{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"> T.C.<br>ANTALYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br>KARAR TARİHİ  : 02/10/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>ARA KARAR TARİHİ: 31/05/2024<br>DAVANIN KONUSU: Tespit<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZIM TARİHİ: 02/10/2024<br><br>İlk Derece Mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br>Başkanın görüşü değerlendirildi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>Davacı vekili, müvekkili şirket ... (Şirket, ... ) 11.04.1996 tarihinde limited şirket olarak kurulduğunu,  şirketin faaliyet konusu özetle; her tür plastik, plastik granül, plastik hammaddelerinin alım satımı, imalatı, pazarlaması, ithalatı ve ihracatını yapmak ve yaptırdığını, şirket, 21.03.2016 tarihinde tür ve unvan değiştirerek limited şirketten anonim şirkete dönüştüğünü, (... ). Tür değişikliği tarihinde Şirketin sermayesi 11.600.000,00 Türk lirası olup; ortaklık yapısı %50 ... ve %50 ... olduğunu, şirket yönetim kurulunun 12.04.2016 tarihli kararına istinaden (... ) ... şirketteki paylarının tamamını diğer ortak ... devrettiğini, böylece 12.04.2016 tarihi itibariyle ... şirket ortaklığından ayrılmış ve şirketin tek ortağı ... haline geldiğini, 5271 sayılı CMK'nın 133. Maddesine göre atanan kayyım yönetim kurulunun olağan yönetim işleri dışında, zaman ve konu bakımından sınırlanmış, soruşturma ve kovuşturma amacının dışında şirket varlığı satışı konusunda görev ve yetkisinin, dolayısıyla fiil ehliyetinin bulunmaması, 4271 sayılı Kanun uyarınca satış için genel kurul ya da vesayet makamından izin alınmamış olması, yapılan satış işleminin 6758 sayılı Kanun'a ve bu kanunun amacına aykırı olması, ayrıca Kanunun 19/3 maddesi uyarınca satış için öncesinde, mevcut halin sürdürülmesinin mümkün olmadığının tespiti şartının sağlanmaması, düzenlenmesi gereken mali raporların düzenlenmemesi ve Cumhurbaşkanı kararı alınmaması, 6758 sayılı Kanun m. 19/5 uyarınca çoğunluk pay sahiplerinin rızasının alınmaması, önemli miktarda şirket varlığının satışı için TTK'nın 408/2-f maddesine aykırı olarak genel kurul kararı alınmaması, müvekkili şirketin iştirak paylarının gerçek değerinin çok altında muvazaalı olarak devre konu edilmesi, iştirak şirketi davalı .,.. hakkında hazırlatılan değerleme raporunun gerçeğe aykırı olması, kayyım yönetim kurulu üyelerinin hem satış kararı vererek devir sözleşmesinde devreden olmaları hem de davalı şirket yöneticisi olarak devri onaylamaları nedeniyle TTK'nın 395 ve 396. maddeleri uyarınca anılan işlemlerin batıl olması, hususları dikkate alınarak, müvekkili şirketin davalı ... deki %50 oranında paylarının tamamının davalılar .., ve ... satışı ve devrine ilişkin işlemler ile 20.02.2020 tarihli pay devir sözleşmesinin hükümsüzlüğünün tespitine, davalı ... . 20.02.2020 tarih ... sayılı yönetim kurulu kararı ile pay devrinin onaylanması ve müvekkil şirketin pay defterinden çıkarılması işleminin hükümsüzlüğünün tespitini, anılan hükümsüz işlemlerin tespitine bağlı olarak müvekkil şirketin ... pay defterine %50 ortak/pay sahibi olarak işlenmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili; arabuluculuk şartı yerine getirilmediğini, davanın bir tespit davası değil, eda davası olduğunu, harcın ikmal edilmesi gerektiğini, davanın yazılı usulde ve heyetçe görülmesi gerektiğini, ... .'nin davaya konu husumete taraf olmadığını, davanın ihbarının gerektiğini,  ortada yokluk veya butlan olmadığını, devir işleminin ortakların kimseden habersiz bir araya gelerek kendi aralarında yaptıkları basit bir devir işlemi olmadığını, vaki devrin yapılabilmesi için TMSF'nin yapması gereken tüm işlemleri eksiksiz yaptığını, satış kararı verilmeden önce, ... gerçekten de çok ciddi bir maddi kaynağa ihtiyacı olduğunu, satışın yapılmasına sebep olan asıl nedenin, satış öncesinde ... bankalara olan yüklü miktarda borcu olduğunu, bu durumu en iyi olarak TMSF'nin açıklayabileceğini,  davaya konu satış - devir işleminin tam ivazlı ve geçerli bir devir işlemi olduğunu, şirket hisselerinin değerinin altında satıldığı iddiasını ispat etme külfetinin davacıda olduğunu, hisseleri devreden, hisselerin maliki olan ... , kendi yöneticisinin - genel kurulunun almış olduğu kararı ve devir işlemini, devir bedelini bilmediğini iddia edemeyeceğini, devir işleminin ... yetkili yönetim kurulu üyeleri tarafından - genel kurul kararına - Fon Kurulu Kararına uygun olarak yapıldığını ve tescil edildiğini, bu işlemin geçerli olduğunu, yok hükmünde veya iptal edilebilir olmadığını, davaya konu devir işleminin 6758 sayılı kanun kapsamında tmsf'ye verilen hak ve yetkilere uygun olarak yapıldığını, 6758 Sayılı Kanunun 19 ve 20 maddelerinde açık olarak yazılı olduğu üzere, TMSF'nin davaya konu şirket hisselerinin satışı konusunda tam ve tek yetkili olduğunu, TMSF'nin bu yetkisini kullanmak için mahkeme iznine muhtaç olmadığını, hisse devri işleminin, TMSF Fon Kurulu ve Şirket Genel Kurulu kararına dayandığını, devredilen hisselerin değerinin rayicin üzerinde belirlendiğini ve ödendiğini, değer düşüklüğü söz konusu olmadığı için, davacı şirketin zararının da söz konusu olmadığını, değer düşüklüğü bulunsa bile, devreden konumundaki ... bir sermaye şirketi olduğunu ve tacirlerin gabin iddiasında bulunamayacaklarını, 17.700.000 TL devir bedeli TMSF'ye değil, doğrudan ... banka hesabına ödendiğini, ödenmiş bulunan devir bedeli ile ... banka borcunun ödendiğini, 17.700.000 TL devir bedeli yanında, Antalya Konyaaltı'nda çok değerli bir taşınmazın 1.283,56 m2 lik payının da bedelsiz olarak devredildiğini, 1.283,56 m2 lik taşınmazın bedelsiz olarak devrine ek olarak, ... ... olan döviz - dolar bazındaki 4.287.740,88 TL lik borcunun da dolardan TL ye çevrildiğini  ve bir yıl vadeli olarak faizsiz ödendiğini, hisse devrinin tam ivazlı bir devir olduğunu, davanın haklılığının veya devir işleminin hukuka aykırı olduğunun kabulü anlamına gelmemek kaydıyla, devralanların ödedikleri bu yüksek bedelin, güncel piyasa koşullarındaki rayiç değerine uygun olarak davalılara iade edilmedikçe davacının davasının kabulüne karar verilmesinin mümkün olmadığını, aksi bir durumda davacının davalılar aleyhine sebepsiz ve hukuka aykırı olarak zenginleşmiş olacağını, davada Türk Medeni Kanunu hükümlerinin değil, 6758 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmak zorunda olduğunu, 6758 Sayılı Kanun hükümlerine göre, TMSF ve Fon Kurulu, kayyım olarak yönettikleri şirketlerin malvarlıklarını kısmen veya tamamen satabileceğini, hatta şirketi tamamen tasfiye edebileceklerini veya satabileceklerini, davacının davasının tümüyle hukuka aykırı olduğunu beyan ederek, öncelikle davacının davasının TMSF'ye ihbarına, davanın yazılı usulde ve heyetçe görülmesi için dosyanın heyete tevdiine, arabuluculuk şartı ve harç eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine, davacının haksız davasının, ... yönünden husumet nedeniyle, diğer davalılar ... ve ... yönünden esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davacı vekili tarafından sunulan 11/03/2024 tarihli dilekçe ile; Davalı şirket ... . hakkında, ... ve ... tarafından 31.12.2019 tarihi itibariyle \"Şirket Değerlemesi\" konusunda hazırlanan 09.03.2024 tarihli uzman görüşü'nün ve  uzman görüşünün ekinde yer alan ... tarafından hazırlanmış olan davalı şirketin 31.12.2019 tarihi itibariyle sabit kıymet değer tespitine ilişkin 07.03.2024 tarihli değerleme raporu'nu mahkemeye sunduklarını, dava konusu payların korunması ve hakkın elde edilmesinin imkansızlaşmasını önlemek adına davalı şirket ...kayden davalı ... ve ... üzerinde görünen paylarının devredilmesini önleyecek surette HMK m. 389 vd. maddeleri gereğince ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve bu kararın şirket pay defterine işlenerek ayrıca ticaret siciline tescil edilerek resen ilanının istenmesini talep ettiklerini, dava konusu paylara bağlı hakların özünü ve değerini korumak, davalı şirketten mal kaçırılmasının ve malvarlığının azaltılmasının önüne geçmek adına davalı şirket ... taşınır ve taşınmaz tüm malvarlıklarının üzerine bunların elden çıkarılmasını ve değerinin azaltılmasını önleyecek şekilde ihtiyati tedbir konulmasını, ayrıca Mahkemece belirlenecek bir değer üzerindeki tüm işlemler ve olağan yönetim işleri dışındaki tüm işlemler yönünden davalı şirkete denetim ve onay kayyımı atanmasını, davalı şirket organlarının (genel kurul ve yönetim kurulunun) meşru ve yasal şekilde oluşmaması, %50 pay sahibi olan davacı ... haklarının yok edilmesi nedenleriyle ve ayrıca davada davalılar arasında menfaat çatışması bulunması nedeniyle davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasını ve bu davada şirketin temsilinin kayyım eliyle sağlanmasını talep etmiştir.<br>Mahkemece yapılan 12/03/2024 tarihli duruşmanın 6 nolu ara kararı ile; Davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin kısmen kabulü ile, dava değerinin %15 oranında nakit veya teminat mektubu sunulması karşılığında davalılar ... ve ... devir edilen payların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi yönünden ihtiyati tedbir konulmasına, kararın davalı şirket ve Ticaret Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.<br>Karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>Dairemizin 24/04/2024 tarihli ve ... Esas ... Karar sayılı ilamında; \"Somut olayda mahkemece ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne ilişkin duruşma zaptında denetime elverişli şekilde herhangi bir gerekçeye yer verilmediği gibi, ayrı bir gerekçeli ara karar da yazılmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda öncelikle mahkemece 12/03/2024 tarihinde \"davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin kısmen kabulü ile dava değerinin %15 oranında nakit veya teminat mektubu sunulması karşılığında davalılar ... ve ... devir edilen payların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi yönünden ihtiyati tedbir konulmasına\" şeklinde duruşmada verilen ara kararın, HMK'nın 297. maddesine uygun olarak gerekçelendirilmesi  ve tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri, kararın neden, nasıl, hangi hukuki gerekçeyle ve hangi deliller değerlendirilmek suretiyle verildiği hususlarını içeren, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığı, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı açıklar şekilde tarafların ve istinaf mahkemesinin denetime uygun bir gerekçeli ara kararın yazılması, yazılan gerekçeli ara kararın taraflara tebliğinin sağlanması, tarafların istinaf, istinafa cevap ve katılma yoluyla istinaf sürelerinin beklenmesinden sonra, dosyanın istinaf incelemesi yapılması için Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesine geri çevrilmesine\" karar verilmiştir. <br>Davacı vekili 22/05/2024 tarihli ihtiyati tedbir talepli dilekçesinde özetle; dava konusu paylara bağlı hakların özünü ve değerini korumak, davalı şirketten mal kaçırılmasının ve malvarlığının azaltılmasının önüne geçmek adına davalı şirket ... taşınır ve taşınmaz tüm malvarlıklarının üzerine bunların elden çıkarılmasını ve değerinin azaltılmasını önleyecek şekilde ihtiyati tedbir konulmasını, ayrıca mahkemece belirlenecek bir değer üzerindeki tüm işlemler ve olağan yönetim işleri dışındaki tüm işlemler yönünden davalı şirkete denetim ve onay kayyımı atanmasını, davalı şirket organlarının (genel kurul ve yönetim kurulunun) meşru ve yasal şekilde oluşmaması, %50 pay sahibi olan davacı ... haklarının yok edilmesi nedenleriyle ve ayrıca işbu davada davalılar arasında menfaat çatışması bulunması, mahkeme kararının gereklerinin davalı taraflarca yerine getirilmemesi nedenleriyle davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasını ve bu davada şirketin temsilinin kayyım eliyle sağlanmasını talep etmiştir.<br>Mahkemece verilen 31/05/2024 tarihli ara kararı ile, \"Davalı tarafça itiraz olarak öne sürülen sebepler, ihtiyati tedbirin içeriği de düşünülerek; tedbirin kaldırılmasına sebep olacak sebepler değildir. İhtiyati tedbirin geçici hukuki himaye niteliğinde olması nedeniyle, itiraz dilekçesinde belirtilen hususlar ihtiyati tedbirin incelenmesi sınırının dışında olup esasa yöneliktir.Mahkememizce HMK 389.maddesi gereğince mevcut bir durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın veyahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hali yaklaşık olarak ispat edildiğinden ihtiyati tedbir isteminin kabulüne karar vermek gerekmiş, davacının davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasını ve bu davada şirketin temsilinin kayyım eliyle yürütülmesi ve şirket mallarına ihtiyati tedbir konulmasına dair taleplerin ise dosya kapsamında davalıların şirket mallarını kötüniyetli olarak elden çıkardığı yönünde delil bulunmadığı gibi şirketin de organsız kalmadığı dikkate alınarak talebin bu yönden reddine, davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin kısmen kabulü ile, dava değerinin %15 oranında nakit veya teminat mektubu sunulması karşılığında davalılar ... ve .. devir edilen payların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi yönünden İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA, kararın davalı şirket ve Ticaret Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,\" karar verilmiştir.<br>Karara karşı, davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıya göre, şirketin yönetimine kayyum olarak atanan TMSF'nin, kayyumluk yetkilerini kullanırken, Türk Medeni Kanunu'nun vesayet hükümlerine göre hareket etmek zorunda olduğunu, oysa Türk Medeni Kanunu'na göre Sulh Hukuk Mahkemesi'nce gerçek kişilere atanan vasiler ile, yine Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre Ticaret Mahkemeleri'nce sermaye şirketlerine atanan kayyumların yetkilerinin birbirlerinden farklı olduğu gibi, özellikle de bu ikisi ile, Türk Ceza Kanunu, Türk Ceza Muhakemesi Kanunu ve 6758 Sayılı Kanuna dayanan kayyumluk kurumu arasında çok büyük farklar olduğunu, davadaki işlemlerin Medeni Kanuna değil, Ceza Muhakemesi Kanunu ve 6758 Sayılı Kanun kapsamında olduğunu, buna göre, kayyum atamaya yetkili Sulh Ceza Hakimliği'nin, şartları oluşmuş bir durumda, yasal yetkisini kullanarak usulüne uygun olarak davacı şirketin yönetimine kayyum olarak TMSF'yi atadığını, TMSF'de kayyum yetkisini kullanarak, davacı şirketin yönetim kuruluna TMSF görevlileri olan ... ile .... görevlendirdiğini, kayyum sıfatını taşıyanın kurumsal olarak TMSF olduğunu, davacı şirketin ortakları olan gerçek kişilerin hisselerinden kaynaklanan, seçme, seçilme, temsil ve ilzam yetkileri kayyum olarak TMSF tarafından kullanıldığını, TMSF görevlileri .,,.. ile ... kayyum olmadıklarını, bu kişilerin kayyum olan TMSF'nin şirket yönetim kuruluna görevlendirdiği, TMSF'nin temsilcileri - görevlileri olduğunu, hisselerin satışı kararını da ... ve ... değil, TMSF Fon Kurulu'nun aldığını, ... ile ... , TMSF Fon Kurulu'nun kararını uyguladıklarını, amirleri konumunda olan TMSF Fon Kurulu'nun satış kararını yerine getirdiklerini, TMSF tarafından davacı şirket adına yapılan tüm iş ve işlemlerin CMK ve 6758 Sayılı yasa kapsamında yapılmış, usule, yasaya uygun işlemler olduğunu, bu nedenle de, Sulh Hukuk Mahkemesi'nin vesayet makamı olmadığını, TMSF'nin de vasi olmadığını, hisselerin satışı için TMSF'nin Sulh Hukuk Mahkemesi'nden veya Cumhurbaşkanlığı'ndan alması gereken bir onay veya karar bulunmadığını, Kayyum olan TMSF 'nin satış için TMSF Fon Kurulundan gerekli kararı aldığını,  6578 Sayılı Yasa'nın 19 ve 20 maddelerinde bu işlem için TMSF Fon Kurulu kararının yani TMSF'nin iradesinin geçerli ve yeterli olduğunu, TMSF tarafından alınan satış kararının, satış bedelinin bağımsız ve ehil bir kurum tarafından belirlenmiş olması ve diğer tüm işlemler yönünden, davacının ne kadar haksız olduğunu, İhbar Edilen TMSF'nin, dosyaya sunduğu dilekçelerde ayrıntısıyla anlattığını, itirazları hakkında karar verilmeden önce, TMSF'nin dilekçelerinin de yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi açısından incelenmesini talep ettiklerini, davacının, ikinci iddiasının haklılığını da yaklaşık olarak ispat edemediğini, tedbir talebinin tümüyle reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmesinin, usule, yasaya ve maddi gerçeğe aykırı olduğunu, davalıların ... ve ... devredilen payların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi yönünden ihtiyati tedbir konulmasına dair kararın, itirazlarının gözetilerek kaldırılması gerektiğini, itirazlarının gözardı edilerek, tedbirin devamının daha doğru olduğu düşüncesi hasıl olsa bile, bu durumda tedbir karşılığından sadece % 15 teminat talep edilmesinin haklı ve adil olmadığını, davalılar ... ve ... bu hisseleri bedelsiz olarak almadıklarını, sebepsiz zenginleşme yoluyla elde etmedikleri gibi, bu hisseler kendilerine bağış edilmiş olmadığını, davacının, hisse devrinin muvazaalı olduğu yönünde bir itirazının da bulunmadığını, yani hisse devri irade sakatlığı nedeniyle yapılmadığını, davalıların kazanımlarının, hukuken tescil ve ilan edilmiş hukuken geçerli kazanımlar olduğunu, davalıların bu kazanımları için, davacı şirkete 17.700.000 TL nakit para ödedikleri gibi, bir kısım alacaklarını sildiklerini ve / veya vadelendirdiklerini, Antalya'da bir taşınmaz devrettiklerini, tedbir kararı ile davacının davalılara verdiği hisseler üzerindeki mülkiyet hakkının kısıtlandığını, böylelikle davanın sonunda muhtemel bir kabul kararı sonucu oluşacak duruma göre davacının dava konusu ettiği kendi ediminin teminat - garanti altına alındığını, % 15'lik teminatın, davalıların davacıya yapmış oldukları ifa bedelini tamamen teminat - garanti altına almadığını, tedbirin devamı yönünde karar verilecek olsa dahi, davacının yatıracağı teminatın da, davalılar tarafından davacıya ödenen toplam hisse bedeli olan 17.700.000 TL hisse bedeli + davacı şirkete devredilenn taşınmazın değerinin toplamına kadar yükseltilmesi gerektiğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince ihtiyati tedbir taleplerinin kısmen reddine dair verilen kararın gerekçesinde özetle \"dosya kapsamında davalıların şirket mallarını kötüniyetli olarak elden çıkardığı yönünde delil bulunmadığı gibi şirketin de organsız kalmadığı\" şeklinde yazdığını, davacı şirkete ait olup kesin hükümsüz işlemlerle davalı gerçek kişilere devredilen davalı şirket paylarının sadece pay oran ve adedi olarak değil, hem payda mündemiç haklar hem de bu payların gerçek değerlerinin de yargılama sonuna kadar korunması gerektiğini, davacı şirketin davalı şirkette %50 pay sahibi olduğunu, aksi yöndeki işlemlerin en başından itibaren kesin hükümsüz oldukları tespit edileceğini ve eski halin tesisinin sağlanacağını, davalı şirkette 20.02.2020 tarihinden itibaren davacının iradesini yansıtmayacak şekilde gerçekleştirilmiş tüm genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının da kendiliğinden hükümsüzlüğü sonucu doğacak ve bunlarla yapılmış olup davacının icazet vermeyeceği işlemlerin de tasfiyesinin gerekeceğini, davacıya ait olup hukuki sonuç doğurmayacağı bir şekilde davalı gerçek kişilere devredilen %50 oranındaki payların maddi değerinin de korunması gerektiğini, somut olaydaki gibi şirket organlarının (genel kurul ve yönetim kurulunun) usulsüz şekilde teşekkül edip kararlar aldığı, %50 paysahibi olan davacının haklarının kesin hükümsüz işlemlerle yok edildiği bir davada ihtiyati tedbir olarak kayyım atanması koşulları oluştuğundan ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, zira davalı şirketin mevcut yönetim kurulunun teşekkülü temelde tamamen kesin hükümsüz işlemlere dayandığını, bu kesin hükümsüzlüğün hali halihazırda -ilk derece mahkemesince de kabul edildiği üzere- yaklaşık olarak ispat edilmiş olduğunu,  somut olayda davacı ve davalı şirketlerin menfaatleri yönetim ve temsil kayyımı atanmasını zorunlu kıldığını,  tedbir kararı verilmediği takdirde, işbu dava kabul edilerek önceki işlemleri hükümsüzlüğü tespit edilse dahi arada geçen sürede birçok hukuksuzluğun gerçekleştirilebileceğini, bu bağlamda şirketin içini boşaltıp, şirketi bağlayıcı ve dava konusu hakları adeta yok edecek işlemlerin tesis edebileceğini,  şirketin karşı karşıya olduğu bu tehlikenin ancak mahkemenin vereceği bir tedbir kararıyla önlenebileceğini, bu yöndeki bir kararın şirkete hiçbir zararının da olmayacağını, bilakis şirketin ve alacaklılarının korunmasına hizmet edeceğini, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki ret kararının açıklanan sebeplerle hatalı olduğunu, bu kararın istinafen incelenerek kaldırılmasını ve tedbir kararları verilmesini talep etmiştir.<br>Dava, 20/02/2020 tarihli pay devir sözleşmesinin hükümsüzlüğünün tespiti ile davacı şirketin davalı şirkette %50 oranında pay sahibi olduğunun tespiti istemlerine ilişkindir. Talep ise, gerekçesi 31/05/2024 tarihinde yazılan 09/05/2024 tarihli ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın reddine ilişkin kararın kaldırılması istemine ilişkindir. <br>Mahkemece yazılı gerekçeyle, davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin kısmen kabulüne  karar verilmiştir.<br>Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, ihtiyati tedbir kararına konu edilen şirket hisselerinin mülkiyetinin dava konusu olmasına, ara kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı ve davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Taraf vekillerinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,<br>2-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,<br>3-Tarafların istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerilerinde BIRAKILMASINA, <br>4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgililerine İADESİNE, <br>5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br>6-Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,  <br>Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.02/10/2024<br>... </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"96d5cd196521e068","SID":"78b660756d8b0a04"}}