{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ERZURUM<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: 2022/1612 <br>KARAR NO\t: 2024/1524<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 30/06/2022 (Karar)<br>NUMARASI\t: 2021/8 Esas,  2022/450 Karar<br>DAVA\t: Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:  <br>DAVA; <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Erzurum ilinde mobilya pazarlamacısı olduğunu,  davalı yanın da mobilya imalatçısı toptancısı olduğunu, taraflar internet üzerinderi iletişim sağlamakta olup, müvekkilin sipariş etmek istediği ürünleri davalıya e-posta aracılığıyla bildirmekte ve bedelini de çek keşide etmek suretiyle ödediğini, müvekkili şirket son olarak davalının internet üzerinden sergilediği ürünlerden 20 kalem mal sipariş ettiğini ve bunun karşılığında da davalıya; muhatabı ...Bankası otlan ...seri nolu, 25.000,00-TL bedelli, 31.01.2021 vadeli ve ... seri nolu, 25.000,00-TL bedelli, 23.02.2021 vadeli iki adet çeki keşide ederek gönderdiğini, toplamda 50.000,00-TL bedelli iki adet çeki alan davalı şirket bu aşamadan sonra müvekkilinin sipariş ettiği ürünleri göndermediğini, bir süre müvekkili şirket yetkililerini oyaladığını ve nihayetinde de müvekkili şirket yetkilileri ile olan irtibatını sonlandırdığını, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklı yükümlülüğünü iki adet çek ile ifa etmiş olmasına rağmen, davalı yan edimini ifa etmemekte ve müvekkili ile iletişim dahi kurmadığını, bu halde uyuşmazlığa konu olan sözleşmenin davalı tarafça ifa edilmediğini, davalı yanın yükümlülüğünü ifa etmediği bir sözleşmeden ötürü müvekkili tarafından keşide edilen çekleri tahsil etmesi açıkça haksız ve sebepsiz zenginleşmesine yol açtığını, ürünleri teslim alamamış olmasına karşın keşide edilen çeklerin tahsil edilmesi müvekkili şirketi bu aşamada ekonomik olarak ciddi sıkışıklığa mahkum edeceğini, bu nedenle davaya konu olan çeklerin tahsili işlemlerinin yargılama süresince tedbiren durdurulmasını, davaya konu çekler nedeniyle borcunun olmadığının tespiti ile mezhur çeklerin iptalini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava yetkili yer mahkemesinde ikame edilmediğini, yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, müvekkilinin \taleyhine ikame olunan menfi tespit davası ortada herhangi bir icra takibi olmaksızın açılmış olup icra takibinden önce açılan menfi tespit davalarında yetkili mahkemenin davalının veya alacaklının ikametgahında açılması gerektiğini, yetkili mahkemenin  İnegöl Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemelerinde (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) ikamesi zorunlu olduğunu, müvekkilinin mobilyanın başkenti olarak bilinen İnegöl'de faaliyetlerini sürdürmekte ve tüm müşterilerine gereken hizmeti titizlikle yerine getirdiğini, halihazırda davacı tarafla müvekkil şirket arasındaki ticari münasebet devam ettiğini, buna dair tarafların şirketlerinin resmi e posta adreslerinden gönderildiği sipariş ve siparişlerin işleyişine dair e-mail dökümleri mevcut olduğunu, müvekkilinin alacağını sürüncemede bırakmak ve  geciktirmek amacıyla ikame edilmiş haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini, davacının haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan tahsilini,  yargılama harç ve masrafları ile ücret-i vekaletin davacı yana tahmiline karar verilmesini savunmuştur. <br>YEREL MAHKEME KARARI; <br>Mahkemece, \"... Tüm dosya kapsamı ve dosyaya kazandırılan bilirkişi raporuna göre davacının davalıdan bir kısım ürünler sipariş ettiği, dava konusu çekleri davalı şirkete gönderdiğini iddia ettiği görülmüşse de, her iki tarafın da teslim edilen veya teslim edilmeyen ürünlere ilişkin teslim tesellüm belgesi ibraz etmediği, davaya konu çeklerin ibraz edilerek ödendiği, çeklerin hangi siparişe ilişkin olarak verildiğinin talil edilmediği,  taraf defterleri incelendiğinde, davacı tarafın yasal ticari defterlerinde davaya konu siparişe ve çeklere ilişkin herhangi bir kaydın bulunmadığı, resmi geçerliliği bulunmayan cari hesap ekstresinden davalı tarafın davacıya 31.507,50 TL barç bakiyesinin bulunduğu tespitle, davacının siparişe dayalı davalıdan alacağının ispata muhtaç olduğu, davalı tarafin yasal ticari defterlerinde davalı tarafin davacıya 17.800,TL borç bakiyesinin var olduğunun tespit edildiği değerlendirilmiş, sunulan rapor hüküm kurmaya elverişli bulunduğu görülerek hükme esas alınmış, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.\"  gerekçesiyle \"Davanın kısmen kabulü ile, 17.800,00-TL'nin 01/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,\" şeklinde  karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF İTİRAZLARI: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında mal alımına ilişkin sözleşme yapıldığının açıkça görüldüğünü, sözleşmenin edimlerinin yerine getirildiği hususunun dava konusu uyuşmazlık açısından önem arz ettiğini, iddia edenin iddiasını ispatla mükellef olduğu ilkesi gözetildiğinde; müvekkilinin iki adet çek ile toplamda 50.000,00-TL yaptığını, davalının hem cevap dilekçesindeki ikrarı hem de ticari defter kayıtlarına ödemeyi kaydetmesiyle ispatlandığını, ancak davalı tarafın müvekkil şirkete 50.000,00-TL bedelin karşılığı olan malları teslim ettiğine yönelik yazılı bir belge sunmadığını, satış sözleşmelerinde malın teslim edildiği, teslim makbuzu ile ispat edileceğini, kuşkusuz bu belgelerin imzalı ve imzaların alıcıya veya alıcının çalışanına ait olması gerektiğini, malın teslim edildiğine ilişkin ispat külfetinin davalı şirkete ait olduğunu, Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu, satıcı tarafın ... bildirim yükümlülüğüne girmeyen malı teslim ettiğini yazılı belge ile ispat etmek zorunda olduğunu, davalı şirketin gerekli bildirimlerde bulunmadığını, müvekkili ve muhasebecisi tarafından davalının da cevap dilekçesinde belirttiği davalı şirket tarafından müvekkil şirkete kesilen faturaya itiraz edildiğinin belirtildiğini, buna ilişkin mail içeriklerinin dosyada mevcut olduğunu, müvekkilinin faturaya itiraz ettiğinin mail içeriğinden görüldüğünü, davalı şirketin ispat yükümlülüğünü yerine getirmediğinin açıkça görüldüğünü, Yargıtay kararlarının bu yönde olduğunu, davaya konu çekler yönünden müvekkilinin borcunun olmadığının tespiti açısından iş bu menfi tespit davasının açıldığını, söz konusu çeklerin dava açıldıktan sonra tahsil edilmiş olması sebebiyle istirdat davası olarak devam edildiğini, ancak müvekkilinin alacağının eksik olarak hesaplandığını, zira çek bedeli olarak ödenen tutarların belli olduğunu, çek bedeli olarak ödenen tutarın 50.000,00-TL olmasına rağmen kısmi kabul kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. <br>UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;<br>Dava, satış sözleşmesinden kaynaklı olarak çek nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.<br>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.<br>Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde, davacı vekilinin dava dilekçesinde müvekkilinin Erzurum ilinde mobilya pazarlamacısı olduğunu,  davalı yanın da mobilya imalatçısı toptancısı olduğunu, müvekkilinin sipariş etmek istediği ürünleri davalıya e-posta aracılığıyla bildirmekte ve bedelini de çek keşide etmek suretiyle ödediğini, müvekkili şirket son olarak davalının internet üzerinden sergilediği ürünlerden 20 kalem mal sipariş ettiğini ve bunun karşılığında da davalıya; muhatabı iki adet çeki keşide ederek gönderdiğini, toplamda 50.000,00-TL bedelli iki adet çeki alan davalı şirket bu aşamadan sonra müvekkilinin sipariş ettiği ürünleri göndermediğini, bir süre müvekkili şirket yetkililerini oyaladığını ve nihayetinde de müvekkili şirket yetkilileri ile olan irtibatını sonlandırdığını iddia ederek davaya konu çekler nedeniyle borcunun olmadığının tespitini talep ettiği davalı vekili cevap dilekçesinde davanın reddini talep ettiği, mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.<br>Öğretideki tanımlamalara göre ise, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir. (Prof.Dr...., Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6.Baskı  Cilt:2, Ankara 2001, sayfa:2037 ve devamı; Prof.Dr...., Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: 1-2, 3. Bası, ...Matbaası, İstanbul 1984, Sayfa:...ve devamı; Prof.Dr...., Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3.Baskı, ... Matbaası, Ankara 1978, sayfa: 510 ve devamı; Dr...., Türk Medeni Yargılama Hukukunda İkrarın Bölünüp Bölünemeyeceği Sorunu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1993/.., sayfa: .... ve devamı.).<br>Yapılan bu açıklama ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Davacının iddiasının davalıya 20 kalem ürün siparişi verildiği, verilen bu siparişlerden 5 tanesinin kendisine teslim edildiği ancak teslim edilen bu 5 ürünün ayıplı olduğu, davalının iddiasının ise davacı tarafından kendisinden sipariş edilen 20 kalem üründen 10 tanesinin dava açılmadan önce davacıya teslim edildiği, geri kalan ürünlerin ise pandemi sebebiyle tesliminin 2 ay süreyle uzatıldığı ve teslim edileceği yönünde olduğu sabittir. TMK'nın 6.maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlü olduğu, yine 6100 sayılı HMK'nın 190. Maddesine göre davanın mahiyeti gereği ispat yükü bakımından kanunda özel bir düzenleme bulunmadığı, öte yandan, 6100 sayılı HMK 190. Madde gereği ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin iddia ettiği olayı ispatlaması gerektiği, ayrıca  6100 sayılı HMK'nın 188. Maddesine göre tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların, çekişmeli olmaktan çıkacağı ve ispatının gerekmeyeceği hususları hep birlikte somut olaya uyarlandığında davacının davalıdan sipariş ettiği 20 kalem üründen 5 tanesinin kendisine teslim edildiğinin ikrar etmiş olmakla bu hususun çekişmeli olmaktan çıktığı, davacı her ne kadar kendisine teslim edilen 5 adet ürünün ayıplı çıktığını ileri sürse de bu hususa yönelik olarak davalıya karşı süresinde ayıp ihbarında bulunduğuna dair herhangi bir bilgi ve belge sunmadığı gibi davacının aksi yönde iddiasının da bulunmadığı, davalı taraf ise sipariş edilen ürünlerden 10 tanesinin dava tarihinden önce davacıya teslim edildiğini ileri sürmesine rağmen bu iddiasını da davanın niteliği gereği kesin ve yazılı delil ile ispat edemediği dikkate alındığında davacının yasal ticari defterlerinde davaya konu siparişe dair çeklere ilişkin herhangi bir kayıt bulunmasa dahi taraflar arasında hukuki ilişkinin ihtilaf konusu olmadığı, ihtilaf sipariş edilen ürünlerden 15 tanesinin davacıya teslim edilip edilmediği noktasında toplanmakta olup, mahkemece davacının kabulünde olan 5 ürünün hangileri olduğunun davacıya açıklattırılarak 5 ürünün fatura tarihi olan 29.06.2020 tarihi itibariyle değerinin konusunda uzman bilirkişiye tespit ettirilerek belirlenecek tutarın dava konusu çek bedellerinden mahsubu ile karar vermesi gerekirken hatalı değerlendirme ile mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde değildir. <br>HMK.'nun 353/1-a-6. maddesinde \"...Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması\" bölge adliye mahkemesince başvuruya konu kararın esası incelemeden kaldırılmasına karar verilmesi gereken haller arasında sayılmıştır. Somut olayda;  yukarıda ayrıntılı  biçimde izah edilen yargılamadaki eksiklikler uyuşmazlığın esasının çözümü için olmazsa olmaz niteliktedir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.  <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile, yerel mahkeme kararının, HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Dava dosyasının HMK’nın 353/(1)-a maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf peşin karar harcının davacıya iadesine,<br>4-İstinaf başvurusu aşamasında yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-İİK 36. maddesi gereğince istinaf aşamasında tehiri icra talebi doğrultusunda yatırılan teminat olması halinde yatıran tarafa İADESİNE,<br>7-Gerekçeli kararın tebliği, teminat ve harç iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere ... tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"75438667b43d9e35","SID":"e628085fd4b38aa5"}}