{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO:2022/399 Esas<br>KARAR NO:2024/1671<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ:07/12/2021<br>NUMARASI:2017/584 E. - 2021/417 K.<br>DAVANIN KONUSU:Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:17/10/2024<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davalılar tarafından piyasa sürülen 1995 tarihli türkülerimiz ve 2014 tarihli ... şarkısı isimli albümler de müvekkilinin fonogram yapımcısı olduğu eserlerin haksız ve hukuka aykırı olarak kullanıldığı iddiası ile Fazlaya dair hakları  saklı kalmak kaydı ile;Tecavüzün durdurulmasına, FSEK  kapsamında bir eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarıyan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile muhafaza altına alınmasına, FSEK 70/2 kapsamında 10.000-TL maddi, FSEK 70/1 kapsamında 50.000-TL manevi tazminat ile FSEK 70/3 kapsamında davalıların fiziksel-digital vs tüm alanlarda elde ettikleri kar için şimdilik 10.000-TL’nin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle ;Dava konusu eserlerin 1993 yılında kaset ve 1995 yılında CD olarak 24 yıldır yayında olduğunu, 24 yıl sonra dava konusu edilmesi nedeniyle zaman aşımı itirazlarının dikkate alınması gerektiğini, ayrıca davacının  dava açmakda hukuki menfaatinin bulunmadığını,  taraf sıfat yokluğundan da davanın reddi gerektiğini, davacı....Şti nin eski ünvanı ... olduğunu,  davacı şirketin eski ortağı da ... olup, İstanbul  .... Noterliğinin  15.01.1992 tarih  ... yev. nolu sözleşme  ıle davalı ... arasında imzalanan sözleşme ıle sözleşme konusu eserlerin tüm haklarının devredildiği ve davalı müvekkıli tarafından devralındığı hususunun  davacı tarafından kabul edillmemekte olduğunu, oysa resmi makamlar huzurunda yapılan sözleşmeye karşı dayanaksız bir iddianın varlığının kabul edilemez olduğunu, esas yönünden ise  davalı ...'de başlayan sanat hayatında seslendirdiği ve İstanbul .... Noterliğinde yapılan 15.01.1992 tarih ve ... yevmiye nolu SÖZLEŞME ile bütün haklarını ( kullanma, yayma, çoğaltma vs.) devraldığını, 130 eserden \"hit\" olmuş 40 şarkısını \"... - 40 Yılın 40 Sarkışı\" albümünde bir araya getirerek yeni Tarihli müzik piyasasına çıkarıp sevenleri ile buluşturduğunu, Diğer davalı ... de davalı ...'n yetkilisi ve ortağı olduğu müzik yapım şirketi olduğunu, FSEK 52 ve devamı maddelerince yasaya uygun olarak 130 eserin  tüm haklarını elinde bulunduran davalılara  karşı,davacının  bir hak iddia edilebilmesinin  hukuken hiçbir şekilde mümkün bulunmadığını, esas yönünden de davanın gerektiğini beyan etmişlerdir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;  \"hüküm kurmaya elverişli olan son bilirkişi raporu, FSEK mevzuatı ve yüksek Yargı ilamlarına ve dosyadaki delillere ve sektörel teamüllere uygun ve denetime elverişli olarak hazırlanan uzman mütalaası mahkememizce denetim ve hüküm kurmaya elverişli olarak bulunmuş, mahkememizce Davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı, buna yönelik iddianın ispat edilmediği, ticari sicil kayıtlarına göre davacının işyerinin  ...'nda olması, dolayısıyla tacir olmanın getirdiği sorumluluk kapsamında davalının eserleri umuma ilettiği tarih itibarıyla zaten durumu bilmesinin gerektiği, davacının  buna rağmen, 24 yıl sessiz kaldığı, dolayısıyla somut olayda davacının aktif dava ehliyetine sahip olmadığı, uzun süre sessiz kalmak suretiyle taleplerinin zamanaşımına uğradığı ve  mali hakları FSEK 52. madde kapsamında yetkili hak sahibinden aldığını ispat edemediğinden tecavüzün önlenmesini de talep edemeyeceği gözetilerek davanın gerek tazminat istemleri gerekse tecavüzün önlenmesi talepleri yönünden Davanın Reddine,\" karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Yerel Mahkeme tarafından yargılama esnasında usul ekonomisi ilkesinin ihlal edildiğini ve müvekkili lehine düzenlenen 2 farklı bilirkişi raporu görmezden gelinerek, bunun yerine davalı vekili tarafından ücret karşılığında düzenlettirilen uzman mütalaasına göre karar verildiğini, yargılamanın 15.03.2018 tarihli ön inceleme duruşmasında dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilmesine karar verildiğini, ön inceleme duruşmasından 3 ay sonra yani 26.06.2018 tarihinde gerçekleştirilen 2.celse de hala daha bilirkişi görevlendirmesi gerçekleştirilmediğini, sonraki sürecin de uzun sürdüğünü, 4.celsede dosyanın hala bilirkişiden dönmediği, heyette yer alan bir bilirkişinin ameliyatta olduğu, ameliyat olan bilirkişi yerine başka bir bilirkişi seçilmesi talep edildiğini ancak yerel mahkeme tarafından taleplerinin dikkate alınmadan, dönüşünün beklenmesine karar verdiğini, bilirkişilerce hazırlanan kök raporda hak sahipliklerinin tespit edildiğini yani lehlerine rapor düzenlendiğini ancak Mahkemenin raporun denetime elverişli olmadığına kanaat getirdiğini, beyan ve itirazlar doğrultusunda yeni bir bilirkişi heyetine gönderilmesine karar verdiğini ve ikinci bilirkişi kök raporunda ise bilirkişilerin önceki rapordaki gibi lehlerine tespitlerde bulunduğunu, iki bilirkişi raporu ile hem hak sahipliklerinin ispat edildiğini hem de mali olarak hak ettikleri tazminat miktarlarının hesaplandığını,  Yerel Mahkemenin ise tüm gerekçelerini ücret karşılığında davalı vekili tarafından düzenlettirilen uzman mütalaasına dayandırdığını, Yerel Mahkemenin yargılama sürecinde hem taraflarınca sunulan beyan ve itirazları dikkate almadığını hem de her duruşma tarihi arasında 6 aylık süreler bırakarak yargılamanın sürüncemede kalmasına sebep olduğunu, 9.celsede dosyanın 3. Bilirkişi incelemesinden döndüğünü bu rapora itirazlarının da dikkate alınmadığını, dosyanın fahiş hatalarla dolu 3. bilirkişi incelemesine rağmen karara çıktığını, celse arasında taraflarınca ticaret sicil kayıtlarını gösteren ve açıklayan beyan dilekçesi sunulduğunu, sunulan ticaret sicil kayıtları bir kere incelendiğinde dahi  haklılıklarının ortaya çıkacağını, dosya yargılamasının bu kadar uzamasının sebebinin şüphesiz ki Yerel Mahkemenin yanlış bilirkişi seçimi ve gerekçesiz bir şekilde celseler arasında bıraktığı 6-7 aylık zaman aralığı olduğunu, -Yerel Mahkeme tarafından dava açma ehliyeti yönünden yapılan incelemenin hukuka aykırı olduğunu, 3.bilirkişi raporunda müvekkili şirketin ticaret unvanında meydana gelen değişikliklerin bilirkişilerce dikkate alınmadığını,  müvekkili şirketin, dava konusu sözleşmenin tarafı ve hak sahibi olan \"...\" şahıs firmasının devamı olduğu şirketin birçok kere unvan değiştirmesi sebebiyle ticaret sicil gazeteleri zincirinin takip edilmesi gerektiği açıkça belirtildiği halde Yerel Mahkeme tarafından yeni bir inceleme talebinin reddine karar verildiğini,  İstanbul ...Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi evrakında, (...) ... firmasının 1992 yılında ...  Şirketi'ne dönüştürüldüğü ve  ''Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 02.08.1972 gün ve 4614 sayılı nüshasında firma adı olarak '...' ı kullanacağım tescil ve ilan edilmişti. Daha sonra firmanın ismi '...' olarak değiştirilmiş ve bu değişiklik 12.12.1986 gün ve 1659 sayılı nüshasında ilan edilmiştir. Daha sonraki yıllarda firmamız şirkete dönüşmüş ve '... Şirketi' unvanını alarak 29.12.1992 gün ve 3188 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmek suretiyle resmilik kazanmıştır. Bu değişikliklere ilişkin gazete fotokopileri eklidir. Değişik isimlerdeki her üç firmanın da tarafıma ait olduğunu değişik firma isimleri ile yapmış olduğum sözleşmelerdeki eserlerin dağıtım ve yayın hakkının şirketimize ait olduğunu kabul ve beyan ederim.''kaydıyla kayıt altına alındığını, her iki şirketin de ticaret sicil numarasının ...olduğu ve müvekkili şirketin dava konusu 16.08.1971 sözleşmeye taraf olan şirketin devamı olduğu ve dava konusu sözleşmede yer alan tüm hak ve borçların müvekkili şirkete geçmiş olduğu görülecek iken Yerel Mahkeme tarafından aksi bir şekilde karar verildiğini, Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da unvan değişikliği hallerinde davanın aktif/pasif husumet nedeniyle reddinin bozma sebebi yapıldığını, Yargıtay tarafından verilen kararlarda yeni unvanlı şirketin eski şirketin tüm hak ve borçlarına sahip olacağına ilişkin kararları mevcut olduğunu, İstanbul ....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve... yevmiye numaralı resmi evrakıyla da değişik isimlerdeki her üç firmanın da ...'a ait  olduğunu değişik firma isimleri ile yapmış olunan sözleşmelerdeki eserlerin dağıtım ve yayın hakkının müvekkili şirkete ait olduğunun açık bir şekilde belirtildiğini, -Yerel Mahkeme'nin davalı ... ile devir sözleşmesi imzalayan ...Şirketi ile müvekkili şirketin farklı şirketler olduğuna dair itirazları görmezden gelerek hüküm tesis ettiğini, Yerel Mahkeme'nin müvekkili şirket ile davalı arasında imzalanan sözleşmeyi incelerken neden geçersiz olduğuna dair sayfalarca gerekçeye yer vermişken, dava dışı şirket hakkında inceleme ve/veya açıklama yapma gereği dahi duymadığını, yalnızca tek bir paragraf ile sözleşmenin geçerli olduğuna kanaat getirdiğini, ancak taraflarınca davalı tarafın, hak sahibi \"...\" ile değil ...'ın kardeşinin karısı ... ile sözleşme imzaladığı, davalı tarafın isim benzerliğinden yararlanarak dava konusu hakları gasp etmeye çalıştığının detaylı bir şekilde açıklandığını, ... gerçek kişi ticari işletmesi, dava konusu müzik eserlerine ilişkin yapılan 1971 tarihli sözleşmeden 2 yıl sonra kurulduğunu, ... adlı şahıs şirketinin kuruluşu, 15 Kasım 1973 tarihli 4999 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ve ilan edildiğini, Davalıların, cevap dilekçesinde kendisi ile çelişkiye düşerek hak sahibinin ... olduğunu yazılı olarak beyan ettiklerini, Davalıların daha sonra aynı dilekçede ''...müvekkil ... ile davacı (daha önceki unvanları olan ...) arasında, İstanbul ... Noterliği'nde yapılan 15.01.1992 tarih ve... yevmiye no.lu Sözleşme ile bütün hakları (kullanma, yayma, çoğaltma vs.) müvekkilime devredilmiştir.'' ifadesine yer vererek sanki hak sahibi ile sözleşme yapmışlarcasına Sayın Mahkemeyi yanılttıklarını,  son bilirkişi raporunda fahiş hatalı olarak davalıların isim ve unvan benzerliğinden faydalanmaya çalıştığının farkına dahi varılamadığını,-Yerel Mahkeme'nin istinafa konu gerekçeli kararında ''....'' kavramını detaylı bir şekilde açıklamış ve müvekkili şirketin 24 yıl boyunca davalıların kullanımına ses çıkarmadığı gerekçesiyle hak kaybına uğradığını savunmuş olduğunu, ''...'''nın Marka hukuku için getirilmiş bir ilke olduğunu, somut olayda uygulama imkanı bulunmadığını, ayrıca tecavüzün sona erdiği ancak buna rağmen davacının sessiz kalma yolunu tercih ettiği durumlarda uygulanacağını, somut olayda ise tecavüz sona ermemiş aksine 21 yıl boyunca devam etmiş olduğunu, bilirkişilerce somut olaya zaman aşımı uygulanamayacağı ancak sessiz kalma yolu ile hak kaybının gerçekleşeceği tespitinin yerinde olmadığını, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hak ihlali söz konusu olduğunda açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı ile ilgili olarak açık bir düzenleme getirmediğini, bu davaların haksız fiile dayandığından zamanaşımı; TBK madde 72 gereğince, zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve herhalde fiilin gerçekleşmesinden sonra on yıllık sürelerdir ve herkesçe bilindiği üzere haksız eylem devam ettiği sürece zamanaşımı/hak düşürücü sürelerin işlemeyeceğini,  kararının kaldırılmasını ve haklı davalarının esastan kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Dava kapsamında alınan ilk raporun, 1995 tarihli değişiklikten önceki durumun özellikleri tartışılmadan düzenlendiği; ikinci rapor ise hem rapora yapılan itirazları karşılamadığı hem de yasanın zaman bakımından uygulanmasına yönelik eksiklikler içerdiği için hüküm kurmaya elverişli bulunmadığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.293/1 maddesinin tarafların dava konusu ile ilgili uzmandan bilimsel mütalaa almasına izin verdiğini, alınan uzman mütalaası ile önceki bilirkişi raporlarının çelişmesi üzerine yerel mahkemece yeni bir bilirkişi raporu alınmasının ise yine hukuka uygun olduğunu, Davacının dilekçesinde sanki diğer raporlar ve diğer delillerden hiç bahsedilmemiş, sadece uzman mütalaasından bahsedilmiş gibi bir izlenim yaratılmaya çalışıldığını, Davacının istinaf başvuru dilekçesinde, taraflarınca istenen bilirkişi incelemesine muvafakatlerinin olmadığından bahsedildiğini, halbuki hakimin herhangi bir tarafın talebi halinde dosyayı tekrar bilirkişiye göndermesi için diğer tarafın muvafakatine ihtiyacı olmadığını, yerel mahkemenin gerekçeli kararının 4. sayfasının 2. paragrafına \"davacının sunduğu ticari sicil kayıtları ve uyap sisteminden alınan ticari sicil kayıtları kapsamına göre...\" şeklinde başlandığını, davacının ticaret sicil kayıtlarının incelenmediği iddiasının yersiz olduğunu, Yerel mahkemenin kararında isabetli olarak, dava konusu sözleşmenin tarafının... şahıs şirketi, mevcut davadaki davacının ise bir tüzel kişi saptamasını yaptığını, her ne kadar davacı şirket, dava konusu sözleşmenin tarafı olan şahıs şirketinin devamı olduğunu iddia etse de, tüzel kişiliğin  malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olduğunu,  bu durumda ise \"mal varlığının bağımsızlığı\" ilkesinin gündeme geleceğini,  bu hususlar çerçevesinde yerel mahkemenin hukuka uygun şekilde \"Dolayısıyla sözleşmenin tarafı olmayan bir tüzel kişiliğin açtığı davanın dinlenebilmesi için mali hakların usulünce davacıya devredildiğinin ispat edilmesi gereklidir. Ancak davacı yan bu yönde delil sunmamıştır.\" dediğini,  davacı tarafın sunduğu Yargıtay kararlarında ise, kararlara konu şirketlerin hiçbirinin şahıs şirketi  olmadığını, sessiz kalma yoluyla hak kaybı kriterlerinin, tüm fikri ve sınai mülkiyet hakları açısından uygulama alanı bulduğunu, davacının, dava konusu ettiği hususta 24 yıldan uzun süredir sessiz kaldığını,  yerel mahkemece hem sessiz kalma yoluyla hak kaybı, hem dürüstlük kuralı, hem zamanaşımı, hem de basiretli tacir kavramı çerçevesinde incelendiğini, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; davalılar tarafından piyasa sürülen 1995 tarihli türkülerimiz ve 2014 tarihli ... şarkısı isimli albümler de davacının fonogram yapımcısı olduğu eserlerin haksız ve hukuka aykırı olarak kullanıldığı iddiası ile tecavüzün durdurulmasına, FSEK 70/2 kapsamında şimdilik 10000 TL maddi, 70/1 kapsamında 50000 TL manevi tazminat ve FSEK 70/3 kapsamında davalıların fiziksel, dijital, mobil, internet ve alanlarda elde ettiği kar için şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.Bilirkişiler ..., ..., ... 14/06/2019 tarihli bilirkişi raporlarında özetle ;  belirtilen yapımların(plakların) mülkiyeti ...- ... 'a ait olduğu, ...-... 'ın yapımlarını ... —...plağa devir etiği ile ilgili bir delile rastlanmadığı, bu açıdan bakıldığında ... plakçılık kendisine ait  olmayan raporda belirtilen yapımları ve eserleri ... ve ... ne 15.01.1992 tarih ve ... nolu sözleşme ile devir ettiğini ve buna hakkı olmadığı görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.Bilirkişiler ..., ..., ....05/02/2020 tarihli bilirkişi raporlarında özetle: ...'ın yapımlarını, .. - ...' a devir ettiğini belgeleyen bir sözleşme ve delile rastlanmadığını,  Bu yönde ara karar oluşturulmasına rağmen belge ibrazında bulunulmadığını, raporda bütün ayrıntılarıyla belirtilen yapımların (Plakların) mülkiyeti .... Şti. — ..'ait olduğu,.... Şti. — ..'a ait olan bu plakların gelirinden doğan tüm maddi, manevi hak ve zararların usulsüzlüğü yapan davalı tarafından geri karşılanması söz konusu olabileceği, Davacı yan 50.000 TL. manevi tazminat talep etmiş olduğundan ,  manevi tazminat yönünden değerlendirme Mahkemeye ait olmakla bu hususta herhangi bir görüş oluşturulamayacağını ,Davalı tarafın eserlerden fiziksel ve dijital ortamlardan elde ettiği karın dosya kapsamında hesaplanmasının mümkün olamayacağından , dava dilekçesinde Davacının talebine bağlı kalınmak suretiyle 10 .000 TL. maddi tazminat ve 10.000 TL. fiziksel ve dijital ortamlarda edinilen kar olmak üzere toplam 20.000 TL maddi zarar bedelinin yerinde olduğu görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.... tarafından düzenlenen Hukuki Mütalaa incelendiğinde: Davacının dayandığı ilk tespitlerin yapım ve alenileşme tarihleri nedeniyle FSEK 80. maddeye göre değerlendirilemeyeceği; haksız rekabet hükümlerine göre talep yapılmadığından  davalı sanatçının kendi icralarına yabancı kılınamayacağı, İlk tespite konu icraları yapan davalının davacı plak firmasına hak devrettiğine ilişkin FSEK 52, madde kapsamında geçerli sonuç doğuran kanıt bulunmadığı, davalının dava dışı ... Plakçılık ... ile sözleşme yaparak mali hakları devraldığı, albümlerin kayıt bantlarını da teslim aldığından çoğaltma ve yayma eylemlerinin meşru olduğunun kabulü gerektiği, Davacının manevi hak ihlali ve manevi tazminat isteme yetisinin ne ilk tespit tarihi ne de 4110 sayılı Kanunla 12.06.1995'te değişik FSEK 80 kapsamında mümkün olmadığı, manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, Bilirkişi raporunun eksik ve yanılgılı değerlendirmeleri nedeniyle hükme esas alınamayacağını, Davalı icracı sanatçının ilk tespitlerin yapıldığı dönemde var olmayan(dolayısıyla açıkça gösterilmemiş) internette iletim, dijital müzik haklarını devrettiğinin ve davacının fonogramlarda, bu mecralar için de hak sahibi olduğunun kabul edilemeyeceğini,  Tecavüz olduğu ileri sürülen olay tarihleri ve dava tarihi dikkate alındığında ihtiyati tedbirde aciliyet şartının gerçekleşmediği de sabit olduğundan ihtiyati tedbir taleplerinin koşullarının oluşmadığını, Davacının fonogram yapımcısı sıfatıyla husumete ehil olmadığını; öte yandan davacının uzun süre sessiz kalmakla dava hakkının düştüğünü bildirdiği anlaşılmıştır. Bilirkişiler ..., ..., ... 12/08/2021 havale tarihli bilirkişi raporlarında; Davacı şirketin davaya konu sözleşmede taraf olmaması ve ... tarafından davacı şirkete sözleşme devrinin yapıldığına ilişkin bir sözleşmenin dosyada olmaması ve dosya davacı tarafından ibraz edilen plakların üzerinde davacı şirketin yapımcı sıfatına dair bir belirlemenin olmaması dikkate alındığında davacı şirketin 16.8.1971 tarihli sözleşme kapsamında hak sahipliği sıfatı ve bu doğrultuda dava açma ehliyetinin  değerlendirilemediğini, Davacının hak sahibi olduğunun kabulü ihtimalinde ise;İcralar üzerinde tespiti gerçekleştirenin hangi haklara sahip olacağının sözleşmenin düzenlendiği ve plakların yayınlandığı tarihte yürürlükte olan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda açıkça düzenlenmemiş olmakla tespiti gerçekleştiren yani plakları yayınlayanın plaklar üzerindeki haklarının korunmasının yine o tarihte FSEK'te yer alan 84 üncü madde ile mümkün olabileceğini, davalı tarafın da kabulün de olduğu üzere daha önce plaklara okunan icraların aynen plaklara okundukları haliyle davalı şirketin çıkardığı fonogramlara alınması nedeniyle FSEK 84 hükmünün ihlalinin gerçekleştiği, Davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin TTK 60'taki mutlak 3 yıllık süre de dikkate alındığında zamanaşımına uğradığı, Tecavüzün durdurulması talebinin ise davalı şirket albümlerinin yayının devam etmesi nedeniyle zamanaşımının söz konusu olamayacağı, ancak dosyadaki bilgi ve belgeler ile taraf iddia ve savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, davalılarca ilk defa 1993 yılında Türkülerimiz albümünde kullanılan şarkılara davacı tarafça ikinci albüm olan 2014 tarihli 40 Yılın 40 Şarkısı adlı albümün çıktığı tarihe kadar olan 21 yıl boyunca ses çıkarmayıp davalılarda oluşturduğu haklı beklenti de dikkate alındığında 2014 yılında da aynı şarkıların başka bir albümde de kullanılmasının da kötüniyetli hareket olarak nitelendirilemeyeceği de dikkate alındığında Takdiri  Mahkemeye ait olmak kaydıyla davaya konu olaysa sessiz kalma yolu ile hak kaybının gerçekleştiği görüş ve kanaatine varıldığının  bildirildiği anlaşılmıştır.Davaya konu uyuşmazlık davacının davaya konu ettiği ve davalı sanatçı tarafından plaklara okunan 13 adet icra üzerinde mali yönden hak sahibi olup olmadığı, davalı şirket tarafından çıkarılan 1995 tarihli Türkülerimiz isimli CD ve ses kasetine ve  2014 tarihli 40 Yılın 40 Şarkısı isimli Double kaset, Double CD, Long play formatındaki fonogramlara, daha önce davacı tarafça çıkartılan plaklardaki icraların birebir aynısının alınıp alınmadığı, hak ihlalinin bulunup bulunmadığı, zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği, sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluşup oluşmadığı, bir ihlal varsa davacının talep edebileceği tazminatın miktarının tayini hususlarına ilişkindir. Dosyada mübrez 16.8.1971 tarihli sözleşmenin davalı sanatçı ... ile ... ( ... plakları sahibi sıfatıyla)  arasında yapıldığı  15.1.1992  tarihli sözleşmenin ise ... ile T...arasında yapıldığı anlaşılmaktadır.Dosya kapsamındaki  ticari sicil kayıtları  kapsamına göre; davacı ...’nin  odaya kayıt tarihinin 24.12.1992 yılı olduğu ve ortaklarının ... ,... ve ... olduğu, eski ortaklarının ise ..., .., ... ... olduğu, yetkililerinin ... olduğu anlaşılmıştır.  24.02.1970 tarih ve  3885 sayılı Türkiye Ticaret keza 05.05.1970 – tarih ve 3942 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde; ''... münteşir firma ilanında gazeteye hatalı dercedilen ''....'' olarak düzeltildiği, 02.08.1972 – tarihli  4614 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde  ''...'' bundan sonraki ticaret ikametgahının ''...'e naklettirdiğini'' ve ''... Plak'' işletme adını kullanacağını bildirdiği, 22.01.1976 tarih ve  303 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde, eski ticaret unvanı ''... Plak-...'' olan şirketin yeni ticaret unvanının ''...-... Plakçılık-...'' olduğunun  tescil ve ilan edildiği, 2.12.1986 tarih   1659 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde; ''... Plak, ... Plakçılık, ...'' unvanı ile  ''Kanuni ve ticari ikametgahı ile sicil numarası yazılı ve ticarete devam eden tacir tarafından verilen dilekçede, meşgalesine başta plak, ses kaseti, video kasetleri olmak üzere her türlü ses ve görüntü cihazlarında kullanılan kaset çeşitlerinin yapımcılığı imalatı ve dahili ticareti toptan plak boş ve kaset bandı boş ve dolu video bandı bunlarla ilgili doldurma işleri müzik eserlerinin yapımcılığı işleri olarak değiştirdiğinin tescil ve ilanını istemiş olmakla'' şeklinde ilan verildiği, 29.12.1992 tarih- 3188 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde ise; ... Plakçılık ve ... Şirketi'nin Şirket Esas Sözleşmesi ilan edildiği, şirketin kurucularının ''..., ... adına velayeten babası ...'' şeklinde belirtildiği,  05.05.1998 tarihli   İstanbul ....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı evrakında her üç firmanın da tarafına ait olduğu, temsile ...’ın yetkili olduğu belirtilmiş, ekindeki imza sirküsünde ise ... ŞTİ adına atılacak imzalarda temsil yetkisinin müştereken kullanılacağı, şirketi müşterek imza ile ... ve ...’in müşterek imza ile temsil edeceğini kararlaştırmış oldukları anlaşılmıştır. Davacı şirketin 16.8.1971 tarihli sözleşme kapsamında  mali hakların sahibi olduğu yönündeki iddiasına yönelik  olarak,  dava konusu sözleşmenin tarafı ve hak sahibi olan \"...\" şahıs firmasının devamı olduğunu ileri sürmüş olup, dosya kapsamında bulunan İstanbul ....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı \"..\" şirket yetkilisi ...'ın;\" (... Plakçılık) ... firmasının  ''Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 02.08.1972 gün ve ... sayılı nüshasında firma adı olarak '... Plak-...' ı kullanacağının tescil ve ilan edildiği, daha sonra firmanın isminin '...Plakçılık ....' olarak değiştirildiği ve bu değişikliğin 12.12.1986 gün ve 1659 sayılı nüshasında ilan edildiği, daha sonraki yıllarda firmanın şirkete dönüştüğü ve '... Plakçılık ...Şirketi' unvanını alarak 29.12.1992 gün ve 3188 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilmek suretiyle resmilik kazandığı, bu değişikliklere ilişkin gazete fotokopilerinin ekli olduğu, değişik isimlerdeki her üç firmanın da tarafına ait olduğunu, değişik firma isimleri ile yapmış olduğu sözleşmelerdeki eserlerin dağıtım ve yayın hakkının şirkete ait olduğunu kabul ve beyan ettiğini\"  kayıt altına aldırdığı anlaşılmıştır.Mahkemece, İstanbul ....Noterliği'nin 5 Mayıs 1998 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi evrakının  okunaklı örneğinin Noterlikten celp edilerek,  geçerli bir mali hak devri  olduğunun kabul edilip edilemeyeceği, davacının dava açma hakkının bulunup bulunmadığının, davalı sanatçı ile dava dışı ... arasında yapılan sözleşmenin geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığından, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf isteminin kabulünün gerektiği anlaşılmıştır.Mahkemenin kabulüne göre de, mahkemece davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, buna yönelik iddianın ispatlanamadığı açıklandıktan sonra, davanın esasına girilerek sessiz kalmak suretiyle taleplerin zamanaşımına uğradığına yönelik gerekçeye yer verilmesi de yerinde olmamıştır. Kaldı ki kabule göre de; davacı vekilinin zamanaşımına yönelik istinaf sebebi incelendiğinde, FSEK 71. Maddesi uyarınca dava konusu eylemin aynı zamanda suç teşkil ettiği, TBK m.72  göre haksız fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa ve ceza zamanaşımı daha uzun ise ceza zamanaşımının uygulanacağının kabul edildiği,  bu nedenle fiilin uzamış ceza zamanaşımına tabi olduğu, FSEK 71. Madde hükmünde öngörülen ceza miktarı göz önüne alınarak, zamanaşımı  süresinin dolup dolmadığının her bir albüm yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan gerekçelerle; mahkemece eksik inceleme ile karar verildiği kanaatine varılmakla,  Mahkemece verilen karar yerinde olmadığından, HMK 355. Madde gereğince, davacı vekilinin sair istinaf sebepleri incelenmeksizin, istinaf başvurusunun  kabulüne, mahkeme kararının 6100 Sayılı HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile;2- İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 07/12/2021 tarih, 2017/584 E. 2021/417 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3- Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesineGÖNDERİLMESİNE 4- İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine, 5- Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 17/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"eb3fbbd434a13b5d","SID":"2c7f45a19845fd78"}}