{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/643 Esas<br>KARAR NO:2024/1596 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2018/480 Esas- 2022/32 Karar<br>TARİH:10/01/2022<br>DAVA:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:17/10/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Tekirdağ'ın Muratlı ilçesinde bulunan ve mülkiyeti davalıya ait arsayı 1.906,500 TL bedelle satın aldığını, satım sırasında davalının arsanın içerisinden geçen yüksek gerilim hattının imar alanı dışında kalam kısmına nakledilmesine ilişkin olarak kendilerine şifahi ve yazılı olarak taahhütte bulunduğunu ancak arsayı satın almalarına karşılık davalı tarafından bu taahhüttün yerine getirilmediğini, bu hususta davalıya ihtarname gönderildiğini, ihtarnameye rağmen taahhüdün yerine getirilmemesi nedeniyle müvekkili tarafından ...'a başvuru yapıldığını ve nakil işleminin gerçekleştirildiğini beyanla yapılan 171.911,31 TL masrafın davalıda tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava yetkisiz mahkemede açılmış olup dosyanın yetkili mahkeme olan Muratlı mahkemelerine gönderilmesi gerektiğini, müvekkili şirkete ait arsanın davacı şirkete satımı öncesinde arsa üzerindeki yüksek gerilim direğinin nakledilmesi hususunda verilen taahütün, müvekkili şirketi temsil ve ilzama tek başına yetkili olmayan çalışan tarafından verildiğini, kabul etmemekle birlikte bir an için taahhüdün geçerli olduğu varsayılsa dahi, müvekkilinin bu taahhüde uygun olarak edimlerini yerine getirdiğini, satımdan önce taahhüdü imzalayan çalışanı tarafından ...'a başvuru yapıldığını ve bu kapsamda dava dışı bir işletme ile elektrik direğinin nakli için anlaşma yapıldığını, davacıya verilen taahhütte nakil hattının yer altına alınacağı beyanının olmadığını, davacının nakil işlemlerine başlanmasından sonra arsadaki çalışmayı durdurduğunu, yaptığı masrafları müvekkilinden talep edemeyeceğini, aksi halde ise direğinin nakli için ödenmiş olan toplamda 24.402,40 TL'nin mahsubunun gerektiğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 10/01/2022 tarih 2018/480 Esas- 2022/32 Karar sayılı kararında;\"İş bu dava ,davalı tarafa ait taşınmazı tapuda devir sureti ile mülkiyetine geçiren davacının şartlı devir -hukuki ayıp iddiasına dayalı tazminat davasıdır.Davalı adına kayıtlı iken 23/12/2015 tarihinde  \"Tekirdağ İli, Muratlı İlçesi, ... Köyü, ... Mevkii, ... Parsel sayılı\" arsanın davacıya devredildiği anlaşılmıştır. Söz konusu taşınmazın organize sanayi bölgesi içerisinde yer aldığı ve de arsanı içerisinden yüksek gerilim hattının  geçtiği taşınmazın devri esnasında da hattın arsa içerisinde mevcut olduğu anlaşılmıştır.Davacı yan davalının devir yapılmadan önce iş bu yüksek gerilim hattının arsadan çıkartılacağı ancak henüz çıkartılmadan davalının yazılı taahhüdü çerçevesinde satışın yapıldığını beyan etmiştir. Davacı davalı tarafa edimini yerine getirmesi ihtarında bulunmuş davalı taraf ise cevabi ihtarında ise taşınmazın bu hali ile satın alındığı ayrıca yükümlülüklerinini sadece iki adet direğin arsa dışına çıkartılması gerilim hattına yönelik taahhütlerinin olmadığı şeklinde olmuştur.Taşınmazın devir tarihi  23/12/2015 tarihi ile aynı günde davalının kabulünde olan taraflarca imza altına alınan taahhütnamede \"... parsel şirketimize ait sanayi arsası üzerinden geçmekte olan yüksek gerilim hattının  arsanın imar alanı dışında kalan kısmına nakledilmesi ile ile ilgili tüm masrafalar ... elektrik taarfından karşılanacakatır\" ibaresi yer almakla; Davalı tarafın henüz tapu devri yapılmadan önce taşınmazdaki hukuki ayıp nedeni ile tekeffülde bulunduğu anlaşılmıştır.Davacı yan ...'a başvurarak deplase protokolü  kapsamında yüksek gerilim hattının yer altından geçirilmesine onay verilemesi ile tüm bu işlemlerin yapılması için beş adet fatura karşılığında ödediği toplam 171.911,31  TL nin dava  tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan tazmini talep etmiştir.Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.Türk  Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir.  Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 25/1, 3). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 25/I hükmü de uygulanacaktır.Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: Ayıba ilişkin hukuki düzenleme  davaya konu uyuşmazlık açısından ;dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.Düzenlemede “Satıcı alıcıya karşı satılanın zikir ve vaadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir surette tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan mesuldür” denilmektedir.Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK  25/4’de zamanaşımı süresi altı ay olduğunun belirlenmesi nedeniyle gizli ayıplarda azami ihbar süresi altı aydır. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 818 sayılı Borçlar Kanununun 200. maddesine (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine) göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da \"ayıba karşı tekeffül\" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 25/3. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 25/3. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 198. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 198/3. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır. Davacı yanın  satın almış olduğu arsanın hukuki ayıplı olduğu, kullanımın hukuken sınırlandırılmış olduğu ve de bu durumu bilerek açık ayıplı hali ile taşınmazı satın aldığı anlaşılmıştır.Davacı yanın ,taşınmazın devir tarihi  23/12/2015 tarihi ile aynı günde davalı tarafın taahhüdünü içerir belgenin varlığı aynı zamanda davacının usulüne uygun ayıp ihbarı niteliğindedir.Kaldı ki her iki taraf da tacir olup basiretli iş adamı gibi davranma mecburiyetinde olduğu  23/12/2015 tarihli taahhüt içerikli metinden kaynaklı davalı tarafın sözleşmesel yükümlülük altına girdiği anlaşılmıştır.Burada çözüme kavuşturulması gereken husus davalının yüksek gerilim hattının arsa imar planı dışarısına çıkartılması taahhüdünün nasıl yorumlanması ve uygulanması gerektiği, hakkaniyetli çözümün ve  maliyetinin  nasıl olması gerektiğidir.Bilirkişi heyetinden ek ve kök raporlar alınmış yüksek gerilim hattı kavramından \"direk,travers,teller ve izolatörleri birlikte kapsadığı\" bu hali ile davalı iddiası gibi iki tane direği kapsamadığı ve taahhüdün de bu şekilde yorumlanamayacağı anlaşılmıştır.Bilirkişi heyetinden gerilim hattının naklinin kaç farklı yöntem ile yapılabileceği ve de maliyet hesaplaması istenilmiştir.Üç ayrı yöntem ile hattın nakledilebileceği anlaşılmış ,birinci yöntem en az maliyetli olup arsa üzerine yapılabilecek muhtemel binanın Elektik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği  doğrultusunda sınırlandırılmalara tabi tutulabileceği bu ihtimal doğrultusunda naklin taşınmasının zaten hukuki ayıp iddiası ile iş bu davayı açan davacıya hukuki ayıplı başka bir çözüm üretmekten öte gidemeyeceği, üçüncü yöntemin beklenen faydayı aşar mahiyette ve de maliyette olduğundan itibar edilmediği ,ikinci seçenek ile ulaşılan çözümün hali hazırda davacının kendi iradesi ile ulaştığı çözüme uygun-yakın  olduğu belirlenen maliyetin de davacı talebinden fazla olduğu bu hali ile ispat edilen davanın kabulü ile 171.911,31 TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile ''Davanın KABULÜNE, 171.911,31 TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 23.12.2015 tarihli taahhütnamenin temsile yetkisiz kişi tarafından imzalanmış olmasının İlk derece mahkemesi tarafından değerlendirilmemiş olması ve ayıp ihbarı olarak nitelendirilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, İlk derece mahkemesi tarafından yapılan inceleme ve kaleme alınan gerekçeli kararda da görüldüğü üzere 23.12.2015 tarihli taahhütnamenin kim tarafından ve yetkili kişi tarafından imzalanıp imzalanmadığının değerlendirilmediği ve hatta söz konusu taahhütnamenin “ayıp ihbarı” niteliğinde olduğuna yönelil tespiti yapıldığını, ancak, işbu hususun kabulünün mümkün olmadığını; İlk derece mahkemesi tarafından taahhütnamenin niteliği değerlendirilmeksizin karar verildiğinden cevap dilekçesindeki hususlara tekraren değinmeleri gerektiğini, söz konusu 23.12.2015 tarihli taahhütnamede; “Tekirdağ İli, Muratlı İlçesi, ... Köyü, ... parsel sayılı şirketimize ait sanayi arsası üzerinden geçmekte olan yüksek gerilim hattının arsanın imar alanı dışında kalan kısmına nakledilmesi ile ilgili tüm masraflar ... Elektrik tarafından karşılanacaktır. 3. kişilere beyan ve taahhüt edilir.” beyanının yer aldığını, söz konusu taahhütnamede imzası bulunan şahsın ise temsil ve ilzama yetkili olmayan ... olduğunu, ...'nun, müvekkili şirkette ilgili tarih aralığında “...” olarak görev aldığını ve müvekkili şirketi temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığını, söz konusu taahhütname yetkisiz kişi tarafından imzalandığından herhangi bir geçerliliğinin olmadığını;  Bu çerçevede, söz konusu taahhütnamenin TBK'nın 47. maddesi gereği herhangi bir şekilde davalı müvekkili şirket tarafından onaylanmadığı gibi davacı şirket tarafından da tekraren onaya sunulmadığını, bu sebeple “onaylama işlemi” olana kadar taahhütnamenin “askıda hükümsüz” olduğunu, bu sebeple, halihazırda taahhütnamenin geçersiz olduğunu,  aynı zamanda İlk derece mahkemesi tarafından satıcının yani müvekkili şirketin ayıba karşı tekeffül hükümleri çerçevesinde söz konusu taahhütnamenin “ayıp ihbarı” niteliğinde olduğu tespitinde bulunulduğunu, gerek Türk Borçlar Kanunu'nda gerekse de Türk Ticaret Kanunu'nda ayıp ihbarı bildiriminin şekline ilişkin bir düzenleme olmadığını, ayıp bildiriminin şekli bakımından, kural olarak tarafların tacir olmalarının herhangi bir değişiklik yaratmayacağını, ancak Türk Ticaret Kanunu'nun madde 18/3 düzenlemesinin önem arz ettiğini, bu düzenlemenin “Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.” şeklinde olduğunu;Görüldüğü üzere ilgili hükümde ayıp bildirimine yer verilmediğini, ancak ayıbın bildirilmesiyle birlikte dönme hakkının kullanılmasını içeren bir bildirimin, TTK 18/3'te sayılan ispat şekillerinden şekillerden birisi ile yapılması gerektiğini, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre tacirler arasındaki ayıp ihbarının TTK'da öngörülen özel şekil şartına uyularak noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılması gerektiğini, sonuç olarak, bir an için taahhüdün geçerli olduğu düşünülse dahi ayıp ihbarının niteliği itibariyle taahhüdün bir ayıp ihbarı olarak nitelendirilmesinin hukuken mümkün olmadığını;Bir an için taahhüdün geçerli olduğu varsayılsa dahi müvekkili şirketin bu taahhüde uygun olarak edimlerini yerine getirdiğini, söz konusu deplase işlemi için ...Firması ile anlaşma sağladığını, müvekkili şirketin, arsanın üzerinden geçmekte olan yüksek gerilim hattının nakledilmesi ile ilgili masrafları karşılayacağını beyan ettiğini ve taahhüt konusu işlemin gerçekleştirilmesi için ... ve ... ile ... Protokolü imzalandığını, anılı taahhüt verilmeden dahi önce bu kapsamda nakil işini üstlenecek firma araştırmasına girdiğini ve anlaştığı “...” firmasına 12.000 TL avans ödemesi yaparak direğin taşınması ile ilgili hazırlık işlemlerine başlandığını;Davacının ne satış öncesinde ne de satış esnasında müvekkili şirkete hiçbir zaman iletmediği bir talepte bulunarak yüksek gerilim hattının yukarıdan değil de toprak altından geçirilmesini talep ettiğini ve bu talebini de adeta müvekkili şirketin taahhüdü bu yöndeymiş gibi ilettiğini, ancak müvekkili şirketin ne 23.12.2015 tarihli taahhüdünde ne de sonrasında yazılı ya ya da sözlü herhangi bir şekilde davacıya bu yönde bir taahhütte bulunmadığını, kaldı ki taahhüt okunduğunda “direğin yer altından geçirilmesine” dair herhangi bir ibarenin de olmadığının görüleceğini, taahhütte bulunulan hususun çok açık “yüksek gerilim hattının arsanın sınırları dahilinde imar alanı dışında kalan kısmına nakledilmesi” iken müvekkiline yüksek gerilim hattının arsanın tamamen dışına üstelik yer altından nakledilmesi talebinin yöneltilmesinin davacının kötü niyetini gösterdiğini;Müvekkili şirket taahhüt altına almış olduğu yükümlülüğünü iyiniyetli bir şekilde yerine getirirken, bu konuda ... Şirketi ile görüşmeler ve anlaşmalar yapmışken, avans ödemeleri akabinde en nihayetinde nakliye bedeli de ödemişken, davacının o ana kadar hiç konuşulmamış ve fahiş taleplerine muhatap edildiğini ve üstelik yazılı taahhütte dahi olmayan edimleri sanki üstlenmiş gibi bir senaryo çizildiğini, eğer müvekkiline taşınmaz üzerinde bulunan yüksek gerilim hattının yerin altından geçirilmesine ilişkin tüm masrafların kendisi tarafından karşılanacağına ilişkin bir taleple gelinmiş olsaydı, bu şartlar dahilinde davacıya taşınmazın satışını yapmayacak ya da satım bedelini buna göre belirleyecek olduğunu, müvekkilinin böyle masraflı bir işi yapmayı kabul etmesi halinde satış bedelini de yaptığı bu masrafları da karşılar şekilde değiştirerek daha yüksek bir bedel olarak belirleyeceğini, hal böyleyken asıl hayatın olağan akışına aykırı olanın ve ticari gerçeklikle bağdaşmayan durumun, hem davacının talep ettiği 171.911,31 TL tutarındaki masrafın karşılanması hem de bu masrafa rağmen satış bedelinin aynı tutulması olduğunu;... Firması ile yapılan anlaşmaya rağmen davacı şirketin işbu talepte bulunmasının ve İlk derece mahkemesinin bu hususa gerekçeli kararında hiç yer vermemesinin açıkça hukuka aykırılık teşkil edeceğini, kaldı ki, davacı şirketin gerçekleştirmiş olduğu deplase işlem modeline nazaran bilirkişi raporlarında da görüldüğü üzere daha uygun fiyatlı deplase işlemlerinin de yapılabildiğini, bunun da  davacı şirketin en pahalı yöntemlerden birini seçtiğini gösterdiğini, uygun fiyatlı deplase işlem modelini benimsemediğini, davacının kötü niyetinin diğer bir göstergesinin de bu olduğunu, sonuç olarak davalı müvekkil şirket tarafından deplase işlemi için ... ile anlaşma sağlandığı halde davacı şirketin en pahalı deplase işlem modelini benimseyerek müvekkiline karşı dava ikame etmesinin açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiğini;Bilirkişi raporuna itirazları değerlendirilmeksizin karar tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dosyaya ibraz edilen kök rapor ile ek rapor arasında hem maddi hesaplama hatalarının yanı sıra hem de esasa yönelik çelişkiler bulunduğundan ek rapora karşı itiraz dilekçesi sunulduğunu, ancak ek rapora itirazlar değerlendirmeye alınmaksızın ve yargılamada aydınlatılmayan hususlar bulunduğu halde hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmeksizin karar tesis edilmesinin açıkça hukuka ve kanuna aykırılık teşkil ettiğini;Ek rapora itiraz dilekçesinde de belirtildiği üzere bilirkişi heyeti tarafından sunulan ilk kök raporda davalı müvekkilinin önerdiği deplase işlemi için hesaplanan tutarın 55.417,28 TL olduğunu, işbu tutarın dava tarihi itibariyle hesaplanan tutar olarak heyet tarafından raporda belirtildiğini, sunulan ek raporda ise 2016 yılı için bu tutarın 56.456,39 TL, dava tarihi olan 2017 yılı için ise 65.275,25 TL olarak belirtildiğini, kök raporda 2017 yılı için 55.417,28 TL hesaplama yapılmışken 2016 yılı için işbu tutarın 56.456,39 TL olarak belirlenmesinin herhangi bir yasal dayanağının olmadığını, kaldı ki ilk hesaplanan 55.417,28 TL 2017 yılına göre hesaplandığı halde ek raporda 2016 yılına ilişkin bu tutarın 56.456,39 TL olarak hesaplanmasının ekonomik olarak da izahının olmadığını, zira, ülkemizde 2010 yılından günümüze kadar yaşanan ekonomik dalgalanmalar, dolar/Euro kurunun değişkenliği ve enflasyon oranları ele alındığında 2017 yılına göre ilk hesaplanan tutardan sonra ek raporda 2016 yılına ilişkin daha yüksek bir tutarın hesaplanmasının doğru olmadığını;Bunun yanı sıra kök raporda 2017 yılına ilişkin 55.417,28 TL hesaplama yapılmışken ek raporda 2017 yılına ilişkin fiyatın 65.275,25 TL olarak hesaplanmasının da iki rapor arasındaki çelişkinin en büyük göstergesi olduğunu, davacının önerdiği deplase işlemi kök raporda 168.371,29 TL hesaplanmış olup ek raporda 2016 yılı için 167.368,31 TL'ye gerilediğini, müvekkili şirketin önerdiği deplase işlem modelinin fiyatı kök rapora istinaden ek raporda daha maliyetli olarak hesaplanmış iken, davacının önerdiği deplase işlem modelinin ek raporda daha düşük bir fiyata hesaplandığının anlaşılamadığını,Bilirkişi raporuna karşı itirazların değerlendirilme usulünün HMK'nin 281 maddesinde düzenlendiğini, bu çerçevede, İlk derece mahkemesi tarafından hem maddi hatalar hem de esasa yönelik hataların bulunduğu ek rapora karşı itirazlar değerlendirilmeksizin hüküm tesis edilmesinin kanuna aykırılık teşkil ettiğini, Her halükârda ayıplı ifa olduğu kabul edildiği takdirde işbu ayıba karşı süresinde ihbarda bulunulmadığından davacı şirketin ayıbı kabul ettiğinin aşikar olduğunu;Herhangi bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla, söz konusu ifanın ayıplı ifa olduğu kabul edildiği takdirde İlk derece mahkemesi tarafından, “Davacı yanın satın almış olduğu arsanın hukuki ayıplı olduğu, kullanımın hukuken sınırlandırılmış olduğu ve de bu durumu bilerek açık ayıplı hali ile taşınmazı satın aldığı anlaşılmıştır.” tespitinin yapıldığını, bu çerçevede, davacı şirketin açık ayıplı ifayı kabul ettiği ve süresinde de ayıp ihbarı yapılmadığından müvekkili şirketin ayıptan dolayı bir sorumluluğunun bulunmadığını beyanla İlk derece mahkemesinin usul ve yasaya aykırı kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taşınmaz satış sözleşmesi ile verilen taahhüt gereği yapılan masrafların tahsili talebine ilişkindir.Davacı taraf, davalıdan üzerinde fabrika kurmak üzere taşınmaz satın aldığını, taşınmazın imar alanında bina yükseklik sınırlamasının bulunmadığını ancak imar alanı içerisinde yüksek gerilim hattının bulunduğunu, davalının satış sözleşmesi ile aynı gün verdiği taahhüt ile yüksek gerilim hattının imar alanının dışına çekilmesi için gereken masrafları karşılamayı kabul ettiğini, buna rağmen işlem yapılmaması üzerine kendisi tarafından yüksek gerilim hattının imar alanı dışına taşındığını beyan ederek söz konusu nakil işleminden doğan masrafların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, davacının sunduğu taahhüdün yetkili temsilcisi tarafından imzalanmadığını, geçersiz olduğunu, aksi halin kabulünde dahi taahhüdün gereğinin yerine getirildiğini, ...'a başvuru yapıldığını, bir elektrik firması ile anlaşma sağlandığını ve ödemeler yapıldığını, davacıya yüksek gerilim hattının toprak altına alınacağına dair bir taahhütte bulunulmadığını, davacının taşınmazı satın alırken gezdiğini, mevcut hali ile satın aldığını beyanla davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ve karara  karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece taahhüdün yetkisiz kişi tarafından imzalandığına dair itirazlarının değerlendirilmediği, taahhütnamenin yetkisiz kişi tarafından imzalanmış ve davalı tarafından onaylanmamış olması sebebiyle sorumluluk doğurmayacağı, taahhüdün ayıp ihbarı olarak kabul edilemeyeceği, ayıp ihbarının süresinde ve kanunda öngörülen şekilde yapılmadığı, taahhüdün geçerli olduğunun kabulü halinde ise davalı tarafından gereğinin yapıldığı, ...'a başvuru yapılarak deplase protokolü imzalandığı ve bu kapsamda .... Firması ile anlaşma sağlandığı, davacıya yüksek gerilim hattının toprak altına alınmasına dair bir taahhütte bulunulmadığı, Mahkemece bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediği, raporlar arasında hem esas hem de hesaplamalar yönünden çelişki ve hatalar olduğu, davacı tarafından yüksek gerilim hattının başka şekilde nakli mümkün iken en pahalı yöntemin tercih edilmiş olmasının kötü niyetini gösterdiği, sonuç olarak verilen karar hatalı olup kaldırılması gerektiğine ilişkindir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, davalı tarafça ileri sürülen tüm istinaf sebeplerinin yargılama aşamasında sunulan cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürüldüğü, taraflar arasında davalıya ait imarlı taşınmazın davacıya satıldığı ve taşınmazın imar alanında bina yükseklik sınırlaması olmadığına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı, her ne kadar davalı taraf, taşınmaz satış sözleşmesi ile aynı gün imzalanan taahhütnamedeki imzanın şirketi tek başına temsile yetkili olmayan müdür tarafından atıldığını ve bu nedenle taahhüdün geçersiz olduğunu iddia etmiş ise de, aynı kişi tarafından taahhüt tarihinden önce /06/10/2015) ...'a yapılan başvurunun kendisi tarafından yapılmış başvuru olduğunu kabul etmesi, bizatihi davacıya gönderdiği cevabi ihtarname, cevap ve cevaba cevap dilekçesi ve de istinaf dilekçesinde taahhüdün kendisi tarafından verildiğini ikrar etmesi karşısında taahhüdün geçersiz olduğuna dair istinaf sebeplerinin haksız olduğu, bu minvalde esasen taraflar arasında taahhütnamedeki hususlarda bir anlaşma sağlandığı noktasında da ihtilaf olmadığı, taahhütnamede açıkça yüksek gerilim hattının imar alanı dışına nakledilmesine ilişkin masrafların davalı tarafından karşılanacağının kabul edildiği, yalnızca elektrik direklerinin imar alanı dışına alınmasından bahsedilmediği, bu nedenle davalının ...'a yaptığı ve yalnızca elektrik direklerinin nakli için hazırlanan deplase protokolü ve de dava dışı elektrik firması ile yapılan anlaşma ile taahhüdün gereğinin yerine getirildiğinin söylenemeyeceği, kaldı ki taahhütte nakil işlemlerinin davalı tarafından yapılacağı değil masrafların davalı tarafından karşılanacağının kabul edildiği, bu nedenle yüksek gerilim hattının imar alanı dışına nakledilmesi için davacı tarafından işlem yapılması ve masraflarının davalıdan talep edilmesinin taahhütnameye /anlaşmaya aykırı olmadığı, her ne kadar Mahkemece davacının talebi ayıplı satıştan doğan tazminat olarak nitelendirilmiş ise de, bu nitelendirmenin hatalı olduğu, taşınmaz üzerindeki yüksek gerilim hattı ile satılmış olup bu hattın tek başına taşınmazı ayıplı hale getirdiği söylenemeyeceği gibi taraflar arasında, davacının taşınmazı satın alma amacına uygun olarak, yüksek gerilim hattının imar alanı dışına çıkarılması konusunda ileriye yönelik bir anlaşma yapıldığı ve davalının bu hususta bir taahhütte bulunduğu, uyuşmazlığın ayıplı satış ile bir ilgisinin olmadığı, davacı tarafından, taraflar arasındaki anlaşma ile davalının üstlenmiş olduğu edimin ifasının talep edildiği, buna göre davalı tarafın ayıp ihbarının şeklen geçersiz olduğu ve süresi içerisinde yapılmadığına yönelik istinaf sebeplerinin dosya kapsamına uygun olmadığı, Mahkemece yerinde keşif yapılmak suretiyle alınan bilirkişi raporlarında  gerilim hattının ne şekilde imar alanı dışına nakledilebileceğinin seçenekli olarak gösterildiği, raporlara göre davacının ... ile imzaladığı deplase protokolü kapsamında yapılan işlemlerin yerinde olduğu, toprak altına alınması bizzat ... tarafından düzenlenen deplase protokolü gereği olup bunun en doğru ve amaca en uygun yöntem olduğunun ... tarafından dosyaya gönderilen 06/04/2017 tarihli yazı ile bildirildiği, bilirkişi raporlarında da aynı tespitlere yer verildiği, yine bilirkişi raporları ile davacının talep ettiği masraf kalemlerinin rayiç değerlere uygun olduğunun belirlendiği, raporlar arasında çelişki olmadığı, aynı işçilik ve malzeme kalemleri için aynı fiyatların gösterildiği, yalnızca kök raporda toplama hatası yapıldığı, bu sebeple Mahkemece yeniden rapor alınmaksızın verilen kararın doğru, davalının istinaf başvurusunun ise haksız olduğu anlaşılmıştır.Yukarıda açıklandığı üzere dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 11.743,26 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 2.935,81 TL harcın mahsubu ile bakiye 8.807,45‬TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 17/10/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0be61e189b3c70df","SID":"07fd9a0b30fa101d"}}