde hiç kusur olmadığı da tespit edildiğini, kazadan kaynaklı, Ilgın.... Asliye Ceza Mahkemesi ....... E. İle ceza yargılaması halen devam ettiğini, bu kazadan sonra müvekkilinin yaralandığını, maddî ve manevi zararları oluştuğunu, karşı taraf araca ait olan ve ....... Sigorta A.Ş. ce düzenlenen ....... poliçe numaralı olan ve ....... plakalı olan araca dair düzenlenmiş ZMMS sigorta poliçesi kapsamında, KTK ve ilgili sigortacılık kanunları gereği davalı Sigorta Şirketine 02/12/2021 tarihinde başvuru yapıldığını ancak taraflarına bir ödeme yapmadığını, dava açmadan önce arabuluculuk kurumu aracılığıyla davalı şahsa ve davalı sigorta şirketine 26/11/2021 tarihinde başvuru yapıldığını ancak anlaşma sağlanmadığını, bu sebeplerle faiz ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ve hesap raporları geldikten sonra ıslah hakları saklı kalmak kaydı ile ve kaza tarihi olan 23/05/2021 dan itibaren işleyecek faizi ile beraber, müvekkili için şimdilik 100 tl geçici İs göremezlik bedeli, şimdilik 100 ti sürekli is göremezlik bedeli şimdilik 100 ti bakıcı gideri bedeli ve şimdilik 100 tl fatura edilemeyen tedavi gideri bedeli, olmak üzere şimdilik 400 tl maddi tazminat talep ettiklerini, kaza tarihi olan 23/05/2021 dan itibaren işleyecek yasal faizi ile beraber, müvekkilinin anlında 5 cm de kalıcı iz kaldığını, müvekkili tüm bu manevi sorunları yok yere yaşamak zorunda kaldığı ve hayat kalitesi azaldığı için, sürekli olarak vücut kaybı yaşadığı, yaralandığı, hasta olarak epey bir süre işten güçten kaldığı için bir nebze olsun bu açılarının karşılığının yerini bulması adına ve hakkaniyet adına ve cezada hukuki caydırıcılık unsuru gereği müvekkil için 30.000 tl manevi tazminatın davalılardan aracın sahibi olan ....... Ltd Şti' den ve .......'ndan alınarak taraflarına ödenmesini, maddi tazminat taleplerini, tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen talep ettiklerini, ayrıca davalı olan sigorta şirketini talep ettikleri tazminatlar açısından sigorta poliçesinde sorumlu oldukları tazminat çeşitleri ve limitleri sının kadar sorumlu tuttuklarını, Manevi tazminat talebimizi ise davalılar ....... ftd şti' den ve .......' ndan talep ettiklerini, alacaklarına ticari avans faizi uygulanmasını, yargılama masrafı, harçları ve giderleri ile ücreti vekaletin davalılar üzerine yüklenmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı tarafa usulüne uygun olarak davetiye tebliğ edilmiş, davalı ....... cevap dilekçesinde özetle; kendisinin  ....... Plakalı aracı ile Akşehir istikametinden Konya İstikametine seyir halinde iken otogar üst geçidinde yapım ve onarım olması sebebiyle üst geçidin aşağısındaki yoldan geçmek zorunda kaldığını, tırların bu yerden geçip geçmeyeceği yönünde bir levhanın olmadığını, davacının önünde sağda gitmekte olduğunu, kendisinin sol sinyalini verdiğini, selektörünü yaptığını ve korna çalarak kendisini uyardığını ve kendisinin aracıyla solladığını, .......'u  geçmek üzere iken kendisinin kullandığı tırın dorsesine vurduğunu, tırda oluşan hasarı kendisi tarafımdan giderildiğini, ayakta tedavi olduğunu ve herhangi bir şeyinin olmadığını bildirdirildiğini, davacının aracındaki hasarın kendi aracına ait sigorta şirketi tarafından yaptırılmış olduğunun bilinmesi ile ilgili davacının her hangi bir zararının  söz konusu olmadığını beyan  etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında özetle; \"Talep, cevap, cevabi yazılar, kusur raporu, maluliyet raporu, aktüerya bilirkişisi tarafından sunulan kök ve ek rapor , bedel arttım dilekçesi ,yukarıda belirtilen yasal  düzenlemeler ve tüm dosya kapsamı gereğince Mahkememizce yapılan değerlendirmede; 23.05.2021 günü davalı sürücü ....... sevk ve idaresindeki davalı ....... .... LTD.ŞTİ'ye ait olan ....... plaka sayılı çekici ve buna bağlı yarı römork ile seyir  halinde iken davacı sürücü .......'un sevk ve idaresindeki  ....... plaka sayılı kamyonete çarpması neticesinde  davacının yaralanmasından sebep sürekli iş göremezlik , geçici iş göremezlik, tedavi ve bakıcı gideri maddi zararları  nedeni ile davalılardan  maddi tazminat ve manevi tazminat  talep ettiği,  ....... .... LTD.ŞTİ'ye ait olan ....... plaka sayılı çekicinin ZMMS ile sigortalısı olduğu şirketin  davalı sigorta şirketi olduğu  aktüerya bilirkişisi tarafından güncel asgari ücret tarifesi uyarınca düzenlenen ek raporda ; davacı .......'un; 23.05.2021- 23.11.2021 Tarihleri Arası 6 aylık Süre ile Sınırlı Geçici İş Göremezlik Süresinde Uğradığı Maddi Zararının 17.760,36 TL,  Sürekli İş Göremezliği Nedeni ile Uğradığı Maddi Zararının a-)24.11.2021 - 15.03.2058 Tarihleri Arasındaki Süre ile Sınırlı %8 engel oranı ve TRH-2010 Erkek Mortalite Tablosuna göre 572.879,36 TL ,b)24.11.2021 - 60.06.2052 Tarihleri Arasındaki Süre ile Sınırlı %6 maluliyet oranı ve PMF - 1931 Yaşama Tablosuna göre 359.780,59 TL ;23.05.2021 - 23.07.2021 Tarihleri Arası 2 Aylık Süre ile Sınırlı İyileşme Süresinde Bakıcı Giderinden Doğan Maddi Zararının 7.155,00 TL ,Fatura Edilemeyen ve Belgeye Bağlanamayan Kaçınılmaz Tedavi Giderlerinden Doğan Maddi Zararının 6.000,00 TL olduğunun belirtildiği, Mahkememizce Konya BAM 3. HD'nin uygulamaları nazara alınarak PMF 1931 Yaşam Tablosuna Göre Yapılan Hesaplamaya itibar edildiği,  buna göre 17.760,36   TL geçici iş göremezlik tazminatı , 359.780,59 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 7.155,00 TL bakıcı gideri tazminatı ve 6.000,00 TL tedavi giderinin   davalılardan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Dava açılmadan önce sigorta şirketine yapılan başvuru dilekçesinin davalı sigortaya 06.12.2021 tarihinde tebliğ edildiğinin dosya arasındaki belgelerden anlaşıldığı, davalı sigorta şirketinin 8 iş günü sonunda yani 17.12.2021 tarihinde temerrüde düşmüş olması nedeni ile bu tarihten itibaren tazminat miktarından sorumlu olmasına karar verilmiştir. <br>Davacı vekili tarafından sunulan dava ve değer arttırım dilekçesinde  avans faiz işletilmesi talep edilmiş olup, Türkiye Noterler Birliğinin  tescil bilgilerini gösterir tabloda  kazaya karışan davalı şirkete ait ....... plaka sayılı aracın kullanım şekli yük nakli/ticari  olduğundan hükmedilen tazminatlara avans faiz işletilmesine karar verilmiştir. <br>MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ YÖNÜNDEN MAHKEMEMİZCE YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE; şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nesafetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde buyurulmuştur. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü  mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Manevi tazminatın miktarını tayin etme de hükmedilecek miktarın uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifletecek nitelikte olması gerekir. Takdir edilecek manevi tazminat hakkaniyete uygun olmalıdır.<br>Tazminatın sınırı onun amacına uygun olarak belirlenmelidir.Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilmeli, manevi tazminatın miktarı bir taraf için zenginleşme aracı, diğer taraf için de yıkım olmamalıdır. Manevi tazminatın miktarının belirlemesinde her olaya göre değişen özel hal ve şartlar gözetilmelidir. Davacının işbu kaza nedeniyle zarar gördüğü gerçektir, kaza nedeniyle davacı manevi olarak elem ve ızdırap duymuştur. Yukarıda açıklanan ilkeler konulduktan sonra, dosyamızda olayın şartları, tarafların kazadaki kusur durumu, maluliyet oranı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları,  davacının meydana gelen kazada herhangi bir kusurunun bulunmadığı, paranın alım gücü  hususları hep birlikte  değerlendirildiğinde, davacı için 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği yönünde mahkememizde kanaat oluşmuş ve  30.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü ve şirketten  kaza tarihi olan 23/05/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve;<br>Davacının maddi tazminat  davasının davacı vekilinin 08.04.2024 tarihli ıslah dilekçesi nazara alınmak suretiyle KISMEN KABULÜ ile;<br>359.780,59  TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 17.760,36  TL geçici iş göremezlik tazminatı , 7.155,00 TL bakıcı gideri ve 6.000,00 TL tedavi gideri  olmak üzere toplam   390.695,95 TL tazminatın davalı sigorta şirketinin sorumluluğu poliçe limiti ile sınırlı olmak kayıt ve şartı  ile sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 17/12/2021 tarihinden, diğer davalılar ....... ve ....... Temizlik Nakliye İnşaat Tarım Müteahhitlik Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Ltd Şti  bakımından ise kaza tarihi olan 23/05/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, <br>Davacının manevi tazminat talebinin  KABULÜ ile 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 23/05/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte  davalılar ....... ve ....... Temizlik Nakliye İnşaat Tarım Müteahhitlik Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Ltd Şti 'den alınarak davacıya verilmesine,\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; müvekkilinin alacaklarının toplamının 633.794,43 TL'ye artırılmasını ve bu miktar üzerinden ıslah taleplerinin kabulünü talep ettiklerini, toplamda 633.494,43 TL'ye ıslah edildiğini ve bu miktarın taraflarına verilmesini talep ettiklerini ancak hesap raporundaki ikinci tercihe göre karar verildiğini, 359.780,59 TL'ye karar verildiğini ancak en az 572.879,07 TL olması gerektiğini, müvekkili lehine kaldırma talep ettiklerini, raporun TRH 2010 erişkinler için engellilik tablosuna göre oluşan 572.879,07 TL'ye göre karar verilmesini talep ettiklerini, mahkemece 359.780,59 TL'ye göre yani PMF 1931e göre tazminata karar verildiğini, karara itiraz ettiklerini, mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle geçici, sürekli iş göremezlik,tedavi, bakıcı  giderlerine ilişkin maddi  ve manevi tazminat  istemine ilişkindir.<br>-Maluliyet raporuna  ve hesap raporuna ilişkin itirazın incelenmesinde : <br> AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>\t<br><br>\tZira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>\tT.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>\tBu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>\tYine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>\tGörüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>\tAnayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>\tTürk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>\tYukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>\tAYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>\tBu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>\tZorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>\tMali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>\tBu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br>\tAdli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir.(Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları) <br>\tKeza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>\tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>\tBu halde mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre  rapor alınarak  hükme  esas alınmasında usul ve yasaya aykırılık yoktur itirazların reddi gerekmiştir.<br>Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği  esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,<br>2-Davacı tarafından yatırılan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,<br>3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan masrafların davacı üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.06/11/2024<br><br>\t\t\t\t<br>....<br>Başkan<br>....<br> e-imzalı<br>....<br>Üye<br>....<br>e-imzalı <br>.... <br>Üye<br>....<br>e-imzalı <br>....<br>Katip<br>....<br>e-imzalı <br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dec31d6bfa691f77","SID":"ec48fcc786336132"}}