{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi    21.Hukuk Dairesi    2023/793 Esas 2024/1023  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2023/793<br>KARAR NO\t\t: 2024/1023<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ\t\t: 14/04/2023<br><br>NUMARASI\t\t:  2017/197 Esas   2019/1052 Karar <br>DAVACI\t<br>VEKİLLERİ\t<br>DAVALI\t:<br>DAVA\t: Ortaklığından Çıkma/Şirketin Fesih Ve Tasfiyesi<br>DAVA TARİHİ\t: 16/03/2017<br>KARAR TARİHİ\t: 04/10/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 04/10/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki  ortaklıktan çıkma, şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Elektrik İnş. Taah. Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin 13.03.2012 tarihinde ... tarafından 150.000,00 TL sermaye ile 30 hisseli şekilde kurulduğunu, davalı ...'in şirketin %33 hissesine sahip ortağı olup aynı zamanda 2012 tarihli İş Sözleşmesi ile atanmış şirketin genel koordinatörü olduğunu ve fiili olarak şirketin yurt içindeki işleriyle ilgili sevk ve idare konularının ...’e bırakıldığını, davalının bu süreçte şirket müdürü ve ortağı olan davacıya danışmadan dava dışı firma ve kişilerle şirket zararına olarak işlemler yaptığını, sattığı malların bedellerini tahsil etmediğini, mal bedellerini kendisine aldığını, ayrıca kendi adına kurduğu şirket nedeniyle ortağı olduğu davalı şirketteki görevlerini de aksattığını, yaşanan bu olaylar sebebiyle davacı ...'ın ve ...'in, birçok kez bir araya gelerek ortaklığı sonlandırma konusunu görüştüğünü, davacının 12.10.2016 tarihinde ... ile imzaladığı sözleşme ile şirketteki hisselerini dahi ...’e devretmeyi kabul ettiğini, ancak ...'in, daha sonra bu sözleşmeden caydığını, davalının yine davalı şirket ile aynı sektörde faaliyet gösteren bir şirket kurduğu ve davalı şirketin eski çalışanlarını da bünyesinde toparladığı duyumuna ulaşıldığını, ayrıca şirketten faturasız mal çıkışları yaptığını, davalı şirketin stoklarını gayri resmi şekilde erittiği ve resmi kayıtlarda stokların şişirilmesine de sebebiyet verildiğinin tespit edildiğini, şirket adına keşide ettiği çeklerin karşılıksız çıkması nedeniyle çek bedellerinin müvekkili  tarafından ödenmek zorunda kalındığını, davalının yetkisiz olarak çek keşide  etmesi,  davacının güvenini kötüye kullanması ve  ortağı olduğu davalı şirketle haksız rekabet içinde yer alan davranışları sebebiyle davalı hakkında 16.03.2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına da şikayette bulunulduğunu iddia ederek davalının davacı açısından haklı sebep oluşturan eylem ve işlemleri sebebiyle TTK'nun 638.maddesi uyarınca şirketten bila bedel çıkmasına bu mümkün olmaz ise şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir. <br>\tFer'i müdahil vekili dilekçesinde özetle; davacının iddialarının doğruyu yansıtmadığını, asıl davacının şirket aleyhine işlemler yaptığını bildirerek davanın reddini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece;  çıkmaya izin için ve şirketin fesih ve tasfiyesine yönelik haklı nedenlerin var olduğunun davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; fer'i müdahilin eylemleri nedeniyle müvekkilinin davalı şirket ortaklığından çıkması için haklı nedenlerin oluştuğunu, davalı şirket ortaklığının müvekkili açısından çekilmez hale geldiğini, bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.<br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava;  şirketten çıkmaya izin, bunun mümkün olmaması halinde şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkindir. <br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tDavalı şirketin 13/03/2012 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği,  kuruluşunda 3 ortaklı olduğu, aşamalardaki hisse devirleri neticesinde  dava tarihi itibariyle davacının %67, fer'i müdahil ...'in davalı şirkette %33 oranında ortak olduğu, davacının şirket kuruluşunda 5 yıl süreyle şirket müdürü olarak seçildiği, bu tarihten sonra şirket müdürünü değiştirildiğine dair herhangi bir ortaklar kurulu kararının bulunmadığı, böylelikle dava tarihi itibariyle ve yargılama süresince de davacının şirket müdürü olduğu anlaşılmıştır. \t<br>\tDavada taraf ehliyeti, bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Davada taraf ehliyeti, medeni hukuktaki hak ehliyetinin, medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur. Gerçekten, kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Türk Medeni Kanunu'na göre belirlenir. (TMK md. 8;48). HMK'nın 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir. Hak ehliyeti bulunan her gerçek (TMK md. 8) ve tüzel (TMK md. 48) kişi davada taraf ehliyetine de sahiptir. TMK anlamındaki hak ehliyetinden maksat, hak sahibi olabilme ve borç altına girebilme ehliyetidir. Hak sahibi olmaya ve borç altına girebilmeye ehil olanlara kişi denir. (TMK md. 8;md 48) Kişi olabilmek, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahip olabilmek için tek başına yeterlidir. Medeni Hukuk anlamındaki kişiden maksat, gerçek kişiler ile tüzel kişilerdir. Dava, gerçek ya da tüzel kişi adına yahut gerçek ya da tüzel kişiye karşı açılır. Gerçek kişiler, sağ ve tam doğdukları anda, hak ehliyetine ve dolayısıyla bu andan itibaren davada taraf ehliyetine sahip olurlar (TMK md. 28; HMK md. 50). Cenin de ileride sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahip olur (TMK md. 28/II;md. 582/I). Tüzel kişiler de, hak ehliyetini haiz oldukları andan itibaren (TMK md. 48) davada taraf ehliyetini de haiz olurlar. Burada sözü edilen tüzel kişilerden maksat, özel hukuk tüzel kişileridir. Özel hukuk tüzel kişileri ise dernekler, vakıflar, sendikalar ve ticaret ortaklıklarıdır. Dava, özel hukuk tüzel kişisi adına yahut özel hukuk tüzel kişisine karşı açılır. (Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku cilt 1, Ankara 2016, sh 485 vd.; Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 243 vd.)<br>\tDavada taraf ehliyeti, taraflara ilişkin dava şartları arasında yer alır (HMK md. 114/I-d). Dolayısıyla, davanın her aşamasında mahkemece re'sen araştırılabileceği gibi taraflar da davanın her aşamasında taraf ehliyetinin bulunmadığı hususunu ileri sürebilirler. Taraf ehliyeti, dava şartlarından olduğu için ilke olarak taraf ehliyetinin yokluğunun tespiti halinde dava şartı noksanlığından ötürü mahkemenin davayı usulden reddetmesi gerekir. (Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku cilt 1, Ankara 2016, sh 485 vd.; Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 250).\t<br>\tKural olarak, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin, dava takip yetkisi de vardır; davayı açanın dava takip yetkisine de sahip olması gerekir. Ancak bazı istisnai durumlarda, davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti mevcut bulunmasına karşın, bu kişinin dava takip yetkisi mevcut olmayabilir. Örneğin, hakkında iflas kararı verilen kişinin (müflisin), iflas masasına giren mallar üzerindeki tasarruf yetkisi sınırlanır ve müflisin her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüz olur (İİK md. 191). İflas masasının yasal temsilcisi (kanuni mümessili) olan iflas idaresi  (İİK md. 227), tasarruf yetkisini kullanır ve müflisin taraf olduğu takiplerde (İİK md. 193) ve hukuk davalarında (İİK md. 194), istisnai durumlar hariç, davayı takip yetkisi iflas idaresine ait olur. Bu nedenle, müflisin bu hukuk davalarında (taraf ehliyeti ve dava ehliyeti mevcut olmasına rağmen) davayı takip yetkisi bulunmamaktadır. Dava takip yetkisi, bu yetkiye sahip olanın usuli işlemleri yapma ve talep sonucu hakkında hüküm elde etme ehliyeti (yetkisi) anlamına gelir. Bu anlamı ile davada sıfattan farklıdır. Çünkü sıfat maddi hukuka ilişkindir. Dava takip yetkisi ise şeklidir ve usule ilişkindir. Bu yetkinin bulunması gereken davalarda yetkiye sahip olmayanın açtığı dava, dava şartı yokluğundan dolayı usulden reddedilir. Çünkü davayı takip yetkisi HMK'nun 114/1-e maddesi uyarınca dava şartları arasında sayılmıştır. Dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilir. (Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz; Medeni Usul Hukuku 1. Baskı Ankara 2016 sh 257-258). <br>\tTaraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi  HMK'nun 114. maddesinde dava şartları arasında sayıldığından, HMK’nun 115/1. maddesi uyarınca yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekmektedir. Mahkemece bu husustaki dava şartlarının gözetilmemesi halinde istinaf yargılaması evresinde, taraflara ilişkin yukarıda yer alan dava şartlarından birinin noksanlığı tespit edilmişse (ki dava şartları kamu düzeninden olduğu için, taraflar ileri sürmemiş olsa bile Bölge Adliye Mahkemesi bunun HMK'nun 115. maddesinin 1. fıkrası ve 355. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca re'sen gözetmek zorundadır) dosya üzerinde ilk derece mahkemesinin kararının esastan incelenmesine geçilmeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verilir (HMK md. 353). Temyiz evresinde yukarıda belirtilen dava şartlarından birinin eksikliği tespit edilmişse, bu durumda, Yargıtayca verilecek olan karar, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının HMK'nun 371. maddesinin (b) bendi uyarınca bozulması kararıdır.(Prof. Dr. Süha Tanrıöver, Medeni Usul Hukuku cilt 1, Ankara 2016, sh  486,497,512).\t<br>\tBu açıklamalar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesine gelince; <br>\tİşbu davada  davacı şirket müdürü olup, davalı şirketin feshi istemiyle açtığı davada davacı ile davalı şirket arasında  menfaat çatışması bulunduğundan mahkemece davalı şirkete temsil kayyımı tayin edilmesi için gerekli işlemlerinin yapılması için süre verilmesi ve taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken davanın yazılı gerekçeyle reddine yönelik verilen karar usul ve yasaya aykırıdır. <br>\tTaraf ehliyeti dava şartlarından sayılmıştır. Taraf ehliyetine ilişkin sakatlık adil yargılanma ilkesinin ihlali niteliğinden olup, kamu düzeni çerçevesinde re'sen gözetilmelidir. Taraflara ilişkin temel usul kurallarının ihlali de mutlak istinaf sebebidir. Bu husus her davada aranan genel şarttır (Tolga Akkaya, Medeni Usul Hukuk İstinaf, sh.197). Dava şartlarının HMK’nun 115/1. maddesi uyarınca yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir. İlk derece mahkemesince bu husustaki dava şartının gözetilmemesi halinde istinaf yargılaması evresinde, dava şartı yokluğu tespit edildiğinde HMK'nun 115/(1) ve 355/(1). maddeleri gereğince re'sen gözetilmesi zorunludur. Bu hale göre davacının davalı şirketin müdürü olup, dava ve dava tarihi itibariyle yargılama süresince şirkete yeni müdür atanmadığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 355. maddesi gereğince kamu düzenine aykırılıktan ötürü davacı vekilinin istinaf başvurusunun diğer istinaf başvuru sebepleri incelenmeksizin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 355.maddesi gereğince kamu düzenine aykırılıktan ötürü davacı vekilinin diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının HMK'nın 353/(1)-a.4.maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve taktiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\t<br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;  <br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.4 maddesi gereğince KABULÜNE,  <br>\t2-Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14/04/2023 tarih 2017/197 Esas 2019/1052  Karar sayılı kararının  KALDIRILMASINA, <br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,\t<br>\t4-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL istinaf karar harcının talebi halinde davacıya iadesine, <br>\t5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.4 maddesi uyarıca  kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi 04/10/2024<br><br><br>Başkan-             Üye -             Üye -                Zabıt Katibi -<br><br><br>    Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e038b2269da187b4","SID":"b4245d1cc7e854f5"}}