{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1103 <br>KARAR NO: 2024/1447<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 04/02/2021<br>NUMARASI: 2019/414 Esas - 2021/134 Karar <br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali  (Bayilik Sözleşmesinden Kaynakalan)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, taraflarca istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen .../... bayiliği sözleşmesinde, davalının ödemesi gereken 3,050,000,00 TL cari hesap  alacağının uyarılara rağmen ödenmediğini, alacağın tahsili için İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu, takip sonrası ödeme yapılmamasına rağmen yapılan bir kısım kayıt düzeltmeleri ve kayden ödemeler sonucu bakiye 1,249,950,33 TL borç kaldığını ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin uzun süredir davacı şirketin bayiliğini yaptığını, Zeytinburnu İlçesinde bulunan tesiste davacıya ait otomobillerin satış işlemleri ile servis hizmetleri ve toptan yedek parça satımının yapıldığını, 2014 yılında müvekkilinin bir müşterisinin mali zorluk yaşaması nedeniyle,  müvekkilinin de mali sıkıntılar yaşamaya başladığını, davacı şirkete yapılacak ödemelerde aksaklıklar yaşanacağının öngörülerek bir takım görüşmeler yapıldığını, bayilik  faaliyetlerinin yürütülmesi ve davacıdan otomobil ile  yedek parça alımının sağlanması için bankalardan DBS (doğrudan borçlanma  sistemi) ile borçlanıldığını, bu sistem sayesinde davacının da tahsilat riskinin bulunmadığını, ancak 2014  yılı Ekim ayında mali sıkıntıların başlaması ile tarafların bir araya gelerek davacının alacaklarının güvenceye alınması ve borçların  ileri bir vadede  ödenmesi için anlaşmaya vardıklarını, müvekkilinin bu anlaşmaya göre faaliyetlerini sürdürdüğünü ve %80 payı şirket yönetim kurulu  başkanı ...’a ait olan Zeytinburnu İlçesi ... ada ... parseldeki üzerinde servis binası bulunan  taşınmazda davacı lehine birinci dereceden ipotek tesis edildiğini, oluşan ve oluşacak borçların  tasfiyesine dair anlaşma  kapsamında,  anlaşma  tarihi  olan 11.12.2014  tarihi  itibarı ile  15.969.399,66 TL borcun  1 yıl  boyunca cari hesap şeklinde  takip edilmesi,  yani  bir yıl  boyunca borcu ilişkin ödemelerin ertelenmesi konusunda anlaşmaya varıldığını, anlaşmanın 1.2 maddesinde, bayinin ...’a azami 30.000,000,00 TL’ sına kadar oluşacak borçların teminatı olarak yönetim kurulu başkanı ...'a taşınmaz üzerinde beşinci dereceden ve serbest dereceden istifade edecek şekilde ipotek kurulmasının kararlaştırıldığını, anlaşmanın 1.3 maddesinde, ipoteğin serbest dereceden istifade hakkı bulunduğundan ön sırada bulunan ipoteklerin on gün içinde kaldırılması ile birinci dereceye yükseltileceğinin kararlaştırıldığını, anlaşmanın 1.6. maddesi ile ..., bayinin işbu anlaşma tarihi itibarı ile toplam 15.969.399,66 TL olan borcunu anlaşma tarihi itibarı ile başlamak ve bir yıl müddetle devam etmek üzere aşağıdaki esaslar dahilinde, kendi nezdinde oluşacak bir cari hesapta takip edileceğinin kararlaştırıldığını, anlaşmanın 1.7. maddesi ile ...'ın yukarıdaki kefalet limitine dahil olarak bu borca ilaveten bayiye alımlar için 7,000,000,00 TL imkân tanıyacağının belirlendiğini, anlaşmanın 2.3. maddesinde ise yukarıdaki maddeler uyarınca tahakkuk ettirilen faizlerin üçer aylık dönemler halinde ana paraya eklenerek tekrar faiz yürütüleceğini, 2.4.maddesinde ise yıllık faiz oranının, Hazine tarafından ihraç edilen gösterge niteliğindeki devlet tahvilinin işlem günü geçekleşen ortalama faizine (gösterge faizi anlaşma tarihindeki 8,15) 200 puan eklemek sureti ile hesaplanan faiz oranı olup buna göre tahakkuk ettirileceğinin belirlendiğini, sözleşmenin 2.8. maddedesinde açıklanan cari hesap dönemi başlangıçlarında ilgili döneme uygulanacak faiz ve uygulanacak oranı, dönem başında gösterge faizi + 2,00 puan formülü ile belirleneceğini, ...'ın ilgili dönemde uygulanacak gösterge faizinin değişikliğini bayiye her üç aylık dönemin başında bildirileceğini, değiştirilen oranların bayiye bildirilmeden uygulanmayacağını, anlaşmanın 2.8.maddesi ile cari hesap dönemi anlaşma tarihinden itibaren üç ay olduğu ve bu süre sonunda hesabın kapatılacağı, hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbirinin alacaklı veya borçlu olamayacağı, hesabın kesilmesi ile hesapta artan tutarı gösteren bir ihbarnamenin diğer tarafa usulüne uygun şekilde gönderileceği, ihtarı alan tarafın aynı yolla bir ay içinde itiraz etmemesi halinde bakiyenin kabul edilmiş sayılacağını, anlaşmanın 2.9. maddesinde işbu, anlaşmanın cari hesap hükümlerinin dört hesap dönemi için yapıldığı ve dördüncü dönem sonunda yenilenmeyeceği, son hesap dönemi sonunda tarafların cari hesaptaki alacaklarını tahsil edecekleri, ancak buna rağmen tarafların her birinin diğerinden alacaklarını her bir dönem sonunda talep ve tahsil hakları saklı olduğunu, bu maddelere göre şirket yöneticisinin adına kayıtlı taşınmazlardaki ipotekleri kaldırması ile serbest dereceden istifade eden davacının birinci dereceye geldiğini, bu şekilde davacı şirketin müvekkili şirketin faaliyetlerinin devamı için 7,000,000,00 TL imkân tanıdığını, müvekkili şirketin 15.969.399,66 TL tutarındaki borcu ile ilgili olarak cari hesap hükümlerinin uygulanarak bir yıllık süre tanındığını, sözleşmenin 11.12.2014 tarihinde imzalandığını ve cari hesap döneminin sözleşme tarihinden itibaren üç ay olduğunu, cari hesap hükümlerinin dört hesap dönemi için kararlaştırıldığını, cari hesap hükümlerinin 2015 yılı Aralık ayında sona erdiğini, bu dönemde yıllık faiz oranının, gösterge faizi+2,00 puan olduğunu, 3 aylık ilk dönem için faiz oranının 8,15+2=10,15, ikinci üç aylık dönem için 8,80+2=10,80, üçüncü 3 aylık dönem için 9,76+2=11,76, dördüncü 3 aylık dönem için 11,44+2=13,44 olduğunu, bileşik faizin üçer aylık 4 dönem için geçerli olduğunu, bundan sonraki süreçte faize faiz işletilmeyeceğini, buna göre müvekkilinin, davacıya tam garanti vererek bayilik ilişkisini sürdürmek için 11.12.2014 tarihli  anlaşmayı imzaladığını, anlaşmanın bir yıl  boyunca sorunsuz şekilde devam ettiğini ve anlaşma süresinden sonra 15.969.399,66 TL tutarındaki cari hesap  hükümleri çerçevesinde bir yıl ertelenen borcun 3’er aylık 4 cari hesap dönemi boyunca işlemiş faizi ve faizin  faizi ile birlikte 18.003.987,47 TL  olarak  davacıya ödendiğini, ödemenin bir kısmının şirket yöneticisi ...’a ait olan taşınmazın %37 oranındaki  hissesinin satışından  tahsil edildiğini, satış sonrası ...’ın bahsi geçen taşınmazdaki hisse oranının %43'e düştüğünü, kalan paylardaki davacı lehine konan ipoteğin kaldırılmadığını, buna rağmen 2015 yılında sözleşme gereğince uygulanan vade farkı hesaplamaları sonucu kesilen faturalardan vazgeçilmediğini, 2016-2017 yıllarında uygulanan  faiz oranı için müvekkili şirketin hiçbir onayı olmaksızın faiz oranının %16,80‘ne yükseltildiğini ve davacı şirketçe her ay olmak üzere vade farkı faturası düzenlendiğini, tek taraflı belirlenen bu oran üzerinden her ay bileşik faiz uygulanarak, fatura düzenlenmesinin sözleşmeye aykırı olduğunu, bayiliğin sürdürülmesi için düzenlenen faturalara itiraz edilmediğini, davacının ise müvekkilinin zor durumundan  faydalanmak sureti ile  yüksek faiz oranı uygulayarak fatura düzenlediğini, davacının 2017 yılında İstanbul ... İcra  Müdürlüğünün ... Esas sayılı  dosyasından  ipoteğin paraya  çevrilmesi yolu ile icra takibi başlattığını ve akabinde taşınmazın haricen satılarak  borcun ödenmesi gerektiğini,  müvekkilinin bu nedenle de zarara uğradığını, taşınmazın  satım bedeli olan 30.000.000,00 TL'nin ödenerek borcun kapatılması hususunda görüşmeler yapıldığını, ancak düzenlenen protokolün imza eksikliğinin tamamlandıktan sonra iletileceğinin bildirilmesine rağmen bu eksikliğin giderilmediğini, ipotekli taşınmazın satışı sonrası 30.000.000,00 TL'nin borçtan düşüldüğünü, satış sonrası müvekkilince yeni bir yer kiralandığını, davacı şirket yetkililerinin bu yere sözlü onay vermeleri nedeniyle yerin kiralandığını, ancak bu süreçte dava konusu takibin başlatıldığını, şirket yetkilisine ait ipotekli taşınmazın satışından elde edilen 30.000.000,00 TL'nin mahsubuna rağmen takip başlatılmasının kötü niyetli olduğunu, müvekkiline ürün satılmadığı gibi hukuka aykırı şekilde %16,80 oranı üzerinden 2016-2017  yıllarına  faiz işlettiğini, 2016-2017 yıllarına ilişkin cari hesap sözleşmesi olmamasına  rağmen bileşik faiz  uygulandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...taraflar arasındaki cari hesap sözleşmesinin dayanağı bayilik sözleşmesinin varlığı ve geçerliği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasında 11.12.2014 tarihinde akdedilen ... Markalı Motorlu Taşıtların Satışı ve/veya Servis ve/veya Yedek Parçaların Dağıtımı Bayilik Sözleşmesi Çerçevesinde Oluşan ve/veya Oluşacak Borçların Tasfiyesine Dair Anlaşma m. 2.9 incelenmesinde, 'İşbu anlaşmanın Cari Hesap hükümleri dört hesap dönemi için yapılmış olup dördüncü dönem sonunda yenilenmeyecek ve bu son hesap dönemi sonunda taraflar cari hesaptaki alacaklarını tahsil edecektir. Ancak buna rağmen tarafların her birinin yekdiğerinden alacaklarını her bir dönem sonunda talep ve tahsil hakları saklıdır' hükmünün yer aldığı,  bu sözleşme çerçevesinde bir sene için Hazine tarafından ihraç edilen gösterge niteliğindeki devlet tahvillerinin ortalama faizine 2 puan ilave edilmesi bulunacak faiz oranı kabul edilmiş olup üçer aylık dönemler halinde güncellenmiştir. Söz konusu cari hesap sözleşmesinin dört hesap dönemi için yapıldığı, sözleşme m. 2.8 uyarınca cari hesap döneminin anlaşma tarihinden itibaren üç ay olarak belirlendiği, dolasıyla sözleşmenin 12 ay  için akdedildiği, 2015 yılı Aralık ayı itibari ile sona erdiği, faizin belli devreler sonunda anaparaya eklenmesi ve bundan sonra anapara ve faizlerden oluşan yeni tutara tekrar faiz yürütülmesi halinde bileşik faiz uygulamasının söz konusu olacağı, bileşik faizin ancak kanun koyucunun izin verdiği durumlarda uygulanabileceği, TTK m. 8/2' de, 'Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz' hükmünün yer aldığı, dava konusu olayda cari hesap sözleşmesinin taraflarının anonim şirket sıfatını haiz tüzel kişi tacirler olduğu, olayda yalnızca cari hesap sözleşmesi süresince bu ilişkiden kaynaklı borca bileşik faiz yürütülmesinin mümkün olduğu, ancak cari hesap sözleşmesinin dördüncü hesap döneminin sonundan itibaren artık taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı alacaklara bileşik faiz uygulanmasının hukuka aykırılık teşkil edeceği anlaşılmıştır. Ayrıca ... Oto' nun faiz faturalarını aylık olarak kestiği ve üçer aylık dönemleri dikkate almadığı, bu sebeple de kesilen faizin faizi faturalarının da hukuka aykırı olduğu anlaşılmıştır. Vade farkı açsından yapılan değerlendirmede, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 27.06.2003 tarihli ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı kararında '… faturanın sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için TTK.nun 23/2. maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Faturadaki gecikme halinde vade farkı alınacağına ilişkin kayda itiraz edilmemesi, faturada yer almakla birlikte taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın da kabul edildiği anlamına gelmez. Vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriğinden olmayıp, yasal sürede itiraz edilmedi diye kabul edilmesinin ağır bir sonuç doğuracağı; faturadaki vade farkı uygulanır ibaresinin yazılması halinde TTK.nun 23/1. maddesindeki karinenin uygulama alanı bulmayacağı, zira fatura sözleşme olmadığı gibi, faturaya itiraz edilmemesinin de ona sözleşme niteliği vermeyeceği kabul edilmiştir' ifadelerine yer verildiği,  taraflar arasında vade farkına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, faturalarda vade farkına yer verilmesinin ve buna itiraz edilmemesinin fatura içeriğinin vade farkı açısından kabul edildiği sonucunu doğurmayacağı, vade farkı talep edilebilmesi için mutlaka bu konuda bir sözleşme bulunması gerektiği veya taraflar arasındaki daha önceki ticari ilişkilerde bu hususun teamül haline gelmesi gerekeceği, ( Y. 19. HD. 14.12.2005 T., 2005/4070 E., 2005/12528 s. K., 02.05.2005 T., 2005/1 E., 2005/4890 s. K.) ... A.Ş. ile davalı ... Sanayi A.Ş. arasında bir cari hesap ilişkisi bulunduğu  ve 2015 yılında yapılan dönemsel faiz uygulaması ile bir teamül haline geldiği iddia edilse de davada bayilik sözleşmesinde anapara borcu için herhangi bir vade farkı oranı belirlenmediği, ...'nun üretici ve distribütör olması sebebiyle baskın konumda bulunarak faiz oranını yıllık %16,80 olarak belirlemiş olması ve bunu tebliğ etmiş olmasının hukuken kabul edilemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle ve neticeten vade farkı uygulamasının Merkez Bankası avans faizi olan 2016 için %10,5 ve 2017 yılı için %9,75 oranları üzerinde yapılması gerektiği ve faize tekrardan bileşik faiz hesaplanmaması gerektiği, bu şekilde yapılan hesaplamaya göre ... Oto'nun ... Oto'ya 3.490.165,44 TL fazla ödeme yaptığının anlaşıldığı, dava açılış tarihi itibariyle ... Oto'nun ... Oto'dan 3.490.165,44 TL -1.249.950,33 TL = 2.240.215,11 TL alacaklı olduğu anlaşılmakla...\" gerekçesiyle davanın reddine, davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 04.01.2007 tarihinde düzenlenen ... Markalı Motorlu Taşıtların Satışı ve/veya Servis ve/veya Yedek Parçaların Dağıtımı Bayilik Sözleşmesi kapsamında ödenmesi gereken cari hesap borçlarının zamanında ödenmemesi üzerine, 11.12.2014 tarihinde  bir yıl süreli, ... Markalı Motorlu Taşıtların Satışı ve/veya Servis ve/veya Yedek Parçaların Dağıtımı Bayilik Sözleşmesi Çerçevesinde Oluşan ve/veya Oluşacak Borçların Tasfiyesine dair Anlaşması düzenlendiğini, bayilik sözleşmesine ek olarak yapılan borçların tasfiyesine dair anlaşması belirlenen süre bitiminde sona erse de, taraflar arasında bayilik sözleşmesine dayalı ticari ilişkinin devam ettiğini ve davalının yeni borçlarının doğduğunu, cari hesap bakiyesi olan 3.050.000,00 TL'nin tahsili amacıyla İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında başlatılan takibe  yönelik itirazın haksız olduğunu, takip sonrası cari hesaptaki kaydi ödemelerle sönmesi nedeniyle bakiye  1.249.950,33 TL'sına yönelik itirazın iptali davası açıldığını, mahkemece davanın reddine ilişkin verilen kararın eksik inceleme ile verildiğini, Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında hatalı değerlendirme yapıldığını, anılan raporlarda davalının 3.490.165,44 TL- 1.249.950,33 TL=2.240.215,11TL alacaklı olduğunun belirlendiğini, Sözleşme ilişkisinde davalının ödemesi gereken 3.050.000,00 TL borcunu ödememesi nedeniyle takip başlatıldığını, ancak kayden yapılan ödemeler nedeniyle davanın daha düşük miktar üzerinden açıldığını, taraf kayıtlarının incelenmesi halinde esasında nakden veya havale yoluyla böyle bir ödemenin bulunmadığının rahatlıkla anlaşılacağını, müvekkilinin tahsilat yapmadığını, sadece vade farkı alacağı tahahhuk ettirildiğini, bu nedenle tahakkuk ve tahsilat kavramlarının anlaşılması gerektiğini, alacağın tahakkuk ettirilmesinin tahsil edildiği anlamına gelmediğini, bilirkişi incelemesinde de davalıya fazladan ödendiği iddia edilen 2.240.215,11 TL'ye ilişkin herhangi bir tahsilat kaydı veya belgeye dayalı bir gerekçe gösterilmediğini, sadece hesaplamayla yetinildiğini, bunun da eksik incelemeyi gösterdiğini, Müvekkilince ikrar edilmiş bir tahsilat beyanı bulunmadığını, dava dilekçesinde dahi alacağın kayden ödendiğinden söz edilerek talep edilen bedelde indirime gidildiğin vurgulandığını, bu beyanla tahsilat yapılmadığına dikkate çekildiğini, davalı tarafından fiilen yapılmış bir ödeme bulunmadığını, cari hesaplarda yapılan düzenlemelerin kayden yapıldığını, bilirkişilerin belirttiği gibi müvekkilince tahsil edilmeyen bir bedel üzerinden, davacının borçlu çıkarılmasının hatalı olduğunu, eksik inceleme ile müvekkilinin zarara uğratıldığını, Taraflar arasında vade farkı uygulamasının teamül haline geldiğini, bayilik sözleşmesinin gözardı edilerek sadece borç tasfiyesi sözleşmesine odaklanılması nedeniyle eksik inceleme yapıldığını, oysa ödemelerde bayilik sözleşmesi ile \"C\" ekinde satış bedellerinin ödenmesinde uygulanacak şartların  (faiz, vade vb) ... tarafından  bayilere tebliğ edileceğinin belirlendiğini, sözleşme ile ...'ın tesbit ve tebliğ edeceği ödeme şartları (peşinat, vade, faiz, risk payı v.b.) dahilinde satış yapılacağının belirlendiğini, ayrıca tasfiye sözleşmesinde de oluşan ve/veya oluşacak borçlara bu anlaşma ile vade farkı talep edilebileceği konusunda mutabakata varıldığını, sözleşme ile yıllık faiz oranının hesaplanma biçimi ve bileşik faiz uygulanabileceğin hüküm altına alındığını, faiz oranlarının ... tarafından \"bayilik sözleşmesi\" çerçevesinde yayınlanan ... ile davalı bayiye duyurulduğunu, borç tasfiye sözleşmenin bir yıl süre ile akdedilmesi sebebiyle bu sözleşmeye istinaden vade farkı ve bileşik faiz talep edilemeyeceğinin kabul edildiğini, ancak asıl bayilik sözleşmesi  yanında dava dosyasında mevcut sunduğumuz ...ler ve vade varkı faturaları dikkate alındığında taraflar arasındaki ticari ilişkinin ve cari hesap ilişkisinin bu bir yıllık sözleşme bitiminden sonra da devam ettiğini, bu önemli noktaların dikkate alınmadan karar verilmesinin hatalı olduğunu, taraflar arasında vade farkı faiz uygulamasının bir teamül haline geldiğini, Vade farkı uygulamasının teamül haline gelmesi nedeniyle vade farkı oranın da usul ve yasaya uygun olarak belirlendiğini, müvekkilinin üretici ve distribütör olması sebebiyle baskın konumda bulunarak faiz oranını yıllık %16,80 olarak belirlenerek  tebliğinin kabul edilemeyeceğine ilişkin gerekçenin hatalı olduğunu, 09.03.2020 tarihli bilirkişi raporu ile de, taraflar arasındaki sözleşme ile herhangi bir faiz oranı öngörülmediğinden, TBK'nın 88. maddesi uyarınca faiz oranının hesaplanmasının, ticari ilişki nedeniyle mümkün olmadığının belirlendiğini, bu maddeye göre, yıllık faiz oranının sözleşmeyle kararlaştırılabileceğini, taraflar tacir olduğundan TBK'daki bu sınırlamanın uygulanamayacağını, TBK'nın 88/2.maddesinin adi işlere uygulanacak faiz oranını sınırlandırdığını, cari hesabın TTK'da düzenlenmesi nedeniyle sözleşmeye olmadığı takdirde teammüle göre faiz oranın belirlenmesi gerektiğini, taraflar arasında dönemsel faiz uygulamasının bir teamül haline gelmesi nedeniyle TTK'nın 90.maddesine uygun borç belirlendiğini, tasfiye sözleşmesinin 2.4 maddesindeki, \"Yıllık Faiz oranı, hazine tarafından ihraç edilen gösterge niteliğindeki devlet tahvilinin işlem günü gerçekleşen ortalama faizine(Gösterge Faizi) (Anlaşma tarihinde 8,15)200 puan eklenmek suretiyle hesaplanan faiz oranı olup buna göre tahakkuk ettirilecektir. Aşağıda 2.8 maddede açıklanan cari hesap dönemi başlangıçlarında, ilgili döneme uygulanacak faiz oranı, dönem başındaki Gösterge faizi+2.00 puan formülü ile belirlenir.\" hüküm uyarınca, borcun belirlendiğini, oranların tamim yoluyla davalıya gönderildiğini, ayrıca vade farkı faturalarına herhangi bir itiraz sunulmadığını, bu nedenle usulüne uygun şekilde vade farkı işletilmesinin doğru olduğunu, aksi düşünülse dahi TBK'nın 88/2.maddesi kapsamında hesap yapıldığında yine davalıya işletilen vade farkı oranına ulaşılacağını, bu hesaplamaya itiraz edildiğini ve alınan 18.11.2020 tarihli ikinci raporda itirazların dikkate alınmadığını, Mahkeme gerekçesinde müvekkilinin üretici ve distribütör olması sebebiyle baskın konumda bulunarak faiz oranının yıllık %16,80 olarak belirlendiğinin belirtildiğini, bu gerekçenin hiç bir hukuki dayanağının bulunmadığını, ticari işlerdeki sözleşe serbestiyeti çerçevesinde işlem yapıldığını, müvekkilinin, bayisine yardım etmek istemesi nedeniyle tasfiye sözleşmesi düzenlendiğini, vade farkı oranına ilişkin hükmün bu nedenlerle hatalı olduğunu, Taraflar arasındaki sözleşmeye göre vade farkı talep edilebileceğini, bu konuda tammül oluştuğunun daha önce de açıklandığını,  oluşan ve/veya oluşacak borçların tasfiyesine dair anlaşma her ne kadar bir yıl süreli akdedilse de ana para borç bakiyesinin davalı tarafından ödenmemesi nedeniyle cari hesap ilişkisinin zımnen devam ettirildiğini, bu kapsamda düzenlenen vade farkı faturalarına itiraz edilmediğini, gönderilen Tamimler çerçevesinde herhangi bir aksi görüş bildirmediğini, ana para borcu bitmediğinden ve davalı tarafça vade faturalarına ve yayınlanan Tamimlere itiraz edilmediğinden taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin sona ermediğinin kabulü gerektiğini, vade farkının doktrinde anapara faizi olarak nitelendirildiğini, bu kapsamda, cari hesaba kaydedilen alacaklara vade farkı işletilebileceğini, ayrıca TTK'nın 8/2. maddesindeki şartlarının gerçekleşmesi halinde bileşik faiz talep edilebileceğini, akdedilen sözleşme ile TTK'nın 8. maddesine  uygun olarak bileşik faiz istenebileceğinin düzenlenmesi karşısında mahkeme gerekçesinin hatalı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.Davalı vekili, katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemece davanın reddine karar verilmesine rağmen, müvekkilinin mağduriyetine neden olan davacıdan kötü niyet tazminatı alınmamasının hatalı olduğunu, davacının 3.050.000,00 TL asıl alacak üzerinden icra takibine başlamasına rağmen 1.249.950,33 TL üzerinden dava açmasının kötü niyeti gösterdiğini, bileşik faiz uygulanmasına ilişkin 3095 sayılı Kanun'un ve TTK'nın 8. maddesindeki cari hesap hükümlerinin dikkate alınmadan talepte bulunan davacının kötü niyetli olduğunu,  bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddi ile kötü niyet tazminatının tahsiline karar  verilmesini talep etmiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca  iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında 04.01.2007 tarihinde düzenlenen ... marka motorlu araçların satışı ile servis ve yedek parça dağıtımına ilişkin bayilik sözleşmesinin imzalanması ile bayilik sözleşmesi ilişkisi başlamıştır. Bu sözleşme kapsamında davalı, davacı şirketin satış ve servis bayiliğini üstlenmiştir. Sözleşmenin 58.maddesine göre feshe kadar geçerli olan süresiz sözleşmenin ifası sırasında davalı bayinin bir kısım borçlarını ödeyememesi üzerine tarafların 11.12.2014 tarihli  “... Markalı Motorlu Taşıtların Satışı ve/veya Servis ve/veya Yedek Parçaların Dağıtımı Bayilik Sözleşmesi Çerçevesinde Oluşan ve/veya Oluşacak Borçların Tasfiyesine Dair Anlaşma” imzalanmıştır. Anılan sözleşme ile davalının oluşan borçları belirlenmiş ve bu borçlara bir yıl süre ile cari hesap hükümlerine ilişkin bileşik faiz uygulanacağı kabul edilmiştir. Sözleşmenin bir kısım hükümleri TTK'nın 89 ve devamı maddelerinde düzenlenen cari hesap sözleşmesi niteliğindedir. TTK'nın 89. maddesinde; \"İki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesidir. Bu sözleşme yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz.\" düzenlemesi bulunmaktadır. Taralar arasında düzenlenen ve mevcut borçların yapılandırılarak ödenmesi esaslarını düzenleyen ek sözleşmenin esas sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olması (3.4.madde) karşısında sözleşmenin uyuşmazlığa uygulanacak hükümlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Sözleşmenin 1.2. maddesinde; \"Bu çerçevede, Bayinin ...’a azami 30.000.000- TL na kadar oluşacak borçlarının teminatı olmak üzere Bayinin ortağı ve yönetim kurulu üyesi ..., söz konusu meblağa tamamen kefil olarak ve bu sıfatla tapuda İstanbul İli, Zeytinburnu, ... Mahallesi ... ada ... sayılı parselde kayıtlı İki Bodrum ve Zemin Katlı Kagir Oto Bakım ve Koruma Servisi vasfındaki gayrimenkulü üzerine ... lehine 5. derecede ve serbest dereceden istifade hakkı ile ipotek edecektir.\", sözleşmenin 1.3. maddesinde \"Bu ipotek serbest dereceden istifade hakkıyla tesis edileceğinden ön sıralardaki ipoteklerin on gün içinde kaldırılmasıyla 1.ci dereceye yükseltilecektir.\"; 1.6. maddesinde, \"..., Bayinin işbu anlaşma tarihi itibariyle toplam 15.969.399,66 TL olan borcunu işbu Anlaşma tarihi itibariye başlamak ve bir yıl müddetle devam etmek üzere aşağıdaki esaslar dâhilinde, kendi nezdinde oluşacak bir cari hesapta takip edecektir.\"; 1.7. maddesinde \"... yukarıdaki kefalet limitine dahil olarak bu borca ilaveten Bayie ...’tan yapacağı alımlar için 7.000.000,00 TL’lık imkan tanıyacaktır.\"; 2.3. maddesinde, \"Yukarıdaki madde uyarınca tahakkuk ettirilen faizler üçer aylık dönemler halinde ana paraya eklenerek tekrar faiz yürütülecektir.\"; 2.4.maddesinde, \"Yıllık Faiz Oranı, Hazine tarafında ihraç edilen gözterge niteliğindeki devlet tahvilinin işlem günü gerçekleşen ortalama faizine (gösterge faizi) (Anlaşma tarihinde8.15) 200 puan eklenmek suretiyle hesaplanan faiz oranı olup buna göre tahakkuk ettirilecektir. Aşağıda 2.8 maddede açıklanan cari hesap dönemi başlangıçlarında, ilgili döneme uygulanacak faiz oranı, dönem başındaki Gösterge Faizi + 2.00 puan formülü ile belirlenir. ..., ilgili dönemde uygulanacak Gösterge Faizinin değişikliğini Bayiye her üç aylık dönemin başında bildirecektir. Değiştirilen bu oranlar Bayie bildirilmeden uygulamaya konu edilemez.\"2.8. maddesinde, \"Cari hesap dönemi anlaşma tarihinden itibaren üç ay olup, bu süre sonunda hesap kapatılır. Hesabın kesilmesinden evvel taraflardan hiç biri alacaklı veya borçlu addedilmez. Hesabın kesilmesi ile hesapta artan tutarı gösteren bir ihbarname (hesap cetveli) diğer tarafa taahhütlü mektup veya güvenli elektronik imza ihtiva eden bir e-posta mesajıyla gönderilecektir. Alan taraf aldığı tarihten bir ay içinde aynı yol ile itiraz etmemişse bakiyeyi kabul etmiş sayılır.\"; 2.9. maddesinde \"İşbu anlaşmanın Cari Hesap hükümleri dört hesap dönemi için yapılmış olup dördüncü dönem sonunda yenilenmeyecek ve bu son hesap dönemi sonunda taraflar cari hesaptaki alacaklarını tahsil edeceklerdir. Ancak buna rağmen tarafların herbirinin yekdiğerinden alacaklarını her bir dönem sonunda talep ve tahsil hakları saklıdır.\" düzenlemeleri bulunmaktadır. Diğer yandan, taraflar arasındaki esas bayilik sözleşmesinin Ek C- Sözleşme Kapsamı Ürünlerin Bayilere Tedarikiyle İlgili Genel Esaslar başlıklı kısmının 4. maddesinde düzenlenen Ödemeler başlıklı madde de ise \"Sözleşme kapsamı  ürünlerin ödenmesi, ...'ın tespit ve tebliğ edeceği ödeme şartları  (peşinat, vade, faiz, risk payı vb) dahilinde yapılacak olup, Bayi bu şartlara uyacağını peşinen kabul ve taahhüt eder. ...'ın tanıyabileceği ödeme kolaylıkları, ...'ın belirlediği ön şartlara Bayinin uygun olması kaydıyla gerçekleşebilir. Bu kolaylıklar ... tarafından önceden haber vermeksizin, her zaman azaltabilir veya askıya alınabilir....\" düzenlemesi bulunmaktadır. Buna göre uygulanacak faizler konusunda davacıya yetki verilmiştir. Dava konusu bayilik sözleşmesinin tacirler arasında düzenlenmesi nedeniyle ticari iş niteliğinde olduğu açıktır. Ticari işlerde faizin ne şekilde belirleneceği TTK'nın 8. maddesinde, \"Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir. Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz. Tüketicinin korunmasına ilişkin hükümler saklıdır. Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı olarak işletilen faiz yok hükmündedir.\" şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, ticari işlerde TTK'nın 88 ve 120. maddesindeki sınırlamalara tabi olmaksızın faiz oranı belirlenebilir ve bu oranın sınırı TBK'nın 26 ve devamı maddelerindeki sözleşmenin kesin hükümsüzlüğü ve irade sakatlıkları halleri olarak değerlendirilmelidir.  Nitekim davacı vekilinin 25.202.2019 tarihli beyan dilekçesinin ekinde  sunduğu faize ilişkin genelgeler ile uyuşmazlık konusu dönemde uygulanacak faiz oranları ile yapılan değişiklikleri bildirilmiş ve ilan edilmiştir. Bu nedenle davacının asıl sözleşmenin  yukarıda sözü edilen Ek C kısmının ödemeler başlıklı 4.maddesine uygun şekilde, ticari ilişkide uygulanacak faiz oranını belirlediği ve bu oranın davalı tarafından kabul edilerek faturalara itiraz edilmemesi nedeniyle faiz oranının TTK'nın 8. maddesine uygun şekilde, taraf iradeleri ile belirlenip belirlenmediğinin değerlendirilmesi gerekir. İlk derece mahkemesince oluşturulan bilirkişi kurulundan rapor alınmış ise de alınan raporda, bilirkişilerce tarafların cari hesapları hiç incelenmemiş ve rapor hukuki değerlendirme içerecek şekilde taraflar arasında düzenlenen 11.12.2014 tarihli protokol hükümlerinin, bir yıllık süreden sonra hiç uygulanamayacağı varsayımıyla düzenlenmiştir. Ayrıca bu raporda uygulanan faiz oranı ve miktarı yönünden TTK'nın 8. maddesi ile taraflar arasında düzenlenen 04.01.2007 tarihli sözleşme ile bu sözleşmenin c bendinde bulunan ve faiz oranına ilişkin 4.maddesi ile davacı tarafından davalıya gönderilen faiz genelgeleri incelenmemiştir. Bu yönüyle bilirkişi raporunun somut uyuşmazlığı çözmekten uzak olduğu değerlendirilmiştir. Bu durumda mahkemece tarafların uyuşmazlık konusu döneme ilişkin ticari defter ve belgelerinin incelenmesi için uzman bir bilirkişi kurulu oluşturulması veya önceki bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak, tarafların tüm cari hesaplarının karşılaştırılması ve davacı tarafından davalı adına düzenlenen vade farkı ve işlemiş faize ilişkin tüm faturaların da değerlendirilerek, bu faturaların davalı defterlerinde ne şekilde kayıtlı olduğu, düzenlenen faturalara süresinde itiraz edilip edilmediği, düzenlenen faturaların bayilik sözleşmesinin c/4 eki ile 2014 yılında düzenlenen borç tasfiye protokolüne uygun oranlarda faiz işletilip işletilmediğinin ve özellikle faiz ve vade farkı faturalarına süresinde edilip edilmediğinin değerlendirilerek borç alacak ilişkisinin değerlendirilmesi gerekir. Bu belirlemeler yapılırken davacı itirazlarında belirtildiği gibi bir tahsilat olmaksızın kayden tahsilat yapılmış gibi işlem yapılıp yapılmadığının da belirlenerek, davalının gerçekten fazla bir ödemesi bulunup bulunmadığının tartışılması gerekir. Diğer yandan mahkeme ve bilirkişice 2014 yılında düzenlenen protokolün dört dönem için geçerli olduğu belirtilmiş ise de protokol hükümlerine göre borcun tamamen ödenmemesi halinde tarafların cari hesap alacağını tahsil edeceklerine ilişkin 2.9 hükmü ve protokole göre gönderilen faiz faturalarına itiraz edilmemiş olması da değerlendirilerek protokole göre hesaplama yapılması ve protokol hükümlerine göre yapılan hesaplamaların yerinde olup olmadığının mahkemece gerekçeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Belirtilen hiç bir incelemeyi ve özellikle cari hesap incelemesini içermeyen, mali inceleme yerine hukuki değerlendirme yapan bilirkişi raporuna itibar edilerek karar verilemeyeceğinden, tarafların delillerinin tam olarak toplandığından söz edilemez. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, taraf vekillerinin esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair  aşağıdaki karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talepleri hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine, 4-İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine, 5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 10.11.2024<br>KANUN YOLU: HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f2e43a8c9b0dd9e7","SID":"f03b6b2d406579ec"}}