{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/262 <br>KARAR NO: 2024/1585<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 07/09/2021<br>NUMARASI: 2021/81 Esas -  2021/543 Karar<br>DAVA: Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 31/10/2024<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/878 Esas sayılı dosyasından tasdik edilen konkordato projesine dahil edilen 1.803.496,65 TL alacaklarına ilave olarak bakiye 278.894,63. TL nakdi alacaklarının da icra masrafları ile birlikte projeye dahil edilmesini, bu tutarın da davalıdan tahsilini, gayri nakdi kredilerden kaynaklanan 42.430,00 TL çek bedeli kredisi ile 1.800,00 TL teminat mektubu kredisinden kaynaklanan gayrinakdi alacaklarının da kabulü ile bu tutarın faizsiz bir hesapta depo edilmesini, projeye dahil edilmesini, çekişmeli alacaklara isabet eden payın kararın kesinleşmesine kadar borçlu tarafından mahkemece belirlenen bir bankaya yatırılmasını fazlaya ilişkin haklarının mahfuz tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; \"Dava hukuki niteliği itibarıyla  İİK'nın 308/b-1 kapsamında alacak davasıdır. Mahkememizin 10/02/2021 tarihli ara kararında; 19/12/2018 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 7155 sayılı Kanunun 20. Maddesi ile 6102 sayılı TTK 5. Maddesinden sonra gelmek üzere arabuluculuğun dava şartı olduğuna ilişkin 5/A.1fıkrası ve aynı Kanunla 6325 sayılı Kanuna eklenen18/A maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacı vekiline arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanak aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini ibraz etmesi için 1 haftalık kesin süre verilmesine, bu konuda davacı vekiline tebligat çıkarılmasına ve 1 haftalık kesin sürenin tebligatın alınacağı tarihten itibaren başlayacağının bildirilmesine, verilen kesin süre içinde bu tutanağın ibraz edilmemesi halinde davanın usulden reddedileceğinin ihtarına,'' şeklinde karar verilmiş ve verilen karar usulüne uygun olarak davacı vekiline ihtar edilmiş ancak kararın yerine getirilmediği görülmüştür.6102 sayılı TTK'nın 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesinin 1. fıkrası gereğince arabulucuya başvurmadan, konusu bir miktar paranın ödenmesine ilişkin ticari dava açılamayacağından, davanın arabulucuya başvurulmaksızın açıldığı sabit olduğundan, 6102 Sayılı TTK'ya 7155 Sayılı Kanunla eklenen 5/A maddesi gereği dava öncesi zorunlu arabuluculuğa tabi olan davada 6325 Sayılı Kanuna yine 7155 Sayılı Kanunla eklenen 18/A maddesi ikinci fıkrası gereği, davanın dava şartı arabuluculuğa başvurma koşulunun bulunmaması nedeniyle usulden reddine,\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; tasdik edilen konkordatonun genel olarak bütün alacaklılar için mecburi ve sağlayıcı olduğundan çekişmeli alacağın mukadderatı da konkordato hükümlerine tabii olup ekişmeli alacak hakkında karar veren mahkemenin konkordato projesini göz önünde bulundurarak alacağın tasdik edilen vade, tenzilat ve diğer ödeme koşullarına göre tahsil alacaklılar arasında eşitsizlik yaratılmış olacağını, bu nedenle çekişmeli alacak davası ile konkordato prosedürü arasında sıkı bir ilişki olması ve korunan menfaat nedeniyle de doktrinde de zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı sonucuna varıldığını beyanla İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, konkordato projesi tasdik edilen şirketten olan ve çekişmeli hale gelen alacağın İİK'nın 308/b maddesi uyarınca tespiti ile konkordato projesine dahil edilmesine yönelik alacak davasıdır. Mahkemece davanın  bir miktar paranın ödemesi  istemine ilişkin olması nedeniyle  ara buluculuğa tabii olduğu  gerekçesiyle davanın ara buluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ,bu karara karşı davacı vekili istinaf yasa yoluna başvurmuştur. İstanbul 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bozma sonrası 23/03/2023  tarih, E:2023/10 - 2023/191 K. Sayılı ilamı ile davalının konkordato talebinin kabulü ile konkordatonun İİK'nın 306. Maddesi uyarınca tasdikine ilişkin kararın Y.6. H.D'nin 05/10/2023 tarih ve E:2023/2430-K:2023/3150 kararı ile ONANMASINA karar verildiği görülmüştür. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 299. Maddesinde, alacaklıların, komiser tarafından 288 inci madde uyarınca yapılacak ilânla, ilân tarihinden itibaren onbeş gün içinde alacaklarını bildirmeye davet olunacağı, alacaklarını bildirmeyen alacaklıların bilançoda kayıtlı olmadıkça konkordato projesinin müzakerelerine kabul edilmeyecekleri düzenlenmiştir. Aynı yasanın 300. Maddesinde ise komiserin, borçluyu iddia olunan alacaklar hakkında açıklamada bulunmaya davet edeceği ve alacakların varit olup olmadığı hakkında borçlunun defterleri ve belgeleri üzerinde gerekli incelemelerde bulunarak bunların neticesini 302. madde gereğince vereceği raporda belirteceği ifade edilmiştir. Bu düzenlemeden de anlaşıldığı üzere konkordato sürecinde bildirimde bulunulan bir alacağı kabul edip etmememe yani çekişmeli hale getirme yetkisi konkordato talep eden borçluya aittir. Bildirimde bulunulan alacağı çekişmeli hale getirme yetkisi borçlu da olmakla birlikte bu durum davanın tek başına arabuluculuğa tabi olduğu anlamına gelmeyecektir. Bu durumda davanın hukuki niteliği de önemlidir. Zira eldeki dava konkordato sürecinden geçerek çekişmeli hale gelmiş bir alacak davasıdır. Buna göre, davanın hukuki niteliği itibari ile belirli bir miktar paranın konkordato hükümlerine göre tahsili amacına yönelmiş bir eda davası olduğunu kabul etmek konkordato sürecine katılan diğer alacaklılarda nazara alındığında menfaatler dengesine daha uygundur. 7155 sayılı Kanun'un 20. Maddesiyle TTK'ya eklenen 5/A maddesinde, Türk Ticaret Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu(HUAK)'nun 1/1. maddesinde Kanunun amacı, hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesi olduğu belirtilmiştir. Maddenin 2. Fıkrasında ise tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş ve işlemlerin arabuluculuk yoluyla çözülebileceği, yani uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözüme elverişli olması gerektiği düzenlenmiştir. Bu halde İİK'nın 308/b maddesi uyarınca açılan alacak davasınından kaynaklanan uyuşmazlığın tarafların serbest iradesi ile çözülüp çözülemeyeceğinin tespiti gerekir. Her şeyden önce borçlu şirket konkordato talep ettiğinde borçları hakkında farklı bir hukuki rejim uygulanmaya başlanmakta ve sürece alacaklılar, konkordato komiseri ve konkordato mahkemesi dahil olmaktadır. Konkordato projesi komiser tarafından hazırlandıktan sonra İİK'nın 302. Maddesi uyarınca alacaklılar tarafından kabul edilmelidir.  Bundan sonra konkordato mahkemesince şartların sağlandığı kabul edilirse gerektiğinde alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceği belirtip, konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli bir kayyım tayin ederek  konkordatonun tasdikine karar verir.  Konkordatonun tasdiki ile birlikte konkordatoya tabi bütün alacaklar bakımından konkordato zorunlu ve bağlayıcı hale gelir (m.308/c). Bağlayıcı hâle gelen konkordato, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburidir. İİK'nın 308/b-2. Maddesindeki düzenlemeye göre de, çekişmeli alacaklara isabet eden payın, konkordato projesinde gösterilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu halde çekişmeli hale gelen ve konkordato projesinde çekişmeli alacak olarak gösterilen alacak hakkında verilecek kararlar doğrudan konkordato projesini ve projeye dahil diğer alacaklıların menfaatini etkileyecek niteliktedir. Ayrıca çekişmeli alacak bakımından taraflar alacağın ödenmesi hususunda konkordato hükümlerinden farklı bir çözüm üzerinde anlaşamazlar. Zira İİK'nın 308/d. maddesinde, borçlu tarafından alacaklılardan birine konkordato projesinde öngörülenden fazla olarak yapılan vaatler hükümsüz sayılmıştır. Zaten aksi durum konkordato hukuku ile bağdaşmayacağından, diğer alacaklılara konkordatonun sakatlandığından bahisle İİK'nın 308/f maddesi hükmü uyarınca konkordatonun feshini isteme imkânı verir. Bir alacak çekişmeli hale getirildikten sonra konkordato süreci dışında borçlunun alacaklı ile anlaşması kanunun amacına uygun değildir. Bu halde borçlu tarafından çekişmeli hale getirilen alacaktan kaynaklanan uyuşmazlık hakkında tarafların serbest iradeleri ile tasarruf edebileceklerinin kabulü mümkün değildir. Kaldı ki, HUAK'nun 18/A-18. Maddesine göre, özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz. Konkordato sürecinde de, alacaklılar konkordato komiserine alacaklarını yazdırdıktan sonra, komiser tarafından borçludan bu alacak iddialarını değerlendirmesi istenmektedir. Bu süreç sonunda bir alacak iddiası borçlu tarafından kabul edilmediğinde çekişmeli hale gelmektedir. Alacak bildirimi üzerine borçlu, bildirilen alacağı değerlendirerek alacağı kabul etme imkanı da varken alacağı kabul etmeyerek çekişmeli  hale getirmiştir. Konkordato sürecinde alacağın konkordato projesine dahil edilmesi için yapılan başvuru ve borçlunun bunun üzerindeki değerlendirme yetkisi ile sürecin işleyişinin tarafların ihtiyarında olmayıp alacağın projeye dahil edilmesi için bu usulün zorunlu olduğu da nazara alındığında, bahsi geçen bu usulün HUAK'nun 18/A-18. Maddesinde öngörülen alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olduğu açıktır. Bu hukuki açıklama doğrultusunda, İİK'nın 308/b maddesi uyarınca açılan davalarda  taraflar arasındaki uyuşmazlık arabuluculuğa elverişli değildir.Buna göre eldeki davanın  TTK'nın 5/A maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuğa tabi  olmadığının kabulü gerekmiştir. (Y.6.H.D'nin 14/03/2022 tarih ve E: 2021/4402 -K: 2022/1359) .  Bu durumda  mahkemece zorunlu arabuluculuğa başvurulmadan açıldığından bahisle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi isabetli görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,  Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)g. maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.31/10/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a567a098d815d309","SID":"42ad64f1fb251096"}}